"Ahmet Ağaoğlu" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ahmet Ağaoğlu" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Ahmet Ağaoğlu

Trabzon'a yazık oluyor

11 Nisan 2010
Deplasmanda Bursaspor’la berabere kalan, Galatasaray’ı yenen, dün de İnönü’de puan alan Trabzonspor’a maç sonunda Beşiktaş seyircisinin gösterdiği tepki anlaşılır gibi değildi.
Şenol Güneş’ten sonra dirençli ve her maçta pozitif futbol oynamak için çaba gösteren takım görüntüsü veren Trabzonspor, aynı direnci Beşiktaş karşısında gösterdi. Bunun bir diğer anlamı da şudur: Şampiyonluk mücadelesi veren takımlar eğer gerçekten şampiyon olmak istiyorlarsa, beni 3 puanla geçmek zorundalar.
3 puanı kaçırdı
Dünkü maçta özellikle yarıda defanstan ayağa toplarla çıkan ve Beşiktaş’ın orta saha direncini Alanzinho ile kıran bordo mavililer, Engin ve Gabric’in yokluğunda Umut’u sol tarafta başarı ile kullandı. Zaman zaman saha içi oyuncu değişiklikleriyle de oyunun kontrolünü elinde tutmasını bildi. Kalesinde birkaç pozisyon vermesine rağmen, ilk yarıda Umut ve Egemen’le ikinci yarıda Sezer ve Ceyhun’la yakaladığı pozisyonlarda biraz daha şanslı olabilseydi, İnönü’den 3 puanla ayrılması içten bile değildi Trabzon’un.
Nobre yetişti
İkinci yarıdaki Teofilo-Ceyhun değişikliği “orta saha üstünlüğünü Beşiktaş’a mı bıraktık mı?” diye düşündürürken, imdadımıza Ernst-Nobre değişikliği yetişti. Bu dakikadan sonra Trabzonspor, bulduğu boş alanları iyi değerlendirebilseydi, beklenen gol Beşiktaş’tan değil, konuk takımdan gelecekti. Trabzonspor, bu maçtaki performansıyla eminim ki ben ve benim gibi düşünen bütün Trabzonluları mutlu etti. Türk futbol kamuoyuna da şu mesajı verdi: Kimlerin şampiyonluk mücadelesi yaptığı beni hiç ilgilendirmez.
Başta da söylemek istediğimiz gibi şampiyonluk mücadelesi veren takımlar, eğer hedeflerine ulaşmak istiyorlarsa, ligin ikinci yarısının yıldızı Trabzon’u 3 puanla geçmek zorundalar. Doğrusunu isterseniz, şu an itibariyle de yukarıdaki o takımlardan hiçbiri bunu başarabilecek görüntüde değil.Yazık oluyor, böylesine başarılı bir takımın şampiyonluk yarışının uzağında kalmasına.
Yazının devamı...

Büyü bozuldu

30 Mart 2010
Ancak Trabzonspor’un Şenol Güneş’le kazandığı bir özelliği daha var ki, o da oyun disiplini. Takımın zaten dün geceye kadar maç kaybetmemesi de büyük ölçüde bu özelliğinden kaynaklanıyor. Hemen her maçta aynı ciddiyet ve disiplinle oynama istekleri bu karşılaşmaya da hakim olunca daha ilk dakikalardan itibaren oyunu domine eden takımdı Trabzonspor. 

Korner atmadan kazandılar

Bu arada özellikle Alanzinho’dan bahsetmek istiyorum. Oynadığı futbolun takıma katkısı zaten ortada. Ancak vermiş olduğu bir de göz zevki var ki, onun için ekstra bilet satılsa hiç de yanlış olmaz... Müthiş tekniğiyle dün gece soğuk havada Kadir Has Stadı’nı dolduran seyircilere ve kendisini televizyondan izleyenlere bir futbol resitali sundu. Ne var ki Trabzon forveti aynı ölçüde başarılı olamayınca Kayserispor’a Kadir Has Stadı’nda tek bir korner dahi attırmayacak kadar baskılı oynamasına rağmen, son dakikada yediği golle maçı kaybetti.

Son dakikada yenilen bu golde mükemmel futbol oynamasına rağmen gereksiz yere Giray’la tartışarak sarı kart gören ve defansın konsantrasyonunu bozduğuna inandığım Ömer Aysan’ın payı olduğuna da inanıyorum.

Futbol garip oyun

FUTBOL böylesine garip bir oyun işte. Eğer oynanan futbolu terazide tartma imkanımız olsaydı merak ediyorum işte o zaman bu maçın sonucu ne olurdu. Her mağlubiyette olduğu gibi bundan da alınacak önemli dersler var. Umarım ki herkes payına düşeni almıştır.
Yazının devamı...

Kafayı kupaya taktı

25 Mart 2010
Gücü sizden daha zayıf olan rakiplerinizin bile her zaman final şansı vardır. Trabzonspor dün gece hem bu gerçeği göz önünde bulundurarak, finale giden yolda bileti ilk maçta almak için son derece planlı, etkili ve baskılı bir futbol oynadı. İlk yarıda özellikle Alanzinho sadece takımı hücuma taşıyan oyuncu olmakla kalmadı, aynı zamanda seyredenlerin de göz zevkini okşayan futbolcu oldu. Yattığı yerden kalkmak bilmeyenlerin çirkinleştirdiği oyuna renk katan futbolcuydu.İkinci yarıdaki Teofilo-Ceyhun değişikliği Trabzonspor’un hücum gücünü mü artırdı? Yoksa orta saha üstünlüğünü Antalyaspor’a mı bıraktı diye düşündüğümüz dakikalarda gelen Alanzinho’nun golü bu soruyu hükümsüz bırakırken, golden sonra gittikçe artan Trabzonspor baskısı ve ardından gelen ikinci gol final yolunda çok büyük bir avantajı da yanında getiriyordu.Trabzon takım olduÖzellikle ikinci yarının son 30 dakikasında öyle bir futbol oynadı ki, Trabzonspor şampiyonlukta iddiaları olan takımlara nazire yaparcasına ve “dua edin ki, bu aralar kafayı sadece kupaya taktık” dercesine oynuyordu. Alanzinho da tartışmasız maçın yıldızıydı.Şenol Güneş’in Trabzonspor için çok önemli bir kazanç olduğunu söylemiştik. Bakın ligin ilk yarısındaki Trabzonspor ne hale geldi? Sadece skor üreten değil iddia ediyorum, ligde göze en hoş gelen futbolu da oynayan takım haline getirdi. Lafın kısası Trabzonspor takım oldu.
Yazının devamı...

Onur'un maçı

22 Mart 2010
Kaleci Onur’un olağanüstü kurtarışları olmasaydı Trabzonspor, daha ilk dakikalarda teslim bayrağını çekebilirdi. İşte bu sıkıntılı anlarda Emre Güngör’ün inanılmaz hatası sonucu gelen gol, Trabzonspor’u bir anda kendine getirdi.
Bu dakikaya kadar Burak’ın yakaladığı gol fırsatı hariç kayda değer bir atağı olmayan Trabzonspor, oyunun ilerleyen bölümünde Umut, Alanzinho ve Colman’la girdiği pozisyonları değerlendirebilseydi maçı çok daha farklı bir skorla bitirebilirdi.
Büyük kazanç
Özellikle ikinci yarıda kimin şampiyonluk adayı, kimin ligin beşinci sırasındaki takım olduğunu anlamak gerçekten zordu. Trabzonspor, kendine güvenen, oyunu forse eden, ayağa top yapan ve rakip kalede 8 net pozisyon bulan taraftı. Buna karşın Galatasaray da önemli gol fırsatları yakaladı, ancak kaleci Onur’un mükemmel performansı, 3 puanı Trabzonspor’un hanesine yazdırdı.
Kazanılan 3 puan, Trabzonspor için prestij açısından çok büyük anlam ifade ederken, aynı zamanda belki konuşmak için erken ama, kaçan şampiyonluk için de can sıkıntısı olmaktan öteye gidemedi.
Her şeye rağmen bu süreçte kaleci Onur, sadece Trabzonspor için değil, aynı zamanda Türk futbolu için de önemli bir kazanç olarak değerlendirilebilir. Belki şampiyonluk gitti ama kupa yolunda ilerleyen bir Trabzonspor ve Türk futbolu adına kazanılmış bir kaleci var.
Yazının devamı...

Yerli malı Trabzon

13 Mart 2010

Serkan, Selçuk ve Sezer’den kurulu orta sahanın ilk yarıdaki etkisiz oyunu, Burak ve Umut ileri uçta olumsuz olarak etkilerken yine orta sahada kaptırılan topun bedelini kalesinde gol olarak ödedi Trabzonspor.
İkinci yarıdaki Alanzinho, Gabriç ve Teofilo değişiklikleri Trabzonspor’un hücum gücüne katkı sağlarken, son dakikada gelen beraberlik golü, “acaba doğru kadro bu muydu?” sorusunu da beraberinde getirdi. Şampiyonluk iddiasından her geçen hafta istikrarlı bir şekilde uzaklaşan Trabzonspor’da asıl problem ikinici yarının ilk 5 haftasında izlemeye alıştığımız ve hepimize keyif veren futbolunu oyunun ilk bölümlerinde değil de son bölümlerine sıkıştırıyor olması. Bunun neticesi olarak da son 5 haftadır oyun üstünlüğünü olmasa bile puanları rakiplerine bırakarak sahadan ayrılmasına neden oldu.
Hedef kupa olmalı
Başkanımız “Biz şampiyon olamazsak Bursaspor’un olmasını isterim” dedi ama sizlerin de bunu “Biz şampiyon olmak istemiyoruz2 şeklinde algılamanız gerekmiyordu. Zaten taraftar şu an sizden şampiyonluktan ziyade size yakışan bir futbol bekliyor.
Son haftalarda oyunun son bölümlerinde gösterdiğiniz gayreti ilk dakikalarda gösterseydiniz belki de Sayın Şener’e daha farklı konuşma imkanı sağlamış olurdunuz. Zira kaybedilen puanlar aslında kazanılması mümkün olan puanlardı. Trabzonspor’un son haftalardaki kötü futbolunda ders çıkararak yapması gereken tek şey, kupada oynayacağı 3 maçı da kazanıp taraftarının yüzünü biraz olsun güldürebilmek. Takımın mevcut kadrosu bunu rahatlıkla yapabilecek güçte. Bunun için bu beklenti asla abartı olarak algılanmamalı.

 

Yazının devamı...

Skor yanıltmasın

7 Mart 2010

Son haftalarda Trabzonspor’un futbol kalitesindeki düşüş bu maçın ilk yarısında zirve yaptı. Alanzinho ve Colman’ın neredeyse hiçbir varlık gösteremediği ilk 45 dakikada yarı sahayı geçtiği ilk topla haftalar sonra golü bulan Gençlerbirliği karşısında Trabzonspor’un beraberlik golü, ısrarlı kullandığı sağ kanat yerine kontradan uzun bir topla geldi.
Özetle ilk yarıda izlediğimiz Trabzonspor, rakibe baskı yapan, bunaltan, organize paslarla neticeye giden alıştığımız görüntüsünden uzak, sıradan bir ekip görüntüsü verirken, oynadığı futbol bırakın zevk vermeyi umut vermekten bile çok uzaktı. Orta saha ve forvet hattındaki bazı oyuncularda ciddi form düşüklükleri var. Bu futbolcular bir an önce kendilerini toparlamazlarsa, ligden vazgeçtik Trabzonspor’un kendisine hedef olarak seçtiği Ziraat Türkiye Kupası’nda da işi bir hayli zor olacağa benziyor.
Maçın 2. yarısında değişen tek şey yaptığı oyuncu değişliklikleriyle daha organize ve ofansif futbol oynayarak, karşılaşmayı biraz daha seyredilebilir hale getiren Gençlerbirliği’nin oyun anlayışıydı. Öyle ki, Mahmut’un kafa vuruşu ve Onur’un kurtarışı maçın kırılma noktasıydı diyebiliriz. Açıkçası tam 1 puana razı olmuşken, son dakikalarda ardı ardına gelen 2 gol Trabzonspor’a sadece 3 puanı kazandırdı. Ama oynadığı futbol bana göre bu skorun karşılığı değildi.

Teofilo neden alındı?

AKLIMA gelen bir soruyu da sormadan geçemeyeceğim. Teofilo bu takıma devre arasında ne düşünerek transfer edildi? Eğer gelecek sezon için yatırımsa, buna hiç gerek yoktu. Sezon sonunda yapılması gereken yatırımın devre arasında yapılması çok anlamsız.
Yok eğer ligin 2. yarısında değerlendirilmek için alındıysa, bu futbolcu Trabzonspor’un bu süreçteki ihtiyaçlarına cevap verebilecek kapasitede bir oyuncu değil. Buradaki ölçü eğer, bu oyuncunun Kolombiya Ligi’nde gol kralı olmasıysa iki lig arasındaki kalite farkı ve oyun anlayışı hiç mi göz önünde bulundurulmadı acaba?     

Yazının devamı...

İrtifa kaybı

26 Şubat 2010
Burak Yılmaz’ın maçın hemen başında gelen golü, bir anlamda Antalyaspor’u ateşledi. Trabzonspor maçın ilk yarısında haftalarca izlemeye alıştığımız görüntüsünden oldukça uzaktı. Düşündüklerini bir türlü sahaya yansıtamadılar. Orta sahadaki top kayıplarına, defanstaki bireysel hatalar da eklenince takım, Antalyaspor karşısında sıkıntılı anlar yaşadı. Nitekim, defanstaki kademe anlayışının kaybolduğu anda Necati’nin beraberlik golü geldi. İlk yarı boyunca hücumda da pek bir varlık gösteremedi Trabzonspor. Öyle ki, bütün bir 45 dakika boyunca gol haricinde akılda kalan tek pozisyon; Alanzinho’nun yandan auta giden şutuydu. İkinci yarıda daha arzulu ve daha baskılı bir Trabzonspor vardı sahada. Tıpkı geçen hafta İstanbul BŞB maçının ikinci yarısındaki gibi. Golü arzulayan bir görüntüleri vardı. Nitekim Umut Bulut’la yakaladıkları iki net pozisyon vardı ki, bu pozisyonlarda şans Antalyaspor’dan yanaydı. Son dakikalardaki yoğun baskı da gol getirmeyince Trabzonspor, art arda üçüncü maçından da beraberlikle ayrıldı. Trabzonspor için “Kötü oynuyor” diyemeyiz. Ancak özellikle son iki haftadır, iyi olmadıkları kesin. Görünen o ki, Trabzonspor ciddi şekilde kupaya konsantre olmuş. Ancak taraftarın beklentisi sadece kupa değil. Aynı zamanda ligin de zirvesinde bir Trabzonspor görmek. İlerleyen haftalarda, Trabzonspor’un tekrar 3-4 maç önceki form grafiğini yakalayacağına inanıyorum şahsen. Ancak bu kadar, basit puan kayıpları da canımızı sıkmıyor değil. İbretlik zemin ANTALYA Atatürk Stadı, bu yıl Türkiye’nin en fazla yağış alan stadıydı. Hatırlarsınız, Antalya’nın sele teslim olduğu haftaları. Buna rağmen, stadın zemini yıllardır hiçbir sıkıntı yaratmadı. Dün de yoğun yağışa rağmen, maç neredeyse kuru zeminde oynanıyor gibiydi. Bu stadın çimlenmesi 2001 yılında Gloria Gol Kulübü tarafından ücretsiz olarak yapıldı. Ve bugüne kadar göründüğü gibi hiçbir sıkıntı yaratmadı. Şu anda Türkiye’nin en mükemmel zeminlerinden birisi. Ayrıca Belek’teki golf kulüplerinin futbol antrenman sahalarında günde en az iki takım her türlü hava şartlarında her gün 5-6 saat antrenman yapmakta. Ve zemin anlamında hiçbir sıkıntı yaşanmamaktadır.
Yazının devamı...

Yakışmıyor

21 Şubat 2010
Organize paslarla hücuma çıkarken bir Premier Lig takımı görüntüsü verdiler. Rakibe de bir-iki pozisyonun haricinde hücum şansı vermediler. Ancak final paslarında aynı başarı yoktu.
İleride Umut topla istediği şekilde buluşmakta zorlanınca gol de gelmedi. İkinci yarı Teofilo ve Gabric değişiklikleriyle hücumda daha farklı bir görüntü ortaya çıktı. Yine iyi pas yapan, oyunu pozitif oynayan, baskı kuran taraftı Trabzonspor. Karşısında, “1 puanı nasıl kurtarırım”ın hesabını yapan bir rakip vardı. İlk yarının aksine oyunu rakip ceza sahasının içerisine yıkmayı başarmasına rağmen, ama şanssızlık ama zaman zaman beceriksizlik artık adı her neyse, Trabzonspor’un ihtiyacı olan golü getirmedi.

Acınacak halde

Alanzinho-Teofilo değişikliği her ne kadar tribünleri umutlandırdıysa da Teofilo özellikle bu görüntüsüyle Trabzonspor kalibresindeki bir takımın golcüsü olmaktan uzaktı.
Öyle ümit ediyorum ki, uyum sorununu kısa sürede üzerinden atıp Süper Lig’in çok daha mücadeleci ve zorluk derecesi yüksek bir lig olduğu gerçeğiyle beklentilere cevap verecek bir düzeye gelir.
Ehliyetsiz ve yeteneksiz insanların elinde sahalarımızın zeminleri acınacak hale geldi. Bu hafta da Gabric zemin kurbanı oldu. 2016 Avrupa Şampiyonası’na aday ülkeye yakışmıyor bu görüntüler.
Yazının devamı...