GeriSaffet Emre TONGUÇ Suyun renk kattığı diyarlar
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Suyun renk kattığı diyarlar

Suyun renk kattığı diyarlar

Medeniyetler kurulurken hep suyu istemişler yanı başlarına. Bilmişler suyun hayat demek olduğunu, can demek olduğunu, bir soluk olduğunu. Bu yazımla suyun güzelleştirdiği, suyun, nehrin, gölün şehre bambaşka bir tat kattığı yerlere götüreceğim sizi. Haydi başlayalım mı diyar diyar gezmeye, suların içinde süzülmeye?

Göl, ada ve kale ve Bled

Aynı gün içinde Alp Dağları’nda doğayla baş başa keyif yapıp, Akdeniz’in ılık sularına kendinizi bırakabileceğiniz ayrıcalıklı ülkenin adı Slovenya. Beyaz dağlar, yeşil ormanlar, derin vadiler, mağaralar, üzüm bağları ülkede arabayla yol alırken göreceğiniz en sıradan manzaralar. Ülkenin yüzde 57’si ormanlarla kaplı… Başkent Ljubljana’ya bir saat uzaktaki Bled ise adeta Slovenya’nın yıldızı. Göl, ada ve tarihi bir kalenin ideal kombinasyonu olan muhteşem bir yer; dünya gözüyle görülmeli. Gerçek olamayacak kadar güzel dedirten Bled’den ayrılabilirseniz yakınındaki Bohinj’e de gidin; benzer özellikleriyle onu da çok seveceğinize eminim.

Suyun renk kattığı diyarlar


Dünya Savaşı’nın başladığı nehir ve Saraybosna

Saraybosna, Osmanlı ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu miraslarının iç içe geçtiği, her detayıyla sizi etkisi altına almayı başaran bir şehir. Doğasına ve mimari miraslarına hayran kalırken, yakın tarihimizin kara lekelerinden biri olan savaşın hala silinmeyen izleriyle hüzünleniyorsunuz. Şehrin ortasından usul usul akan Miljacka Nehri’nin ise sadece şehir için değil dünya için de ayrı bir önemi var. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Veliahtı Franz Ferdinand’ın karısıyla birlikte öldürüldüğü ve 1. Dünya Savaşı’nın fitilinin ateşlendiği yer bu nehrin üstündeki Latin Köprüsü. Köprünün sol tarafındaki Katolik yerleşimi nedeniyle Osmanlı döneminde buraya ‘Latinluk’ denirmiş.

Suyun renk kattığı diyarlar

Latin Köprüsü’nün yanındaki At Meydanı’nda ise geçmişte Saraybosna’da yapılan 4 müzik köşkünden günümüze ulaşan tek örnek yer alıyor. Suyun bir yanında görkemli ulusal kütüphaneyi görebilir, yürüyerek şehrin kalbi olan ‘Başçarşı’ya varabilirsiniz. Paris’teki Notre Dame Katedrali’nden etkilenerek 1889’da yapılan Saraybosna Katedrali, 1530 yılında yapılan Gazi Hüsrev Bey Camii, 2. Dünya Savaşı’nda ölenler için 1946’da yapılan Sonsuz Ateş Anıtı, Bosna Hersek’in ilk anma galerisi ‘11/07/95 Gallery’, 1 km’lik Umut Tüneli görmeniz gerekenlerden birkaçı... Hamur işi ve et ağırlıklı Bosna mutfağı çok leziz. Cevapcici denen yerel köftelerini, Boşnak böreğini ve nefis tatlılarını denemelisiniz.

Suyun renk kattığı diyarlar

Tuna Nehri’yle masallaşan Budapeşte

Tuna Nehri’nin Buda ve Peşte olarak ikiye böldüğü Macaristan’ın başkenti, gece ayrı gündüz ayrı güzelliğini bu bölünmüşlüğe borçlu. Sadece Tuna Nehri’nde bir gemi turu yapmak için bile Budapeşte’ye gidilir. Önerimse tura akşamüzeri saatlerde çıkmanız. Günbatımını suyun üzerinde karşılar ve ışıklar altında bir masal kente dönüşen Budapeşte’yi bir baştan bir başa izlemenin keyfini yaşarsanız, unutulmazlar listenize yeni bir artı koyarsınız. Nehrin iki yakasında her mevsim farklı renklere bürünen güzellikleri ve tarihin doğayla dansını seyretmek çok keyifli! Şehre bakarken aklınızda olsun, yüksek ve ağaçlıklı kısım Buda; burası geçmişte devlet idarecileri ve soylulara ev sahipliği yapmış.

Suyun renk kattığı diyarlar

Karşısı ise Peşte; önce tüccarların bir araya geldiği, daha sonra da sanayinin geliştiği bölüm olmuş. Buda, mutlak hükümdarlığı temsil ederken, Peşte anayasal rejimlere ait kurumların merkezliğini üstlenmiş. Buda ile Peşte’yi bağlayan ilk köprü olan ve şehrin simgelerinden sayılan Zincir Köprüsü (Lanchid) de 1849’da yapılmış. 2. Dünya Savaşı sırasında bombalanmış ve yapımından tam 100 yıl sonra 1949’da aslına uygun olarak yenilenmiş. Şehrin tam ortasında, 2 km uzunluğunda ve 500 metre eninde Margaret Adası var. Et ve baharat ağırlıklı, bol yağlı Macar mutfağına ölçülü yaklaşmakta fayda var. Meşhur gulaş, bir lahana yemeği olan kapuska (kaposzta), bir çeşit et yemeği olan pörköl tadılmalı.

Suyun renk kattığı diyarlar

300 adalı Helsinki

Kuzeyin beyaz başkenti Helsinki, 100 kilometreye varan sahil şeridi ve 300’e yakın adası ile kimliğini suda bulan bir kent. 466 yıllık geçmişiyle tarih severlerin ve şehri saran parklarıyla doğa meraklılarının da çok seveceği bir adres. Her yere yürüyerek kolayca gidebilirsiniz. Batı Avrupa’nın en büyük Ortodoks Kilisesi olan, altın kubbeleri ve kırmızı tuğlalarıyla ilgi çeken Uspenski Katedrali ve ondan 1,5 asır önce inşa edilen Protestan Kilisesi Tuomiokirkko görülmesi gerekenler arasında. Rusya’ya bağlı olduğu dönemin izlerini Senato Meydanı’nda takip edebilir; meydanla liman arasında kalan heykellerle dolu Esplanadi Parkı’nı gezebilirsiniz. 5 ada üzerine 1748’de inşa edilen ve UNESCO’nun Dünya Kültürel Mirası Listesi’nde yer alan Suomenlinna Kalesi’ni, yarım günlük bir turla gezebilirsiniz. 200 binadan oluşan kaleye, Senato Meydanı’nın önündeki Kauppatori’den kalkan teknelerle ulaşabilirsiniz. Hazırlıklı giderseniz, adada piknik yapmak çok keyifli… Finlandiyalılar kışın bol miktarda sosis, yazın da alabalık ve herring gibi balıkları yiyorlar. Yemekte süt içmek gibi bizim için ilginç bir alışkanlıkları var.

Suyun renk kattığı diyarlar

Finlandiya’nın Göller Bölgesi

Savonlinna Opera Festivali, 188 bin göl bulunan Finlandiya’nın Göller Bölgesi’ndeki, 1475’den kalma Olavinlinna (Aziz Olav) Kalesi’nde yapılıyor. Huş ve çam ağaçlarının donattığı bu bölge olağanüstü bir doğal güzelliğe sahip... Rusya’dan gelebilecek tehlikelere karşı inşa edilmiş olan kale, Helsinki’den 340 km. uzaklıkta.. Kalenin önündeki Saimaa Gölü’nde keyifli bir tekne turu yapabilirsiniz. Temmuz ve ağustos aylarında yapılan festivalin biletlerini www.operafstival.fi den temin edebilirsiniz. Retretti Sanat Merkezi (www.retretti.fi) bu bölgede olağanüstü bir mekân ve inanılmaz sergilere ev sahipliği yapıyor. En önemli özelliği de yerin altında yaratılan mağaraların sergi salonları olarak kullanılması. Savonlinna’nın 15 km doğusundaki Kerimäki’de (www.kerimaki.fi) dünyanın en büyük ahşap kilisesi var. 1847’den kalma bina feet ölçü birimine göre yapılmış, işçiler karıştırıp metre olarak inşa edince, dev bir bina ortaya çıkmış!

Suyun renk kattığı diyarlar

Savonlinna’da Rus çarları döneminden kalma RauhalinnaVilla isimli çok güzel bir hotel var, burada yemek de yiyebilirsiniz. Savonlinna’nın göl kenarındaki ana caddesinin bir paralelindeki caddeye giderseniz, Şahmaran isimli bir pizzacı göreceksiniz. Sahipleri Afşin Elbistan’dan kalkıp buralara gelmişler. İlk kez yemek yediğimde “Abi misafirimiz ol, memleketten gelmişsin” deyip para almadılar. Türk insanının sıcaklığı kışın -35’leri bulan Savonlinna’da bile karşınıza çıkabiliyor. Hotel Seurahuone (Tel:015 5731, www.savonhotillit.fi) Savonlinna’da 1956’da inşa edilen otel güzel bir göl manzarasına sahip.

Suyun renk kattığı diyarlar


Yorumları Göster
Yorumları Gizle