"Korkut Göze" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Korkut Göze" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Korkut Göze

Yeniler ve eskiler

20 Temmuz 2009
Biraz erken de olsa, Beşiktaş’ın yeni transferlerini izleyerek bir değerlendirme yapacaktık.
En azından merak giderecektik. Taraftar jürisinin değerlendirmesine karışmam. Ben, yenilerle ilgili düşüncelerimi birkaç satırda toparlayıp, sunmaya çalışacağım.
MATTEO FERRARİ: Söylediğim gibi, belki biraz erken bir değerlendirme yapacağım. Ancak, dün gece beklediğim ve umduğum Ferrari değildi.
Oyunun hemen başında 7 numaralı Mascara Giuseppe’nin kaçışını sadece seyrederken...
Daha sonra 15 numaralı Takayuki’nin deparında Sivok ile birlikte adam paylaşımında ağır kalırken...
Ve Catania golünde Martinez’e kafa vurma rahatlığı veren defans kalabalığının arasında bir seyirci gibi davranırken...
Beni hayal kırıklığına uğrattı!
Ve bu pozisyonları izlerken, bir şüphe hep kafamı kurcaladı. Acaba, bir aile sorunu mu Ferrari’nin oyuna ve Beşiktaş’a uyumunu etkiledi?
Bu sorunun yanıtı için bir süre bekleyeceğiz.
Ve kısa bir not: Ferrari, Genoa’da üçlü defansta sol stoper oynamış. Başka bir yerde de görev almamış. Hatırlatmak istedim.
İSMAİL KÖYBAŞI: Tekniği iyi. Sol ayağını çok rahat kullanıyor.
Aklı hep ileride. Rakip sahada oynamayı daha çok seviyor.
Ancak, aynı isteği savunma bölgelerinde de göstermesi gerekiyor. Hatta, daha sert ve agresif bir biçimde...
İşin bu yönünü Deli İbo’dan öğrenebilir. Gençliğini ve özelliklerini akıllıca kullanırsa, Beşiktaş’ta ekmek yer...
MİCHAEL FİNK: Oyundan ve rakipten kaçmıyor. Kaptırdığı topların peşine takılıyor.
Zaman zaman oyuna heyecan da veriyor. Uzun ve güzel bir pas gibi... Ama bir sonraki pozisyonda ayağındaki topu eziyor. Veya yanlış adrese gönderiyor.
Bir ara beni düşünmeye zorladı. Kötü olmadığı bir gerçek. Ama iyi diyebilmek için biraz zaman alacak.
ERHAN GÜVEN: İyi niyetli ve çalışkan. Ancak bulunduğu bölgede forma şansı çok zor. Oraya İbrahim Toraman veya Rıdvan Şimşek gelecek...
* * *
VE DİĞERLERİ... Sezgilerimde herhalde yanılmayacağım. Yusuf Şimşek başarılı ve hareketli bir sezon geçirecek.
Uzun zaman böylesine sağlıklı bir hazırlık dönemi yaşamadı. Bunu, 90 dakikalara da yansıtacağını bekliyorum. Dün gece, pırıltılarını gördüm...
Tello, oyunun ikinci yarısında görev yaptı. Sadece benim değil, herkesin ortak düşüncesi, Tello’nun 90 dakikanın tümünde forma giymesi...
Kalitesi ve farklı kimliği de bunu gerektiriyor.
Uğur İnceman’ın, oyunun başlangıç bölümündeki başarılı performansını zevkle izledim. Nedense kısa kesti, sonra kayboldu...
Yazının devamı...

Harika çocuk

16 Temmuz 2009
KARŞIYAKA alt yapısına kapağı attığı an 12 yaşındaydı. Hayallerinin ilk perdesini aralamıştı. Sevinmeliydi, sevinmenin de ötesinde çığlıklar atmalıydı.
Öyle yapmadı. Gerilere dönüp baktı, gırtlağını sıkan yoksul bir yaşam... Ve oğlunun bu alemde tutunması için çırpınan bir baba. Bir de kendi hayalleri...
Öyleyse, adımlarını başkalarından farklı atmalıydı. Öyle yaptı Rıdvan. Birden büyüdü. İki ay içinde Karşıyaka Yıldız Takımı’na geçti. Daha sonra B Genç takımını atlayıp, direkt A Genç kadrosuna katılırken, Karşıyaka Teknik Direktörü Reha Kapsal’ın bakışlarından ve /images/100/0x0/55eb474af018fbb8f8b6dfd9hayranlığından habersizdi. 2008-2009 sezonunun başında Reha Kapsal onu Karşıyaka’nın A takımına aldı. Mutluydu... Ve koşmaya başladı Rıdvan. İki ay sonra U-19 Milli Takımı’na seçildi. U-18 ve U-19 takımı ile 14 ulusal maça çıktı.
16. Akdeniz oyunlarında sahne aldı. Ve Olimpik milli takım forması ile Yunanistan’a biri penaltıdan iki gol attı.
Sonra mı... Beşiktaş’ın transfer listesine girdi. Ve karar yönetimden oybirliği ile çıktı. 27 Haziran’da, 1 milyon 250 bin TL bonservis bedeli karşılığında Beşiktaş’a imza attı.

BUNLARIN tümünü 18 yaş gibi kısa bir ömüre sıkıştırdı Rıdvan. Bakın, onu ellerinden tutup pırıl pırıl bir geleceğe doğru heveslendiren hocası Reha Kapsal, Rıdvan için nasıl bir tanımlama yapıyor...
Çok yetenekli ve çalışkan.
Gelişime açık.
Ofansif yeteneği mükemmel.
Karakterli, özgüveni çok yüksek.
Sorumluluk almaktan çekinmiyor.
Ve işin bir başka yönü var. Her şeye karşın bu çocuk Beşiktaş’ın ağırlığını kaldırabilir mi?
Böyle bir soruya da şu yanıtı veriyor Reha Kapsal...
Rıdvan’ın İnönü’de tribünlere heyecan veren, baştan çıkartıcı, kışkırtan bir performans sergileyeceğine inanıyorum.

RIDVAN’ı bir de Genç Milli Takım hocası Şenol Ustaömer’den dinleyelim. Rıdvan’ı anlatırken, adeta heyecanlanıyor... Telefon görüşmemizde bakın neler söyledi.
- Hocam, Rıdvan daha çocuk yaşta, değil mi?
Ama çok yetenekli. Büyük kazanç hem Türk futbolu hem Beşiktaş için.
- Özelliklerini söyler misin?
Hani, Beşiktaş’ta Recep Çetin vardı ya, gözlerinde onu canlandır. Bu yaşta böyle bir performans. Hayrettir!
Şenol Hoca aynı heyecanla devam etti konuşmasına...
Savunma görevini yaparken çok iyi kademeye giriyor.
- Recep de öyleydi.
Aynen. Hücuma çıkarken çabuk ve hızlı . Direkt ileri oynamayı seviyor.
Ve ardından hemen ekledi Şenol Hoca...
Bizim ülkede bir bek ancak 30 yaşında bu çizgiye geliyor. O, şimdiden yakaladı bu performansı.

VE Şenol Hoca’ya “Mükemmel” diye tanımladığı bu çocuğun eksiklerini sordum. Net bir yanıt verdi...
Rakip alana taşıdığı topları ortalarken bir sıkıntısı var. Son vuruşlarda biraz daha dikkatli davranması gerekiyor. Tabii, bu işler kolay değil. Ama Rıdvan bu işi de kolaylaştıracak yetenekte.
Şenol Hoca’nın son sözü beni de heyecanlandırdı... Bu çocuk Beşiktaş’ın en önemli transferi!
Yine Genç Milli Takım’dan hocası Soner Tolungüç’ün de onun için söylediği ilginç sözler var. Kısaca aktarıyorum...
Toplu ve topsuz hız bağlamında harika bir oyuncu.
En büyük özelliği sürati ile tekniğini birleştirmesidir.
Çabuk ve soğukkanlı. Beşiktaş’a uzun yıllar hizmet eder.

RIDVAN, 1.75 boyunda, savunma ve orta sahanın sağ kanadında aynı başarı ile oynuyor. Bu bölgelerde beğendiği iki futbolcu var.
Biri Gökhan Gönül. Diğeri de Barcelona’dan Daniel Alves.
Mustafa Denizli, ona ne zaman forma teslim eder, bilemem. Ancak, transferi için yeşil ışık yaktığına göre...
Üstelik, hocam sürprizleri sever. Bakarsınız bu genç çocuk, bir gün ansızın Beşiktaş forması ile karşınıza çıkabilir!
Yazının devamı...

Babadan Galatasaraylı

15 Temmuz 2009

KOYU bir G.Saraylı Mustafa Sarp.  Adını vermeyeceğim. Bir takımda oynarken, maçın son dakikalarında kenara gelip arkadaşlarına sorar...
G.Saray’ın maçından ne haber? Kaç kaç oldu!
Bu sevda nasıl düşmüş Mustafa’nın yüreğine. Soranlara kısa bir yanıt verir...
Babadandır.
Nasıl yani?
Yıllar önce babam hem ekmek parası hem de G.Saray sevdası için Diyarbakır’dan İstanbul’a taşınmış.
Sen de ondan kaptın bu sevdayı. Öyle mi?

Yazının devamı...

Bu savaşta o da var

14 Temmuz 2009

ESKİ hocası Nurullah Sağlam’ın söylediği gibi adamlığı birinci sınıf. Huyu suyu da dört dörtlük.
İstanbul bozar mı Bekir’i bilemem... Söyleşimin ilk sorusu da buydu. Tok bir yanıt verdi. Azarlar gibi...
Bir sorumluluk yüklendim ihanet edemem. Kolay değil F.Bahçe’de oynayacağım!
Yine de ısrar ettim. Biraz daha kurcaladım...
Üstelik 24 yaşındasın ve evli de değilsin.
Bozulmam için bir neden mi?
Bekir İrtegün ile böyle başladı söyleşimiz. Gaziantepspor’un alt yapısından yetişti. A takıma alan da Nurullah Hoca.

Yazının devamı...

Şimdilik Ferrarii!

13 Temmuz 2009

UZUN ve bıktırıcı bir koşuşmanın ardından Beşiktaş gönlündeki stoperi buldu. Gazeteleri karıştırdım, adının gündeme düşmesi ile imza tarihi arasında geçen bir aylık sürede Beşiktaş hep Ferrari’yi kovalamış. Ve İstanbul’a getirmek için her yolu denemiş.  
Amacı belliydi. Bir stoperde aranan özelliklerin ötesinde, topu oyuna iyi sokacak, ayağı top yapacak bir savunma adamı arıyordu Beşiktaş. 
Bu özelliklerin çoğu vardı Ferrari’de. Öncelikle deneyimliydi ve tekniği iyiydi. Yani, Denizli’nin aradığı ve bulup da istediği  adamdı.
Yönetim de her zorluğu göğüsleyip, Ferrari’yi getirdi Beşiktaş’a!
 
BİR İtalyan dosta Ferrari’yi sordum. Birkaç maçını izlemiş. Hep iyi şeyler anlattı... Ancak, öncelikle Genoa’da bir Yunan stoperden söz etti.. Adı, Papastathopoulos... 21 yaşında bıçak gibi bir savunma adamı.
Avrupa’da adı duyulmaya başlamış. İşte bu gencin geçen sezon Genoa’da yükselen grafiğinde Ferrari’nin önemli katkıları varmış.

Yazının devamı...

Şovun adresi

12 Temmuz 2009
ÖNCE Süper Lig savunmacılarına bir uyarı... İster dinleyip işi sıkı tutarlar. Ya da kulak ardı edip, acısına katlanırlar...
Bu sezon müthiş bir adamla uğraşacaklar. Tanrı, her birine kolaylık versin!
Adı: Abdulkader Keita. Yaşı 27, boyu 1.84, uyruğu Fildişi Sahilleri. Üç CD’sini izledim doyamadım. Bir tur daha tekrarladım. Gördüklerimi ve unutamadığım pozisyonları sırayla anlatacağım...
Öncelikle çok seri.
Klasik bazı çalımları var. Ama öylesine çabuk atıyor ki, ezberleyen de şaşırıyor.
Çizgiyi iyi kullanıyor. Sanki, bu bölgelerin kılavuzu... Dar alanda istediği her hareketi kolayca yapıyor./images/100/0x0/55eb14fdf018fbb8f8a9daae
Zaman zaman bencil gibi gözükse de asla değil. Gerektiği anda ayağındaki topu gerekli yere çıkartıyor. Arkadaşı pozisyon hatası yapmışsa, başının çaresine bakıyor ve hemen kaleyi hedefliyor.
Zaman zaman beklenmedik yerlerden topa vuruyor. Özgüveni tam.
Süratli ve fuleli. Bu özelliğini kullanarak savunma kalabalığına cesaretle dalıyor.
İki ayağını da aynı beceri ile kullanması önemli bir avantaj.
Çizgiden içeri kaçışlarda etkili ve tehlikeli. Böyle pozisyonları genelde attığı şutlarla noktalıyor.
Kaptırdığı toplara ilk müdahaleyi yapıyor. Genelde kayarak rakibin pozisyonunu bozmaya çalışıyor.
Sonuçta, kötü bir gününde bile Keita’yı izlemek gerçekten büyük bir keyif. Şöyle söyleyeyim...
Her hareketi bir şov!

HER güzelin bir kusuru vardır. Böyle söylerler... Bu söylem Keita’ya da uyuyor. Bir örnek... Bazen hırçınlaşır. Kaptırdığı bir toptan sonra rakiple giriştiği mücadele uzarsa, iş karta kadar gidebilir. Bu da onun duygusal yönü. Açıkçası, beklenmedik anlarda şok kartlar görür.
Ancak, kart kırmızıya dönüşmeden sakinleşir!
Yine de bir maç Keita için kötü bir anıdır. 2000-2001 sezonunda Tunus’un Etoile du Shale takımına transfer oldu.
Ve 2001 yılında takımının CAF Kupası finaline kadar yükselmesini sağladı. İşte o finalde şimdiye dek hiç başına gelmeyen şok bir olay yaşadı Keita... Giriştiği bir tartışmaya el-kol hareketleri karışınca, Keita’nın yumruğu havada bir kavis çizdi ve onu hep rahatsız eden rakip savunmacının suratında patladı.
Burnu kırılan rakip hastaneyi, Keita da kırmızı kartla dışarıyı boyladı!
Zaman zaman oyunda kaybolur Keita... Yine zaman zaman bu kayboluş doksan dakikaların dışına taşıp, bir başka maça kadar uzayabilir.
Ancak, yetenekleri ile oynadığı her doksan dakikaya damgasını vurur!
Geliyorum Keita’nın kötü bir alışkanlığına. Keita, diskoyu, gece kulüplerini sever. Ve iki eli kanda olsa, bu mekanlara uğramadan yapamaz. Bilemiyorum, İstanbul geceleri onu nerelere götürecek. Ama G.Saray’ın bu büyülü kentte Keita’yı başı boş bırakmayacağını da biliyorum.
KEITA, tam anlamı ile bir gezgin. İsveç, Tunus, Birleşik Arap Emirlikleri ve Fransa’dan sonra şimdi de Türkiye’de... Keita, Lille’deki üstün performansını başka hiçbir takımda tekrarlayamadı. 18 milyon Euro’ya Lyon’a transferi gerçekleşirken, Avrupa’nın en ünlü ve pahalı starları arasında gösteriliyordu.
Lyon’daki ilk aylarında işler iyi gitti. Auxerre karşısındaki oyunu ile Fransa Ligi’ne nefis bir giriş yaptı Keita. Bunu diğer birkaç maç izledi. Sonra eleştiriler başladı. Ve sezon sonuna dek sürdü.
Geçen sezon da farklı değildi. 13’ü ilk onbirde sadece 22 maçta forma şansı buldu. Ve tek gol atabildi. İşte, bu nedenle Lyon Kulübü G.Saray’ın transfer teklifine fazla direnmedi. Ve Keita’yı gözden çıkardı.
Hemen hatırlatayım... Keita, Sonny Anderson’dan sonra Lyon tarihinin en pahalı futbolcusudur!

KEITA, genelde orta sahanın iki kanadında da oynuyor. Ayrıca, forvet özellikleri taşıyan bir futbolcu. Bu bölgelerin yabancısı değil. G.Saray’da oynayacağı yeri elbette Rijkaard belirleyecek.
Eldeki bilgilere göre, Keita’ya en uygun bölge şimdilik sağ kanat gözüküyor. Ancak, Rijkaard’ın sisteminde onu bir başka mevkide görmek de mümkün.
Rijkaard, Keita’yı ısrarla istedi. Öyleyse, hücum planını hiç değiştirmeden oyun süresince sürdüren Rijkaard’ın, Keita’nın da forvet özelliklerinden yeterince yararlanacağı öncelikle düşünülmelidir.
Keita, 2007-2008 sezonunda Milan Baros ile birlikte Lyon forması giydi. Ve bir sezonu birlikte geçirdiler...
Şimdi G.Saray’da yine yan yana ve birbirlerini daha iyi tanıyan iki forvet olarak görev yapacaklar. Bu birliktelik de G.Saray’ın hücum gücünü önemli ölçüde etkileyecektir.

VE Keita’dan kısa kısa notlar...

2007’de ülkesinde yılın futbolcusu ödülüne Kolo Toure ve Aruma Dindane gibi isimlerle aday gösterildi. Ama ödülü Chelsea’nin yıldızı Didier Drogba aldı. Keita ikinci sırada kaldı.
33 kez milli formayı giydi. 7 gol attı. 2006 Dünya Kupası’nda oynadı.
Ağabeyi Hamza Keita da Fildişi Milli Takımı’nın eski futbolcularından.
Fransa’da geçirdiği günlerin onun için bir başka anlamı vardır. Onlar benim romantik günlerimdir diye konuşur...
Fransa’da en çok sevdiği ve gittiği yerler, kaldırım üstü kafelerdi. Orada içtiği bir nescafenin tadını ve keyfini hiçbir yerde bulamadığını her fırsatta tekrarlar.
Lakabı Popito’dur. Gol sonrası attığı taklalarla ünlüdür.

YARIN: MATTEO FERRARI
Yazının devamı...

Bir de susmasını bilse

11 Temmuz 2009

KİME sorsam her birinin yüzünde hemen bir tebessüm belirdi. Ve ardından onlar da bana bir soru yönelterek işi yokuşa sürdüler.

Engin’in hangi yönünü öğrenmek istiyorsun?

Önce futbolculuğunu...

Ve anlattılar Engin Baytar‘ı. Ankaraspor muhabiri sevgili Özgür Şahiner de onu iki kategoride değerlendirdi. Saha içi ve saha dışı. Sonra kesin bir tavır koyarak dedi ki...

Abiciğim, ben saha içini anlatırım. Diğer yüzünü  başkasına sor.

İşte Engin’in futbolculuğu...

¡ Özel bir oyuncu.

¡

Yazının devamı...

Başkent'te bir kral!

10 Temmuz 2009

ANKARA’ya ayak basışı hem TV ekranlarından görüntülendi hem de İngiltere’nin ünlü gazetelerinin manşetine sıçradı. Yaklaşık 3 bin Ankaragücü taraftarı Esenboğa Havalimanı’nda Vassell’e coşkulu bir karşılama töreni hazırlamıştı. Ve yer yerinden oynadı.
Daily Mail’in, törenle ilgili haberi ise bir hayli farklıydı.
Vassell, İngiltere’de karaya vurmuş bir oyuncu olarak kabul edilse de, Türkiye’de süper star gibi karşılandı.
Daily Telegraph gazetesi de ilginç bir başlık atmıştı...
Esenboğa’ya sanki bir kahraman indi!
Aynı gazetenin haberle ilgili satırlarında, yakılan meşalelerin Vassell’i de şaşkına çevirdiği yazılıyordu.
İngilizler ne yazarsa yazsın, Ankaragücü taraftarı böyle bir transferi yıllardır bekliyordu. Ve Vassell’in şöhreti de üç bini aşkın taraftarı havalimanına koşturmuştu.

Yazının devamı...