İlber Ortaylı

Yunus Emre Enstitüleri

31 Aralık 2023
Yunus Emre Enstitüleri’nin kuruluşunda Atilla Koç, Kültür ve Turizm Bakanı’ydı. Herkesin hakkını teslim ettiği gibi çok okuyan, çok bilen bir kişiliktir. Yunus Emre Enstitüleri’nde prensip olarak enstitü memurlarının ve müdürlerinin dış ülkelerde yaşayan ve yetişen Türk gençlerinden olmasına karar verilmişti, faydası görüldü. Arap ülkelerinde, Almanya’da, Avusturya Viyana’sında çok etkili müdürler vardı ve faaliyetler tertiplendi.

Yunus Emre Enstitüleri’nin kuruluşunda Atilla Koç, Kültür ve Turizm Bakanı’ydı. Uzun yılların içerisindeki görüşmelerimiz ve tartışmalarımızda, İspanyolların Cervantes, Rusların Puşkin, İtalyanların Dante Alighieri ve Almanların Goethe gibi enstitülerinin gerekli olduğu konuşulurdu. Bunlardan İtalyan ve Alman enstitüleri Ankara’da çok itibar görüyordu.

MÜLKİYE’DEN SINIF ARKADAŞIMDI

Atilla Koç herkesin hakkını teslim ettiği gibi çok okuyan, çok bilen bir kişiliktir. Mülkiye’den sınıf arkadaşımdır. Daha ilginç bir özelliğini söyleyeyim; biz lise tiyatro kolundayken Kenan Işık ve diğer arkadaşlarla Turgut Özakman’ın “Ocak” adlı eserini sahneye koymayı denedik. Devlet tiyatrosundan bile yardıma geldikleri hâlde işi bitiremedik. Atilla o oyunu İzmir Özel Türk Koleji’nde tek başına sahnelemiş. Sabırlı ve zeki bir çocuktur. Turgut Özakman’ın oyununu hele “Ocak”ı sahnelemek kolay iş değildir.

Yunus Emre Enstitüleri’nde prensip olarak enstitü memurlarının ve müdürlerinin dış ülkelerde yaşayan ve yetişen Türk gençlerinden olmasına karar verilmişti, faydası görüldü. Arap ülkelerinde, Almanya’da, Avusturya Viyana’sında çok etkili müdürler vardı ve faaliyetler tertiplendi.

Şimdi de yine Yunus Emre Enstitüleri’nin daveti üzerine Viyana ve Roma’ya bir konferansa gittim; bu bir yılbaşı programı içindi. Cumhuriyet ile ilgili sunumlar yapıldı. Viyana’da üniversiteden salon alınmış, bu oradaki Yunus Emre Enstitüsü Müdürü’nün otoritesidir. Roma’daki dostumuz Zafer Kıyıcı Bey benzer organizasyonu Yunus Emre Enstitüsü’nün Rönesanstan kalma binasında tertip etti. Roma’da birçok Türk genci okuyor. Doğrusu orada çok şey öğreniyorlar, hayatlarından memnunlar. Ama Türk kültürüyle, Türkiye ile ilgilerini kesmek de istemiyorlar.

OPERA SANATÇILARIMIZI MEMLEKETE CELBETMELİYİZ

Yazının Devamını Oku

Türkiye’nin İtalyası Safranbolu

24 Aralık 2023
Safranbolu Türkiye’nin İtalya’sıdır. Sakinleri baba konaklarında ve evlerinde oturmayı bir asalet ve görkem sorunu olarak ele alırlar. O yüzden de bugünlere kadar ulaştılar. UNESCO 17 Ağustos 1994’te burayı dünya varlığına dahil etti. Lütfen fazla tahrip etmeden Safranbolu’yu bol bol gezmeye çalışalım.

ESKİ Kastamonu vilayetinin en güzel yerleşme bölgelerinden biridir. Hoş Kastamonu vilayetinin içindeki yerleşmelerin içinde oldukça değişim geçiren Sinop (bugün aynı özellikte değil), il merkezinin kendisi, İnebolu, Çankırı’nın Belören Köyü gibi pitoresk (resimsi) yerleşmelerin sayısı hiç de az değil.

Burayı 1964 yazında Turizm Dairesi Başkanı Mukadder Sezgin’in tertiplettiği grubun içinde envanter için ziyaret etmiştim. Envanter Zonguldak’ta yapılıyordu. İlin en ilginç kazası da burasıydı. 4-5 gün kaldım. Şehirde daha avukat yoktu, baro kurulmadığı için dava muakkibleri vardı; ilginç insanlardı. Böyle ilginç tiplerden birisi de Cinci Hanı’nın müsteciriydi. Adı galiba İbrahim Efendi’ydi. Han tamirat görmemişti ama kullanılıyordu. Hayat ortaçağ şehirlerinde gibiydi. Hamam da aynı şekilde kullanılıyordu. Kaymakamlık “Kale” denen tepedeki hükümet konağındaydı. Sonra orası yandı veya yakıldı. Bunu bilemem. Ama konaklar hep ayaktaydı.

MİSTİK HAVASIYLA GÜZEL

Safranbolu Türkiye’nin İtalya’sıdır. Sakinleri baba konaklarında ve evlerinde oturmayı bir asalet ve görkem sorunu olarak ele alırlar. O yüzden de bugünlere kadar ulaştılar. Harap olan sadece bu vadinin üstündeki “Bağlar” kesimidir. Maalesef büyüyen Karabük’ün konut ihtiyacını karşılamak uğrana ekserisi gitti. Fakat Karabük üniversitesinin yerleşkesi de bu kesimde. Kıranköy (Kiren Rumca kızılcık demek oradan geldiğini söylediler) yani Kiren kentle birleşip aslında hoş bir gezi ve eğlence bölümü olmuş. Kim ne dersin üniversite şehri değiştiriyor. İlçenin Belediye Başkanı Elif Köse Anadolu’da nadir rastlanan kadın belediye başkanlarından. Partilerin dışında her gün halkla iç içe olan bu gibi başkanlar beni çok ilgilendiriyor. Anadolu’da böyle kasabalar var. Sivrihisar gibi, Denizli Buldan gibileri. Saymakla bitmez. İnşallah hepsinin belediye heyetleri seçimden sonra da aynı kalır.

Bir toplantı yaptık. İlgi büyüktü. Safranbolu’da şikâyet edilecek nokta turizmin yaratmak istediği tahribattır. Bu gibi bölgelerde turistik denen yatırımları yapanlar genellikle bölge dışından insanlardır. Şehrin ruhunu anlamıyorlar. İtalya ve İspanya gibi ülkelerden farkımız bu. Yabancı yatırımcı turizm için hiç uygun bir tip değildir. Bu yerlinin uygun olduğu anlamına gelmez ama ikincisi hiç değilse laftan, sözden, tenkitten anlar.

UNESCO 17 Ağustos 1994’te burayı dünya varlığına dahil etti. Bu hem olumlu hem de olumsuz sonuçlar doğuracak bir olay. Aç gözlü sermayeyi çeker. Mesken ve arsa pahalığına arttırır. Bunlar tedbir alınacak konulardır. Safranbolu mistik havasıyla, güzel... Çok yakın tarihlerimize kadar Anadolu’da dericiliğin ve deri sanayiinin merkeziydi. Üretimi Bartın üzerinden Rusya’ya ulaşırdı. Açıkçası zengin bir merkezdi. Meyveciliği verimliydi, fakirlik gören şehirlerden değildir.

1912’den, Balkan faciasından beri de Batı Trakya’dan göç edenlerle yerlilerin uyumlu ortamında özgün bir kültür ortaya çıktı.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’da depremler

17 Aralık 2023
İstanbul tarihinde çok yıkıcı depremler hatta tariflere göre tsunami içeren felaketler yaşamıştır. 557’deki deprem İstanbul’u hâk ile yeksan etmişti. İstanbul’u Osmanlı zamanında sarsan depremlerden sonuncusu ise “1894 Depremi”dir. Marmara sahillerinde denizin önce 200 metre çekildiği, ardından şiddetli dalgaların geldiği yazılır. Benzer büyüklükte depremler için İstanbul’da gerekeli tedbirlerin alınmadığı görülüyor.

Küçük Asya denen; Avrupa-Asya köprüsü üzerindeki bölgedeyiz. Ülkemizin adı 12. asırdan beri Türkiye diye anılıyor. Bizden evvel Roma İmparatorluğu’ydu. Tarihte Bizans denen ülke ve halk ise bildiğimiz bu ülkede Roma İmparatorluğu adını kullanmıştır. Ahalisi de Romalılardır. Konstantinopolis de İlirya (muasır Arnavutluk) halkından bir general olan Konstantin’in adına kurulmuş başkenttir.

TARİH ÖRNEKLERLE DOLU

Konstantinopolis jeolojik özellikleri dolayısıyla Küçük Asya ve İstanbul denen köprü yarımadanın en sorunlu bölgesindedir. Tarihinde çok yıkıcı depremler hatta tariflere göre tsunami içeren felaketler yaşamıştır. Miladi 557 yılı 14 Aralık gecesi, yani Doğu Roma’nın büyük imparatoru Justinianus’un hükmettiği dönemde ise çok ağır bir deprem yaşadı. Bu deprem daha evvelki 10’ar yıl içinde öncülleriyle biliniyordu. 533, 541, 545, 547, 551 ve 554 yılları.


‘1894 Depremi’nin İstanbul’daki yıkıcı etkisi fotoğraflara böyle yansımıştı.

557’deki deprem İstanbul’u hâk ile yeksan (yerle bir) etmişti. Hatta imparatorun yeni inşa ettirdiği ve çok iftihar ettiği eseri gerçekten de yeryüzü mimari tarihinin ulu bir eseri olan Ayasofya’nın kubbesi çatlamış ve depremden bir yıl sonra da kubbede ağır hasar meydana gelmişti. Bu tür deprem hasarlarını önlemek amacıyla, Mimar Sinan tam 5 asır önce, aynı caminin taşıyıcı duvarlarına mesnet payandaları ekleyerek mimari bir çözüm getirmişti. İftihar ettiği bu mühendislik tedbirini Tophane’deki Kılıç Ali Paşa Camii’nde âdeta Ayasofya’nın bir modeli olarak kullanmıştı.

Yazının Devamını Oku

Alacahöyük sergisi

10 Aralık 2023
Hatti (Hitit) kültürünün ne Mezopotamya ne de Akdeniz’deki diğer arkaik ve parlak uygarlıklara benzemeyen özellikleri vardı. Şu anda İstanbul Beyoğlu’ndaki Yapı Kredi Müzesi’nde ‘Atatürk ve Alacahöyük’ başlıklı sergi bu bölgeyi en esaslı ve en ilginç yönleriyle tanıtma peşinde. Bütün seramikler ve elektron dediğimiz altın, gümüş alaşımı süs eşyaları, Hatti idolleri bronz işçiliğinin zirvesi olarak seyredilebilir.

ATATÜRK 1937’de Alacahöyük’ü tanıdı. Hayatının geç döneminde bile Anadolu medeniyetinin bu ilginç safhasıyla ilgilendi. Aslında ilk kazılar daha evvelden başlamıştı. İstanbul âsâr-ı atîka uzmanlarından Theodor Makri Bey 1907 yılında kazılara başlamıştı.

1935 yılında Türk Tarih Kurumu Remzi Oğuz Arık ve Hamit Zübeyir Koşay Bey’i görevlendirdi. Bir filolog ve etnolog olan Kazan Tataristan’ı kökenli ve Macaristan’da doktora yapan Hamit Zübeyir (Koşay) Bey Alacahöyük’ü tarih sahnesine çıkaran öncü arkeologlarımızdan. Hatti (Hitit) kültürünün ne Mezopotamya ne de Akdeniz’deki diğer arkaik ve parlak uygarlıklara benzemeyen özellikleri vardı. Bugün bile bu yorumu yapmak çok zor ama Alacahöyük’ün girişindeki iki sfenksten başka hiçbir şeyin bilenmediği dünyada çıkanlar Eski Bronz Çağı dediğimiz dönemin daha yazı bile bulunmadan evvel ne kadar parlak örnekler verebileceğini gösteriyor.

Anadolu’nun öncü olduğu devir aslında demir çağıdır. Bu büyük Hitit İmparatorluğu’yla Akdeniz ülkelerinin eski Ramses Mısır’ı başta olmak üzere Suriye’deki ve bölgedeki hükümetçikler arası savaşında da görülür. MÖ 2. bin yıl başları birdenbire yazılı kültür çağına giren Anadolu’nun sadece Hititçe değil komşu Sami kültürler için de önemli olan arşivleri ve tabletleri bugün hâlâ büyük ölçüde araştırılmayı bekliyor ve bu hazineler Türkiye’dedir.

235 ORİJİNAL ESER BİR ARAYA GETİRİLDİ

Yapı Kredi Bankası artık 20 yıla yakın bir süre klasik dünya tarihçiliğinin pek el atamadığı Likya, Pisidya, Karya gibi bölgeler dışında Hitit kültürünü de incelemeye, sergilemeye dikkat eden, personel ve bütçe ayıran bir kuruluş. Şu anda Beyoğlu’ndaki Yapı Kredi Müzesi’nde Atatürk ve Alacahöyük başlıklı sergi bu bölgeyi en esaslı ve en ilginç yönleriyle tanıtma peşinde. Küratör Nihat Tekdemir ve sanat tarihçisi Derya Sayın’ın rehberliğinde sergiyi gezdim. “Bir İdealin Peşinde: Atatürk ve Alacahöyük” adlı sergi kataloğu çok titiz biçimde hazırlanmış. Serginin bilimsel danışmanlığını yapan Tayfun Yıldırım’ı Anadolu arkeolojisi için önemli bir atılım olan Alacahöyük kazılarının başlangıç yılları üzerindeki giriş yazısı muhakkak okunmalı ve ardından sergi gezilmeli.

Bu serginin en önemli özelliği Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Alacahöyük Müzesi, Çorum Müzesi ve İstanbul Arkeoloji Müzesi’nden 235 arkeolojik ve etnografik orijinal eseri bir araya getirmesidir. İstanbullular için ne büyük bir hizmet. Galiba bir sergiden beklenecek en büyük başarı da budur. Bütün seramikler ve elektron dediğimiz altın, gümüş alaşımı süs eşyaları, Hatti idolleri bronz işçiliğinin zirvesi olarak seyredilebilir.

Hiç şüphesiz ki Ankara’daki Hitit Arkeoloji Müzesi Frigleri ve Urartuları da ihtiva ediyor.

Yazının Devamını Oku

Türk edebiyatının geç anlaşılan dâhisi: Ahmet Hamdi Tanpınar

3 Aralık 2023
Ahmet Hamdi Tanpınar yaşadığı dünyayla birlikte çocuklarının değil ancak torunlarının nesliyle gözde yazarımız oldu. Huzur’da huzuru bulanlar; Tanpınar’ın eski dünyası ve kültür çevresini tanıdı. Onun Osmanlıcasına sahip değillerdir. Lâkin onun Fransızcasıyla edindiği Fransız medeniyeti ve değerlerini tanıdıkları için iki nesil evvelin bu garplı-şarklı münevverini kavradılar.

BİR nesil onu unutmak üzereydi ki arkadan gelen neslin yarısı keşfetti. Tanpınar yaşadığı dünyayla birlikte çocuklarının değil ancak torunlarının nesliyle gözde yazarımız oldu. Belki de biraz abartılmış İstanbul nostaljisi; eski hayatın tevazu, zamandan çok etikete, hızlı düşünme ve bol tartışmadan çok içe dönük tefekkür ile tecride yönelik tarafından söz edilmeye başlandı.

BATI’YA AÇILAN KAPI

Edebiyat Fakültesi’nin sevilen profesörü Ahmet Hamdi Bey, Beyoğlu Narmanlı Han’da balkonla çevrili, oda oda kiraya verilen eski Rusya Sefareti’nde bir geniş odada oturuyordu. Avlunun ortası parke taş döşeliydi. Bugün o bina AVM şeklinde restore edildi. Tanpınar mütevazı hayatında eski Türklerin arasında Fransa ve Fransızca dolayısıyla Batı’ya açılan bir kapıydı. Edebiyat Fakültesi’nin eskileri arasında monden takımla belki tek ilgi kuran oydu. Halide Edip Hanım hem sağ hem sol tarafından dışlanmıştır. Adamdan o kadar anlarız.

Huzur’da huzuru bulanlar; Tanpınar’ın eski dünyası ve kültür çevresini tanıdı. Onun Osmanlıcasına sahip değillerdir. Lâkin onun Fransızcasıyla edindiği Fransız medeniyeti ve değerlerini tanıdıkları için iki nesil evvelin bu garplı-şarklı münevverini kavradılar. Huzur aslında Türk Edebiyatı’nın 1980’den sonra klasikleşen eseridir. Dergâh Yayınları, Huzur’un âdeta tenkitli (emandasyon) eleştirel basımını yaptı. Bu özel çalışmanın her sayfasında açıklayıcı notlar var. Huzur’un yaşandığı zamanların İstanbul’unun fotoğrafları ve mekânlarının çizimleri okuru o günlere götürüyor. Sadece Huzur değil Ahmet Hamdi Tanpınar külliyatı özel ve uzun bir çalışmayla yeniden hazırlanmış, Paul Valery’nin ilk (Monsieur Teste) tercümesiyle birlikte. Türk aydın alemine faydalı bir hizmet.

Huzur’un geçtiği İkinci Dünya Savaşı öncesi İstanbul bir geçiş dönemidir.

Yazının Devamını Oku

Dışişleri Bakanlığı’nın unutulmaz siması: Bilal Şimşir

26 Kasım 2023
Bilal Şimşir, bir imparatorluğun emanetiydi. Cumhuriyetçiydi, Atatürkçüydü, Midhat Paşacıydı. Heyecanlı konuşması, tükenmeyen yazı enerjisiyle Dışişleri Bakanlığı’nın unutulmaz simalarındandı. Rumeli Türkiye’sinin çocuğuydu. Bu kimliğini bir otoportre ressamı gibi korumayı bildi öyle de aramızdan ayrıldı.

Bilal Şimşir’i genç yaşlarında ilk kitaplarıyla tanıdım. Bir Mülkiyeli Hariciyeliydi. Mülkiye’yi bitirdikten sonra Siyasi Tarih Kürsüsü’nde asistan olarak bırakılmıştı. Tuna boyu göçmenlerindendi. 1933 yılında bugünkü Bulgaristan’ın Yılancılar Köyü’nde dünyaya gelmiş. Babası Kırım Savaşı’na iştirak ederek madalya almış. Rüşdiye ve Gymnasium’u Bulgaristan’da okuyarak 17 yaşında Türkiye’ye geldiğinde Gelibolu’ya iskân edilmişler.

‘O ÇOCUK BENDİM’

1957 yılında Mülkiye’deki asistanlıktan sonra Dışişleri Bakanlığı’na intisaba karar vermiş. Midhat Paşa için yaptığımız bir seminerde; bu büyük valinin o ülkelerdeki ikon derecesine çıkan rolünü ifade için bir hikâye anlatmıştı. Oturduğu yerde Türk ortaokulunu kapatmışlar. Ailesi bir çocuğunu daha büyük bir merkezde yatılı okula gönderiyor ve çocuk hâliyle evden ayrılacağı için ağlıyormuş. Babası demiş ki; “Ağlama büyük valimiz de böyle ağlayanlar yüzünden açtığı okullara talebe bulamadı ve bu hâle düştük”, “Bu ihtar üzerine ağlamayı kesen o çocuk bendim” dedi.



Bilal Şimşir’in Dışişleri Bakanlığı ve Siyasi Tarih gruplarındaki tetkik şöhreti;

Yazının Devamını Oku

Roma İmparatorluğu ve Türkiye

19 Kasım 2023
Kocaman Roma İmparatorluğu’nun içinde İtalya kadar bir zengin bölge bugünkü Türkiye’dir. Son olarak Denizli’deki Laodikeia’nın ünlü anıtsal çeşmesi ‘nymphaeum’, Prof. Dr. Celal Şimşek başkanlığındaki heyet tarafından restore edildi. Muhteşem havuzu, arşitrav-frizleri; alınlıkları ile sekiz sütunlu anıtsal bir çeşmedir. İmparator Traianus Laodikeia’daki Nymphaeumu’nda Türk arkeologlarını şükranla selamlıyor.

MİLATTAN önce 2. asırdan başlayarak milattan sonra 3. asra kadar beş asırlık bir dönemin görünümü; Britanya adalarından bugünkü Fransa, Galya, Güney Almanya (Germenia) ve Ren bölgesi (Kolonya), Viyana ve Pannonia (bugünkü Macaristan) Romanya (Dacia), Herson (Kırım Yarımadası’nın kuzey sınırları), Akdeniz’de; İberya (İspanya), Güney Fransa, İtalya, bütün Adriyatik bölgesi ve İlirya, Yunanistan, Trakya ve Asya Minör içinde Bitinya (klasik Bursa); Paflagonya  (klasik Kastamonu); Pontus bütün Karadeniz çevresi, Galatya (Ankyra’nın başkenti olduğu Orta Anadolu) ve Caesarea (bugünkü Kayseri), İonya; Karya, Likya, Pamfilya, Klikya (yani Antalya ve Çukurova’yı içeren Akdeniz), zengin Antiochia, bugünkü Suriye’nin, Filistin ve Lübnan’ın, Mısır’ın, bugünkü Libya’nın ve Mağrib ülkelerini içeren, bütün dünyayı kapsayan Roma üniversaldı.

ÜLKEMİZ, İTALYA KADAR ZENGİN BİR BÖLGE

Yaşanan dünya ve Roma’nın bu hâkimiyeti sırasında eski kalelerin bazıları yıpranmış, tamirine ihtiyaç duyulmamış, bazıları hiç yapılmamıştı. Yeniden kale yapmak ancak Bizans denen devre aittir. Bütün bu havalide Roma hukuku işlerdi. Eyaletlerin ve halkların bazı hâlde anlaşmalarla kendilerine has hukukları vardı. Yahudilerde olduğu gibi.

Bu kocaman imparatorluğun içinde İtalya kadar bir zengin bölge bugünkü Türkiye; yani Küçük Asya eyaletleridir ve Antakya’dır. Efes, Asya’nın payitahtı mesabesindeydi; Efessos (Metropolis tes Asias). İmparator Augustus’un dönemindeki Ankara bir hayli imar gördü. Ünlü Augustus Mabedi eski çağ tarihi için çok önemli bir eserdir ve duvar yani cella yazıtları “Monumentum Ancyranum” diye bilinen Augustus’un bir nevi nutku ve biyografisidir. İmparator Caracalla zamanında yaptırılan Roma hamamları Yozgat’ın Sarıkaya’sındakiyle İngiltere’deki ünlü Bath şehrindeki hamamların çok daha üstündedir. Üstelik Sarıkaya’daki hamam kullanılır hâldedir. Ancak hiçbiri ne İngiltere’deki kadar tanıtılır ne de ciddi bir restorasyon geçirmiştir.

İmparator Traianus ve ondan sonra yerine geçen Hadrianus zamanında Küçük Asya yeni bir mimari değişim geçirdi. Hadrianus gezgin bir imparatordu. Mısır dahil bütün Afrika eyaletlerini, Suriye’yi gezdi. Gezdiği her yerde eserler bıraktı. Anadolu’da Efossos ve asıl önemlisi Edirne’yi (Hadrianapolis) yeniden inşa ettirmek onun işidir.

Laodikeia bugün “Ladik” diye telaffuz ediliyor. Aynı ismi taşıyan iki şehirden birisi de Amasya-Samsun arasındadır. Denizli’deki kazı Prof. Dr. Celal Şimşek başkanlığında yürütülüyor. Son olarak Laodikeia’nın ünlü anıtsal çeşmesi ‘nymphaeum’ bu heyet tarafından restore edildi. Muhteşem havuzu, arşitrav-frizleri; alınlıkları ile sekiz sütunlu anıtsal bir çeşmedir. Buna yakın bir anıtsal çeşme Side, Sagalassos ve Efossos’ta vardır.

ANADOLU’DAKİ KADAR GÜZEL NYMPHAEUM YOK

Roma İmparatorluğu’nun her tarafında Anadolu’daki kadar güzel ve çok sayıda nymphaeum bulunmaz.

Yazının Devamını Oku

40’ıncı yılında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti

12 Kasım 2023
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin devlet yapısı Avrupa devletlerinin demokrasilerine uygundur. Laiklik gerçekten önemli bir kurumdur. Birinci maddede belirtilir, ikinci maddede dilin Türkçe olduğu belirtilir. Yargının bağımsızlığı tam olarak uygulanmıştır. Şu anda 40. yılını kutladığımız bu cumhuriyet yavaş yavaş dünyada tanınmaktadır. Türkiye ile ilişkilerinin belirgin bir ölçüde dikkatli taranması, yerleşmelere devam edilmesi politikanın esaslarından olmalıdır.

1974 yılı temmuz ayında Kıbrıs Adası’ndaki iki cemaat olan Türk ve Rum arasındaki gerilimin zorba bir darbe ile kilitlenmesi üzerine Türkiye, Kıbrıs’a askerî müdahalede bulundu. Bu tasvire layık bir olaydır. Türkiye’nin adadaki Türk cemaati korumak ve gerektiğinde müdahale yapmak konusundaki ültimatomlarına adadaki Rum cemaati aldırış etmiyordu.

Adadaki Rumların lideri Makarios’a darbe yapıldığı vakit Nikos Sampson EOKA’cıların (Ethniki Organosis Kiprion Agoniston) kuklası olarak cumhurbaşkanlığına getirildi. EOKA’nın Kıbrıs’ta hâkimiyeti sağlanmıştı. Bu arzu edilir bir manzara değildi çünkü Kıbrıs Rumlarının önemli bir kesimi sol eğilimlidir. Bu sol eğilim AKEL Partisi’nde (Emekçi Halkın İlerici Partisi), yani mahalli komünist partide yoğunlaşmıştır.

Makarios’un Üçüncü Dünya’daki şöhreti, Üçüncü Dünya tipi bir sosyalizmin sözcülüğünü yapmasından ileri geliyordu. Adanın nüfusu ile orantılı olmayacak bir şekilde Hind liderlerin, Cemal Abdünnasır’ın, Yugoslav lider Josip Broz Tito gibi önderlerin yanında yer almakta Üçüncü Dünya Bloku’nda sözü dinlenmektedir. Üçüncü Dünya aktif bir blok değildir. Herhangi bir meseleyi etkin çözecek bir tarafsızlar konferansından bahsedilemez. İdare daha çok Mısır’ın elindedir. Lakin ülkelerin nüfus olarak kalabalığı, örgütlenme beceriksizliği, iktisadi durumlarının yetersizliği dolayısıyla AET (Avrupa Ekonomik Topluluğu) gibi, NATO gibi, hatta Varşova Paktı gibi bir ağırlığı söz konusu değildi. Ancak farklı bir sesti.

TÜRKİYE’DEN BÜYÜK SÜRPRİZ

EOKA çevrelerinde Türkiye’nin müdahalesinin gerçekleşemeyeceği kanaati uyanmıştı. Rauf Denktaş’ın ifadesi ile karşı taraftan, “Bekledim de gelmedin şarkısı sabah akşam çalınıyordu”; beklenenin gelmesi büyük sürpriz oldu. Üstelik stratejik olarak çıkarma harekâtının Magosa tarafından; yani güneyden yapılacağı düşünülüyordu. Fakat zor olan taraf Girne tercih edildi. Girne’deki savunmanın daha aksak ve zayıf olduğunu ileri sürdüler, oysa tabii ve çetin bir savunma hattıydı. Her hâlükârda Girne hattı bir günde aşıldı ve aşıldıktan sonra Türk ordusu ilk etapta Lefkoşa’nın bugünkü sınırlarına, Magosa’ya ulaştı.

Varoş, Osmanlıca bir kelimedir. XVI. asırda Macaristan’dan alınmadır ve banliyö anlamında kullanılır. “Varosa” olarak telaffuz edilen bölgenin adını da Maraş’a çevirdiler. Ateşkes kararına burada uyulduğu için Maraş bölgesi hâlâ iskâna açılmamış görülüyor. Açılması gerekir çünkü adanın ekolojisi, ekonomisi ve her iki tarafta oturan insanlar açısından verimsizliğe mahkûmdur. Hâlbuki verimli bir bölgedir.

Kıbrıs Türk Cumhuriyeti

Yazının Devamını Oku