"Korkut Göze" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Korkut Göze" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Korkut Göze

Küsmezse şahane oynar

9 Temmuz 2009

ÖNCE özelliklerinden bir demet sunuyorum Özer’in... Bire birde adamın adeta midesinden geçer. Her iki ayağını da aynı beceri ile kullanır. Beli ve bileği çok esnektir. Çalım atarken bu iki özelliğinden yararlanır. Ve rakibin kafasını karıştırır.
Direkt kaleye oynamayı sever. Oyunda değişik bölgelere koşar. Ve beklenmedik bir yerden çıkıp pozisyon yaratır. Kafa hep havadadır ve oyunu kelimesi kelimesine okur.
Özer‘in diğer yüzünde duygusal alışkanlıkların net çizgileri görülür. İdmanlarda takımın ağabeylerinden biri bağırırsa... İkili mücadelede biri tavır koyar ve işi tartışmaya kadar götürürse hemen alınır.
Böyle ortamlarda keyfi kaçar. Tepki şekli, o andaki duygu alemine bağlıdır. Ya alınarak çeker gider. Ya da işi uzatır.
Başına dertler açacak, hatta belaya sokacak kötü bir huyunu daha söyleyeceğim. Maça kendini öyle kaptırır ki... Ters bir karar veya harekette hakeme agresif bir tavır takınır. Bu huyu hiç değişmedi.  
Özer, 1986 doğumlu. 20 Kasım’da 23’üne basacak. 1.74 boyunda, Almanya doğumlu. Yani, gurbetçilerimizden biri.
Dayısı Başbakan lakaplı Trabzonspor’un eski futbolcularından Lemi Çelik... Eniştesi, Trabzonspor ve G.Birliği’nde bir zamanlar teknik direktörlük yapan Sadi Tekelioğlu.

Yazının devamı...

Zoraki sol bek

8 Temmuz 2009

HENÜZ 20 yaşında. Geçen sezona kadar bir orta saha oyuncusuydu. Sonra savunmaya döndü, sol bekte karar kıldı. Ve şöhreti bir anda patladı.
10 numara oynarken Hagi hayranıydı. Şimdi Roberto Carlos’u örnek alıyor. Ve her fırsatta Carlos’un kasetlerini izleyerek yeni şeyler öğrenmeye çalışıyor.
Sol bekte iki isim daha var İsmail’i etkileyen... Biri Gaziantepspor’dan eski takım arkadaşı Ivan de Souza, diğeri G.Saraylı Hakan Balta. Gaziantepspor’da oynarken takım arkadaşları takılırmış İsmail’e...
Senin en büyük şanssızlığın Ivan de Souza!
Oysa, Ivan’dan çok şeyler öğrenmiş İsmail. Bunu da her fırsatta tekrarlıyor. Geçen sezon sol bekte ilk maçını 8. haftada Trabzonspor’a karşı oynadı.
Üstelik Yattara’dan sorumluydu, onu tutacaktı. Ve çıkıp Nurullah Hoca’nın söylediklerini yaptı. Ve adım attırmadı Yattara’ya.
Bu maç İsmail için farklı bir önem taşıyordu. Öncelikle özgüven kazandı, Yattara gibi bir yeteneğin karşısında hiç sallanmadı, doksan dakikayı falsosuz tamamladı...

Yazının devamı...

Hep çılgın kaldı

7 Temmuz 2009

İSPANYA’daki lakabı El Loco. Çılgın anlamına geliyor. Beklenmedik bir anda yediği pis bir gol... Ve hemen ardından şahane bir kurtarışın yarattığı ikilem Leo Franco’ya böyle bir takma ad getirdi...
Biraz gerilere dönüyorum. 2000 yılına... UEFA Kupası’nda G.Saray’ın Mallorca ile oynayıp elediği maçlarda İspanyol takımının kalesini bu çılgın adam korudu.
Ve Leo iki maçta tam 6 gol yedi G.Saray’dan!
Üstelik üçü birbirinin benzeri aşırtma gollerdi. Mallorca’da oynanan ve G.Saray’ın 4-1 kazandığı maçta ilk aşırtma vuruş Arif’ten geldi. Leo sadece seyretti...
Dört dakika sonra bir aşırtma vuruş da Emre Belözoğlu yaptı. El Loco yine önde duruyordu. 58. dakikada Hakan Şükür kaldırdı kafasını. Baktı, Leo Franco kalesini boşaltmış üzerine doğru koşuyor. Bir aşırtma vuruş. Ve gol...
Dört golün üçü de birbirinin benzeriydi. Bu çılgın adam yeni sezonda G.Saray’ın kalesini koruyacak.
O dönemlerde 23 yaşındaydı, aradan 9 yıl geçti. Şimdi tam 32 yaşında. Geçen dokuz yılda neler değişti? Bu uzun zaman dilimi Leo Franco’yu nasıl etkiledi?

Yazının devamı...

Saatli bomba

6 Temmuz 2009

Topla oynamayı hiç sevmez. Rakip kaleye en kestirme yoldan gider. Taşıdığı toplara gözüne kestirdiği yerden vurur. Ayağına oturdu mu, her vurduğu top bir mermiden farksızdır.

Bu bölümde özelliklerini ve iyi yönlerini sıralayacağım Tjikuzu’nun. Berbat huylarını, adamı çıldırtan davranışlarını daha sonraki satırlara saklıyorum.

Gerets döneminde G.Saray’ın da transfer listesine girdi. Devre arasında İstanbul Büyükşehir Belediyespor ile görüşmeler yapıldı. Tjikuzu’nun transferi Gerets’e takıldı. İstemedi Namibyalı futbolcuyu.

Skibbe döneminde bir kez daha gündeme geldi. Ve yine devre arasında Necati Ateş ve Sabri’ye karşılık Tjikuzu takası önerildi.

İstanbul BŞB’den de karşıt bir teklif geldi G.Saray’a...

Mehmet Topal’ı verin. Tjikuzu’yu alın!

Yazının devamı...

Popescu’dan sonra en iyisi

5 Temmuz 2009

YEDİ çocuklu bir aile babası. Üç kez evlendi. Sivasspor’da oynadığı tek sezonu üçüncü eşinden dünyaya gelen çocuğu ile geçirdi.

Sivas halkı ile sıkı bir dostluk kurdu Bilica. F.Bahçe’ye transferini öğrendikten sonra söylediği duygu dolu sözler, bu sevginin samimi bir itirafıydı...  

Kulübüm istemeseydi, buralardan gitmezdim. Yine de Sivasspor’un bu transferden para kazanması beni mutlu etti!

Bilica boş zamanlarını Sivas sokaklarını arşınlamakla geçirdi. En ücra köşelerine daldı, her caddeyi dolaştı. Bazen bir kafede veya bir restorantta mola verdi Sivas turlarına... Günleri hep böyle geçti.

Evde müzik dinlemeye bayılır. Üstelik bütün mahalleye de dinletir. Setin sesini sonuna kadar açar ve başlar dan setmeye. Hele, kasette bir Latin müziği çalıyorsa... 

Bıkmadan-usanmadan aksiyon filmleri izler Bilica. Ve beğendiğini de birkaç kez seyreder. Değişmeyen bir hobisi vardır. Hep İtalyan marka giyinir. Yedek kaleci Akın Vardar, Sivasspor’daki can dostuydu. İbrahim Dağaşan ve Sergio ile iyi bir diyalog kurmuştu.

Yazının devamı...

Asla pes etme

4 Temmuz 2009

 

Forma giydiği takımlar Stuttgart, Arminia Bielefeld ve Eintracht Frankfurt. Eintracht Frankfurt’ta 32 maç oynadı, 5 gol attı.

Ve kafaları kurcalayan bir soru... Fink nasıl bir futbolcu?

Bunun en kısa yanıtını Fink’i izleyen ve tanıyan Alman otoritelerden aldım...

Bundesliga’nın vasat takımları için ideal bir ön libero.

Ve şu satırlarla tamamladılar yorumlarını...

Şimdiye dek büyük hedefleri olan bir takımda oynamadı.

İşte burada kafalar karışıyor. Yorumcular onu her ne kadar disiplinli, ciddi ve savaşçı bir futbolcu gibi tanımlasalar da... Şampiyonluk kovalayacak Beşiktaş’ta göstereceği performans konusunda sessiz kalıyorlar.

Yazının devamı...

Bir kalemde silip atar

3 Temmuz 2009

 

İlk bakışta sevimli ve kibar. Hemen aç kollarını boynuna atla. Oysa, madalyonun öteki yüzünde bambaşka bir Rijkaard saklı...

Kızdı mı, lafla ısırır insanı!

1990 Dünya Kupası’nda Alman golcü Rudi Völler’in suratına tükürecek kadar cüretkar. Ve antrenörlük döneminde sahada siyahlar oynuyor ama onları beyazlar yönetiyor diyecek  kadar bir laf ebesi...

Teknik direktörlük yaşamı tam bir macera. 2000 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda her teknik adamı imrendiren bir performans sergiledi Rijkaard.

Hollanda yarı finale kadar geldi ve İtalya ile eşleşti. Herkesin favorisiydi. Uzatmalar dahil 10 kişi  oynayan Rijkaard’ın ekibi, iki de penaltı kaçırdı. Olacak iş miydi!

Rijkaard saçını başını yoldu. İş penaltı atışlarına kaldı. Penaltıyı kullanan her Hollandalı futbolcunun ayağına sanki pranga vurulmuştu. İşler yine ters gitti, Hollanda elendi ve Rijkaard bastı istifayı.

Sonra bir hayal kırıklığı daha yaşadı. 2001-2002 sezonunda. Gitti, Sparta Rotterdam’ın başına geçti.

Yazının devamı...

Vahşi ve utangaç

2 Temmuz 2009

EN çarpıcı özelliği farkedilir fiziğidir. Kafasına döktüğü avuç dolusu jöle ve ensesinde topladığı uzun parlak saçları ile yarattığı tip onu başkalarından hemen ayırır.

İlk bakışta uçarı ve bitirim bir görüntünün yaratıcısıdır. Birkaç kelime konuşunca, para ve şöhretle süslü bu görüntünün arkasında bambaşka bir karekterin belirtileri hemen sırıtır. Uysal, saygılı ve utangaç...

Doğan Haber Ajansı Kayseri muhabiri sevgili Oktay Ensari’nin anlatımına göre, tam bir Anadolu adamı!

Kayseri’deki yılları dar bir çevrenin mütevazı sınırları içinde geçti. Alpaslan mahallesindeki, Divan Pastanesi boş saatlerindeki değişmeyen mekanıydı.

Bir-iki bardak çay, kuru bir pasta ile çevresinde hayranları ve yanından hiç ayrılmayan eniştesi... Gün böyle geçerdi. Suratına bakan herkese selam verir. Oturuyorsa, tanıyıp da yanına yaklaşanı ayakta karşılar.     

Öyle kasılma filan gibi şeyler yok.

Ancak, iş konuşmaya gelince hemen kabuğuna çekilir, gerçek kimliğine bürünür. Asosyal yönü burada hemen belirir. 

O an kaçmak, dünyasına sığınmak ister. Kameralardan da sıkılır. Maç sonrası röportajları var ya, Mehmet için cehennem azabıdır. Bu huyu hiç değişmedi.

Yazının devamı...