Geri Uğur MELEKE Bir mecburi asist kralı olarak Lionel Messi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bir mecburi asist kralı olarak Lionel Messi

Abone Olgoogle-news

Uğur Meleke yazdı...

İlk çocukluk kahramanım Marco van Basten’dı. Benim için halen gelmiş geçmiş en estetik ve akıllı bitirici odur. Fenomen ronaldo’nun driplingçiliği, De Bruyne’nin pasörlüğü de eşsizdir gözümde. Ama bir de Messi var işte. Hepsinin toplamı gibi bir adam. Zaten ne kadar iyi bitirici ve ne kadar harika bir driplingçi olduğunu bütün dünya biliyordu. Bu sezon bu unvanlarının yanına bir kartvizit daha ekledi: Dünyanın en iyi pasörü...

SEZONUN PEMBE DiZiSi: BARCELONA

Bu yazıyı, Barcelona-Bayern maçı oynanmadan kaleme aldığım için sezonu kapatan bir Barcelona’dan mı, yoksa bir Şampiyonlar Ligi yarı finalistinden mi bahsettiğimi bilmiyorum şu an. Ancak o maçın sonucundan bağımsız olarak, sezonun Barcelona için bir pembe dizi kıvamında geçtiği tartışılmaz. Başkanın birçok PR şirketine Messi-pep gibileri itibarsızlaştırmak için para ödediği iddiası, Arthur’un gönderiliş biçimi, Vidal’in parasını alamadığını açıklaması, rakitic’in Valverde’nin ekibi tarafından mobbinge uğraması, antrenmanda kavga, Messi-Abidal savaşı, Griezmann’ın dışlanması, Atletico Madrid maçında su molasında verilen garip görüntü... Eğer Netflix gibi bir firma bu sezon başında Barcelona’yla belgesel anlaşması yapmış olsaydı, tüm zamanların en enteresan yapımı çıkabilirdi ortaya. 

Bir mecburi asist kralı olarak Lionel Messi

REKORU KIRMAK ZORUNDA KALDI!

Tüm bu kargaşa içinde bir de ‘sahadaki Messi’ gerçeği var tabii. Evet La Liga’nın asist rekorunu kırdı ama gerçek şu ki messi bu rekoru ‘kırmak zorunda kaldı’. Çünkü Barcelona’nın ne Valverde, ne de Setien döneminde tarif edilebilir bir oyunu vardı. Top messi’nin olduğu bölgeye bir türlü sağlıklı biçimde getirilemeyince messi topa gitti. Ve oyun kurdu ister istemez. Asist kralı olmak zorunda kaldı deneyimli futbolcu. Ve böylece sadece yeryüzünün en iyi bitiricisi ve driplingçisi olmadığını, aynı zamanda en iyi pasörü olduğunu da ispat etti Arjantinli.

SEZONUN TEZİ: İKON HOCA DÖNEMİ

Tabii Ki Pep ve Zidane gibi örnekler tetiklemişti bu duyguyu. Ama bu yıl hem Lampard Chelsea’de, hem de Solskjaer Manchester United’da başarılı sezonlar geçirince, rüzgar daha da güçlendi. Dev kulüpler, dev futbol takımlarının başına neredeyse sıfır deneyimli ikon oyuncularını getirmekte tereddüt etmiyorlar artık. pirlo’nun Juventus’un başına geçmesi 8 gün sürdü. Barcelona defalarca çaldı Xavi’nin kapısını. Acaba bu sezonun sonunda ne konuşuyor olacağız futbol kamuoyu olarak: a-) Teknik direktörlük dediğiniz aslında çoğunlukla karizmayla-insan yönetimi becerisiyle ilgili. Bu oyunu oynamış adam otomatik olarak biliyor bazı şeyleri. b-) Teknik direktörlük o kadar da kolay bir iş değil. İdol futbolcu olmak yetmiyor, antrenman bilimini, taktik çalışmayı çok hafife aldık biz.

SEZONUN ANTiTEZi JULIAN NAGELSMANN

Yukarıdaki iki şıkkın da aslında birer ölçek doğru olduğunu biliyoruz elbette. Teknik adamlık karizmayla da, liderlik becerisiyle de, antrenman bilimiyle de ilintili muhakkak ki. Ancak önce Hoffenheim’da, sonra Leipzig’de nagelsmann’ın başardıkları da ilk fikrin net bir antitezi. Özelliklerini sayarken ilk sıralarda muhtemelen ‘karizmatik’ demeyeceğiniz, bebek yüzlü, yalnızca amatör düzeyde futbol
oynamış, zengin ve şımarık sporcuların asla otomatik saygı duymayacağı, bu saygıyı her kulüpte tekrar hak etmek zorunda olan bir adam. 33 yaşındaki bu genç adamın plastik denebilecek bir kulüp ve 3-3-3-1 dizdiği bir takımla, timo Werner’i de yolda yitirmişken Lizbon’da Atletico’yu elemesi müthiş bir şey. Ben böyle bir sonuç beklemiyordum doğrusu. Maçı izleyince bir kat daha saygı duydum Nagelsmann’a.

SEZONUN KAFA AVCISI: WATFORD FC

Şu sıralar Championship kulübü Watford’ın yeni teknik direktörü var İngiltere’de manşetlerde... Bir ay önce İsrail kulübü Maccabi Tel Aviv’la yollarını ayıran Sırp Vladimir Ivic, yeni sezonda Watford’ı çalıştıracak. 43 yaşındaki Ilic’in antrenörlük kariyeri PAOK ve Maccabi’den ibaret. Futbolculuğunda da benzer bir durum var, Gladbach’taki 4 maç dışında kariyerinin tamamı Sırbistan ve Yunanistan’da geçmiş. Belki buraya kadar size her şey normal gelebilir ama filmi 1 yıl geriye sardığınızda tablo biraz daha anormalleşiyor: Watford’ın sahibi Pozzo ailesinin önce göreve sürpriz menajerler getirip, sonra başarı sağlayıp, ardından da başarılı olmuş menajeri umulmadık anda kovma gibi bir huyları var. Geçen sezon mütevazı bir kadroyla 50 puan toplayan ve takımı FA Cup finaline çıkaran Javi Gracia’yı kovdular önce. Sonra takımı ligin en dibinden alıp son 2 haftaya güvenle getiren nigel pearson’ı kapıya koyup Premier Lig’den düştüler. Vladimir Ivic de belli ki pozzo’nun başarılı ‘kafa avcılığı’nın son ürünü. Onun da hem performansını, hem de sonunu merakla bekliyoruz doğrusu.

Bir mecburi asist kralı olarak Lionel Messi

Haftalık net Canlı iddaa kaybına %10'a varan iade Misli.com'da, hemen katıl!

False