« Hürriyet.com.tr

Artık duvar kalmadığı için ne zaman doğuda ne zaman batıda olduğunuzu anlayamayacaksınız

1989’da yıkılan duvarın ardından Almanya’nın yeni başkenti olan Berlin, her zamankinden daha mağrur. Gün geçtikçe cazibesi artan bir dünya şehri haline geliyor ve turistler için sürprizlerle dolu bir mücevher kutusuna dönüşüyor...

Saffet Emre TONGUÇ semton@yahoo.com
Saffet Emre TONGUÇ
Saffet Emre TONGUÇSeyahat Yazarı
    Hitler’in başkent için biçilmiş kaftan olarak gördüğü Berlin 1237’de kurulmuş ve adı bataklık anlamına gelen bir şehir.Geçmişte Prusya’ya da başkentlik yapmış olan Berlin, her zevke hitap eden, modadan kültüre, politikadan sanata her alanda ön plana çıkan bir yerleşim.

    Kısaca Ku’damm dedikleri Kurfürstendamm bölgesi şehrin ana merkezini oluşturuyor. Şık dükkanlar, kafeler ve Avrupa’nın Londra Harrods’dan sonra en büyük mağazası olan 60 bin metrekarelik KaDeWe’nin de bulunduğu cadde, alışveriş düşkünlerinin gözdesi konumunda. KaDeWe’nin altıncı katındaki yiyecek bölümünde sosisin bile yüzlerce çeşidi var. Tatmasanız da görün.

    Cadde üzerindeki Kaiser Wilhelm Kilisesi ise savaşın yarattığı acıların sembolü olarak restore edilmemiş bir biçimde duruyor. 1943’te bombaların kurbanı olan binanın yanına modern bir çan kulesi dikmişler. Berlin’in bölündüğü eski dönemi gösteren dört borudan oluşan Berlin heykeli de Ku’damm’ı süsleyenler arasında.

    EN ÜNLÜLERİN ŞEHRİ

    Berlin’deki en ünlü bina hiç şüphesiz Parlamento Binası (Reichstag). Fransızlar’dan alınan savaş tazminatlarıyla 1894’de yapılan binanın cephesine 1916 yılında ‘Alman Halkına’ yazısı ilave edilmiş. 1945’te binaya çekilen Rus bayrağı, biten II. Dünya Savaşı’nın ve Alman yenilgisinin göstergesi olmuş. Geçtiğimiz yıllarda ünlü İngiliz mimar Sir Norman Foster’ın binaya yaptığı modern bir cam kubbe, parlamentoya bambaşka bir hava kattı. Sıra beklemeyi göze alırsanız, para ödemeden binanın tepesine çıkıp, yüzde 30’u yeşilden oluşan bu şehrin manzarasının tadını çıkarabilirsiniz.

    Parlamento binasının yanında bulunan Başbakanlık binasının üzerinde Berlin’in yetiştirdiği ve Nazi döneminde Almanya’dan ayrılmak zorunda kalan ünlülerden Albert Einstein’ın bir sözü var: ‘İnsanlar devlet için değil, devlet insanlar için vardır.’

    Berlin’de, II. Dünya Savaşı’nda biri hariç tüm büyükelçilikler yıkılmış, son on yılda hummalı bir şekilde tüm ülkeler şehri yeni binalarla donatmışlar. ABD de büyükelçilik binasını ünlü Brandenburg kapısının yanında inşa ediyor. 1795’de tamamlanan ve Atina’daki Akropol binasının girişindeki yapıyı anımsatan kapı şehrin de en önemli sembollerinden. Brandenburg’un hemen yakınındaki diğer bir eser ise 2700 kolonun değişik boylarda sıralanmasından oluşan Yahudi Anıtı. Nazi döneminde Berlin’de 170 bin Yahudi varmış, sadece beş bini kurtulabilmiş. Şehirde bulunan Yahudi Müzesi insanoğlunun bazen ne kadar acımasız olduğunu gösteren en güzel örneklerden.

    Marlene Dietrich, Bertolt Brecht, Herbert von Karajan gibi ünlülerin şehri olan Berlin modern çağların şantiyesi gibi. Her tarafta inşaat var. Dünyaca ünlü Berlin Filarmoni Orkestrası’na ait binanın yakınında, Postdamer Meydanı’nda, Sony ve Mercedes’e ait iki yapı teknolojinin son nimetleriyle inşa edilmişler. Bu binalar yağmur sularını biriktirip, tuvaletlerde ve çiçekleri sulamada kullanıyorlar. Bu da marifetlerinden sadece bir tanesi.

    KREUZBERG KÜÇÜK İSTANBUL

    17. yüzyılın sonlarından kalma Gendarmenmarkt (Jandarma Pazarı) Berlin’in en güzel meydanlarından biri. Tam ortada konser salonu, bir yanda Fransız, diğer yanda Alman katedralleri meydanın önemli yapıları. Meydanın etrafındaki sokaklar ve Oranienburger caddesi de Berlin’deki gece hayatının baş aktörlerinden. Postdamer Meydanı’nda bulunan Adagio da gece eğlenmek için tercih edebileceğiniz mekanlardan.

    Berlin sokaklarında dolaşırken artık duvar kalmadığı için ne zaman doğuda, ne zaman batıda olduğunuzu anlamıyorsunuz ama aklınızda olsun sadece Doğu Berlin’de tramvay var. Tramvayı gördüğünüz yerler komünist dönemin Berlin’ine ait. Bu arada şehri toplu taşıma araçlarıyla keşfetmek istiyorsanız günlük kartın fiyatı 5.60 Euro.

    Türkiye dışında en fazla Türk’ün yaşadığı şehir olan üç buçuk milyonluk Berlin’de yaklaşık iki yüz bin vatandaşımız bulunuyor. Kreuzberg ise Küçük İstanbul olarak geçen ve dükkanlarda Türkçe tabelaların olduğu, tek kelime Almanca bilmeden tüm hayatınızı idame ettirebileceğiniz bir yer. İşin ilginç tarafı Kreuzberg şehrin marjinal sanatçılarının ve gay mahallesinin de bulunduğu bir semt. Medeniyet beraberinde hoşgörüyü de getirmiş, kimse kimseye karışmadan gül gibi geçinip gidiyorlar.

    Galeries Lafayette’in de bulunduğu, Kreuzberg yakınındaki Friedrichstrasse son yıllarda çok yatırım yapılan, yepyeni binalarla donatılan bir bölge. Dükkanlar, sanat galerileri ve restoranlar bölgeye yepyeni bir kimlik kazandırmış. Gene bu yakınlarda yer alan Checkpoint Charlie ise Soğuk Savaş döneminde Doğu ve Batı Berlin arasındaki sınır geçiş noktası olup, dramatik olaylara şahitlik etmiş. Doğu’dan o dönemde beş bin kişi kaçmış, 180 kişi vurulmuş. Kaçanların en genci 16, en yaşlısı ise 80 yaşındaymış. 1961 yılında yapılan 155 kilometrelik Berlin duvarının 45 kilometresi şehrin göbeğinden geçiyormuş. Buradaki müze kaçmak isteyenlerin ürettiği dahice araçların da sergilendiği bir yer.

    Komünist döneme ait binaların yer aldığı Alexanderplatz civarında, şehrin en eskilerinden Nikolai kilisesi ve Kırmızı Belediye Binası bulunuyor. Gene bu bölgedeki 365 metrelik TV kulesi açık havalarda 40 kilometreye kadar görüş imkanı sağlıyor. 1969 yılında yapılan döner kulenin kafesinde içkinizi yudumlarken şehri kuşbakışı seyredebilirsiniz.

    Berlin’de sembolik birkaç yer hariç tüm duvarlar yıkılmış, özgürlük her tarafa hakim. Peki biz ne zaman kurtulacağız ustalığını topluma ya da kendimize borçlu olduğumuz duvarlardan? Ne diyelim? Darısı çok geçmeden başımıza...

    BİZİM ŞAHESER ONLARIN MÜZESİNDE

    Berlin’de Müze Adası denilen yerde şehrin katedrali (Berliner Dom) ile önemli müzeleri bulunuyor. Bunlardan biri olan Bergama (Pergamon) Müzesi ise sadece şehrin değil, ülkenin de gözbebeği. Karl Humann isimli bir Alman 19. yüzyılın ikinci yarısında Hellenistik döneme ait şaheserlerden birini Padişah’ın da izniyle Bergama’dan Almanya’ya taşımış. Zeus Altarı (Sunak) olarak geçen bu 2200 yıllık eser inanılmaz bir hazine. İnsan ait olduğu topraklarda sergilenmediği için üzülüyor ama en azından iyi bakıyorlar ve her yıl milyonlarca insana Türkiye reklamı yapıyor diyerek avunuyorsunuz. Biz alem bir milletiz. Karl Humann sunağı memleketine taşımakla kalmamış, öldükten sonra da Bergama’ya gömülmek istemiş. Şimdi adamın (ç)aldığı Almanya’da, mezarı ise Bergama’nın Akropol’ünde! Müzede Priene, Milet ve Magnesia ad Meander’dan (Söke yakınındaki şehir) da eserler var. Türkiye’den gitme İznik çinileri, Uşak halıları, Selçuk ve Hitit eserleri ise diğer ilgi çeken bölümlerde yer alıyor. Giriş 8 Euro. Berlin’de iyi bir profesyonel rehber istiyorsanız Canan Erkan’ı arayın (+49-172-3277844 scguideberlin@hotmail.com), şehrinin güzelliklerini sizinle paylaşsın.

    OSMAN AMCA’NIN GECEKONDUSU

    Kreuzberg’daki en enteresan Türk, 84 yaşındaki, takkeli, beyaz saçlı Osman Amca. Yozgat’tan gelip, Berlin Duvarı’nın üzerine bir gecekondu oturtmuş. Duvarı yıkmışlar ama Osman Amca’nın gecekondusuna dokunamamışlar. Amcamız yayılma politikası çerçevesinde kendine bir de bahçe yaratmış. Şehrin ortasında salatalık, biber, domates yetiştirip Yozgat hasretini gideriyor!

    Kaynak: Saffet Emre TONGUÇ semton@yahoo.com