‘Yıllar önce sabır çeke çeke kazıdığım topraklar hâlâ tırnaklarımda’

Güncelleme Tarihi:

‘Yıllar önce sabır çeke çeke kazıdığım topraklar hâlâ tırnaklarımda’
Oluşturulma Tarihi: Ekim 01, 2023 07:00

4 yaşından beri setlerde. Yıllardır farklı karakterlere hayat veriyor, bunun kendisini nasıl dönüştürdüğünü “Çok defa öldü sevdiklerim, çok defa öldüm sevenlerimin kolunda. Bunlardan çoğunu bir insan kaç defa yaşar? Ben onlarca kez yaşadım belki. Kör de oldum, dilsiz de” diyerek anlatıyor. Sadece işleriyle var oluyor, şöhrete tutunarak yaşamıyor: “Şöhret yakalanır, para da kazanılır ama gerçek itibar elinden bunlar gittikten sonra, başını dik tutup edebinle âşık olduğun mesleğini yaptıysan sana gelir.” Burçin Terzioğlu’yla buluşuyor, oyunculuğu, hayatı ve aşkı konuşuyoruz.

Haberin Devamı

Onunla şimdiye kadar defalarca söyleşi yaptık. Her defasında birikimiyle, kurduğu cümlelerle, duruşuyla beni kendine hayran bırakan isimlerden oldu. Bu sefer Arnavutköy’de buluşuyoruz. Hiç değişmiyor. Hep aynı çekicilikte. Tam fotoğraf çekimine başlayacağımız sırada birden yağmur bastırıyor. Kahvelerimizi alıp oturuyor, fonda yağmurun sesi, başlıyoruz muhabbete.

Son bir araya gelişimizin üzerinden iki sene geçti. Neler yaptın bu iki senede?

Çalıştım, dinlendim, ağladım, güldüm, şaşırdım, alıştım, düştüm, kalktım... Herkes gibi tutunmaya çabaladım hayata.

Peki, geçen yıllar seni nasıl dönüştürdü?

Daha keskin oldum son yıllarda. İsteğimi, itirazımı, inandığımı söyleme şeklim artık daha net, daha anlaşılır bir yerden. Çünkü daha az tahammülüm ve bazı şeylere daha az zamanım kaldığını hissediyorum. Aklını doğru kullanmayan insanlara efor harcayamıyorum. Zamanımı kimsenin hadsizce çalmasına izin vermiyorum. Bana güzellikle gelene 10 katını sunuyorum çünkü onların değeri arttıkça gözümde; yargılayıcı, negatif enerjili insanlar eleniyor hayatımdan. Değişiyorum. Değiştiriyorum. Değişime direnmiyorum. Hatalarımla yüzleşmekten kaçmıyorum. Ne kadar kendi canımı yakmama izin veriyorsam, bir o kadar başkalarının bunu yapmasına izin vermiyorum. Dengemi bulmayı deneyimliyorum. İyilik için yaptığımı düşündüğüm bazı şeylerin defom olduğunu, yanlışlarım saydığım şeylerin de başkalarının bakış açısı olduğunu fark etmeye başlıyorum artık.

Haberin Devamı

40’lı yaşların hayatta bir dönüm noktası olduğu söylenir, sen bunu yaşadın mı?

Her yeni yaşta büyümeye devam ettiğimi kabul ettim. Meğer 40’ların öğretileri çok sert oluyormuş.

Ne gibi?

O yumuşak aldığımız virajlara çarpılıyormuş bu yaşlarda. İnsanların bu yaşlarında iş, medeni durum, şehir, ülke değiştirmelerini anlayabiliyorum galiba, daha geç olmadan harekete geçmek istiyorlar çünkü. Aydınlanmalar yaşıyorum mesela, ‘Peki ya ben ne istiyorum’ diye daha çok soruyorum kendime. Başkalarının isteklerinin hayatımdan çalmasına izin vermemeye çalışıyorum. Bu yıllara özel reformlar yapıyorum. Gelip geçici heyecanlar için kendimi zorlamıyorum, bunun için kimseyi kırmıyorum. Daha az insanla daha da çoğalıyorum. Gelecek için daha sık endişeleniyorum. Havayı, suyu, toprağı düşünüyorum. Elimizden gitmesinler diye doğaya daha iyi davranıyorum. Yediğim meyvenin, içime çektiğim havanın, dokunduğum ağacın kıymetini daha da anlıyorum. Sağlıkla yaşamak için tüm hayatımı düzenliyorum.

Haberin Devamı

Yıllardır yüzlerce söyleşi vermişsin. Hakkında şu an ne söylesen şaşırırız?

Topluluk karşısında Burçin olarak konuşma yapmaktan çok utanırım ve heyecanlanırım. Ellerim terler, dizlerim titrer.

Oyunculuk bir yana. Kalbini hayatta ne küt küt çarptırır? Ne seni mutlu eder?

Aşk, keşif, yeni öğrendiğim her şey.

Bir röportajında “Karmaya inanırım” demişsin. Hayatında ne kadar yaşadın?

Çok yaşadım. Çok hesap kapattım hiç çaba sarf etmeden. Hâlâ gerçekleşmeyenler var, belki de onlar başkalarının karmasıdır, kim bilir. Hak ettiğini yaşamadan ölmez insan.

‘Yıllar önce sabır çeke çeke kazıdığım topraklar hâlâ tırnaklarımda’

 

BALIK’TAN YENGEÇ’E...

Ruhunu hayatta nelerle beslersin?

Haberin Devamı

Seyahat, lezzet, yalnızlık, doğa...

Astrolojiye inanıyormuşsun. Doğru mu?

Yengeç burcuna geçtim galiba. Yükselenim yengeç. Artık Balık’tan çok Yengeç’in özelliklerini taşıyorum.

Aşk, hayatının ne kadar içinde? Nasıl bir âşıksın?  

Her şeye aşk besleyen biri olarak tam merkezinde. Nasıl bir âşık olduğum, nasıl bir âşığa baktığıma göre değişir. Benim pilim sevgi. Sevilmeyi seviyorum; aldığım ilgi, anlayış, saygı, sevgi beni şarj ederse daha da âşık oluyorum.

Aşk bitince ne olur?

Bitmiş aşklarına gülüp selam veren, iyi olmalarını isteyen biriyim. Yaşadığım mutlu anları görmezden gelmeyen, nankörlük etmeyen biriyim. Aşka saygım var. Kendi yaşadığım aşka daha çok. İçindeyken duyulan minnetin dışındayken yok sayılması ayıp gelir bana hep. Aşkı kirletmemeye çalışırım kısacası. Bitince de yormam mesela, helalleşirim. Pamuklara sarıp bir rafa kaldırırım.

Haberin Devamı

Sosyal medya dönemindeyiz. Sen hayatını orada yaşayan oyunculardan değilsin. Ne düzeyde ilişkin?

Sadece işlerle ilgili yapmam gereken görevleri yerine getirdiğim bir mecra orası benim için. Eskiden mutlu anları ölümsüzleştirmek için kullanırdım Instagram’ı, şimdi değişti. Twitter da öyle... Artık haber bile bakmak istemiyorum, oradan yazılan yorumların cehaletle, ötekileştirmeyle bezenmiş satırlarında zorlanıyorum. Tabii ki
açıp bakıyorum ama bağımlısı değilim. Mesela orada hak arama çabamdan vazgeçtim. Samimiyetini yitirmiş gibi geliyor bazen sanki. “Herkes fikrini söyledi, linç yerim, ben de bir şeyler yazayım, fotoğraf koyayım” gibi bir yere geldi olay. Benim işimle ilgili bireysel reklam panom orası, o kadar.

Haberin Devamı

Linç kültürü dedik. Sosyal medyada oyunculara uygulanan linçler, herkesin her konuda acımasızca fikir beyan etmesi hakkında ne düşünüyorsun?

Linç kültürü sadece oyunculara uygulanmıyor ki; herkes nasıl bir günlüğüne ünlü olabiliyorsa bir günlüğüne de bir lincin hedefinde kalabiliyor. Bakın, o lincin altında ne yattığına yoğunlaşmak lazım. Bunu kim diyor, ne için diyor, ne niyetle diyor, o çok önemli. Mesela o eleştiriyi yapabilecek vizyona ve bilgi dağarcığına sahip mi? Eleştirinin altında yatan sebep kendi yetersizliğini bildiği için bir hasetlik mi doğuruyor ve haklılığı kanıtlanmamış olsa bile, bir fikrin, bir tarafın, bir topluluğun içinde var olma çabası mı sadece? Benim için en önemlisi ve kale alınacak olanı beni karşısında gördüğünde, fikrini tüm özgüveniyle ve cesaretiyle söylediklerinin ardında durarak savunabilecek kişiden gelen eleştiridir. Eleştirdiği konuyla ilgili söyleyeceklerimi dinleyip, hak verip özür dileyecek saygıya veya hak verilip eli sıkıldığında onu kaldırabilecek tevazuya sahip kişinin her lincini anlamaya ve kendimi anlatmaya, hatta anında onarmaya hazırım.

İçindeyken duyulan minnetin dışındayken yok sayılması ayıp gelir bana hep. Aşkı kirletmemeye çalışırım.

‘DÜNYA ORADA DÖNÜYOR’

Fake (sahte) adresin var mı? Stalk’lar (gizlice takip) mısın?

Vardı, altı ay kadar.

Ne oldu?

Sonra telefonum çöktü, yenilendiğinde tekrar açmadım. Benimle ilgili veya merak edebileceğim bir konu olduğunu düşünen olursa arayıp söylüyor zaten.

Etkileşimler de artık birçok şeyi belirliyor. Oyunculuk dünyasını da etkiliyor. Takipçisi çok olan, popüler isimlerin başrol olmasına ne diyorsun? Çok etkileşim ve iyi oyunculuk arasında nasıl bir denge var?

Merak uyandıran, yaptığı işlerle adından söz ettiren insanların takipçi sayısının yüksek olması normal. Her dönemin öncelik sırası ve tercih etme sebepleri değişiyor. Çok etkili bir mecra sosyal medya. Dünya orada dönüyor. Teklif varsa, reyting alıyorsa, izleniyorsa ne diyebilirim ki! Arz-talep meselesi bu. Çok takipçili ve çok iyi oyuncu olan arkadaşlarımız da var. Kefeleri karıştırıp herkese aynı muameleyi de yapamayız. Sosyal medyadaki her stil ikonu, magazin figürü iyi oyuncu değil tabii.

‘Yıllar önce sabır çeke çeke kazıdığım topraklar hâlâ tırnaklarımda’

 

ŞANSLI BİR GENİM VAR

Ekrana ve genç oyunculara gelelim. Genç yaştaki oyuncuların yüzlerinin estetikle birbirine benzediği, mimik yapamadıkları konuşuluyor. Sence bir oyuncunun estetikle ilişkisi nasıl olmalı? Senin nasıl?

Öncelikle herkesin kendi tercihi. Şimdi burada durup günümüzün kahve yanı dedikodularını masaya yatırmak bana kalmış gibi ya da hiç botoks yaptırmamış gibi birilerini eleştiremem. Toplumun kadınlara dayatılmış güzellik anlayışı son zamanlarda zaten fazlaca acımasız. Yüzleriyle duygularını yansıtabilme sınırını kaçırmasa kimse keşke. Estetiğe karşı değilim. Şanslı bir genim var, yılların yıpranmışlığı bende görünmüyor o kadar. Ayrıca çoğu şeyi yaptırmam, o kesin. Yaşımın kadınlarını oynamak istiyorum çünkü.

Peki, başrol denince akla gelen güzel kadın, kaslı erkek algısı… Güzellik, oyunculukta var olup yükselmek için bir şart mıdır?

Şahane bir ağaç düşünün, her mevsimi tablo gibi, tüm çiçekleri renk kartelası, bakmaya doyamıyorsunuz. Öylece dursun, yaprak döksün, çiçek açsın, izleyip mutlu oluruz. Ama o ağaç illa kesilecekse eğer, iyi bir zanaatkârın elinden, oymalı şahane bir masaya, şahane bir sandalyeye dönüşür ve sanat olur, yoksa en fazla yakılmak üzere odun olur. Güzellik algısı tek başına baktırır ama yanına çaba, özen, emek, zekâ eklenmişse kalbe dokunur. Nice güzellik, modellik yarışmalarından çıkmış, “Aman sadece güzel demesinler, bu benim ayağıma dolanır” deyip kendine yatırım yapmış, çabalamış, yeteneğini parlatmış ve şu anda hayranlıkla izlediğim insanlar var.

 

TERAPİ KOLTUĞUM

Oyunculuğun sendeki karşılığı ne?

Terapi koltuğum.

1986’dan beri ekrandansın. Onlarca karakter... Bu karakterler seni nasıl dönüştürdü?

Yaşıma ve benliğime sığdırabileceğimden daha çok meslek, aile, sevgili, eş, çocuk, kayıp, mutluluk, acı sığdırdım onlar sayesinde. Çok defa öldü sevdiklerim, çok defa öldüm sevenlerimin kolunda. Bunlardan çoğunu bir insan kaç defa yaşar? Ben onlarca kez yaşadım belki. Kör de oldum, dilsiz de... Empati duygun gelişiyor bir kere. O mesleki bilgilerin çoğu kaldı bende, mesela zor bir ailede büyümüş çocuğun travmasını tanır oldum. Yüksek enerjili, sosyal, dışadönük bir kızın gözyaşının çok suskun olduğunu çözdüm. Saymakla bitmez. Özetle, tanık olduğum her karakter yeni bir öğreti sundu bana.

Oyunculuk günümüzün gözde mesleği. Şöhret, para, itibar… Her şey o kadar mı güzel?

Ne çok kolay ne de çok güzel. Kaç meslek grubu en güzel iş benimki diyebilir ki? Sadece çok sevmen gereken bir iş bu. Aksi çok tatsız ve verimsiz olur. Başkalarını bilmem ama ben çok verdim kendimden, çok ezildim, çok uykusuz, aç kaldım; aynı anda iki dizi ve dublaj yaptım para kazanmak için. 40 saat uyumadan iki şehir arasında setlere, stüdyolara koştum 20’li yaşlarımda. Öyle kolay kazanmadım şu andaki yerimi. Yıllar önce sabır çeke çeke kazıdığım topraklar hâlâ tırnaklarımdadır. Nereden nereye, nasıl geldiğimi unutmam. Unutamam, o benim kendime ve mesleğime inancım. Şöhret dediğin olguysa nankör bir şey, sadece ona tutunursan ve bir gün yoksunluğunu yaşarsan, ilgiden eksilirsen bir bakmışsın kendine yakışmayan söylemlerle ben varım demeye çalışırken bulursun kendini. O anlarda durduğun yere saygın, mesleğine sevgini kaybetmeyip direnmek gerekiyor. Bu da o verilen ödüllerin, övgü cümlelerinin, alkışların içinden ne aldığınla, ne çıkarım yaptığınla ilgili. Şöhret yakalanır, para da kazanılır ama gerçek itibar, elinden bunlar gittikten sonra başını dik tutup edebinle âşık olduğun mesleğini yaptıysan sana gelir. Görünenin aksine kolay ve güzel görünen şeyler senin sınavın olur bir gün.

4 yaşından beri setlerdesin. Şimdi çalıştığın sette bir çocuk gördüğünde ne hissediyorsun?

Yanında oyuncu koçu, pedagoğu olduğunu bilmek iyi hissettiriyor. Hep gözüm üzerlerinde oluyor istemdışı. Onların uykusunun gelmesi, karınlarının acıkması, bazı ihtiyaçların oluşması hemen çözülmesi gereken bir durum benim için setlerde. Tabii empatimin en yüksek olduğu yaş aralığı çocuklar bu sektörde. Onları pamuklara sarıp sarmalamak istiyorum. Bir de güzel, akıllı, dengeli ailelere evlat olmuşlardır inşallah diyorum. Herkes şanslı olamıyor bu konuda, bazı setlerde karşılaşıyoruz böyle sıkıntılı ebeveynlerin yanlış yönlendirdiği çocuklarıyla.

Yeni projelerin neler?

Şu sıralar yayına giren ‘Sarmaşık Zamanı’nın heyecanı içindeyim. İlk okuduğum andan itibaren heyecan duyduğum bir iş oldu. Bu hikâyede mutlu gibi görünen bir aile tablosunun içindeki travmaları, şiddeti, tehdidi görüyoruz. Ezgi bir gün bir itirafla, bir şüpheyle bu tablodan çıkmaya karar veriyor ve akıl oyunları onun kendini katil mi kurban mı olduğu konusunda yanıltıyor. Kendini bir cinayetin ortasında buluyor, o ölüm bir kilidin anahtarı oluyor.

Son işinde de bir önceki işinde de erkeklerin manipüle ettiği kadın karakterleri canlandırdın. Sence erkekler kadınlardan ne istiyor?

Ben bırak erkeğin kadından ne istediğini anlamayı, insanlar insanlardan ne istiyor, daha onu anlamış değilim (gülüyor).

Hiç bir erkek tarafından manipüle edildin mi?

Evet. Biraz geç anladım yapmaya çalıştığını, sonrasında izlemeye başladım nasıl yapıldığını öğrenmek için, daha iyi bir ders olamazdı. Attım cebe, bir karakterde lazım olur nasıl olsa (gülüyor).

BAKMADAN GEÇME!