« Hürriyet.com.tr

Yağmur ormanında gece konaklamak muhteşemdi

Gezgin Benian Çulhaoğlu 40 ülkede 100’ü aşkın şehir gördü. İzlenimlerini ‘Herkese ve Her Şeye Rağmen Tek Başına Dünya Gezisi’ adıyla kitaplaştırdı. Çulhaoğlu, Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’daki Taman Negara Ulusal Parkı’nı anlattı.

Esra Erdoğan
X

Benian Çulhaoğlu (42), İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi mezunu, Davranış Bilimleri Uzmanlığı dalında yüksek lisans yaptı. Bir büyük firmada insan kaynakları uzmanı. İşi gereği son 6 aydır Eskişehir’de yaşıyor. Okumak, yazmak ve seyahat başlıca uğraşları. 4.5 yıl Ayrıntı-Bursa gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. İki kitabı var: ‘Hayat Akıp Giderken’ ve ‘Herkese ve Her Şeye Rağmen Tek Başına Dünya Gezisi’. Üçüncüsü birkaç hafta içinde yayımlanacak.
Uzun seyahatlerin yanı sıra şehrini gezmeyi bile sevdiğini söyleyen Çulhaoğlu, 20 yıldır süren seyahat macerasını şöyle özetliyor: “40 ülkeye, yüzü aşkın şehre yolculuk yaptım. Yalnız gezerim. Turla, arkadaşla yola çıkmam. Henüz ulaşamadığım kıtalar Avustralya ve Antarktika. Seyahatlerimi tamamıyla kendim planlarım. Yardım gerekirse gittiğim ülkede tur alırım. Her yıl en az bir ülke ve Türkiye’de birkaç şehir gezerim.”

/images/100/0x0/55eaedf7f018fbb8f89fc599

ORMANDAKİ KULÜBE

Çulhaoğlu, Malezya’nın başkenti Kuala Lumpur’a gittiği sırada keşfettiği Taman Negara Ulusal Parkı’ndan çok etkilendi: “Farklı bir tatil yapmak isteyenler için yağmur ormanlarında bir kulübede kalmak, Aborjin köylerini ziyaret etmek seçenekler arasındaydı. Tercihimi bundan yana kullandım. Kuala Lumpur’da katıldığım turla Taman Negara Ulusal Parkı’na geldim. Malezyada Kenya ve Güney Afrika Cumhuriyeti gibi milli parkları ile ünlü bir ülke. Özellikle Avrupa ve Avustralya’dan merak edip gelenler çoğunlukta.” Kuala Lumpur’dan başlayan üç saatlik otobüs, ardından yine üç saatlik eğlenceli ve bir o kadar da heyecan verici kano yolculuğunun sonunda Taman Negara Ulusal Parkı’na vardığını anlatıyor: “Kamp yeri ormanın ortasındaydı. Çok yağış alan, dağlık bir bölgeydi. Muhteşem bir tecrübe oldu.”

VAHŞİ DOĞANIN İÇİNDE YOLCULUK

Gezip görülecek yerlerini şöyle anlatıyor: “Burada pek çok kişiyle tanışıyorsunuz, hayatınızın birkaç gününü ancak filmlerde görebileceğiniz bir ortamda, belki de yaşamınız boyunca bir daha hiç yapmayacağınız şeyleri yaparak geçiriyorsunuz. Dünyanıza yeni renkler katılıyor.
Milli Parka girmek ve fotoğraf çekmek için önceden onay almanız gerekiyor. Bir ülkeye giriyormuş gibi. Bir nevi vize yani. Yemyeşil yağmur ormanlarının içinde nehir kıyısındaki köylere ulaşım motorlu kanolarla. Vahşi doğada böylesi bir yolculuk, insana dünyanın içinde bambaşka dünyalar olduğunu hatırlatıyor. Yağmur ormanı olur da yağmur olmaz mı! İlk gece şiddetli yağış vardı. Bizdekine hiç mi hiç benzemiyordu: Her yer zifiri karanlık, şimşekler ormanı aydınlatıyor, sesten ürken hayvanların feryatları... Film gibi... O karanlıkta kedi geçse yanınızdan aslan sanırsınız.

GECE SAFARİSİ

Gece safarisi çok ilginçti, karanlıkta dağ yürüyüşü gibi. Farklı türden hayvanları görüyorsunuz. Gündüz kanolarla yerlilerin köyüne gidebiliyorsunuz. Ayrıca farklı rotalarda yürüyüş alternatifleri mevcut.”
Konaklama seçenekleriyle ilgili şunları söylüyor: “Çok ucuz hostel, ortalama fiyatlı pansiyonun yanı sıra çok lüks bungolovlar bulunuyor. Ben misafir evinde kalmıştım. Zaten bu turlara otel ve üç öğün yemek dahil oluyor. Civarda lokanta ve benzeri yer pek yok. Bu nedenle tam bir kamp hayatı yaşıyorsunuz. Lüks mekânlarda durum farklı tabii.”
Yemeklere gelince: “Izgara et, deniz ürünleri, pilav tezgâhlarda ön sırada yer alıyor. Tropikal meyveler en hoşuma giden tarafı. Armuda benzeyen ‘jak’ meyvesinin ilginç bir tadı var. Papaya, mango, hindistancevizi, ananas hemen her yerde küçük poşetler içinde dilimlenmiş olarak satılıyor. Meyve suyu olarak içmeyi tercih ettim daha çok. Dünyanın en güzel ve sağlıklı içecekleri bunlar olsa gerek. Soya sütünü de unutmamak gerek” diyor.
Çulhaoğlu’nun bu seyahati gerçekleştirmek isteyenlere önerileri şöyle: “Yağmurluk, el feneri alın. Turlarınızı Kuala Lumpur’dan ayarlayabilirsiniz. Cep telefonunuza doğanın sesini kaydedin. Özellikle gece yağmur yağdığında hayvan sesleri muhteşem bir ahenk yaratıyor.”

Aborjinleri görmek büyük keyif

Malezya’ya beni götüren asıl sebep Aborjinlerin yaşadığı köyleri görebilmekti. Asıl toprakları Avustralya olan bu yerliler bambudan yapılmış üç yanı açık, tek odalı kulübelerde yaşıyor. Devlet gıda, giyecek yardımı veriyor. Hiçbir ırka benzemiyorlar. Yüz, özellikle de burun yapılarıyla dikkat çekiyorlar. Hâlâ ilkel yöntemlerle ihtiyaçlarını gidermeye çalışıyorlar, kendi yaptıkları silahlarla avlanmaya devam ediyorlar. Küçük bir şov bile seyrettim. Kibrit kullanmadan ateş yakma gibi. “Git kardeşim marketten bir kibrit al, yak, uğraşma o kadar” diye içimden geçiyordu ki adam o saniyede ateşi yaktı. 20 metre yükseklikte, ağaçlar arasına konulmuş halat köprüler üzerinde cambaz gibi yürümek de son derece keyifliydi.

Yağmur ormanında gece konaklamak muhteşemdi

 

Kaynak: Esra Erdoğan

Hem renkli hem de orijinal