« Hürriyet.com.tr

Bir zamanlar komünizm

1989 Kasımı’nda Berlin Duvarı’yla birlikte yalnızca komünist sistem çökmedi, hayallerimiz de yıkıldı. İşte o hayallerden, hayaletlerden oluşan bir müzede, Prag’daki Komünizm Müzesi’nde yazıyorum bu satırları.

Nedim GÜRSEL
Nedim GÜRSEL
Nedim GÜRSELSeyahat Yazarı

    Kim derdi ki hayalini kurduğumuz, uğruna gençliğimizi adadığımız -hatta heba ettiğimiz-, bazılarımızın gerçekleşmesi için büyük bedeller ödediği komünizm günün birinde müzelik olacak. Kitaplarını yutarcasına okuduğumuz, kahve ya da meyhanelerde sabaha dek tartıştığımız Marx’ın, Engels’in, Lenin’in heykelleri meydanlardan sökülüp müzelerde sergilenecek. Kazıbilimin ortaya çıkardığı taşlar, sütunlar, kabartmalar gibi eski bir çağın bulguları olarak algılanıp değerlendirilecek. Oysa çok geçmedi aradan, ‘devrimci’ sloganlar haykırarak yürüdüğümüz sokaklar o yılların başbakanı Süleyman Demirel’in, nam-ı diğer ‘Morisson Süleyman’ın deyimiyle ‘aşınmadı’. Bundan sonra da aşınacağı yok, ‘başkan babamızın’ polisi gösteri yürüyüşlerini biber gazına boğuyor artık, genç-yaşlı demeden muhalif duruş sergileyen kim varsa ya copluyor ya da tutukluyor.

    HAYALLERİMİZ YIKILDI

    Bir zamanlar komünizm

    1989 Kasımı’nda Berlin Duvarı’yla birlikte yalnızca komünist sistem çökmedi, hayallerimiz de yıkıldı. İşte o hayallerden, hayaletlerden oluşan bir müzede, Prag’daki Komünizm Müzesi’nde yazıyorum bu satırları. Tam girişte Lenin’in bir türlü gelmeyen, bundan böyle de artık gelmesi mümkün olmayan ‘güzel günler’i müjdeleyen devasa bir heykeli var. Kel başını yukarıya kaldırmış, sağ eliyle o günleri gösteriyor ziyaretçilere. Nâzım Hikmet’in “Güzel günler göreceğiz çocuklar” diye olanca içtenliği ve umuduyla yazdığı şiirdeki gibi bizleri “Motorları maviliklere sürmeye” davet ediyor. Oysa biliyoruz artık. O mavilikler bir aldatmacadan ibaretti. Güzel günler olmadı hiçbir zaman, çünkü özgürlük ve demokrasinin kök salmadığı bir toplumda güzel günler umudu da, ne yazık ki, yeşermiyor.

    ANTİ KOMÜNİZM MÜZESİ

    Bir zamanlar komünizm

    Lenin’in, kim bilir hangi kentin meydanından sökülüp buraya getirilmiş heykelinin yanında Marx’ın da, daha küçük boyutlarda ve daha alçakgönüllü bir heykeli var. Ve elbette, öbür sakallının, yani Engels’in de... Bir köşede, ‘bıyıklı’nın, yani Stalin’inki de dahil yine aynı liderlerin büstleri üst üste yığılmış. Doğrusu yirminci yüzyıl tarihine damgasını vurmuş bu tarihsel kişiliklerin, bu düşünür ve liderlerin müzelik olmaları, sevindirici, dahası övünülecek bir durum değil benim gibi halâ sol görüşü savunanlar için. Zaten müze de, aşırı ölçüde anti-komünist bir anlayışla düzenlenmiş. Peki bütün eksiklerine, zorbalıklarına karşın hiç mi olumlu yanı yoktu komünizmin, diye sorası geliyor insanın. Komünizm yıllarında düşünce özgürlüğü yoktu belki, ama bugün olduğu gibi sokaklarda dilenciler de yoktu. Sağlık hizmetleri parasızdı. Kafka’nın Prag kentiyle özdeşleşmiş eşsiz yapıtı hakettiği ölçüde değerlendirilmiyordu, evet. Ama tiyatrolar kapalı gişe oynuyor, emekçiler opera ve baleden de nasiplerini alabiliyorlardı.

    Bir zamanlar komünizm Bir zamanlar komünizm

    Müzede Sovyetler Birliği ve eski sosyalist ülkelerdeki demokrasi yokluğu haklı olarak eleştirilirken bazı olumlu unsurlara nedense hiç yer verilmemiş. Soğuk savaş yıllarını anımsatan bir anlayışla yorumlanmış komünizmin tarihi. Propaganda afişlerinden madalyalara, giysilerden günlük hayatı yansıtan fotoğraflara dek her şey komünizmin olumsuz sonuçlarına, insanlık dışı uygulamalarına göre tasarlanmış. Böyle olunca da ister istemez kapitalizmin ve içinde yaşadığımız dinsel ortamdan yararlanan muhafazakârlığın sorgulanmadığı bir tavır öne çıkıyor. Benim bildiğim müze taraf olmaz; Prag’daki komünizm müzesi, Çek halkının kömünizmden çok çektiğinden olmalı ki, siyasal anlamda taraf. Evet, örneğin 1955’te Stalin öldükten ve heykeltıraşın intiharından sonra Prag’da açılışı yapılan, bugünse yerinde yeller esen anıtın serüvenini öğrenmekte yarar var, ama komünizmden söz edildiğinde her şeyin ‘Stalinizme’ indirgenmesi de doğru bir yaklaşım gibi gelmiyor bana.

    BAŞLAMADAN BİTEN PRAG BAHARI

    Bir zamanlar komünizm Bir zamanlar komünizm

    Müzede öne çıkan bir başka konu da Çekoslovakya’nın yakın tarihine damgasını vuran siyasal olaylar. İkinci Dünya Savaşı sonrasında Kızıl Ordu’nun Prag’a girmesiyle başlayan süreç ve 1968’de Dubçek’in ortaya attığı, ne ülkemizde ne de dünyada ne yazık ki fazla taraftar bulamayan ‘Güleryüzlü Sosyalizm’ görüşü ve Sovyet tanklarıyla birlikte gelip, daha başlamadan biten ‘Prag Baharı’. Yani Dubçek’in devrilmesi ve ‘normalleşme’ olarak adlandırılan eskiye dönüş. Derken muhalefetin örgütlenmesi, üniversite öğrencisi Jan Polack’ın kendini yakarak tutuşturduğu özgürlük meşalesi ve Vaclav Havel’in liderliğinde, Katolik Kilise’nin desteğinde, liberal aydınların ve halkın ‘Kadife Devrim’i gerçekleştirerek demokratik düzeni kurmaları. Bugün AB üyesi bir ülke Çek Cumhuriyeti ve Slovakya’dan ayrıldıktan sonra kendi yolunda ilerliyor.

    Bütün bu olayları müzede sergilenen afiş ve panolardan, video gösterilerinden izlemek olası, ama komünizmin bir daha geri gelmemek üzere tarihin çöplüğüne atıldığı da tartışmaya açık bir konu. ‘Şeytan, Melek ve Komünist’ adlı romanımda, TKP üyesi ve Nâzım Hikmet’in muhbiri Ali Albayrak’a şunları söyletmiştim:

    Bir zamanlar komünizm

    “Benim hiçbir şey beklediğim yok artık. Olan oldu, Duvar çöktü. Komünizm de çekti gitti. Bir daha gelmez.” Oysa çok değil daha birkaç yıl öncesine kadar komünizmin tam anlamıyla, yani tek rejim, tek parti, tek bayrak ve ezilen dünya halklarıyla kurulmakta olduğunu sanıyor, sınıfsız topluma ulaşmak için şunun şurasında az bir zaman kaldığını görerek hop oturup hop kalkıyorduk. Bizde olmasa bile başka ülkelerde, hatta yerkürenin hatırı sayılır bir kesiminde komünizm öyle bir yerleşmişti ki, değil kalkıp da bir yere gitmesi, yerinden kıpırdaması bile olanaksız görünüyordu. Şimdi müzelik oldu çoktan. Bir gün yolunuz Prag’a düşerse komünizmi kendi müzesinde ziyaret edebilirsiniz.

     

    Kaynak: Nedim GÜRSEL