"Doğan Uluç" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Doğan Uluç" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Doğan Uluç

İş mi, eş mi?

2 Aralık 2014

Stüdyonun spot ışıkları Warren Buffett üzerinde. Kalın çerçeveli gözlükleri ardında güleç çehreli işadamı yöneltilen soruları bekletmeden yanıtlıyor. Buffett dünyanın en zengin finansman ve yatırımcısı. Berkshire Hathaway’in yönetim ve icra kurullarının başkanı. Berkshire Geico, NetJets, BNSF, Heinz, Dairy Queen gibi dev şirketlerin sahibi. Portföyünde American Express, Coca-Cola, İBM, Wells Fargo’nun güçlü hisseleri var. Nebraska merkezli küresel holdingler grubunun toplam varlığı 485 milyar dolar.

Röportajcı "Bunca başarılı yaşamınızda sonradan pişman olduğunuz girişiminiz oldu mu" diye sorduğunda kulak kabartıyorum. Buffett kısa bekletişi takiben içini çekerek söze başlıyor:

"Çalışma hayatım gece-gündüz demeden yıllarca sürdürdüm. İlk eşim Susie’ye, çocuklarıma ayıracak zaman bulamadım. Susie özel davetlerin çoğuna, yaz-kış tatillerine dahi yalnız gitti. İlk göz ağrımı çok ihmal ettim. Pişmanım. Susie tenis hocası John McCabe aşık oldu. Bu ilişkiyi yeşermeden önleyebilirdim, yapmadım. San Francisco’ya taşındı tenisçiyle. 2004’de vefat etti. Ona aşkım hiç sönmedi. Susie ile Warren hiç boşanmadılar."

Buffett işiyle, eşi arasında kalmıştı. Kadın peşinde koşacak zamanı yoktu. Ama kadınlar peşini bırakmıyordu. Washington Post, Newsweek sahibi Katharine Graham ‘Deha’ lakaplı milyarderi baştan çıkardı. Kennedy ailesinin Atlantik yakasındaki mahallesi Martha’s Vineyard’daki malikanesinde buluşmaları sosyete dedikodularına malzeme oldu. Aşağılık duygusuna kapılan Susie nüfuzlu basın patronu Graham’a mektupla "Kocamla çıkabilirsin" diye mesaj gönderdi.

Yazının devamı...

Karabacak, Schultz, DuPont

24 Kasım 2014

Önümde top sakallı bir genç ‘’Dikkat et arkana dolanmasın, ayak kaptırma’’diye Mark’a taktik veriyor. Karabacak önden yüklendiği Amerika’lıyla havalanıp mindere düşüyor. Kilosunda favori gösterilen güreşçimiz hareketsiz, acıdan yüzü buruşmuş, sol kolu kımıldamıyor. Karşılaşma duruyor. Mark perende atıp zaferini ilan ediyor. Top sakallı güreşçi ağabeyi Dave Shultz’la kucaklaşıyor.

Sedye ile götürüldüğü hastanenin sözcüsü Karabacak’ın kol dirseğinin kırıldığını açıkladı. Siyah kemerli jiu-jitsu ustası atletik Mark karşılaşma öncesinde ‘’Türk’ü yenersem şampiyonluğu alırım.’’itirafında bulunmuştu. Yasak ters eklem hamlesiyle Reşit’in kolunu kıran Mark daha sonra 82 kiloda altın madalya kazandı. Hakemler Türk yetkilinin ‘diskalifye’ talebini zaman aşımına uğradığı gerekçesiyle kabul etmedi.

Shultz kardeşler olimpiyatlarda iki birincilikle Amerika’nın sevgilisi oldular. Beyaz Saray’da Başkan Reagan ve eşi Nancy iki kardeşi ağırladı. Mark ve Dave konferans turuna çıktılar, davetlerde baş köşeye oturdular. Dergilerde kapak konusu oldular. Ama şov güreşlere alışık ülkede geleneksel güreşin iki şampiyonu çok geçmeden unutuldu.

Stanford Üniversitesi’nde güreş koç yardımcılığına başlayan Mark 1986’da işinden kovuldu. Ev taksitlerini ödeyemeyen şampiyon, John E. DuPont’tan gelen bir iş teklifine dört elle sarıldı. Mark Schultz dev kimya ürünleri şirketi DuPont’un güreş programında 24 bin dolar yıllık maaşla göreve başladı.

Yazının devamı...

Önce yatakları fırlattılar

17 Kasım 2014

Plastik perdeyi çekip dışarıya baktım, aşağıda şehir ışıkları göz kamaştırıyordu. Hostese ‘’Batı Berlin mi?’’sorumu anında yanıtladı: ’’Şüphen olmasın.’’
Peki, Doğu Berlin ne tarafta? Gene bekletmedi: ‘’Karanlık gördüğün her yerde.’’

Aşağıda ışıkla yıkanan Batı Berlin toprakları gecenin zifiri karanlığında kaybolmuştu. Federal Alman hükümetinin davetlisi 5 Türk gazeteciden biri olarak ilk ziyaretimde doğu-batı farkını ilk kez Berlin’e ayak basmadan havada öğrendim.

Batı’sı Doğu’suyla Berlin’in gezdik, manavlarda ezik büzük sebze ve meyvaları kapışanları, mağazalarda boş rafları, eczane önünde ilaç, uzun otobüs kuyruklarında Doğu Almanların görünümünü üzüntüyle izledik. Harp yeniği ülkede elektrik kısıtlamalarının nedeni devlet yoksulluğuydu. 1949’da Rus kontrolundaki bölgede kurulan Doğu Almanya’ya karşın harbin diğer üç galibi Amerika, İngiltere ve Fransa’nın destek verdiği Batı Almanya ekonomik mucize yaratmayı başardı.

Berlin, Avrupa’nın ortasında kapitalizm- komünizmin çatışmasına sahne oldu, Amerika-Sovyet Rusya ilişkilerini gerginleştirdi. Doğu Berlin’de hükümet karşıtı gösteriler, Batı’ya sığınanların sayısı 3 milyonu aştığında Doğu Alman yönetim sanat, kültür olayları, futbol maçları için Batı’ya geçiş izinlerini kaldırdı. 60 bin işçinin iyi ücret için Batı’ya gidişin yasaklanması çökmüş ekonomiye sert darbe vurdu.

Amerikan kontrolunda bölgenin ana kapısı Brandenburg Gate’e yakın evleri görmeye gittiğimizde rehberimiz ‘’Sokağın bu yanı Batı, karşısı Doğu. Bu mahalleden Batı’ya kaçmayı deneyen çok insan öldü. Çatı katından yataklarını fırlatıp sonra üstüne atlayanlar yanlış mesafe hesabını canlarıyla ödediler. Yakınları düştükleri yerleri çiçek, renkli mumlarla donatıyorlar’’ diye beton zemindeki yığımları işaret etti.

1961 ortasında bir NATO davetiyle çıktığımız Berlin gezisinde sürprizle karşılaştık. Batı’ya göçü durduramayan Doğu Alman hükümeti çareyi şehri ablukaya almakta bulmuştu. 12-13 Ağustos gecesinde kamyonlar dolusu dolusu asker ve işçiler 3.6 metre yükseklikte beton bloklar döşeyerek Berlin Duvarı’nı inşaya başladılar. Batı Berlinliler uykuda iken 150 km.lik duvar tarihi şehri ikiye bölmüştü.

1989 Kasım’ında yedi Avrupa ülkesinde Türk göçmenlerinin yaşamını içeren bir yazı dizisinde Berlin üst sıradaydı. Hürriyet Berlin bürosu fotoğrafçısı Kemal ile bir işçi ailesinin evini ziyaret edip bir göbek dansözün çalıştı klüpte gösterisini izleyecektik. İşlek Kurfürstendamm caddesi metro çıkışında Kemal ile konuşurken anide beliren insan kümeleri dikkatimi çekti. Coşkulu bir genç sürüsü giderek büyüyordu. Stad boşalımını andıran kalabalığı Kemal’e gösterip ‘’Sorsana kim bunlar?’’ dedim. Fotoğrafçı arkadaşım az sonra ‘’Doğu’lu bunlar, Duvar yıkılmış, görmeye gidiyorlar’’ diye bilgi verdi. Metro çıkışında resimler çekerken flaş bitti. Kemal bir kahvenin mutfağında flaşını doldurdu. Turist uğrağı ‘Check Pont Charlie’kapısında çekişlerle duvar yıkan gençleri görüntüledik.

Yazının devamı...

Her şey yedi saniyede olup bitti

10 Kasım 2014

Ateşli silahlar Amerika’lıların tatmin bilmeyen baş tutkusu. Yılda 32 bin can kaybının sebebi olarak istatistiklere geçiyor.

Amerika’da sivil halkın evlerindeki silahların toplamı 310 milyon. 2,5 milyon el bombası. 480 bin makineli tüfeklerin sayısı Batı ülkeleri, Rusya ve Çin’in toplamının kat kat üstünde. Amerikalılar güvenli yaşamları için silah kuşanmanın şart olduğuna inanmış. Peki güven içinde mi yaşıyorlar şimdi? Son günlerde olup bitenlere göz atarsak olumlu yanıt vermek güç.

İşçi tabakanın iskan ettiği Jamaica’da yaşayan Zale Thompson güpegündüz baltayla saldırdığı dört yeni polisten ikisini yaraladı. Thompson saldırı öncesinde ‘Facebook’a mesajında ‘’Siyonist ve Haçlı Seferleri olmasaydı Cihad olmazdı.’’ dedikten sonra ‘’Azgın arı sürüsü’’diye nitelediği zencileri ‘filler’e (Amerika simgesi) hücuma davet etti, halkı ayaklanmaya çağırdı. Polisler yaklaşınca sırt çantasından baltasını çıkarıp saldırdı. Polisler silah çekerek karşılık verdi, Zale kaldırım üstünde öldü. Bir polis sözcüsü ‘’Bu cinayet teşebbüsü değil, bilinçli intihar idi. Herşey 7 saniyede oldu, bitti.’’dedi. Komşuları ‘’Sakin, kimsesiz, kolej mezunu Zale islamiyete geçmişti. Top sakallı çehresine keder çökmüştü.’’diye konuştular.

Gene Jamaica’da okul otobüs şoförü Rose Ragsdale sabaha karşı 03’te evine giren bir saldırganın buzkırıcı aletle hücumuna uğradı. Siyah giysiler, ski maskeyle yüzü kapalı saldırgan canını aldığı Rose’u (66) öldürdükten sonra kaçmayı başardı. Evde uyuyan yetişkin oğlu ve kızı kanlı cinayetten sonra haberdar oldular. Olay faili meçhul dosyasına alındı.

Jaylen Fryberg (14) Seattle’da Marysville Lisesi’nin başarılı ve popüler öğrencilerinden. Saygın bir aileden geliyor. Okulun futbol takım oyuncusu. Geçen hafta okul kafeteryasına çift silahla girerek rastgele atışa başladı. İki amca oğlu dahil 4 sınıf arkadaşını yaraladı, birini katletti, son kurşunla kendi canını aldı. Okul balosuna ‘’Lisenin Prensi’’ olarak katılan Jaylen’in sevgilisinin başka bir öğrenci için kendisini terketmesini gururuna yediremediği için silahlı saldırıya yöneldiğini söylediler.

Yazının devamı...

New York içinden dışından kaynıyor

30 Ekim 2014

McFarlane gibi duruşma hakimi Marisa Miranda’da zenci. McFarlane ‘’Siyahi olduğun için daha iyi anlarsın, polis yalan söylüyor. Beyaz olsaydım bu kadar ceza yazmazlardı. Ben eskipüskü değil egzotik araba kullandığım için cezalanıyorum.’’diye çıkışıyor. Hakim hazırlıklı, cevabı yapıştırıyor: ‘’Ceza kesenler trafik memuru, polis değil. Şoför mahalinde kimse yok iken yangın musluğu, otobüs durağı yanına park edildiği için ceza verilmiş. Sürücü koltuğunda olmadığın için rengini bilmediler.’’
Tartışma konusu Mercedes-Benz’in arazi aracı. McFarlane lüks arabanın sürücüsü. Sahibi ise, New York Belediye Başkanı Bill de Blasio’nun karısı Shirlane McCray’ın personel müdürü Rachel Noerdlinger. Bundan sonrası Latin TV dizilerine malzeme olacak seks, uyuşturucu, güç istismarı, cinayet gibi olaylar.
New York küresel diplomasi, finans, bankacılık, kültür, medya başkenti. Dünyanın en büyük borsasının merkezi. 8.4 milyon nüfuslu kentte 800 lisan konuşuluyor. Her yıl 55 milyon ziyaretçiye ev sahipliği yapan şehrin ticaret toplamı 1,4 trilyon dolar. 200 ülkenin ekonomik güç sıralamasında New York şehir olarak ilk 10 ülke arasında. Belediye başkanları dış ziyaretlerde devlet başkanı muamelesi görüyor.
Geçen yıl belediye başkanı seçilen Bill de Blasio seçim sonrasında hayatta en güvendiği kişinin eşi Chirlane olduğunu açıkladı ve ‘’New York’nun yeni First Lady’si önemli ve mahrem toplantılara katılacak, görüşlerini bana iletecek.’’diye konuştu. Başkana muhalif yazarlar zenci kırması Chirlane’nin seçimle gelmediği, uluslararası terorizmin ilk hedefi New York’ta toplum güvenliğinin tehlikeye düşeceği gerekçesiyle Başkan Blasio’yu şiddetle eleştirdi. Bazı gazeteler başkan karısının eşcinsel ilişkiye girdiği kadınlarla resimlerini sayfalarına taşıdı.
Ardından McFarlane olayı baş gösterdi. Başkan eşi, yakın arkadaşı Rachel Noerdlinger’i yıllık 170 bin dolar maaşla personel müdürlüğünün başına getirdi. Rachel becerikli ama sorunlu bir kadın. Hazineye 30 bin dolar vergi borcu var. İlk işi birlikte yaşadığı Hassaun McFarlane’i özel şoförü yaptı, Mercedes’ini teslim ettiği 7 yaş küçüğü sevgilisini evine kapattı.
36 yaşındaki McFarlane’nin sicili yüklü. 15 yaşında iken kaz tüyü paltosunu vermeyen çocukluk arkadaşını otomatik silahla öldürdü. New York dışında annesinin erkek arkadaşı polise ‘’Yatak altında saklanıyor.’’diyerek yakalattı. Altı yıl hapis geçirdiği cezaevinde 18 ayrı suç işledi. İnternet sitelerinde New York polislerine ‘yalancı domuzlar’ diyerek sataşmasına rağmen Blasio’ya yakınlığı nedeniyle kimse üstüne gitmek istemiyor. Rachel’in Mercedes’ini kullanırken bir polis kontrolunda araba sürücüsü McFarlane marijuana kullandığı için tutuklandı, ön koltukta oturan Rachel’in kimliği polis bültenlerine girmedi.
Hassaun McFarland 43 yaşındaki sevgilisinin arabasıyla işlediği 900 doları aşkın trafik cezalarını temizleme gayreti içinde. Mahkemede sık sık Belediye Başkanı’nın eşinden söz etmesi Blasio’yu rahatsız ediyor. New York’lular ‘’Sicilli bir katil devlet dairesinin tepesinde yasaları çiğniyor, First Lady mahrem toplantılara katılıyor, toplum güvenliği zorlanıyor.’’ diyerek öfke kusuyorlar.

Yazının devamı...

Her şey yedi saniyede oldubitti

29 Ekim 2014

Kursta ilk atış dersini alan kız hocasına dönerken ikinci defa güçlü Uzi’nin tetiğini çekiyor. Ateşlenen otomatiğin namlusu yukarı kalkarken öğretmeni Vacca külçe gibi yere yıkılıyor. Atış dersini videoya alan anne ve babası çığlık çığlığa kızlarına koşuyorlar. Las Vegas çöllerinde atış poligonu öğretmeni olay yerinde can veriyor. Vacco tek bir kurşunla kaza kurbanı. Adı açıklanmayan 9 yaşındaki kız anne ve babasını yazılı izniyle kursa alınmış.

Ateşli silahlar Amerikalıların tatmin bilmeyen baş tutkusu. Yılda 32 bin can kaybının sebebi olarak istatistiklere geçiyor.

Amerika’da sivil halkın evlerindeki silahların toplamı 310 milyon. 2,5 milyon el bombası. 480 bin makineli tüfeklerin sayısı Batı ülkeleri, Rusya ve Çin’in toplamının kat kat üstünde. Amerikalılar güvenli yaşamları için silah kuşanmanın şart olduğuna inanmış. Peki, güven içinde mi yaşıyorlar şimdi? Son günlerde olup bitenlere göz atarsak olumlu yanıt vermek güç.

İşçi tabakanın iskan ettiği Jamaica’da yaşayan Zale Thompson güpegündüz baltayla saldırdığı dört yeni polisten ikisini yaraladı. Thompson saldırı öncesinde ‘Facebook’a mesajında “Siyonist ve Haçlı Seferleri olmasaydı Cihad olmazdı” dedikten sonra ‘’Azgın arı sürüsü” diye nitelediği zencileri ‘filler’e (Amerika simgesi) hücuma davet etti, halkı ayaklanmaya çağırdı. Polisler yaklaşınca sırt çantasından baltasını çıkarıp saldırdı. Polisler silah çekerek karşılık verdi, Zale kaldırım üstünde öldü. Bir polis sözcüsü “Bu cinayet teşebbüsü değil, bilinçli intihar idi. Her şey 7 saniyede oldu, bitti” dedi. Komşuları ‘’Sakin, kimsesiz, kolej mezunu Zale islamiyete geçmişti. Top sakallı çehresine keder çökmüştü” diye konuştular.

Gene Jamaica’da okul otobüs şoförü Rose Ragsdale sabaha karşı 03:00’da evine giren bir saldırganın buzkırıcı aletle hücumuna uğradı. Siyah giysiler, ski maskeyle yüzü kapalı saldırgan canını aldığı Rose’u (66) öldürdükten sonra kaçmayı başardı. Evde uyuyan yetişkin oğlu ve kızı kanlı cinayetten sonra haberdar oldular. Olay faili meçhul dosyasına alındı.

Jaylen Fryberg (14) Seattle’da Marysville Lisesi’nin başarılı ve popüler öğrencilerinden. Saygın bir aileden geliyor. Okulun futbol takım oyuncusu. Geçen hafta okul kafeteryasına çift silahla girerek rastgele atışa başladı. İki amca oğlu dahil 4 sınıf arkadaşını yaraladı, birini katletti, son kurşunla kendi canını aldı. Okul balosuna ‘’Lisenin Prensi’’ olarak katılan Jaylen’in sevgilisinin başka bir öğrenci için kendisini terketmesini gururuna yediremediği için silahlı saldırıya yöneldiğini söylediler.

Yazının devamı...

Hilton'da bir gece, vali maaşından fazla

21 Ekim 2014

Fısıltıyla konuşuyor:

"Karadeniz'i bir Amerikalı çifte verdik. Yanlarında bir de rahip var. Garanti VIP (Çok Önemli) müşterileri."

Karadeniz dediği Hilton’un en itibarlı köşe dairesi, üstelik en pahalısı. Bir gecelik ücreti İstanbul valisinin maaşından fazla. Ziyaretçi devlet adamları, ünlü yabancılar burada ağırlanıyor. Haber konusu olma şansı büyük.

Dahili telefondan Karadeniz’i arıyorum. Hattın öbür ucunda dolgun bir erkek sesi "Hello" deyince kendimi tanıtıp "İlk gelişiniz mi Türkiye’ye, turistik ziyaret mi, ne kadar kalacaksınız" gibi klasik soruları yöneltince "Yukarı gel konuşalım" diyor. Amerikalı konuk saygın görünüşlü, saçları kırlaşmış. Eşi bavulları boşaltıyor. Dik yakalı ceketinin üstünde rahiplerin beyaz şeritini taşıyan din adamı, balkondan Boğaziçi’ni seyrediyor. Amerikalı, emekli bir işadamı. "Ne iş yaparsınız" dediğimde karısından portföyünü istiyor.İlk sayfasında uzun çizgilerle birbirine bağlı kareler içinde isimler sıralı. Amerikalı bilgi veriyor: "Bu listede 56 şirket var. Bazılarında yönetim kurulu üyeliğim, başkanlığım, hisse sahipliğim var."

Yazının devamı...

Ünlü Türkler, mafia avukatı ve ‘Studio 54’

15 Ekim 2014

Erkekler gazete, dergi okuyan, TV seyreden herkesin bildiği kişiler. Aralarında sanayici, banka yöneticisi, düzineyle holding, fabrika sahipleri var. Hepsi multimilyoner.

Görkemli ‘’Russian Tea Room’’da yemeğe çıkmak için otel lobisinde toplanırken Türkiye’nin başta gelen mensucat fabrikaların genç patronu yaklaşıp ‘’Dönmeden önce ‘’Şu ‘Studio 54’de bir eğlenelim. Yarın da olur, öbür gün de. Rezervasyon lazımdır herhalde, değil mi?’’diyor. ‘ Bir bakalım’ yanıtını veriyorum. Ricayı yerine getirmek kolay değil.

‘54’ yalnızca New York veya Amerika’nın değil dünyanın en ünlü geceklübü. İçeri girmek güç, şöhret ve zenginlik kriterlerinin simgesi. Seks, alkol ve uyuşturucudan oluşan pop kültürünün merkezi. Kırmızı halıda yürüyüp sert çehreli kapıcının listesinde adı olanlara giriş veriliyor. Kıbrıs Rum lideri Kipriyanu’nun refakatçileriyle geldiği klüb kapısından iki defa geri çevrildiğini de duymuşluğun var.

B.M.’de Türk misyonunda Büyükelçi Altemur Kılıç’ı arayıp yardımını istiyorum. Eski gazeteci, becerikli Türk diplomatı ertesi gün ‘’Sizinkiler Cuma gecesi gitsin, kapıya Roy Cohn’un grubu desinler.’’ diyerek günümü aydınlattı. 11 Türk, girmesi Beyaz Saray’dan güç olan geceklübünde erken saatlere kadar eğlendiler.
Yıllar sonra tek bir ismin Studio 54 kapılarını açmayı başarmasının sırrını öğreniyorum. 54’ün sahibi iki genç, Steve Rubell ile Ian Schrager, Gambino Mafia ailesinin koruması altında. Gambino’ların avukatı Roy Cohn, Altemur Kılıç’la yakınlığı olan Türk dostu hukukçu.

Steve ile Ian 1977’de satın aldıkları 54’ün açılışında pop’çu Mick Jagger’ın eşi Bianca geceklübüne beyaz at üzerinde çıplak giriş yaparak manşetlere taşındı. Andy Warhol, Liza Minelli, Halston, Bianca Jagger gibi şöhretlerin ikinci evi oldu. Disko-klüpte genç kolejli kızlar ünlü müşterilere masa üstünde kokain dilimleri ikram ettiler. Sonradan Hollywood’da şöhrete ulaşan Alec Baldwin’in 54’de komilik gecelerinde sürekli sekse zorlandığı için işini terkettiği söylendi.
İlk yılında Steve ‘’Bu yıl 7 milyon dolar kar ettik.’’diye açıklaması üzerine müfettişler 2,5 milyon dolarlık vergi kaçakçılığı tesbit etti. İki ortak 13 ay hüküm giydiler.1980’de kapanış gecesinde Diana Ross klüpte bir mini konser verdi.

Klüp 1981 sonunda yeni sahipleriyle işletmeye açıldı. Eski müdavimleri yanısıra Cay Grant, Gina Lollobrigida, Brook Shields, Calvin Klein, Elizabeth Taylor, Michael Jackson,Elton John, Jackie Kennedy Onassis, Salvator Dali, John Travolta, Michail Barysnikov gibi çeşitli alanda ünlüler 54’ün şöhretini canlı tuttular. Madonna ve Duran Duran her fırsatta müzikli gecelere gönüllü geldiler. Rolling Stones Keith Richards, Prenses Diana’nın sevgilisi Dodi Fayed arkadaşlarıyla öğlene kadar dans ederek pop kültürüne damga vurdular.Steve Rubell’in 1989’da ölümünü takiben ortağı Schrager klübü satışa çıkardı. ‘54’, Ritz, Cabaret Royal, Round About Tiyatro’ gibi adlarla New York sosyetesi, sinema, müzik aleminin yeni kuşaklarına açıldı.

Yazının devamı...