GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

Geri döndüler

Maçın başlama düdüğüyle birlikte Trabzonspor’un ortaya koyduğu mücadeleci futbol, özellikle orta saha direnci ve pas alışverişi ile rakip ceza alanı içinde yarattığı tehlikeler, bordo mavilileri oyunun tek hakimi yaptı.
İşte Teofilo
Tribünleri dolduran Trabzonspor taraftarı daha henüz maçın ilk dakikalarından itibaren takımlarının futbolundan öylesine keyif aldı ki, destekleri de 90 dakika boyunca devam etti. Trabzonspor, hırslı, arzulu ve agresif futboluna kaldığı yerden devam eder bir görüntü içerisindeydi. İlk yarıdaki golsüzlük “Aynı sıkıntıyı bu sezon da yaşayacak mıyız” diye düşündürürken, ikinci yarıda geçen sezonun suskun golcüsü Teofilo adeta patladı. Attığı 3 şık golle, “Artık bu takımın forvetinde de sıkıntı yok” diye haykırdı.
Hasret bitebilir
Böylesine önemli bir kupa finalinde Umut Bulut’un yerine Teofilo ile tek forvet olarak başlayan Şenol Güneş’in futbol dehasına hak ettiği övgü, dün akşam saatlerinde Liverpool yönetiminden de gelmişti zaten.
Glowacki çok isabetli transfer. Defansta güven verdi. Alanzinho, sezona müthiş bir başlangıç yaptı. Tek kelime ile mükemmel oynadı. Selçuk, Serkan, Egemen, Ceyhun, Colman, geçen seneki formlarının üstünde bir performans yakalamışlar. Takım olarak yardımlaşma ve mücadele gücü üst düzeyde. Bu görüntüsü ile Trabzonspor, inşallah bir olumsuzluk yaşamadığı taktirde şampiyonluğun en büyük ve ciddi adaylarından birisidir. Çünkü, 25 yıllık hasrete son verecek güçte bir takım olmuşlar.

Yazının devamı...

İşte Trabzonspor!

Dürüstlüğün ve onurlu mücadelenin ne anlam ifade ettiğini bilmeyen insanların ülke futbolunda dürüstlüğü ve onurlu mücadelesi ile timsal olmuş Trabzonspor’a yaptığı iğrenç yakıştırmalardı bunlar. Ancak ben dahil, tüm Trabzonsporlular bir şeyden adımız gibi emindik ki, bordo mavililer Şükrü Saracoğlu’nda yenilse bile Trabzonspor gibi oynayacaktı. Nitekim öyle de oldu.

Mücadele unutulmaz

Şampiyonluk için mutlak galibiyete ihtiyacı olan Fenerbahçe atakları karşısında zaman zaman oyun disiplininden kopmuş olsalar dahi bireysel olarak vermiş oldukları mücadele Türk futbol tarihinde onlarca yıl da geçse, unutulmayacak cinstendi. Sahada verilen mücadele bir onur mücadelesiydi. Futbolun sahada oynandığının eğer kazanılacaksa, sahada kazanılması gerektiğinin mücadelesiydi. Haftalardır Trabzonspor’a bu iğrenç yakıştırmalarda bulunanlar hangi yüzle insan içine çıkacaklar çok merak ediyorum.

İkinci devrim

1970’lerin başında peş peşe kazandığı şampiyonluklarla Türk futbolunda devrim yaratan Trabzonspor, dün gece Şükrü Saracoğlu’nda vermiş olduğu mücadele ile Türk futbolunda ikinci bir devrimin altına imza atan takım oldu.

Şüphesiz ki Fenerbahçe, dünkü maçı kazanmak için elinden gelen tüm gayreti sarf etti. Ancak verilen mücadele netice itibariyle bir spor mücadelesiydi. Bunun böyle algılanıp, böyle değerlendirilmesi gerekir. Farklı şekillerde değerlendirilmesi sadece Türk futboluna zarar verir. Bu Trabzonspor ki, Bursa Atatürk Stadı’nda da son dakikalarda attığı golle Bursaspor’un iki puanını almıştı.

Yazının devamı...

İşte bu kadar

Trabzonspor’u 4 yıl aradan sonra GAP Arena’daki kupa finalinde izlemek gerçekten büyük bir keyifti. Özlemişiz böyle maçları...
Aslında, maçı başında sonuna kadar kontrol eden takımdı Trabzonspor. F.Bahçe daha maçın ilk dakikalarında Trabzonspor gibi bir takıma önde basmaya çalışınca, bana kalırsa amatör bir takımın bile yapmayacağı taktik bir hatanın içerisine düşmüştü. Eğer, Trabzonspor, F.Bahçe’nin bıraktığı boş alanları daha etkili kullanıp, son vuruşlarda biraz daha dikkatli, biraz daha becerikli olsaydı bu maçın ilk yarıda kopması içten bile değildi. Ancak, Trabzonspor’un lig maçlarında da görmeye alıştığımız gol yollarındaki şanssızlığı, bu maçın ilk yarısında da nüksedip, buna karşılık F.Bahçe neredeyse o dakikaya kadar kaptığı tek topla, Alex’in de adeta “Bütün yapmanız gereken bu” dercesine attığı gol, Trabzonspor’u bir anda çok farklı bir görüntünün içerisine soktu.
Oynayarak kazandı
Artık kaptığı topları cömertçe harcayan değil, etkili vuruşlarla ve gollerle sonuçlandıran bir Trabzonspor vardı sahada. Sezon başından beri ciddi şekilde konsantre olduğu Türkiye Kupası’nı hem oynadığı oyunla, hem de hiçbir tartışmaya meydan vermeyecek bir skorla evine götüren Trabzonspor...
İkinci yarının başından beri oynadığı pozitif futbolu kupayla taçlandırmasını bilen başta Şenol Güneş olmak üzere tüm teknik ekibi ve futbolcuları yürekten kutluyorum.
Ben, bu maçın 1996’nın rövanşı olduğu görüşüne katılmıyorum. Trabzonspor, bu maçı sahada oynayarak kazandı.

Yazının devamı...

Pen pile kaçirmaztum!

Eğer yapıldıysa, eminim ki Trabzonspor uzak ara birinci olurdu. Bütün maç boyunca öylesine inanılmaz pozisyonlar kaçırdılar ki, fanatik Trabzonsporlu 80 yaşındaki nineme bile “Uşağum hapuları pen pile kaçirmaztum” dedirten cinstendi.
Paslaşma, oyun organizasyonu, oyun disiplini hepsi mükemmel. Diğer maçlara oranla daha fazla pozisyon bulmasına rağmen her pozisyonda topu kaleci Murat Şahin’in ayağına neden nişanladılar? İşte onu anlamakta bir hayli zorlandım. O da özel bir yetenek gerektiriyor herhalde.
Bu maçtan sonra ister istemez önümüzdeki sezonu düşünmeye başladım. Teofilo-Umut ikilisi yeni sezon için Trabzonspor’un beklentilerine cevap verecek yeterlilikte oyuncular mı? Yoksa Trabzonspor’un ihtiyacı olan forvet Semih Şentürk tipindeki bir oyuncu mu?
Hakem tartışılacak
Bana kalırsa Trabzonspor’un hemen bugünlerde cevap bulması gereken bir soru bu. Yok eğer ben Umut ve Teofilo’yla bu işi hallederim diye düşünen varsa; bu işin sorumluluğunu peşinen üstlenmiş olur. Ya da hat trick yapabilecek başka bir stoper daha bulmaları gerekebilir. Dün gece öyle bir maç oynandı ki maçın hakemi Özgüç Türkalp eminim ki verdiği ve vermediği kararlarla bir hayli tartışılaşacak ve belki de maçın sonucuna etki etmekle bile itham edilecektir.
Oysa ki bizim forvetler daha ilk 30 dakikada bu maçı kopartabilecek en az 5 pozisyon yakalamışken bunları değerlendirebilselerdi. Ne Özgüç Türkalp konuşulaşacaktı ne de sevgili Yılmaz Vural kulübede kendisini oradan oraya atacaktı.

Yazının devamı...

Kehanet değil

Doğal olarak, tek amacı bu maçı kazanmak olan rakibine de ciddi pozisyonlar verdi. Bunlardan ikisini Onur’un refleksleriyle savuşturduysa da bu yarının son dakikalarında gelen Djehoua’nın golüne engel olamadı ve ilk yarıyı 1-0 geride tamamladı.
İkinci yarıya Ceyhun-Engin değişikliğiyle başlayan Trabzonspor, hücum zenginliğini artıracağına ve gol yollarında etkili olmasını beklerken daha bu yarının ilk dakikalarında Antalyaspor’un yoğun baskısıyla karşılaştı. Öyle ki, bunlardan birisinde Necati’nin şutunda Colman’ın müdahalesi olmasaydı, maç bu dakikadan itibaren Trabzonspor için çok sıkıntılı bir hale gelebilirdi.

Colman renklendirdi

Antalyaspor’un baskıyı artırdığı bu dakikalarda Trabzonspor rakibinin bıraktığı boş alanları kullanma becerisini gösteremedi. Rakipten aldığı topları bir türlü kendi forvet oyuncularıyla buluşturamayınca rakip kalede Engin’in direkten dönen şutu haricinde tek ciddi bir pozisyon bulamadı.
Trabzonspor diğer maçlara kıyasla istediği oyunu sahaya yansıtamayan ve oyunun belirli bölümlerinde rakip takımın baskısını savuşturan bir takım görüntüsü verdi. Bu da izlemeye alıştığımız Trabzonspor’dan çok farklı bir görüntüydü. Ancak, Colman’ın gittikçe artan form grafiği ve bu maçtaki mükemmel oyunu Trabzonspor adına gözümüze hoş gelen nadir güzelliklerdendi.

En büyük favori

Netice itibariyle Trabzonspor kendi sahasında attığı goller değil de gol yemememinin vermiş olduğu avantajla kendisine hedef olarak seçtiği Türkiye Kupası’nda finale çıkan takım oldu.
Grup maçları başladığı günden beri Trabzonspor’un kupanın en büyük favorisi olduğunu defalarca yazdık. Bu bir kehanet değildi. Şenol Güneş’in gelmesiyle birlikte bu takıma olan inancımızdan kaynaklanıyordu. Eğer Süper Lig, Şenol Güneş’in geldiği günlerde başlasaydı bu takımın hiç çekinmeden şampiyonluğun da en büyük favorisi olduğunu rahatlıkla söyleyebilirdik.

Yazının devamı...