"Ahmet Ağaoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Ağaoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Ahmet Ağaoğlu

Hayal kırıklığı

24 Aralık 2009
100’e yakın top kaybına Gökhan’ın etkisiz futbolu da eklenince hiçbir varlık gösteremediler.
Song’un dikkatli ve gayretli oyunu olmasaydı, ilk yarıda G.Saray lehine çok farklı bir skor da ortaya çıkabilirdi. Öyle bir görüntü vardı ki sahada, Trabzonspor’da oyunu kimin kurduğu, hatta oyun planının ne olduğunu anlamakta zorlandık. Laf aramızda pek de zorlandım sayılmaz. Çünkü gerçekten öyle bir şey yoktu. Son 4 haftadır Trabzonspor’u ilk defa bu kadar kötü futbol oynarken gördüm. Şüphesiz ki, bunda hücumda etkili olamamasının da büyük payı vardı. Öyle ki, neredeyse bir ara G.Saray, stoperleriyle Trabzonspor’un üzerine gelmeye başlamıştı.
İkinci yarıda Umut’un oyuna girmesiyle bu futbolcunun inatçılığı ve gayreti en azından G.Saray’ın stoperlerini yerinde tutmaya zorladı.
Güneş’in işi zor
Ve bu yarıda ilk 15-20 dakika ayağa daha isabetli top yapıp biraz daha gayretli ve düzenli oynamaya başlayınca golü de bulmakta gecikmedi. Ancak, bu baskı Trabzonspor’un bu maçtan puan almasına yetmedi. Bu kadar eksik G.Saray karşısında Trabzonspor taraftarı farklı bir oyun ve farklı bir netice bekliyordu. Ancak, hayal kırıklığı devam etti. Takımın fizik gücünde de büyük bir düşüş gözleniyor. Ligin ikinci yarısı için Şenol Güneş bir hayli uğraşacağa benziyor.
Bu arada Alpaslan Dedeş, Hüseyin Fidan’a nazire yaparcasına Serkan’ın ilk yarının sonudaki gollük pozisyonunu ofsayt bayrağı ile kesmesi ligin ikinci yarısı için Merkez Hakem Kurulu’nun işinin de en az Trabzonspor kadar zor olduğunu gösterdi.
Yazının devamı...

Noel hediyesi

21 Aralık 2009
Fenerbahçe’deki Katolik oyuncuların çokluğundan olacak ki, Cale ile Egemen ortaklaşa Güiza’ya sundukları golle, onlara güzel bir Noel hediyesi verdiler.
Aslında iki haftadır üst üste umut veren futbol oynayan kadro sahadaydı. Ancak, Colman’ın istikrarlı bir şekilde düşen formu bu maçta zirve yapınca, aynı zamanda Alanzinho’nun sorumsuz futbolu ve Umut’un artık alıştığımız gol kaçırmaları da devam edince, Trabzonspor’un kaderi belli oldu.
Acı görüntü
İlk 11’inde iki Trabzonlu olan Fener’in karşısında, kadrosunda tek bir Trabzonlu futbolcu olmayan Trabzonspor’un mücadelesiydi dün geceki maç. Yıllardır anlatmak isteyip bir türlü anlatamadığımız, kendi dinamiklerine sırtını dönen takımın acı görüntüsüydü aslında bu.
Bu arada hakem Bülent Yıldırım, yardımcılarını da yanına alarak bu maçı bir kez de televizyondan izlesin. Yardımcılar, vermiş oldukları kararlarla maçın faturasını neredeyse Bülent Yıldırım’ın üzerine yıkıyorlardı. Maçın 8. dakikasında, 2 metre geriden fırlayan Trabzonsporlu futbolcuya ofsayt bayrağı kaldıran yardımcı Hüseyin Fidan, maçın sonlarına doğru Semih’in topa elle müdahalesini nasıl kaçırdı, anlamak mümkün değil. Kıdemli yardımcı Cem Satman da ilk yarıda Fenerbahçe’nin bir ofsayt golüne imza atacaktı ki, onu bütün bu hafta tartışılmaktan Trabzonspor kalecisi Onur kurtardı.
Trabzonspor ligin ikinci yarısında “yarışta ben de varım” demek istiyorsa, yapacağı çok iş var. Buradan isimlerini zikretmek istemiyorum ama transfere ihtiyaç duyulan mevkiler var. Artık bu tamamen yönetimin tercihi. Ya bu vaziyette ligin sonunu getirecekler ya da ciddi transferler ve değişikliklerle hala kaybolmamış olan ilk 4 şansını kovalamaya devam edecekler.
Yazının devamı...

Kabustan çıkış

14 Aralık 2009
Güneş, Broos’un, Moğol orduları gibi dağıttığı takımı toparlayıp, iki hafta içinde ayağa top yapan, daha pozitif futbol oynayan ve maç kazanmasını bilen bir görüntüye kavuşturmuş Trabzonspor’u.
Gabric katkı sağladı
“Benim oyun sistemimde, bu oyuncuya yer yok” diyen Broos’a nazire yaparcasına oynayan Alanzinho’nun, oyuna ve sonuca katkısı tartışılmazdı. Ona Yalanzinho yakıştırmasını yapan bazı yorumcuların da yüzleri kızarmıştır herhalde.
Futbolculuğu neredeyse tartışılır hale gelen Gabric’in, oyunda olduğu süre içerisinde takım oyununa ne kadar katkısı olduğu, yokluğunda çok daha iyi anlaşıldı. Oyundan alınma nedeni, sakatlık mıdır yoksa sarı kart sınırında olmasından mı kaynaklandı bilemeyeceğim ama hocanın tercihi bu yöndeydi. Saygı duymak lazım.
Onur’u kazandılar
İkinci yarıda anlaşılmaz bir şekilde rakibinin üzerine gelmesine izin veren Trabzonspor’da, oyuncu değişikliklerinden kaynaklanan saha içi değişikliği ve Colman’ın gerçek performansının uzağında olmasının payı büyüktü. Kaleci Onur ve Trabzonspor defansı, Denizlispor forvetine gol şansı vermedi. Onur’un hem Trabzonspor, hem de Türk sporu için kazanç olduğuna inanıyorum. Trabzonspor’un ligi kaçıncı olarak bitireceğini söylemek için henüz çok erken. Ancak son 3 haftada ortaya koyduğu performans umut verici. En azından teknik anlamda sıkıntı yaşayacağını sanmıyorum. Dünkü maçta, Trabzonspor’un Denizli’de vermiş olduğu mesaj şuydu: “Ben 3 puanımı aldım, gidiyorum. Ama dikkatli ol eğer böyle devam edersen sen de gidersin.”
Yazının devamı...

Son Trabzonlu

7 Aralık 2009

Kadroda Ömer ve Onur’un dışında değişiklik yoktu. Ama takım daha derli toplu, daha disiplinli ve kapasitesinin sınırlarını zorlayan bir oyun ortaya koydu.

Ankaragücü’nün ilk yarının sonunda topla daha fazla oynar gözüktüğü dakikalarda bile oyunun kontrolü, Trabzonspor’un elindeydi. Belki de geldiğinden bu yana Alanzinho gerçek yeteneğini ilk defa bu maçta sergileme fırsatı buldu.

Değerlerimize sahip çıkalım

Umut ve Gabriç, mükemmele yakın bir futbol oynadılar. Kısacası Trabzonspor, oynadığı mükemmele yakın futbolla geri kalan haftalarda ilk 13 haftanın acısını unutturacak bir görüntü sergiledi.

Benim Trabzonspor’da gözlemlediğim tek fark, hoca farkıydı. Yani elimizde kalan son Trabzonlu Şenol Güneş’ti. Tek bir Trabzonlu futbolcusu olmayan Trabzonspor’u, Trabzonspor gibi oynatan Şenol Güneş’ti.

Ben dün maçı dün çok farklı bir gözle seyrederken bazı şeyleri ne kadar çok özlediğimizin farkına vardım. Türk futbolunda Trabzonspor olarak varlığımızı devam ettirmek istiyorsak, Şenol Güneş gibi kendi değerlerimize sahip çıkmak zorundayız.

Yazının devamı...

Balık kavağa çıkmasın

30 Kasım 2009

Dünkü maç şunu gösterdi ki, Trabzonspor’un maç kazanması için fazla macera aramasına gerek yokmuş. Ünal Karaman gibi bir teknik direktör, Onur, Ömer, Giray, Ceyhun, Cale’den oluşan bir defans ilk defa bir arada oynamasına rağmen futbolun gereklerini yerine getirince Trabzonspor hücuma yönelik orta sahasının da gayretiyle sahadan galip ayrılmasını bildi.

Karaman’a  teslim etselerdi

O zaman sormadan edemiyorum: “100 milyon lira borca girilerek oluşturulan kadronun kaç paralık bir bölümü sahada mücadele ediyordu. Ya da sezon başında marka teknik direktör arayışındaki yönetim, Ünal Karaman veya benzeri yeteneklerdeki bir hocaya takımı teslim etseydi, çok mu yanlış yapmış olurdu acaba.

Umudum odur ki, ilerleyen süreçte balık yeniden kavağa çıkmasın. Dediğim gibi futbol basit bir oyundur. Yönetimi de basittir. Ancak ki, fantastik bir şeyler yapma uğruna işleri içinden çıkılmaz bir hale getirmediğiniz sürece.

 

Yazının devamı...

Sadece Broos yetmez

23 Kasım 2009

Beşiktaş’ı şampiyonluk yolunda umutlandıran Trabzonspor, dün de kümede kalmak için çırpınan Kasımpaşa’ya hayat verdi. Kısacası Trabzonspor, haftalardır mücadele ettiği takımlara umut vermeye devam ediyor. Bu arada kendi taraftarını da büyük bir karamsarlığın içine itiyor. Trabzonspor kalitesinde bir takımın taraftarı, küme düşme potasındaki bir takımın taraftarının alaycı tezahüratlarına hedef oluyor. Bunu yaşatmaya kimsenin hakkı yok.

Bu takım nasıl kazanacak?

Bir takım düşünün ki, defansından top çıkaramıyor. Orta sahası bırakın pas yapmayı, top kontrolünde bile zorlanıyor. Trabzonspor’un gol umudu Gökhan Ünal ikinci yarıda toplam dört defa topla ancak buluşabiliyor. O zaman birinin bana anlatması lazım. Bu takım nasıl maç kazanacak? Hugo Broos, yönetimin çağrısı üzerine istifasını verdi. Sormak lazım; “Hugo Broos’u bu takımın başına getirirken kriterleriniz ve hocadan beklentiniz neydi?” Ve soruyorum; “Yazık değil mi kaybedilen bunca puana, zamana ve taraftarların umuduna?”

2001-2002’yi hatırlayın

Trabzonspor yönetimi, bu dakikadan itibaren eğer kümede kalma korkusu yaşamak istemiyorsa çok ciddi değişiklikler yapmak zorunda. Bu değişikliklerin sadece hoca değişikliği ve kadro dışı bırakılan 5 oyuncu ile sınırlı kalması, özgüvenini yitirme noktasına gelmiş olan futbolcuları yeniden lige motive etmeye yetmeyecektir. O zaman bu değişikliklerin çok geniş kapsamlı olması gerekiyor. Aksi takdirde 2001-2002 sezonunda Trabzonspor’un yaşamış olduğu sıkıntıların bir benzerini yaşamak hiç de uzak gözükmüyor. O günleri yaşayan birisi olarak kendimi bu uyarıyı yapmak zorunda hissediyorum.

Yazının devamı...

Trabzon'un hızına yetişemiyor

12 Kasım 2009

TRABZONSPOR yıllardır istenen başarıyı yakalayamıyor. Eski günlerini mumla aratıyor. Futbol aşkıyla yanıp tutuşan şehir şampiyonluk hasretini dindireceği günü bekliyor. Bunun reçetesi belli. Akıllı yönetim şekli, doğru transfer ve öze dönmek. Bordo mavili camia niçin bu halde? Başarı niçin artık mazide kaldı? Geçen sezona uzanalım ve o günden bugüne Trabzonspor’da neler oldu bir bakalım...
Güneş, Aybaba ve Eriksson
Ersun Yanal’ın istifasının ardından yönetimin aklına ilk gelen isim Seul’ü çalıştıran Şenol Güneş oldu. Ama Seul’den gelen olumsuz cevap yönetimi zor durumda bıraktı. Ardından Samet Aybaba ismi tepki çekti. Yaşananlar üzerine yönetim Genel Kurul kararı aldı.
Kulübün önde gelen isimleri devreye girdi ve Başkan Sadri Şener tekrar adaylık için ikna edildi.
Aybaba’ya gösterilen tepki neticesinde yönetim yabancı hocada kesin kararlıydı. Önce Swen Goran Erikkson ile anlaşmaya varıldı ama sonunda Belçikalı Hugo Broos ile el sıkışıldığı duyuruldu. Beklentileri üst düzeyde olan camiada bu isim pek sıcak karşılanmasa da Samet Aybaba’dan daha kariyerli olduğu için ona gösterilen tepki Belçikalı hocaya gösterilmedi.
Broos’un yardımcılığına Metin Diyadin getirildi ve Ünal Karaman da sportif direktörlük koltuğuna oturtuldu. Federasyon’daki görevinden ayrılan Metin Kazancıoğlu’nun da kulüpte göreve başlaması takdir topladı. Ancak tüm bu yaşananlar taraftarın ilgisinin takımdan uzaklaşmasına neden oldu. Bunun en somut örneği de satışa çıkarılan kombinelere gösterilen ilginin azlığıydı. Taraftarın yeni sezondan beklentileri pek iç açıcı değildi.

80 yaşındaki nine bile bu takımdan şikayetçi

TÜRK futbolunu yakından tanımayan Bross’un, hedefleri ve beklentileri büyük olan Trabzonspor’a sağlayacağı uyum süreci ve oynatacağı futbol merak konusuydu. İlk hafta deplasmandaki Sivasspor galibiyeti camiayı heyecanlardırsa da peşpeşe gelen puan kayıpları ve Avrupa’ya erken veda, camiada umutların erken kaybolmasına neden oldu.

Yazının devamı...

300 milyonluk futbol

8 Kasım 2009
Trabzonspor, çakılı oynayan Beşiktaş defansı ve onun önündeki üç orta saha oyuncusunu geçmekte çok zorlandı. Buna rağmen bulmuş olduğu çok net gol pozisyonlarında da Hakan engeline takıldı. Hakan, gecenin tartışmasız kahramanıydı.
Beşiktaş, Tabata’nın yerine ikinci yarıya Yusuf ile başlayınca, takım olarak hareketlendiler. Trabzonspor kalesine gitmeyi hatırladılar. İlk şutlarında da Ernst ile golü buldular. Bu golden sonra Broos’un yapmış olduğu değişiklikler tamamen oyunu Beşiktaş yarı sahasına yıksa da “Bu gece benim gecem” diyen Hakan, inanılmaz kurtarışlarıyla sonucu belirleyen isim oldu. Herşeye rağmen Trabzonspor kazanmak adına olağanüstü bir çaba gösterdi. Ama, şansızlığının kurbanı olmaktan öteye de gidemedi.
Sahadaki mücadele bir başka açıdan toplam borcu 300 milyon lirayı bulan iki kulübün mücadelesiydi. Perde önündeki oyun 2-0 Beşiktaş lehine bitti. Ancak, sahada oynanan futbola değer biçmeye kalkarsak, kaç para eder onu bilemiyorum.
Saatli bomba Yattara
Yattara, Trabzonspor için zaman ayarı bozuk saatli bir bomba gibi. Ne zaman ne yapacağı, ne zaman kimin elinde patlayacağı belli değil. Broos onu dün kadro dışı bıraktı. Çünkü 18’e alsa yedek bırakamayacaktı, başı ağrıyacaktı. Yattara, ne geçmiş senelerde, ne de bu sezon hiç oynamadı. Trabzonspor’a yarar adına bir şey sağladığına ben şahsen inanmıyorum. Zamanında satılsaydı, çok iyi olurdu. Ona verilen paralara yazık.
Yazının devamı...