Gündem Haberleri

GÜNDEM

    AKP-CHP için zorluk çıkarmayız

    Cansu ÇAMLIBEL / Yüz Yüze Pazartesi - Fotoğraf: Levent KULU
    13 Temmuz 2015 - 01:33Son Güncelleme : 13 Temmuz 2015 - 09:45

    Başbakan Ahmet Davutoğlu bugün koalisyon görüşmelerinin ilk turuna başlıyor. Çarşamba günü HDP Genel Merkezi’nde eş genel başkanlar Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş ile bir araya gelecek. Ankara’da sıcak haftanın arifesinde Figen Yüksekdağ ile HDP’nin koalisyon turlarından beklentilerini konuştuk.

    Aslında HDP’nin Davutoğlu görüşmesinden fazla bir beklentisi yok, kerhen turlara dahil edildiklerini düşünüyorlar. Ancak Yüksekdağ yine de ‘Sorumluluk düşerse üstlenmeye hazırız’ diyerek sürpriz bir teklife de kapıyı aralık bırakıyor. Yüksekdağ’a göre seçmen iradesi ‘AK Parti-CHP koalisyonu’ dedi. Peki ya erken seçim? Kesinlikle istemiyorlar ama yeniden seçime gidilirse yüzde 15’in altına düşmeyecekleri konusunda iddialılar.

    HDP PROGRAMINI KOALİSYON ŞARTI OLARAK SUNACAK DEĞİLİZ

    - Başbakan Davutoğlu koalisyon görüşmelerinin ilk turunda çarşamba günü sizinle de görüşecek. Ne söyleyeceksiniz kendisine?

    Seçim kampanyamız süresince ne söylediysek Sayın Davutoğlu ile yapacağımız görüşmede de aynısını söyleyeceğiz. Temel ve vazgeçmeyeceğimiz başlığımız Türkiye’nin demokratikleştirilmesi. Eğer Davutoğlu’nun niyeti ve samimiyeti Türkiye’yi demokratik ve kurucu bir sürece götürmekse bizden alacağı cevap da olumlu olacaktır. Ama ne yazık ki bu zamana kadar AKP cephesinden aldığımız mesaj ve sinyaller çok olumlu değil. Davutoğlu kısa bir süre önce yaptığı açıklamada koalisyon seçenekleri için sadece CHP ve MHP’yi işaret etti. HDP’yle koalisyon seçeneğinin olanaksız olduğunu ifade eden kendisidir.

    Biz kapılarımızı hiçbir zaman kapatmadık. 8 Haziran sabahından itibaren daha doğru bir koalisyon seçeneğinin ortaya çıkarılması için sorumlu ve sağduyulu bir yaklaşım sergiledik. Ama aynı şeyi siyasi iktidar için söylemek çok zor.

    - HDP’nin de seçim kampanyasından beri AK Parti ile bir koalisyonun içinde yer almama yönünde bir tavrı oldu sanki. Siz 8 Haziran’dan itibaren AK Parti’li bir koalisyon formülüne kapıyı açık tuttunuz ama kategorik ret oradan geldi, öyle mi?

    Biz baştan itibaren koalisyon ekseninde yapılacak bütün tartışmalara kapımız açık ve her şeyi yeniden tartışmaya ve ele almaya hazırız dedik. Bu çok net bir şeydir, bizim tutumumuzda bir belirsizlik ya da fluluk yoktur. Ama herkesin bildiği ve bizim de net ifade ettiğimiz bir gerçek var; biz ‘AKP ile koalisyon kuracağız’ diye bir kampanya yapmadık. Her parti kendisi iktidar olmak için kampanya yapar. Ama 8 Haziran günü bir tablo ortaya çıktı. Bizim üstlenmemiz gereken sorumluluk da şuydu; eğer bir koalisyona ihtiyaç varsa biz bu doğrultuda sorumluluk üstleniriz. Bu bizim bir erken seçime gitme sürecini ortadan kaldırabilmek için üstlenmemiz gereken bir sorumluluktu.

    - Çarşamba günü size geldiğinde velev ki Davutoğlu sürpriz bir şekilde ‘sizinle de koalisyona açığız’ mesajı verirse, siz de buna yeşil ışık yakar mısınız?

    Çok net söyleyebilirim. Bizim Merkez Yönetme Kurulumuzda hazırladığımız ve pazartesi de (bugün) yeniden değerlendireceğimiz 15 maddeden oluşan temel bir çerçevemiz var. Bu çerçeveyi tartışacağız kendileriyle. Kabaca bir takım mecburiyetler üzerinden bir koalisyon pozisyonu tartışılamaz. Her parti kendi politikalarını, önceliklerini ortaya koyar. Biz azami programda uyumu dayatmıyoruz, bütün HDP programını bir koalisyon şartı olarak sunacak değiliz. Acil öncelikli 3 temel başlıkta gelin birlikte adım atalım diyeceğiz; adalet, demokrasi ve barış.

    AKP-CHP için zorluk çıkarmayız

    BİZİMLE KERHEN GÖRÜŞÜYOR

    - Başbakanlık ‘nezaket ziyareti’ diyor. Davutoğlu’nun özetle sizinle kerhen görüşeceğini mi düşünüyorsunuz?

    Tabii ki, gerçekte böyle. Nezaket için yine teşekkür ederiz ama bunun gerçek bir karşılığı yok. Gerçek, AKP’nin HDP ile koalisyon kurmak istemediği gerçeğidir.

    SEÇMEN İRADESİ AKP-CHP DEDİ

    - Mevcut koşullarda sizin için olası tek koalisyon ortağı CHP gibi görünüyor. Ama o birliktelik de matematiksel olarak bir hükümet çıkarmaz.

    Seçmen iradesinin bize işaret ettiği bir yol var aslında. Mantıklı olan ve ilk yapılması gereken seçimden birinci ve ikinci parti olarak çıkan AKP ve CHP’nin koalisyon koşullarını zorlamasıdır. Seçim sonuçlarının mantığının doğal sonucu budur.

    - MHP lideri Bahçeli de aynı şeyi söyledi. HDP de seçim sonucunun doğal mantığını ‘büyük koalisyon’ ihtiyacı olarak mı okuyor?

    Öyledir ama... Siyasetin matematiğinin söylediği bazı şeyler vardır, reel şeyler. Bir tesadüf de değil.

    AKP-CHP’NİN DIŞARIDAN DESTEĞE İHTİYACI YOK AMA ZORLUK ÇIKARMAYIZ

    - Peki siz AK Parti-CHP hükümetine destek verir misiniz? CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu gönlünden geçenin sizin de destek verdiğiniz üçlü bir formül olduğunu söylüyor.

    Biz buna zorluk çıkarmayız. Olası bir AKP-CHP koalisyonunun bizim dışarıdan vereceğimiz desteğe ihtiyacı yok zaten. Kurabilir, güvenoyunu da alabilir. Özel olarak destek olmaya ihtiyaç yok.

    AKP-MHP SİYASİ SAVAŞ ALANINI GENİŞLETİR

    - AK Parti-MHP seçeneği HDP için ne anlama geliyor?

    Bir savaş hükümeti anlama gelir. Bir gerilim ve çatışma koalisyonu anlamına gelir. Bir savaş çıkarmayacaksa bile gerilim ve çatışma siyasetini tırmandıracak demektir. Zaten böyle bir koalisyon kurulmaya kalmadan, AKP’nin şu ara dönemde bile Suriye’ye müdahale hazırlığı olarak değerlendirilen tavrı böyle bir gerilim zeminine Türkiye’nin çekildiğini gösteriyor. Bunun üzerine bir de AKP-MHP koalisyonunu eklerseniz savaş siyasi alanı genişleyecektir, daha da fazla kurumsallaşacaktır. Türkiye’nin böyle bir koalisyona ihtiyacı yok.

    ERKEN SEÇİM OLURSA YÜZDE 15’İN ALTINA DÜŞMEYİZ

    - Erken seçim sizin açınızdan AK Parti-MHP koalisyonuna yeğ midir?

    Şu an bir erken seçim bizim tercih ettiğimiz bir şey değildir. İki sayılan seçenek açısından bizim duruşumuzu değiştirecek bir fark yok. Biz iki koşulda da Türkiye’nin görebileceği en iyi muhalefeti yapmaya adayacağız kendimizi. Biz bundan sonraki süreçte kendimizi bir iktidara hazırlama yönünde ilerleyeceğiz.

    - Erken seçimi kesinlikle tercih etmemenizin nedeni HDP’nin tekrar baraj sorunu yaşama olasılığı mı?

    Hayır, asla. Erken seçim şu an erken seçim isteyenler için büyük bir risk. Bu riski neden göze aldıkları onların tartışma konusudur.

    - Yazılanlara, çizilenlere bakılırsa erken seçimde Cumhurbaşkanı’nın yüzde 44-45 bandını yakalama hedefi var. Hatta şimdiden bunun yakalandığını iddia eden anket firmaları var. HDP’nin oyları bazılarının iddia ettiği gibi düşüşte mi?

    Bize gelen anket sonuçlarına göre yeni bir seçim olursa yüzde 14.2 oy alabileceğimize dair öngörüler var. Şu konuda çok emininiz; yeni bir seçim yapılsa Halkların Demokratik Partisi yüzde 15’in altına düşmez. Bunu çok net, daha yüksek bir güvenle söyleyebilirim. Yüzde 16-17 bandına doğru oylarımız tırmanabilir ama yüzde 15’in altına düşeceğini düşünmüyorum. 7 Haziran seçimlerinde bize oy verenlerin dışında oy vermeyi çok isteyip de alışkanlıkları ve kaygıları nedeniyle sandık başında vazgeçenler de oldu.

    - O kaygıları 7 Haziran sonrasında mı giderdiniz?

    Çok önemli ölçüde giderildi. Kampanya bitti ama biz yine saha çalışmasına devam ediyoruz. Gittiğimiz her yerde bize iki şey söylüyorlar. Birincisi, emanet oy tartışmasından dolayı eleştiriyorlar. ‘Oyumuza emanet demeyin, bizim oyumuz kalıcıdır, isteyerek ve bilerek oy verdik. Oyumuz helal olsun’ diyorlar. İkincisi de, kaygılarından, korkulanlarından dolayı oy vermeyenler seçimlerden sonra izlediğimiz verdiği sözlerin arkasında duran duruşumuz nedeniyle bir ikna durumu yaşıyorlar. Biz 7 Haziran’dan önce ikna edemediğimiz seçmen kitlesini seçimlerden sonra ikna etmeyi başardık. Bizim üzerimizde oynanan savaş siyaseti oyunlarına rağmen çok güçlü bir direnç gösterildi parti kademelerinden. Artık hiçbir yoldan çıkarma hamlesiyle rayından çıkmayacak bir HDP var.

    GÖRMEDİĞİMİZ TEZGÂH KALMADI HEPSİNİ BOŞA ÇIKARDIK

    - Bu kadar iddialı konuşabiliyorsunuz....

    Valla Cansu Hanım şunu söyleyeyim; görmediğimiz provokasyon kalmadı şu ana kadar. Daha başka neler vardır, hangi karanlık laboratuvarlarda neler üretilir bilemeyeceğim. Ama bugüne kadar görmediğimiz provokasyon, tezgâh kalmadı. Hepsini de çok şükür boşa çıkardık. Kaybeden bu tezgâhları ve provokasyonları düzenleyenler olmuştur. Kazanan biz ve bize güvenenler oldu. Bize güvenmeye devam edebilirler.

    TOPLUM İSTEMEDİĞİ İÇİN ERKEN SEÇİM İSTEMİYORUZ

    - Erken seçim olması durumunda yüzde 15’in altına düşmeyeceğinizi öngörüyorsanız ve siyasetin diğer merkezleri şimdiden bir şekilde ‘erken seçim siyaseti’ yapmaya başlamışken siz neden bu yönde bir çizgi izlemiyorsunuz?

    Biz erken seçim istemiyoruz, çünkü Türkiye toplumu erken seçim istemiyor. Bir sene içinde iki defa seçim insanları bezdirdi. Herkes bilir, sandığa gitmek bizim insanımız için seçim sitemindeki zorluklardan dolayı bir çiledir. İnsanlar bu çileyi bir kere daha yaşamak istemiyor, bu kadar basit. 1 milyar maliyeti var seçimin. İnsanlar bizim gittiğimiz yerlerde ‘Sandığa gitmek istemiyoruz’ diyorlar. Seçmen bunu söylüyor. Yoksa haklısınız bu soruyu sorarken. Erken seçime karşı çıkmamızı ‘Acaba kaybetmekten mi korkuyorlar’ diye görenler olabilir. Hayır, biz tam tersine daha kazançlı çıkacağımızı düşünüyoruz. Ama toplum bunu istemediği için istemiyoruz.

    Cumhurbaşkanı neden bugün erken seçim istiyor? Hâlâ başkanlık rejimini geçirebilmek için bir şansı olduğunu düşünüyor ve bunu zorluyor. Cumhurbaşkanı şu an kendi siyasal ikbali için Türkiye’de bir koalisyon kurulmasındansa erken seçime gidilmesinin siyasetini yapıyor. Bu vesayet siyasetidir.

    CELAL DOĞAN VE BAYKAL GÖRÜŞMELERİ VESAYET SİYASETİNİN PARÇASI

    - Cumhurbaşkanı Erdoğan 7 Haziran’ın hemen ertesinde CHP milletvekili Deniz Baykal ile görüşmüştü. Sonrasında Meclis Başkanlığı süreci yaşandı malum. Celal Doğan gibi farklı ekolden bir HDP’liyi kabul etmesi de kendisine orada da farklı bir kanal açmak istediği şeklinde yorumlandı.

    Bu genel bir tutum tabii ki. Dediğiniz şey doğru. Yeni bir vesayetin temellerini atma uğraşısı içinde Sayın Erdoğan

    - Deniz Baykal ve Celal Doğan görüşmeleri de ‘vesayet siyaseti’ diye tanımladığınız şeyin parçası mı?

    Tabii ki. Biraz önce söylediğim gibi ‘günlük siyasetin aktörüyüm, müdahale eder ve içinde olurum’ mesajını veriyor bu tip görüşmelerle. Vesayet oluşturma çabaları sadece bu iki isimle yaptığı görüşmelerden ibaret de görülemez. Cumhurbaşkanı seçim bittikten sonra da her gün Başbakan’dan daha fazla konuşuyor. Seçim kampanyası sırasındaki tesis açılışları bitti, şimdi oruç açılışları başladı.

    - Peki Celal Doğan’ın böyle bir görüşme yapması HDP yönetimi açısından bir rahatsızlık yarattı mı?

    Yo, hiçbir rahatsızlık yaratmadı, çünkü Celal Bey bize bildirmiştir bize gitmek istediğini, döndükten sonra da aynen. Parti denetimi ve disiplini dışında yapılmış bir görüşme değildir. Biz parti olarak kurumsal bir görüşme olarak algılamadık. Celal Bey de böyle algılanabileceğini düşündüğü için bize bilgi verdi. ‘Eğer böyle bir algılama doğacaksa vazgeçebilirim’ manasında o bildirimde bulundu. Ama bizi herhangi bir şekilde kurumsal olarak bağlayacak bir görüşme değil.

    DEVLET HEYETİNİN ÖCALAN’LA GÖRÜŞMELERİ SÜRÜYOR

    - İmralı heyetinin revizyona uğrayabileceği şeklinde iddialar kulislere yansımıştı. Bu yönde bir hazırlığınız var mı?

    Hayır, bizim öyle bir gündemimiz yok. Hükümetle zaten şu an görüşmelerin başlaması yönünde canlı ve işleyen bir gündem yok. Devlet heyetinin Sayın Öcalan’la görüşmeleri sürüyor. Onun bilgisi bizimle paylaşılıyor. Kamu Güvenliği Müsteşarı ve devlet heyeti rutin görüşmelerini sürdürüyor. Ama iki aydır heyetimizin gitmesine izin verilmiyor ve müzakereler başlatılmıyor.

    - Gönderilmeme gerekçesi olarak ne söyleniyor?

    Bize resmi olarak ifade edilmiş bir gerekçe yok. Gerekçe istiyorsanız Erdoğan’ın konuşmalarına bakın, Davutoğlu’nun onu sessizce destekleyen duruşuna bakın. Bu sorunuzun cevabını aslında bundan 1.5-2 ay önce Cumhurbaşkanı Erdoğan verdi; ‘Kürt sorunu yoktur, masa yoktur’ dedi. Dolmabahçe mutabakatını reddettiğini ifade etti. AKP hükümeti hiçbir zaman gerçek anlamda çözümden yana olmadı. Sözlerimiz bugün pratikte doğrulanıyor. İçinden gelmedi, demokratik siyasetle buluşarak yürütmedi bu süreci. Mecbur kaldı, bu kadar basit. Milyonlarca Kürt insanın iradesi, milyonlarca savaştan mağdur olmuş insanın iradesi, bunların yarattığı basınç. Yani yok edemediği, ortadan kaldıramadığı bir basınç ve irade var diye.

    - Bu basınç devam etmiyor mu bugün?

    Ediyor. Belki mantıken ‘yöneleyim oraya, barış isteyen Kürtlerin de gönlünü alayım’ diye düşünmesi gerekir. Ama bunu yapamıyor. Nedeni de çok net. O kırmızı çizgilerini, o antidemokratik totaliter kırmızı çizgilerinin yarattığı basıncı aşamıyor. Çok basit bir örnek şudur; Suriye sınırında bir Rojava bölgesi oluşmasına tahammül edemiyor. Bu ortamda nasıl içteki beklentileri de yanıt verecek bir barış ve çözüm yönüne gidebilir ki? Barış sürecinin tıkanmasının en önemli nedenlerinden biri Suriye’deki kanton oluşumlarına AKP hükümeti ve Erdoğan’ın tahammül edememesidir.

    - Çözüm süreciyle Suriye’deki kanton meselesinin nasıl bir ilgisi olduğunu açar mısınız?

    Türkiye sınırları içindeki Kürtlerle barışmak istiyorsanız, onun kardeşiyle ve akrabasıyla da barışık olmak zorundasınız. Eğer Suriye’deki Kürtleri, Rojava’daki yeni siyasi oluşumu imha edilmesi gereken bir yapı olarak görürseniz Türkiye’deki Kürtlerle de barışamazsınız. 6-8 Ekim’de niye kıyamet koptu bu memlekette?

    AKP-CHP için zorluk çıkarmayız

    DİYARBAKIR BOMBACISI UYAP SAHTEKÂRLIĞIYLA KURTARILMIŞ KORUNMUŞ KOLLANMIŞ

    - Sizdeki bilgilere göre Suriye’de YPG/YPJ saflarında savaşan Türkiyeli Kürtler kaç kişi?

    Şu anda çok somut bir rakam telaffuz edemem ama yüzlerce insan. Seçim kampanyası sırasında sadece Van’a 25’in üzerinde cenaze geldi. Benim seçim bölgem olduğu için yakından biliyorum. Hani soruyorlar ya, Kürtler 7 Haziran’da niye bu kadar güçlü destek verdi HDP’ye diye. İşte bu ortamda daha da verecekler, onu söyleyeyim. İnsanlar şunu gördüler; AKP ‘Kobani düştü düşecek’ten başladı ‘Kürt sorunu yoktur, masa yoktur’a kadar gitti. IŞİD’e desteği istikrarlı bir biçimde sürdürdüler.

    - MGK’da IŞİD’e karşı atılacak adımlar görüşülüyor, İncirlik’in IŞİD’e karşı kullanılması gündemde. Yine de hâlâ hükümetin IŞİD’i desteklediğini mi düşünüyorsunuz?

    Şu an uluslararası kurumlardan gelen basınç, demokratik kamuoyundan gelen basınç, hakem kuruluşlara karşı duydukları sorumluluk ve zorunluluk onları IŞİD’i terör örgütü olarak ilan etme ve bir takım tedbirleri görüşme zeminine çekiyor. Bu mecburi istikamet, o tarafa gitmek zorundalar çünkü yükümlülükleri var. Ama diğer taraftan siyasetleri kesinlikle bununla uyumlu değil. Siyasi söylemler çok net ortada. İşin belgeli kanıtlarına gelince zaten sayısız işleme konulmayan dosya var. Diyarbakır bombacısı da son örneği oldu işte. UYAP kaydı sahtekârlığıyla takipten kurtarılmış.

    - Bombacının UYAP kaydının bilinçli olarak mı farklı girildiğini düşünüyorsunuz?

    Tabii ki bilinçli olarak yapılmış, ihmal falan değil. 90’lı yıllarda o faili meçhul cinayetler nasıl işlendi? Devlet içindeki yapılanmaların harıl harıl bu tür kirli komploları desteklediğini biz sıfırdan mı keşfediyoruz? Bunlar bugün de var işte. Çok açık olarak hile yapılarak takipten kurtarılmış, bu iş için hazırlanmış, örgütlenmiş, korunmuş. O eylemcinin de güvenliği sağlanmış. Bizim anladığımız bu. Bir kere siyasi iktidarın temsilcileri çıkıp ‘PYD bizim için IŞİD’den daha tehlikeli’ dedilerse bir tercih yaptılar.

    TÜRKİYELİ KÜRTLER KOBANİ VE TEL ABYAD’I SAVUNMAYI YURTTAŞLIK GÖREVİ GÖRÜYOR

    - Bir yandan Türkiye’den gidip PYD saflarında savaşanlar var, bir yandan da gidip IŞİD için savaşanlar var. Türkiye toplumu bir şekilde Suriye’deki savaşın aktif tarafları olarak bölündü mü?

    Şu an Türkiye cephesinde ben çok güçlü bir kamplaşma olduğunu düşünmüyorum doğrusu. Allah korusun öyle bir keskin taraflaşma olursa çok daha kötü bir tabloyla karşı karşıya kalacağız. Evet IŞİD saflarına gidip savaşanlar var. Bölgeden biliyorum, IŞİD’in örgütlenme için kullandığı bazı kentler ve ilçeler var.

    - Nereler mesela?

    Adıyaman’da, Urfa’da var, Antep’te kısmen var. Erzurum yine bizim duyduğumuz yerler arasında. Buralarda bir örgütlenme çalışması olduğunu biliyoruz ama IŞİD’in toplumsal tabanını oluşturacak keskinleşmiş bir yapı yok çok şükür. Öyle bir aşamadan söz edemeyiz. Ama çeşitli istihbarat kanalları tarafından gözetilen ve kollanan illegal bir örgütlenme ve militan toplama çalışmaları var. Bölgede gidip Rojava’da IŞİD’e karşı mücadele etmek çok şerefli bir iş hatta bir görev olarak görülüyor. Kobani ve Tel Abyad’ı savunmayı bir yurttaşlık görevi olarak görüyorlar. AKP hükümetinin göremediği şey bu işte.

    Şu an artık Kürt sorununun çözümü de, barışın ve çatışmasızlığın güvence altına alınması süreci de emin olun Rojava’dan bağımsız değil. Türkiye’de kurulacak koalisyon eğer Suriye’deki kantonlarla komşuluk ilişkileri temelinde ve sınır güvenliğini dikkate alarak iyi bir ilişki kurmayı başarabilirse emin olun Türkiye’deki barış sürecinin de sırtı yere gelmez.

    KANDİL’LE SİSTEMATİK İLİŞKİMİZ YOK

    - 7 Haziran’a kadar Kandil’den çok fazla ses duymadık ama son bir ay içinde kritik noktalarda PKK komuta kademesinden üst üste açıklamalar geldi. Bunları ‘Seçimden sonra esas çerçeveyi kimlerin belirlediği ortaya çıktı’ diye yorumlayanlar var. Bunun HDP’nin imajını zedeleyebileceği yönünde bir kaygınız var mı?

    Hayır, ben öyle bir görüntü oluştuğunu da, öyle bir durum olduğunu da düşünmüyorum. Kandil ayrı bir merkez ve sadece seçimlerle ilgili değil Türkiye ve dünyadaki pek çok gelişme üzerine söz söylüyor. Neden seçimlerden sonra dikkatler daha çok Kandil’e dönüyor da oradan yapılacak değerlendirmeler bu kadar özel olarak inceleniyor. Biz seçim sonrasındaki dönemde tam tersine HDP cephesinden çok daha somut ve net, siyasi yönetimimizi belirleyen bir çizgi oluşturduk. Seçim kampanyası sırasında HDP çizgisi çok net ve görünür hale geldi. Seçim sonrasında da bu HDP çizgisi çok bilinçli, ayakları da daha sağlam yere basarak kendini sürdürdü. Yaygın kamuoyunun buraya bakması, HDP’ye ve demokratik siyasete dikkat kesilmesi lazım. Ama yaygın kamuoyu algısı demokratik siyaset merkezleri üzerinden gelişmiyor. Ben size kendi gözlemim olarak şunu da söyleyebilirim. Kandil başka süreçlerde yaptığı açıklamalardan çok daha az açıklama yapmıştır son dönemde.

    - Kandil’in farklı bir merkez olduğunu söylüyorsunuz ama sonuçta Kürt siyasi hareketinin farklı unsurları değil mi KCK ve HDP? Şu anda nasıl bir iletişim içindesiniz? ‘Yaygın kamuoyu size dikkat kesiliyor’ şeklinde bir uyarıyı onlarla istişarelerinizde dile getiriyor musunuz?

    Hayır, bizim böyle bir diyaloğumuz ya da istişaremiz olmuyor, çünkü olmasına gerek yok. Bizim bir siyasi parti olarak Kandil’le sistematik bir ilişkimiz yok ki. Bizim Kandil’le kurduğumuz ilişkinin tek çerçevesi çözüm ve müzakerenin başlatılması süreci. Bunun dışında ne Kandil’in bize dönük böyle bir beklentisi ya da istişare teklifi olmuştur ne de bizden doğru böyle bir ihtiyaç gelişmiştir. Bugün düşünün devlet ‘terörist’ diye ilan ettiği bir örgütle nasıl istişare içindeyse çok daha geniş alanda bu tip temaslar ve yan yana gelişler söz konusu olabilir. Ama HDP bir dönem birikimini de kullanarak siyasette yeni bir alan açmıştır ve 7 Haziran’da sadece seçim sonucunu değil, geleceğini de belirlemiştir. Artık Halkların Demokratik Partisi diye çok güçlü bir gerçek var. Kimse bunu değişik dil ve söylemlerle yok saymasın.

    MHP NUMUNE OLARAK İNCELENMELİ AŞIRI MİLLİYETÇİLİK GÖRME BOZUKLUĞU YAPIYOR

    MHP bu dönemde siyasi bir numune olarak alınıp, özel olarak incelenmesi gereken bir örnektir. Ben geçenlerde Bahçeli’nin yaptığı konuşmaları dinledikten sonra arkadaşlarla sohbet ederken şunu dedim; bir yaştan sonra aşırı milliyetçilik görme bozukluğuna da yol açıyor demek ki. Devlet Bey de o görme bozukluğunu yaşıyor. HDP’yi flu görüp yok sayması bir görme ve algılama bozukluğunun ürünü. 6 milyon insanın oyunu alıp parlamentoya gelmiş bir partiyi flu görüyorsun. Devlet Bahçeli kendi niyetini ve isteğini reel siyasete giydirmeye çalışıyor. Görmek zorunda artık. Bizim sınırlarımızı, hani o çok övünüp çakıl siyaseti hamasetiyle savundukları o kırmızı çizgileri şu an IŞİD’e karşı, hilafete karşı PYD savunuyor. Bugün Suriye’deki savaş Türkiye’ye giremiyorsa bunun en önemli sebebi PYD’nin orada IŞİD saldırganlığına karşı ortaya koyduğu duruştur.

    KORUNAN KONTRA YAPILARIN SALDIRGANLARINA BİZZAT HEDEF GÖSTERİLDİM

    Ben Suruç konuşmamdan sonra doğrudan AKP yanlısı medya tarafından ‘Susturun şu şirret kadını’ diye manşet atılarak saldırganlara hedef gösterildim. O oluşturulan ve korunan kontra yapılanmalara hedef gösteriliyoruz. İkincisi de utanmazca kadın kimliğim hedef alındı. Toplumsal ve siyasi yaşamdaki bütün kadınlara karşı bu kirli zihniyetin kafasından neler geçtiğini çok net gösteren bir örnek. Bu haberler özel olarak AKP’nin bakanlar düzeyinde görevlendirdiği kadrolar tarafından Cumhurbaşkanlığının doğrudan talimatıyla yapılıyor.

    Etiketler: akp , chp , HDP , Figen Yüksekdağ
    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı