"Celal Demirbilek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Celal Demirbilek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Celal Demirbilek

Güreşe kafakol

26 Şubat 2005
FILA'nın dünya güreşinin sonunu getirecek bu yeni kural ve uygulamaları, Ankara ile İstanbul'da yapılan Türkiye şampiyonalarında bilhassa grekoromen güreş adına S.O.S verdi.

FILA'nın bu yeni kuralları ile grekoromen stilde yer güreşi kalkmış, ayakta tempoya dayalı,(o da itiş-kakıştan Sumo benzeri) seyri çekilmez bir görüntü ortaya çıkmış.

Burada Türk güreşinin grekoromen stilde tehlikeli bir oyuna getirildiğini düşünmek olası... Türk güreşçilerinde yer güreşinin önemi yadsınamaz. Bizim grekoromen starlarımız başta Hamza Yerlikaya olmak üzere, Şeref Eroğlu, Bayram Özdemir, Nazmi Avluca, Mehmet Özal, Bünyamin Emik ve diğerleri yer güreşinde dünya minderlerinin etkili isimleri. Yeni uygulamada pasivitenin kalkması sonucu, yer güreşiyle birlikte grekoromenin enstantane ve oyun zenginliği de bitti artık.. Künde, supleks, bel kündesi, çırpma bizim dünya starlarımıza maçları kazandıran oyunlar. İşte yeni uygulamada bu oyunlar rafa kalkmış, ayakta tempoya dayalı, temaşa vermeyen kısır, çekilmez bir güreş ortaya çıkmış. Şimdi burada insanın aklına ister istemez şu soru takılıveriyor..

FILA, bu kural değişikliği ile Türk güreşini hedef alıp, grekoromen güreşimizin önünü mü kesmek istiyor?

Seyredilir yanı kalmadı

Örneği ortadaydı. Grekoromen stilde Türk güreşçilerinin yaptığı oyunların yüzde 95'i yer güreşinde geçer. Maçlar künde, supleks ve çırpmalarla kazanılır. Yıllardır "Salto bağlama" pozisyonunda hakemlere ve güreşçilere büyük sorunlar yaratan yeni "bağlama" kuralının, kısır oyunlu bu uygulamada çok can yakacağı Türkiye Grekoromen Güreş Şampiyonası’nda apaçık görüldü. Yeni kurallarla grekoromen stilin seyredilir, güreşilir ve yönetilir bir yanı da kalmadı. Hakem insiyatifinin fazla olduğu bu yeni kurallar, güreşin ruhunu zedelemekte ve kısırlaştırmaktadır. Ancak yıllar önce IOC'nin grekoromen güreşini feda etme çabası da unutulmamalı.

Şimdi yapılacak tek şey var... Her zaman dünya güreşinin lokomotifliğini yapan Türk güreşi, FILA nezdinde harekete geçmeli ve FILA'nın grekoromen güreşi bitirme ve önümüzün kesilmesi operasyonuna dur denmelidir. Diğer ülke federasyonları ile ortak hareket edilerek grekoromeni çirkinleştiren bu kural değişikliğine son verilip, grekoromen güreşinin itibarı iade edilmelidir. Zararın neresinden dönülürse kardır..
Yazının devamı...

Rüzgar kavgası

22 Ağustos 2004
ATİNA’nın bunaltıcı sıcaklığında esen meltem rüzgarı ve çıkan fırtına, bazı sporcularımızı sevindirirken, bazılarını da üzdü. Üzülenler okçularımız, sevinenler de yelkencilerimiz oldu. ‘Rüzgar oklarımızın hedeflerini şaşırttı. Akttığımız oklar hedefe giderken zikzak yapıyordu. Durgun bir havada derecelerimiz çok daha iyi olacaktı’ diye yakınan Natalia Nasaridze, ‘Bu rüzgar en çok yelkencilerin işine yaradı. Onların yelkenlerini üflerken bizim okların hedeflerini şaşırttı’ dedi.

Rüzgar bizi etkiledi

Okçuluk sporunda en küçük bir esinti ve sesin konsantrasyonlarını bozduğunu ifade eden Natalia, ‘Bu sporda elbette ki bir gün, diğer günü tutmaz. Antrenmanlarda rekorlar kırarsınız, şayet müsabaka sırasında gününüzde olmazsanız oklarınız ummadığınız yerlere saplanır. İşte fırtınaya dek varan rüzgarlar bizim olduğu kadar rakiplerimizin de performanslarını etkiledi. Rüzgar bizi derinden yaralarken, yelkencilerin teknelerine arkadan destek oldu. Onların balonlarını şişirdi’ diye konuştu.

Yelkencilere takıldı

Natalia
, rüzgarlı günün akşamı Olimpiyat Köyü’nde yelkencilerin keyiflerinin yerinde olduğunu görünce onlara da takılmaktan edemedi. ‘Hadi, hadi... Rüzgar size çalıştı, bizi çökertti. Keşke rüzgar çıkmasaydı da bizim ok’lar hedefini bulsaydı. Size bir şey olmazdı. Denizin ortasında kalır, dinlenirdiniz. Tabi rüzgar için Allah’a dua ettiniz değil mi?’
Yazının devamı...

Çamur atıyorlar

14 Ağustos 2004
Bugün gelinen nokta sporumuz adına gerçekten üzüntü verici. Olay ne kadar üzücü olursa olsun ortadaki gerçekler hiçbir şekilde saklanamaz. Biz gazetecilerin görevi de bu gerçekleri kamuoyuna duyurmak.

Bugün yaptıklarının pişmanlığı içinde bir çıkış yolu arayan Süreyya Ayhan ve eşi Yücel Kop, çareyi gerçekleri dile getiren gazetecilere çamur atmakta buluyorlar. Kop’un televizyonda hakkımda ‘insanlıktan nasibini almamış adam’ şeklinde söyledikleri sözleri karşısında elbette yasal haklarımı kullanacağım.

Önce yanlışları düzeltin

Biz sadece sporda gerçekleri ve doğruları yazma gayreti içindeyiz ki, bunlar bazen hepimiz için acı olsa bile... Ortada uluslararası federasyonun gönderdiği bir mektup ve rapor var. Raporun içerdiği elbette ki, Süreyya Ayhan ve Yücel Kop’u rahatsız etmiştir. Suçlu insanların telaşı içinde hedef şaşırtmak ve gerçekleri dile getirenleri karalamak kimseye bir şey kazandırmaz. Sağa sola çamur atacaklarına bu yaptıkları yanlışlığın düzeltilmesi için neler yapılması gerektiğini araştırmalıdırlar.
Yazının devamı...

Yazıklar olsun!

14 Haziran 2004
Lioubov Chachkova Kılıç, İtalya’da Bergamo takımını şampiyonluğa taşırken hep Rusların kıskacındaydı. Sürekli arayıp, bol yemli oltalar atıyorlardı..

Rus milli takımının sana ihtiyacı var. Olimpiyatlarda eski formanı giy, ne dilersen dile...’

Ama o, her defasında delikanlılık yaptı. ‘Artık ben Türk oldum. Diğerleri gibi ‘naylon’ değil ‘aşk evliliği’ yaptım. Beni unutun. Başka Chachkova’lar yetiştirin’ diye en Baba’larına kafa tuttu. Umudu kesen Ruslar bu kez onun ‘sporcu damarına’ girdi. ‘Unutma..Olimpiyat her sporcunun rüyasıdır. Sen o rüyayı görmek istemez misin ?

Bununla da yetinmediler, politik baskılara başladılar. Adına iki yıldır milyon dolarlık turnuvalar düzenlenen Boris Yeltsin’i bile devreye soktular. Daha fazla dayanamadı..

Suçlu kim ?

Şimdi gelelim madalyonun öbür yüzüne... Lıoubov ve eşi Aytaç ile sık sık telefonla konuşuyorduk. Her defasında, ‘Beni Türk Milli Takımı için istiyorlar mı, istemiyorlar mı. İstiyorlarsa ellerini çabuk tutsunlar’ diye ilgili yerlere mesaj yolluyordu.

Ama nafile...

Bizim başkan Prof. Hüsnü Can, ‘Daha zamanı var. Hele bir cezası bitsin’ diye diye elimizden bu altın kızımızı uçuruverdik. Hem de milli takıma bir daha dönmemek üzere...

Şimdi suçlu kim ? Tüm baskılara rağmen son ana kadar direnip Türkiye’den umudunu kesince direnci kırılan gelinimiz Lıoubov mu?, Yoksa ‘Bu kızı Ruslar elimizden kapacak’ uyarılarına rağmen gerekli önlemleri almayan, son bir ay içinde günde üç, dört kez arayan Ruslara karşı, Lioubov’a bir kez olsun ‘Alo’ demeyen Türkiye Voleybol Federasyonu mu?

Evet olimpiyat seçmesini son maçta kaybeden milli takımımız tarihi bir fırsat yakalamıştı. Dünyanın bir numaralı smaçörü ile büyük başarılara imza atacakken, bir değeri elimizden kaçıran sorumlular, bu tarihi hatayı kamuoyuna nasıl anlatacaklar. Merak konusu...

Onu, elimizden kaçıranlara yazıklar olsun!
Yazının devamı...

Kabusla uyandık

11 Ocak 2004
Kızlarımız eski hesaplarını bir bir kapatıyordu. Daha önce Rusya'yı, İtalya'yı ve Polonya'yı yenen Sultanlar, bu kez Almanya hesabını da kapatacaktı ki, olmadı. Bir tek alamadığımız rövanştı bu Alman maçı. Karşılaşma öncesi teknik adamlarımız, Tunus asıllı Bougaa, yüksek toplarda Sylvester ve Grün'e karşı önlem almış, servisleri bu üçlünün üzerine yığmayı amaçlamıştı. Avrupa'nın en iyi smaç servis atan kızı Neslihan da maçın kilit oyuncusu olacaktı. Onun servisleri Alman defansını bozacak, Tzscherlich'in manşetlerinden Hart'a olumlu toplar gelmeyecek ve Almanları blokta eritecektik.

Hesapların hiçbiri tutmadı. Kızlarımız, final maçının aşırı gerginliğini üzerinden atamadı. Radzuweit, birinci ve ikinci setin başlarında karbon kağıdı kullanmışçasına attığı servisleri Natalia ve Esra'nın üzerine yığınca, elimiz ayağımız bağlandı. İki oyuncumuz birden oyundan düşünce hücum zenginliğimiz de yok oldu. Oyun disiplininden de koptuk. Almanlar, manşetimizi en kötü günümüzde yakalamıştı. Gülden eski Gülden değildi. Manşetten, pasör Bahar'a iyi top gelmeyince onun da pas organizasyonu bozuldu. Köşe hücum silahlarımız durdu.

Sahanın yıldızı, bu turnuvada Bouagaa'ydı. Gerek file üstü, gerekse arka hücumlarda sürekli gülerek ve zaman zaman da yaptığı el kol işaretleriyle filenin diğer tarafındaki oyuncuların konsantrasyonunu bozarak sinirlendiren bu Tunus asıllı oyuncuyu bir türlü durduramadık. Grün, oyuna iyi başlamamıştı ama kötü oyunumuzdan yararlanarak maçın ikinci yıldızı oldu. Almanların silahı iyi servis ve iyi blok dışında ekstra bir şey yapması da gerekmedi.

Finalleri aşamadık

Almanya maçını kazanmış olsaydık büyük bir sıçrama olacaktı. Ama gördük ki, bir anda böylesine büyük bir sıçramaya hazır değilmişiz. Maçtan sonra kızlarımızı teselli eden GSGM Mehmet Atalay'ın ‘‘Biz henüz final takımı olamadık. Finalleri aşamadık. Süreyya Ayhan, Basketbol Milli Takımımız, Futbol Milli Takımımız, Ümit Milli Takımımız hep final müsabakalarını kaybetti. Sporcularımızı final fobisinden kurtarmak için onlar üzerinde psikolojik ve sosyolojik çalışmalar yapmalıyız’’ sözlerine hak vermemek elde değil.
Yazının devamı...

Unutulmayacak ders

10 Ocak 2004
‘‘Çantada keklik’’ gördüğü Milli Takımımız ile eşleşmek için, bir gün önce Azerbaycan'a bile bile yenilen Niemczyk'e kızlarımız, tam bir şamar vurdu. Niemczyk, iki kez yendiği takımımızı bir kez daha devirip final hesapları yapıyordu. Ama bu kez evdeki hesap çarşıya uymadı. Onun bu düşüncesi Fair-Play'e de umuyordu.

İlk iki sette Neslihan faktörü Polonya'nın bütün hesaplarını alt üst etti. Bahar, pas organizasyonunu Neslihan üzerine kurunca oyunun rengi ilk sette belli oldu. Polonya defansı dağılmış, bu maçtaki silahı Glinka'ya pas gelmez olmuştu. Polonya kenar yönetimi, kızlarımızın bu muhteşem oyunu karşısında sık sık oyuncu değiştirmek zorunda kaldı. Niemczyk, Aysun'un tek ayak hücumlarını Glinka ile durdumak istedi. Ancak file üstünde kayarak çok seri smaçlar vuran Aysun'u durdurmak mümkün olmadı. Dört setin genelinde Neslihan smaç-servisleriyle ön plandaydı. Natalia, kritik yerlerde kilit hücumlar yaptı. Esra blok bölgesinde iyi toplar çıkardı. Bahar, oyunu çok yönlü kurdu. Her iki köşe oyuncularına da seri yüksek toplar atarak Polonya bloğunu çoğu kez tek yakalattı.

Kızlarımızı bugün İtalya karşısında 3-2'lik maç yapan ve yorgun düşen Almanya karşısında zorlu bir sınav bekliyor. Almanya'nın en büyük silahları Grün, Sylvester, Bouagaa ve pasör Hart. Bunları durdurursak, maçı kazanıp Olimpiyat vizesini rahatlıkla alabiliriz.
Yazının devamı...

Kafalar yarı finaldeydi

9 Ocak 2004
Sultanlarımız, bir gün sonra oynayacakları maçın konsantrasyonuna erken başladıkları her hallerinden belliydi. Fiziksel güçleri maçta, beyinleri oynadıkları bu maçtan sonra başlayacak olan Polonya-Azerbaycan müsabakasındaydı. Rakip Almanya mı, yoksa Polonya mı olacaktı? İşte böylesine bir ortamda oynanan maçtan fazla bir şey beklemek de iyimserlik olurdu. Grupta tek galibiyet bile alamamış Hollanda, maça başlarken bir taktik kurnazlığı yaptı. En iyi üç kızını kenara oturtup, yedeklerini oyuna sürerek bizim kızlarımızı gevşetme yoluna gitti. Bu bir tuzaktı. Ama kenar yönetimimiz bu tuzağı aldığı önlemlerle etkisiz kılmasını bildi.

4 numaradan zorladılar

Yarı final oynamayı garantilemiş olan takımımızın ikinci sette bloğu düştü. Manşetten, pasör Bahar'a pozitif toplar gelmez oldu. Hollanda, smaç servisleri Natalia'nın üzerine yığarak hücum gücümüzü kırdı. Bu turnuvadaki ilk ve tek setini böylesine bir atmosferde koparan Hollanda, sürekli olarak 4 numaradan hücum arayışları içerisine girdi.

Maçın üçüncü seti diğer setlerden pek farklı olmadı. Natalia köşe hücumlarında bilhassa Bahar'ın yüksek toplarından sayılar buldu. Bu turnuvada amacı kalmamış Hollanda için Milli Takımımız'dan aldığı tek set yeterli olacak ki, üçüncü sette maçı rölantide götürdüler. Bir takım için şayet bir sonraki maç önem taşıyorsa o an için yaptığı karşılaşma bir formaliteden öteye geçemez. Yarı finali düşünen Filenin Sultanları, Hollanda karşısında kendilerini fazla forse etmek istemediler.

Maçın son setinde de oyunu koparma bölümlerinde Neslihan'ın arka hücumlarından gelen sayıları vardı. Reşat Yazıcıoğulları bu bölümde asları dinlendirip genç Gözde ve Sinem'i oyuna alıp, onları da kazanma yoluna gitti. Sultanlar namağlup bir üst tura çıkarken, Atina'nın hesaplarını yapmaya başladı.
Yazının devamı...

Haydi finale

8 Ocak 2004
Zetova, Teneva, Kounova ve Radostina gibi tanıdık isimler üzerine oyunu kurup, Bulgarların bu silahını blokta kilitleme yoluna gittik.

Kızlarımız, Bulgaristan karşısında voleybolun sadece hücum etmek değil, blok, servis atma ve karşılama olduğunu bir kez daha gösterdi. Bu maç bir yerde iki müthiş solak Neslihan ile Zetova'nın düellosu gibi geçti. Bulgarların smaç silahı Zetova ile Sokolova'yı blokta kilitleyince, yüksek toplardaki hücum güçlerini kırdık. Bu ikilinin hücum yerlerine Neslihan ve Esra ile çok iyi taktik servisler attık. Natalia-Özlem ve Neslihan-Aysun ile iyi bloklar oturttuk. Gerçekten kızlarımız iki maçta blokta çok iyi işler yaptı. Bloktaki bu başarı grafiğimizin sürmesi halinde diğer maçlarda da daha çok rahatlama içine gireceğimizden kimsenin şüphesi olmamalı.

Esra'yı kazandık

Dünkü maçta en önemli olay, uzun bir aradan sonra Esra'yı yeniden kazanmamız oldu. Esra, takımı ateşledi ve maçın en iyi oyuncusu ödülünü (MVP) haketti. Neslihan, yüksek Bulgar bloğunun üzerinden vurduğu toplarla rakibin manşetini dağıtırken, moral motivasyonu da çökertti.

Müthiş bir çıkış yakalan Filenin Sultanları Hollanda'yı da yenerek gruptan birinci çıkan takım olacak. Azerbaycan'a gelmeden önce ‘‘Bu işi Bakü'de bitireceğiz’’ demişlerdi. İtalya ve Bulgaristan maçlarındaki performansları, zoru başaracaklarının sinyalini verdi. Haydi finale kızlar....
Yazının devamı...