"Gamze Cizreli" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Gamze Cizreli" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Gamze Cizreli

Budur mutluluk budur

28 Nisan 2012

Tüm gün mutfaktan gelen güzel kokulardır.
Uzun yemek masasında her kafadan bir ses çıkarak yemeğe saldırmaktır.
Yer yataklarında yan yana yatarken uykuya dalana kadar sohbet etmektir.
Gelin hamamında kına yakılırken hem gülmek hem ağlamaktır.
Gözünü seveyim Diyarbakırlı olmanın, her günümüzü abartmaya bayılırız. Düğünlerimizi de, cenazelerimizi de, hastalıklarımızı da başka bir coşkuyla yaşarız.
İşte bu hafta da düğünümüz vardı!
Dayımın oğlu Emre’yi evlendirdik dün gece. Emre dünya tatlısı genç bir doktor. İbn-i Sina’da KBB ihtisası yapıyor. Ailemizin gururu! Benim de kardeşimden farkı yok. Emre dünyalar güzeli Pırıl’la evlenmeye karar verince bizi aldı bir heyecan. Aylardır süren hazırlıklar nihayet son buldu ve düğün evi kuruldu! Düğün Ankara’da olunca, ev sahibi de ben oldum. Şehir dışından gelenlerle evimiz doldu taştı.

Yazının devamı...

Hindistan’dan sevgilerle...

14 Nisan 2012
 Bu seyahat TOBB Kadın Girişimciler Kurulu’ndan Sayın Zuhal Mansfield’in düzenlediği ve KAGIDER’in de desteklediği 10 farklı ülkeye yapılan iş gezilerinin Mısır’dan sonra ikinci durağıydı. Türk kadın girişimcileri olarak, başkent Yeni Delhi’deki kadın girişimcileri tanıdık, ikili iş görüşmelerinde bulunduk. Yatırım imkanlarını araştırdık. Biraz iş yaptık, biraz alişveriş, biraz tarih, biraz eğlence... Zeytinyağı kraliçesi arkadaşım Rengin Suar, KAGIDER’den Aydan Baktır, Zeynep Silahtaroğlu, Meltem Gürler, Sanem Oktar, Orkide Gökhan... Bol kahkahalı, çok keyifli yol arkadaşlığı yaptık. Kütahya’nın en girişimci iş kadını Sevim Güral olgunluğuyla hepimizin ablası oldu. Önceleri sadece bir merhabamız olanlarla kaynaştık, bu arada farkettim de KAGIDER çok güzel, kocaman bir aile olmuş.
Hayat dersi veren bir ülke
Hindistan’a küçük oğlum Ali’yi de götürdüm. Aynı hafta Oğul Amerika’da üniversite ziyaretlerinde olduğu için Aliş çok ısrar edince dayanamadım ve onu da dahil ettim bu programa. Ali’nin dönüş uçağında herkesi güldüren sözü seyahate damgasını vurdu: “Anneciğim, 3 gün okula gidemedim, derslerimden geri kaldım ama hayat dersi aldım,daha önemli değil mi?” Gerçekten de Hindistan herkese hayat dersi veren bir ülke, bir kültür mozayiği.
 Hindistan’da Müslümanlar hayli fazla olsa da en yoğun dini inanış, Hinduizm. Hinduizmde reenkarnasyona inanıyorlar. Isyan etme duygusu tekrar dünyaya gelmelerinde daha iyi şartlarda yaşama isteklerinden dolayı yok. Yani fakirliklerine, acılara, sıkınılarına kesinlikle isyan etmiyorlar, çok kabulleniciler ve bundan dolayı da mutlular.
 Herkes birbirini “Namaste” diyerek selamlıyor. Namaste, senin ruhunu sevgiyle, saygıyla, hoşgörüyle selamlıyorum demek. Iki elin beş parmağı gülümsemeyle ve başını öne eğerek çene altında birleştirilirken, aslında madde ve mana, ruhla beden birleşiyor. Işte o anda pozitif enerji size sarmalayıveriyor.
Büyükelçi’ye misafir olduk
 Gezimizin ikinci akşamında Türk Büyükelçisi’nin misafiriyiz. Rezidansın yemyeşil bahçesi, bol yıldızlı gökyüzünde kocaman bir dolunay, orkestranın çaldığı Hint ezgileri, zerafeti ve olağanüstü Ingilizcesi ile hepimizi kendisine hayran bırakan Büyükelçimiz Burak Akçapar ve misafirperver güzel eşi... Bu arada yemekler harika, sonra öğreniyoruz ki bu lezzetlerin mimarı benim  çok eski dostum Hindistan’da yaşayan bir Türk: Sercan Ünsal. Sercan oraya okumak amacıyla giderek kalan ve ticaretle uğraşan çok girişimci bir Türk. Şu anda da Delhi de Anatolia adında bir Türk fast food zincirine sahip. O akşamki lezzetli Türk yemeklerinden oluşan büfe onun eseriydi. Büyükelçimiz Hindistan’da yatırım yapmamız konusunda çok ısrarcı. Aslında haksız da sayılmaz. 1.4 milyar nüfus. Bu nüfusun 100 milyonu çok zengin. Yani Türkiye nüfusundan çok zengin insan var. Bunlar Ferrariler’le gezen, lüks restoranlarda yiyip içen bir grup. Çin’den sonra en hızlı büyüyen ekonomiyi ben de 6 seneden sonra tekrar gittiğim ülkede hissettim. Bu sefer bambaşka bir Delhi gördüm. Hızla medenileşiyor. Metrolar, yollar, alışveriş merkezleri... Çok büyük bir tüketim var. Ben orada bir iş yapmayı kesinlikle aklıma koydum.
İhtişamına hayran oldum  
 Bu arada Ankaralı olmakla bir kez daha gurur duydum. Büyükelçiliğimizin beni hayran bırakan dekorasyonunu Ankaralı iç mimarlık şirketi Planmim yapmış. Ayça Bayar, Bercis Açıkalın ve Sedat Seyhan’dan oluşan üçlü gerçekten muthiş bir iş çıkarmışlar. Kullandıkları turkuaz taşlar, tarçın, safran renkleri Osmanlı’yı çağrıştırırken öte yandan da Hindistan’ın genel coğrafyasına uyum sağlamış. Binanın zaten çok güzel koloniyel bir mimarisi var, bu muthiş üçlü de mekana yaptıkları özel tasarımlarla harikalar yaratmışlar. Aynalara, Osmanlı kaftanlarına ve Selçuklu motifli paravanlara bayıldım. Bu arada, sonradan öğrendim ki ay yıldız desenli ipek masa örtüleri bile onların üretimiymiş. Bravo! Tam Türkiye’ye yaraşır bir rezidans olmuş.
 Hindistan’a gidip de Tac Mahal’e gitmeden olmaz. Biz de hep beraber gittik Agra’ya. Buram buram aşk kokan anıt camii Mogol imparatoru Şah Cihan’in doğumda kaybettiği çok sevdiği eşi anısına inşaa ettirdiği bembeyaz mermerden yapılmış bir mücevher adeta... Ve dünyanın yedi harikasından biri. Ben daha önce görmüştüm ama bir kez daha ihtişamına hayran oldum.   
 Son gün Ali’yi file de bindirdim. Kocaman pembe benekli kulaklarıyla, koyu boz renkli fille gezmek çok keyifliydi. Çok uysal, çok kocaman... Bu arada Hindistan’da filin uğur getirdiğine inaniyorlar. Ben de sizlere uğurlu ve fil bereketiyle dolu bir hafta diliyorum.
Yazının devamı...

Hindistan’dan sevgilerle...

8 Nisan 2012

Salı günündenden beri TOBB Kadın Girişimciler Kurulu ve KAGİDER ile birlikte buradayız. Çok yoğun bir programımız vardı. Şu anda burada cumartesi sabah 5:30. Detayları çok özür dileyerek gelecek haftaya bırakarak bu satırları yazdıktan sonra Tac Mahal’e gitmek üzere oteli terk ermek zorundayım. Gelecek hafta Hindistan’daki büyük değişimden bahsedeceğim. Neler gördük, neler yedik, bulunmaz hint kumaslarini bulabildik mi hepsini anlatacağım.

 

Yazının devamı...

Diplomalı cehalet!

1 Nisan 2012

Genç kızımız siyasal bilimler öğrencisi. Özel bir TV kanalında hayli çok seyredilen bir bilgi yarışmasına katılıyor. TBMM’nin diğer adına parlamento yerine Yüce Divan olarak cevap verince yer yerinden oynuyor.
Başta sosyal medya olmak üzere siyasal bilimler öğrencisini kızımızın bilgisini, kültürünü tartışıp duruyoruz. Ben buna doğrusu hiç şaşırmadım... Benim de iki oğlum olduğu için Türkiye’deki eğitim sisteminin içinde bulunduğu durumu ne yazik ki fark etmemek elde degil. Bu soruyu bilmeyen kızımız üzerine bir de hiç gazete okumadığını, daha çok ‘Survivor’ izlediğini söyleyince ben iyice çıldırma noktasına geldim. Bu konu benim hassas noktam olduğu için daha da derin kaygılara büründüm.
Hafta içi 4, hafta sonraları da 6 gazete okuyorum. Eğer Türkiye’deysem evde, otelde, köyde, kentte... Nerede olursam olayım bu sabah rituelim değişmiyor: sessiz bir ortam, gazetelerim ve demli çayım. Yurt dışındaysam da çok tercih etmemekle birlikte gazeteleri internetten okuyorum. Takip ettiğim köşe yazarları var. Yazılarını kesip defterimin arasına koyup aylar sonrasında tekrar okuduklarım var. Babacığım da böyleydi, sabah gazetelerini okumadan hayatta işe gitmezdi.
ENDİŞEM HER GEÇEN GÜN ARTIYORSevdiği yazıları bize kahvaltıda yüksek sesle okurdu, birlikte tartışırdık. Durum böyleyken, büyük oğlum gazetelere hiç ilgi göstermiyor, ben ısrar ediyorum, olmuyor, ilgilenebileceği yazıları kesip eline verirsem okuyor ama o kadar işte! İşte Türkiye’deki gençliğin durumu bu!  Özellikle büyük şehirlerde, ekonomik düzeyi orta ve üstü ailelerdeki durum, bol bol ders çalışan, boş vakitlerinde ya facebook’ta ya da bilgisayar oyunlarında vakit geçirerek rahatlamaya çalışan, bir an önce iyi bir üniversite eğitimini tamamlayıp diploma almaya çalışan kültür, cahil gençlerle dolu. Yani asıl sorun okula gitmeyerek eğitim almayanlarda değil. Asıl sorun diplomalı cehalette. Öğrencilerimizi bırakın öğretim görevlilerinin bile çoğunun genel kültür düzeyleri ortada. Elindeki kağıtta yazanları bile doğru dürüst okuyamayan siyasetçileri, bir köşe yazısını okuyup anlamakta zorluk çeken üniversite öğrencilerini görünce ümitsizliğim her geçen gün daha da derinleşiyor. Çünkü cehalet arttıkça sorgulayan, düşünen birey de ters orantılı olarak azalıyor. AVM’lerde oradan oraya koşturarak alışveriş yapan, magazin ve futbol kültürü çok gelişmiş, okumayan, sorgulamayan, düşünmeyen, tamamen tüketime adanmış bir toplum olduk bile... Ne yazık ki oğlullarım da böyle bir toplumun bireyleri olarak bu kültürün bir parçası olmaya başladılar bile. Çünku ben evde ne yaparsam yapayım, okulda arkadasları, Televizyonda  seyrettikleriyle başka bir yöne gittiklerini çaresizce görüyorum. Engel olmaya çalışsam da yapamıyorum. Endişem her geçen gün daha da artıyor. Artık gelecek için başka planlar yapmak zorundayım sanki, kendimize saygımızı kaybetmemek, değerlerimizi korumak adına...

Ankara Müzik Festivali

Bu hafta 29. Ankara Müzik Festivali başlıyor! 05 – 28 Nisan 2012 tarihleri arasında Ankara müziğe doyacak. Açılış, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın MEB Şura Salonu’ndaki muhteşem konseri ile başlayacak...
14 farklı ülkeden 700 sanatçının katılımı ile gerçekleşecek 29. Uluslararası Ankara Müzik Festivali bu sene Ankara’ya damgasını vuracak gibi gözüküyor. Prograı inceledim, müthiş performanslar var… Ben de kendi favorilerimi belirledim: Fazıl Say Piyano Resitali, Buika Flamenko / Caz Konseri, Bilkent Senfoni Orkestrası ve Averbukh Buz Balesi, Pagagnini Komedi Klasik ve St. Petersburg Akademik Senfoni Orkestrası... Ne yapıp edin ve bol bol festivalin tadını çıkarın!

Yazının devamı...

Uzun kış sıcak yaz

25 Mart 2012

Bir ara dedim ki kendi kendime, bahar hiç gelmeyecek herhalde.... Neyse sonunda geçtiğimiz hafta havalar bir anda güzelleşti. Geçen pazartesi bunu ilk defa hissettim. Darıca Eskihisar iskelesinden arabalı vapurla Bursa Topçular’a geçtik çalışma arkadaslarımla. Bursa’ya bizim için çok önemli bir sosyal sorumluluk projesi icin gittik, onun detaylarını size daha sonra anlatacağım. O sabah güneş pırıl pırıl, o zehirli atık dolu İzmit körfezi bile bahar kokuyordu. Martılar vapurun güvertesinde elimizdeki simitleri kapmak icin çığlık çığlığa yarış halindeydiler. Çayımdan kocaman bir yudum alıp sıcaklığını hissederken, “Hoş geldin Bahar” dedim içimden. Yeni umutlar, yeni güzellikler getir hepimize...

Pera Bulvarı

İnernetten alışveriş yapmayı çok seven biri değilim. Ürünü bire bir görmek, dokunmak isteyen bir tüketici olarak ilk defa bir siteden keyifle, güvenle alışveriş yaptım: www.perabulvari.com
Ev dekorasyonu, tasarım ve gurme yiyecekler satan bir online alışveriş sitesi.
Pera Bulvarı’ndan ilk olarak ODTU’den sınıf arkadaşım sevgili Oya Ünlu Kızıl vasıtasıyla haberdar oldum. Oya benim en başarılı arkadaşlarımdan! Dünya Bankası’nda çalışırken, Kemal Derviş’le beraber Türkiye ekonomisinin başına gelerek iki yıllık bir bürokrasi ve siyasi tecrübe sonrasında Koç Holding’in Kurumsal Iletişim’inin başına geçti. Hala da orada, holdingin pek çok sosyal sorumluluk projesini başarıyla sürdürüyor. Sitenin kurucu ortaklarindan biri Oya’nın eşi Emre. Oya ve Emre beni ilk aradıklarında hemen deneme aşamasında olan siteyi inceledim, çok farklı ve hoş buldum. Markalar çok çesitli,fiyatlar mağaza fiyatlarının çok altında. Yeni trend olan patchwork halılardan, Hiref tasarımlarına, güzel paspaslardan, Durance mumlara, bıçak setlerinden, bahce mobilyalarina ,nevresimlere, Monev’den porselen çay fincanlarına kadar her şey cok uygun fiyatlarla var.Ama bu ürünlerin hepsi de ince bir zevkin seçimi. Yani her marka, her ürün yok. Daha da onemlisi Çağdaş Türk ressamlarinin orijinal imzali gravürleri bile var. Meraklısına duyurulur.Gurmeler ide unutulmamış: Lezzet bölümünde Kars gravyerinden, özel soslara, Selamlique Türk kahvesinden, ev yapımı makarnalara kadar yok yok. Üstelik şeflerden özel tarifler de var. Ben siteyi her gün ziyaret ediyorum. Ev eşyalarına bakmaya ve almaya doyamıyorum galiba.


Simay Bülbül’ün Ankara ziyareti


Yazının devamı...

Yaşasın bizim de festivalimiz oldu!

18 Mart 2012

Festival komitesi, belli başlı tüm restorancıların üye olduğu TURYİD Derneğini de organizasyon komitesine dahil ederek alışverişin olmazsa olmaz destekçisi yeme içme sektörünü de yanına almıştı. Biz restorancılar da özel indirimler, turistlere yönelik Türk mutfağını tanıtma adına yapılan çesitli faaliyetlerle bu festivale destek vermeye çalışmıştık.
Bu tip festivallerin kentin ve ülkenin ekonomisi açısından çok önemli olduğunu unutmamak lazım. Dubai’deki festivale bir ayda ortalama 3 milyon ziyaretçinin geldiğini biliyoruz. Gerçeği söylemek gerekirse geçen sene bu festival pek de başarılı olamadı. Yeteri kadar dış illerden ve ülkelerden ziyaretçi çekemedi. Moda mağazaları doyurucu ve çekici indirimler yapmadılar, dış ülkelerde iyi tanıtım yapılamadı, süre uzundu. Sonuçta ilk  senenin acemiliğinin de etkisiyle ümitler bu seneye kaldı.
Ben, Ankara’daki festivalin de aynı hüsranı yaşamaması için çok detaylı planlama yapılması taraftarıyım. Düzenleme komitesine bir sorum var, İstanbul’daki festivalle Ankara’nınki aynı tarihlere denk geliyor. Yani yerli ve yabanci turist çekmek için İstanbul’la yarışacağız! Bu konuda şansımız nedir? Kaç bin ziyaretçi bekliyorsunuz? Restoranları dahil etmeyi düşünüyor musunuz? Her geçen gün ekonomik ve sosyal açıdan gerileme içinde olan Ankara’nın böyle organizasyonlara çok ihtiyacı olduğunu unutmadan, bu festivali bir fırsata çevirmek lazım.

Gülben Ergen’e mektubumdur...

Sevgili Gülben,
 Geçen  hafta tüm basın ve sosyal medya senin telefonda ‘Yeni1Hayat’a yolladığın SMS’i evirdi, çevirdi yani kısacası sakız yaptı. Öncelikle ‘Yeni1Hayat’ rumuzuna bayıldım! Seninle yıllar önce tanışmıştık. Hatta baş başa yemek yiyerek hayat üzerine sohbet etmişliğimiz bile var. Güleryüzün, anneliğin, kadınlığın, sivil toplumculuğunla hayata karşı hep güçlü bir duruş sergilemeni beğeniyle izliyorum.”Çocuklar gülsün diye” projesi çok güzel ilerliyor.
Evliliğini bitirme kararı vererek kocanla bir senedir evlerinizi ayırdınız. Resmi olarak boşanmasanız da bu aslında duygusal anlamda bir bitiş demek. Belli ki hukuksal süreci bekliyorsunuz. O zaman ‘Yeni1Hayat’la da yeni bir başlangıç yapmak üzere duygusal bir bağ kurman da çok normal. Keşke bu patırtı koptuğunda daha güçlü bir duruş sergileseydin. Aslında seni anlıyorum, hukuktan korkuyorsun, toplumun tepkisinden çekiniyorsun... Bu memlekette kadın olmak çok zor. Ama daha güçlü bir duruş sergileyerek  “Size ne benim mesajımdan? Ben zaten ayrıyım, bu benim özel hayatım, zamanı geldiğinde açıklama yapacağım” diyebilirdin. Sen bir sanatçısın, senin özel hayatının merak edilmesi de son derece doğal.

Yazının devamı...

Kitap, müzik ve film haftası

11 Mart 2012

Hani eliniz kolunuz kalkmaz, evden hatta yataktan çıkmak istemezsiniz ya işte öyle bir ruh halindeydim. Acaba kış çok uzadı güneşe hasret mi kaldık yoksa çok mu yoruldum bilmiyorum. Ama şu bir gercek ki kimseyi görmek istemediğim, kimseyle konuşmak istemediğim bir ruh halindeydim... İşe de zoraki gittim. Bu ruh halindeyken geçen hafta Ankara’da çok şeyi kaçırdım. Bütün hafta tek yapabildiğim Cuma günü Kütahya Dumlupınar Üniversitesi’ne gidip Genç KAGİDER panelinde konuşma yapmak oldu. Sevim Güral’ın ev sahipliğinde düzenlenen panelde gençlerle kadın girişimciliğinin önündeki engelleri uzun uzun tartıştık. Gençlerin sorularıyla kadınlarımız ve dolayısıyla toplumun geleceği ile ilgili ümitsizliğe kapılsam da bu tip panellere katılmaya devam edeceğim. Bu seyahatin dışında tüm hayatımı yavaşlatarak bol bol kitap okudum, müzik dinledim. Bir iki tane de film izledim... Haftanın kitap tavsiyelerine gelince:

Biraz kitap...

Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali:
Hayal kırıklıklarının , yalnızlığın en çok da aşkın romanı... İrfan Bey’le Maria Puder’i okurken bambaşka bir dünyaya gittim. Bu haftaki ruh halime çok iyi geldi doğrusu.

Bin Muhteşem Güneş-Khaled Hosseini:
1960’ların ortasından baslayıp 2003’e kadar gelen hikayede Meryem ve Leyla’nin hüzünlü iç burkan hikayelerini Sovyetler, Taliban ve Karzai sürecindeki fonda okudum. Dili çok sade, mesaj kaygısı yok. Saatlerce elimden bırakamadan bitiriverdim.

Biraz müzik...

Bu hafta 2 CD aldım.

Yazının devamı...

Ankara Sibirya oldu!

4 Mart 2012

Bu sene Lapland ile başlayan kar serüvenimiz herhalde hiç bitmeyecek! Çoluk çocuk günlerce evden çıkamadık. Salı günü bastıran şiddetli kar ile eve kapandım ve Cuma sabahına kadar evden çıkamadım! Okullar da tatil oldu, çocuklar da evde kaldı. Sürekli yemek pişirdik, pişirdiklerimizi yedik, doymak bilemedik! Sabahları çeşit çeşit omletler ve ev yapımı ekmeklerle yapılan kahvaltıya baslayan günümüz, fırında schinetzel’ler, noodle’lar, kısırlar, gözlemelerle devam etti... Bu arada salep ve kestaneyi saymıyorum bile! Battaniye altında film seyretmek, bol bol kitap okuyarak geçen zorunlu dinlenme sonucu 2 kilo alarak çıktım evden!

Bravo KAGİDER!

Türkiye Kadın Girişimciler Derneği (KAGİDER) bu sene yine harikalar yaratıyor! Yönetimde olan arkadaşımız Devrim Erol ve bir grup KAGİDER üyesi geçtiğimiz hafta New York’taydı. Pazartesi günü Birleşmiş Milletler’de bir panel organize etmişler. Panelistler çok iyiymiş! Dünya Bankası Eski Türkiye Direktörü Ulrich Zachau, IBM Başkan Yardımcısı Marylen, Sanofi Kurumsal ilişkiler Direktörü, Altınyıldız ABD Temsilcisi Güldal Akşit, Bakan Yardımcısı Aşkın Aşan ve KAGİDER Başkanı Gülden Hanım da sırasıyla konuşma yapmışlar. KAGİDER’in toplantısından sonra Türkevi’nde düzenlenen etkinlikte konuşan vekiller KAGİDER’i ve projelerini referans olarak göstermişler. Nasıl gururlandım anlatamam! Salı günü bir çok kadın kuruluşu ile görüşmelere devam edilmiş ve devamında Washington’a geçerek, Dünya Bankası, UNDP Başkanı Kemal Derviş gibi önemli randevulara katılmışlar. Amerika’dan bu gelişmeleri duyunca  göğsüm kabardı. Bu arada, Devrim hazır New York’tayken benim işlerime de yardımcı olmak için New York Ticaret Odası, Belediye gibi birçok kurumun yetkilileriyle görüşmeler yaptı. Nazar değmesin, her şeye yetişiyor... Her geçen gün daha iyi anlıyorum ki, Devrim müthiş bir sivil toplumcu.
Ben de bir KAGİDER’li olarak Genç KAGİDER Projesi’ne destek olmak adına önümüzdeki cuma Kütahya Dumlupınar Üniversitesi’ne giderek bir konuşma yapacağım. Genç KAGİDER Projesi, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sayın Fatma Şahin’in de desteklediği bir proje... 2012’de Türkiye genelinde 10 üniversitede, yarım günlük “Genç Kagider Günleri” gerçekleştireceğiz. Bu kapsamda hedeflenen, akademisyenlerin, girişimcilerin ve iş dünyasından rol modeli insanların katılımlarıyla kadınların ekonomik hayata neden katılımadıklarını tartışmak, yaşadıkları sıkıntıları dinlemek, çözüm yolları üretmek ve bu çözümleri uygulanabilir hale getirmek ve genç kadınları iş yaşamında akitf varolmaya ve ekonomik döngünün içinde yer almaya yönlendirmek! Rakamlara baktığımızda görüyoruz ki son 5 yılda üniversite mezunu kızlarımızın oranı artmakta ama iş dünyasına katılmada aynı oranda artış görülmemekte. Yani kızlarımız üniversite eğitimi alıyorlar ama diplomalarını duvara asıp oturuyorlar evde! Asıl amaç onları iş sahibi olmaya yönlendirmek, meslek edinmelerine katkıda bulunmak. Bunu değiştirmek amacıyla başladı Genç KAGİDER. Ne kadar çok genç kızımıza ulaşır da birkaçının hayatlarını değiştirebilirsek ne mutlu bizlere!

Minik Serçe Ankara’da

Önümüzdeki hafta, 7 Mart Çarşamba günü, TED’in 10 Bin Meşale Projesine destek için gerçekleştirilen Sezen Aksu konseri var! TED Sosyal İşler ve Iletişim komiteleri, bu yıl arı gibi çalıştı. 10 bin meşale için oldukça fazla kaynak yarattılar. Ben de elimden geldiğince organizasyonlarına katılmaya çalışıyorum. Bu hafta hem Sezen Aksu şarkıları ile geçmişe yolculuk yapmak hem de TED için bir meşale daha yakmak için orada olacağım!

Sonunda Madonna!

Konser demişken... 2012 yılının en önemli konserlerinden biri de hiç şüphesiz Madonna’nın Türk Telekom Arena’da vereceği muhteşem konser olacak! 2012 Dünya Turnesi kapsamında nihayet Türkiye’ye gelecek olan super star için şimdiden ne giyecek, kimbilir nasıl bir sahne şovu gerçekleştirecek diye dedikodular başladı bile... Unutulmaz bir akşam olacağına eminim! Açıkçası ben de aldım biletimi merakla bekliyorum! Ama aklıma geldi de en son Amy Winehouse’u da böyle heyecanla beklemiştik! Aman Allahım korusun da, sonu benzemesin!

Yazının devamı...