GeriSeyahat Vadiler ve göller diyarı: Abhazya
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Vadiler ve göller diyarı: Abhazya

Vadiler ve göller diyarı: Abhazya

Kafkasya’daki 15 günlük gezimize Nalçik ve Maykop ile başlamıştık, büyük bölümünü ise Abhazya’ya ayırdık. İki yıl önce geldiğimizde gezip gördüğümüz yerlerin yanı sıra dağlarda ve atlardaydı aklımız.

Abhazya gezimizde bize mihmandarlık eden Arista Tur, isteğimiz üzerine ilk kez düzenliyordu bu bölgeye olan yolculuğu. Düzceli Arista ailesi yaşamını artık Abhazya’da sürdürüyor ve Abazaca ya da Rusça bilmeyen ziyaretçiler için tam anlamıyla can simidiler. Sohum’dan sabah çok erken yola çıktık, yolumuz epey uzundu zira.

Vadiler ve göller diyarı: Abhazya

Atlara bineceğimiz yer, maden sularıyla ünlü Avadhara’dan da yukarıdaydı. Bunun için Ritsa Milli Parkı’nı bir uçtan diğerine kat edecektik. Kaynak: www.altinpost.org

Ritsa Kanyonu’na girdiğimizde rehberimizin “Tarzankaya binecek misiniz” sorusuna cevabımız yüksek sesle “Eveeet!” oldu. Bzıp Nehri’nde çelik halatla kayacaktık. Daha önceki gelişimizde tarzankayla nehri karşıdan karşıya geçmiştik, bu defa güzergâh değişmiş, hem nehirde boylamasına yol alacaktık hem de mesafe uzamıştı; ama gerçekten müthiş eğlenceliydi. Sonrasında ver elini Gega Şelalesi...

Vadiler ve göller diyarı: Abhazya

Gega Şelalesi, turistlerin ciplerle görmek için geldiği, kanyonun ortasındaki çukurlukta yer alan oldukça popüler bir yer. Fotoğraf: Yaşar Güven

İrili ufaklı göller, minik şelaleler, su kaynakları derken bulutların yer değiştirmesiyle sürekli farklı bir manzaraya ve renge bürünen, zirvesi her daim karlı dağlarla çevrili Ritsa Gölü kıyısında yemek ve sohbet molası vermeden olmazdı, tabii enfes Abhaz şaraplarından da tatmalıydık... Yemekten sonra keyfimiz iyice yerine gelmişti, artık zorlu parkura başlayabilirdik.

Vadiler ve göller diyarı: Abhazya

Beş kişilik gezi grubumuz Ritsa Gölü kıyısında... Fotoğraf: Arista Namık Deniz

 Atlara binmek için, arazi cipiyle yerimizde iki dakika dahi sabit oturamayacağımız kadar bozuk bir satıhta yaklaşık iki saatlik bir mesafe kat etmemiz gerekiyordu. Kanyona girdiğimizde üstünü açarak yol aldığımız cipi, Şaratın dans ekibine garmon çalan Qrah Abğaç kullanıyordu; şanslıydık, yol boyunca şahane müzikler dinleyecektik.

Vadiler ve göller diyarı: Abhazya

Ritsa Milli Parkı’nda yol alırken muhteşem bir orman ve göl manzarası eşlik ediyordu bize. Fotoğraf: Yaşar Güven

Ancak iki gün önceki aşırı yağmurdan bazı ağaçlar devrilmişti. Bir de Soçi Olimpiyatları döneminde yurtdışından gelen bir böcek türü Abhazya’daki şimşir ağaçlarına zarar vermişti ne yazık ki! Bir taraftan gittikçe rakımın arttığı arazide, yoldan ziyade kocaman taşların üzerinde abartısız hoplaya zıplaya giderken bir taraftan da karşımıza çıkan güzellikleri birbirimize işaret etmeden duramıyorduk.

Vadiler ve göller diyarı: Abhazya

Ağaçları kaplayan yeşil dokuyla orman adeta masal diyarıydı, hatta ‘Avatar’ filmindeki gibiydi.

 Maden sularıyla ünlü Avadhara Vadisi’ne şarkılar söyleyerek, zamanın nasıl geçtiğini anlamadan ulaştık. Artık ciple de yolculuk etmenin mümkün olmadığı noktaya geldiğimizde ise atların konaklama alanını ve kafe olarak kullanılan kulübeyi gördük. Bundan sonrası için iki seçenek var: Yürümek ya da ata binmek. Bir grubun atlarla gezide olduğunu, ancak onlar döndüğünde çıkabileceğimizi öğrendik. “Epeyce geç oldu, herhalde bir tur daha olmaz” diye düşündük; bunun üzerine iki arkadaşımız biraz yürümeyi tercih etti. Üçümüz de yükseklik nedeniyle yaşadığımız baş ağrısını dindirmek için yaptığımız yoga ve nefes egzersizinin neredeyse sonuna geldiğimizde dağdan dönen atlı grubun lideri “Ommm” diye taklidimizi yapınca gülmeye başladık, gerçekten de ağrı geçmiş, epeyce rahatlamıştık.

Grubumuzdan bir fireyle, sırada bekleyen toplam 15 kişiydik. Kimimiz ilk kez binecekti ata, kimimiz oldukça deneyimliydi. İki grup halinde tek sıra dizdikleri atlar, iplerle birbirine bağlıydı. En baştaki atın, grubun lideri olup hepsini yönlendireceğini sonradan öğrendik. Önce bir arkadaşımız bindi üçüncü ata, arkasındakine de ben. Yerlerimizi aldığımızda gezinin sorumlusu olan kişi, tek tek hepimizin oturuşunu, ayaklarımızın üzengideki duruşunu kontrol ederken ikinci attaki yolcuyu indirdi. Rusça konuşmasından anladığım kadarıyla ürkek duruşu nedeniyle aldı bu kararı. “Eyvah, bakalım bize ne diyecek!” diye kaygılanırken öndeki arkadaşım “Sadece genlerine güven!” dedi. Haklıymış! Yokuş çıkarken ve inerken neler yapmamız gerektiğini gösterdiler önce. Elimize de ucunda bir-iki yaprak olan bir dal parçası verdiler, özellikle yokuş çıkarken atı harekete geçirmek için... Başımızdaki sorumlunun onayıyla yola çıktık. Telaşsız, ağır ağır gidiyorduk...

Vadiler ve göller diyarı: Abhazya

 İplerle birbirine bağlı atlarımızla 7 kişilik grubumuz geziye başlıyor. Fotoğraf: Arista Namık Deniz

Daha önce ata binme deneyimi olan arkadaşımın uyarılarını dikkate alarak arada bir ayaklarımla üzengiye basıp oturduğum yeri değiştiriyordum, yoksa bacakların iç tarafında korkunç ağrı olurmuş. Yol o kadar daraldı ve inişler çıkışlar öyle çok arttı ki önce inerken ne yapıyorduk, çıkarken ne diye düşünürken birden hareketlerim otomatikleşiverdi. Atım o kadar sakindi ki sanki acemiliğimin farkındaydı ve “Dert etmeee, birlikte bu işin üstesinden geliriz!” dercesine yumuşaktı hareketleri. Okşuyordum, onunla konuşuyordum, özellikle yokuş çıkarken yorulmasına da çok üzülüyordum.

Atımla birbirimize artık iyice alışınca çevreye bakmaya başladım. Kısa bitkilerin kapladığı yüzeyde öyle güzel çiçekler var ki, rengârenk! Ritsa Milli Parkı’nda yer alan bu bölgede 46 endemik bitki türünün var olduğunu öğrendim. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda çalıştığı sırada Abhazya’nın tanıtımıyla ilgili büyük bir proje başlatan; önce fotoğraflar, sonra videolar çekerek dağların adeta öyküsünü yazan Tengiz Tarba’nın Abhazya’dan haberlere ulaşmamızı sağlayan Altınpost internet sitesi editörü Behice Bağ Özveri’ye verdiği röportajdaki sözleri geldi aklıma: “Dağlarımızla ruhsal bir bağım var, çok seviyorum, orada atalarımın ruhunu hissediyorum.”

Vadiler ve göller diyarı: Abhazya

Tengiz Tarba: “Abhazya dağlarını anlatmak turizm açısından çok önemli tabii ama bir yönüyle de dağlarımız bizim köklerimiz ve geleneksel yaşamımız, toplum kimliğimiz demektir.” Fotoğraf: Tengiz Tarba

Bir tepe noktayı aşacağımız sırada en öndeki lider at yola devam etmek istemeyerek şaha kalkınca telaşlandık, çünkü bütün grup iplerle ona bağlıydık. Yol boyunca hep öne geçmeye çalışan arkamdaki enerjik at da binicisini üzerinden atmaya çalıştı, neyse ki genç kadın deneyimli olduğu için pek sorun yaşanmadı. Bir başka at ise özellikle yamaçları tırmanırken geri kalıp önündeki atı da kastığı için sıkıntı yaratıyordu. Meğer bugün dağ turuna çok talep olmuş ve atların bir kısmı yorgunmuş; “Durumu bilsek binmezdik” dedik. Atı yol almakta zorlanan arkadaşımız, lider sürücünün atları harekete geçirmek için çıkardığı sesi kaptı hemen, her gün bu dağlardaymışçasına!

Özellikle rampalarda önümdeki atın bacaklarının hareketini izliyordum, dört bacağın şahane bir ahengi vardı. Son derece estetik kıvrılışlarla, adeta topuklu ayakkabı giymiş bir dansçı zarafetiyle iniyor, çıkıyordu. Artık atıma güvenim sonsuz diye düşünürken öyle bir noktaya geldik ki sağ tarafımız inanılmaz dik bir yamaç; ilk defa korktum! Abhazya’da gezerken zaman zaman zirvelere bakıp iç geçirdiğimiz, bulutlarla sarılı dağların tam sırtındaydık. Toprak zemin, taş parçacıkları atlarımızın ayaklarının altından kaydıkça kalbimin çarpıntısını daha fazla hissediyordum. Ancak manzara muhteşemdi, gökyüzünün rengi ve ara sıra üstümüzü örtüp bizi içine alıp sonra dağılıveren bulutlar tarifsizdi; “İyi ki buradayım” dedim. Yaşamım boyunca belki ikincisini yaşayamayacağım bir deneyimdi, hatta yamaç paraşütü falan sıradan şeylerdi benim için artık! O sırada bir helikopter geçti yakınımızdan, bölge gezisi yaptıran bir tur helikopteri. “Aynı tadı vermez ki” diyerek burun kıvırdım!

Yaklaşık bir buçuk saatlik yolculuğun ardından, önceleri ‘Yedigöller’ denen ama 8-9 yıl önce 12 göl tespit edildiği için artık göl sayısıyla anılmayan ‘Agura’ adlı bölgeye gelmiştik. Sadece tek sıra halinde durup dinlenebilecekleri, iki tarafı yamaç dar düzlükte atlardan indik. Sol tarafta minik minik göller, arkasında muhteşem Kafkas Sıradağları, tertemiz bir hava...

Vadiler ve göller diyarı: Abhazya

Atlarımız dinlenirken biz de hem dinlendik hem de fotoğraf, video çektik. Fotoğraf: Birgül Asena

Hava iyice soğumuştu, ince giyinenler titriyordu. Yaklaşık 20 dakikalık moladan sonra dönüşe geçtik. Dönüşte de aynı yolu takip ettik, saat herhalde 7 civarı; güneş batmaya ve hava kızıllaşmaya başladı, yine gökyüzünün aldığı renkten, bulutların altımızda kalarak oluşturduğu manzaradan gözümü alamıyordum. Diğer grup bu defa önümüzdeydi ve kimi zaman ıslıkla, kimi zaman seslenerek bizimle haberleşiyorlardı. Bu arada at üzerindeki süre arttıkça yorgunluk baş gösterdi, “Gelirken yol bu kadar uzun muydu” diye düşünüyordum. Kıpkızıl gökyüzü, yerini karanlığa bırakmaya başlamıştı. Halbuki daha yarım saatlik yolumuz vardı. Grubun lideri olan atı süren genç adam için bu yolculuk o kadar sıradandı ki yan oturduğu atında arkasındakilerle sohbet ederken bir taraftan da bizim Türkçe konuşmamızda dikkatini çeken kelimeleri tekrar ediyordu. “Hiç ışık yok, nasıl gideceğiz” soruma karşılık arkadaşım, “Atın ve rehberin yolu bilmesi yeter” deyince rahatladım, haklıydı! Uzakta bungalovların soluk ışıkları görününce daha derin nefes aldım. Varış noktasına yaklaştığımızda kızını merak ettiği için yolda bekleyen anneyle karşılaştık.

“Keşke konaklamalı gelseydik” dedik hep birlikte, hem bu yüksekliğe bedenimizi alıştırmış hem de bu cennet coğrafyanın gecesini yaşamış olurduk. Bir dahaki sefere Pisou adlı dağlık bölgeye yapmayı planladığımız gezinin birkaç günlük kamp olmasında karar kıldık. Gidişte eğlenerek kat ettiğimiz, nasıl geçtiğinin farkında olmadığımız yolun dönüşünü yorgun bir halde uyuklayarak tamamladık. Sabah 7’de çıktığımız tur, gece yarısı otelimize varışla sona erdi ama binlerce kez değdi.

 

ULAŞIM

Sohum: Gürcistan’la 1992’deki savaştan sonra bağımsızlığını ilan eden ama halen sadece beş ülkenin; Rusya, Nikaragua, Venezuela, Nauru ve Vanuatu’nun resmen tanıdığı Abhazya’nın başkenti.

- Soçi-Sohum 7 kişilik minibüsle transfer, Arista Tur ile kişi başı 20 dolar (https://www.facebook.com/aristatour).

- Sohum’da Arista Tur ile günübirlik gezi (Gagra-Pitsunda, Novi Afon, Ritsa Gölü gibi) kişi başı yaklaşık 35 dolar.

- Cip ile Ritsa Gölü, Gega Şelalesi, Avadhara gezisi kişi başı 40 dolar.

- At ile Agura (eski adıyla Yedigöller) gezisi kişi başı 22 dolar.

- Soçi-İstanbul Atatürk Havalimanı uçuş yaklaşık 2 saat, THY ile 568 TL’ye uçtuk.

VİZE

- Rusya Federasyonu’na bağlı olan Soçi’den Abhazya’ya geçildiği, direkt uçuş olmadığı için Rusya vizesi almak gerekiyor. Çift giriş-çıkışlı turistik vizeyi Nart Tur kişi başı 140 dolara aldı.

- Abhazya için Kadıköy’deki Abhazya temsilciliğinden vize alınabilir ya da internet üzerinden http://mfaapsny.org sitesinden alınan belgeyle ülkeye girdikten sonra üç gün içinde Sohum’da Demografya adlı kurumdan vize alınabilir.

YEME-İÇME

- Mekana göre farklılık gösterse de Abhazya’daki patska’larda (Abhaz yemeklerinin yapıldığı restoranlar) yemek ve şaraptan oluşan öğünler kişi başı 8-10 dolar arasında değişiyor.

- Abhazya’da mısırdan yapılan abısta, ekmek yerine geçiyor. Kurutulmuş et ve peynir, barbunya ezmesi, pazı ya da ısırgan otundan yapılan kavurma, turşu, erik sızbalı (bir çeşit ekşili sos, ete, abıstaya dökülerek yenir), açaç (bir nevi peynirli, yumurtalı pide) vazgeçilmez yemekler. Fabrikaların yanı sıra her ailenin kendisi için ürettiği ev şarapları var. Votka başta olmak üzere alkol olanı yüzde 50 ile 80 arasında değişen ve makbulü incirden yapılan çaça da popüler içkiler.

KONAKLAMA

- Sohum’da otelde konaklama oda/kahvaltı kişi başı yaklaşık 32 dolar.

- Avadhara’da bungalovda konaklama kişi başı yaklaşık 50 dolar.

HEDİYELİK

- Magnet, çakmak, ahşap nihale türü hediyelikler 5-7 dolar civarında.

- Abhazya’da Tsabal adlı bölgede üretilen 500 gr. bal 17 dolar.

- Izabella türü üzümden üretilen sek ya da yarı tatlı şarapların şişesi 5-10 dolar arasında değişiyor.

- İste kurutulmuş peynir 7-10 dolar civarında.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle