GeriSeyahat Bocelli’nin peşinden Toskana’ya
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Bocelli’nin peşinden Toskana’ya

Bocelli’nin peşinden Toskana’ya

Geçen hafta, Andrea Bocelli’yi doğduğu topraklarda dinlemek için İtalya’daydım. Gözlerimi Toskana’nın müthiş manzarasına, kulaklarımı dünyanın en iyi seslerinden birinin canlı performansına, ruhumu doğayla sanatın buluşmasının rafine keyfine teslim ettim.

Bocelli’nin geleneksel Toskana konserlerinin özelliği, her yıl farklı bir temaya sahip olması ve içeriğinin sır gibi saklanması. Bu yıl da biz izleyiciler ne ile karşılaşacağımızı bilmeden gidip, merakla beklemeye başladık. Ve ezber bozan bir işle karşılaştık! Seyircilerin bir kısmının hiç hoşlanmadığı hatta konseri erken terk ettiği ama benim hayran kaldığım bir sürprizi vardı İtalyan tenorun.
Konser değil Andre Chenier Operası’nı izledik. Müthiş bir kast vardı sahnede. Oyuncu, solist ve müzisyenlerden oluşan yaklaşık 250 kişi ve Bocelli! Başta herkesin çok hoşuna gitti çünkü operadan bir bölüm sahneleneceği ve sonrasının konser olarak devam edeceği sanıldı. Ama öyle olmadı ve Bocelli tam dört perdelik bir opera sahneledi. Aylarca çalışmış, konser alanına sürekli gidip gelmiş ve ekiple provalara katılmış. Bana kalırsa yaptığı çok kıymetliydi çünkü sadece şarkılarını söylese bu onun için en kolayıydı. O zor olanı seçip fark yaratmak istemiş, başarmış da... Ama kendini Bocelli’nin en iyi parçalarını dinlemeye ve sadece konser izlemeye hazırlayarak gidenler için pek de motivasyonlarına uygun bir sonuç çıkmadı ortaya.

Siena’nın taşa âşık eden sokakları

Sadece konser dinleyip dönmedik tabii ki... Ortaçağa doğru zaman yolculuğuna çıktığımız bir İtalya keşfi de yaptık. Siena en güzel duraklarımızdan biriydi. Tarihi dokusunu öyle iyi korumuş ki, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne de girmiş. Üç tepe üzerine kurulu şehirde, her yol Piazza del Campo Meydanı’na çıkıyor. Bu meydana çıkan ara sokaklar parke taşlarla döşeli.

Evlerin hepsi birbirinden güzel! Kiliselerin mimari görkemi ise kendine hayran bırakıyor. Hatta dünyanın en büyük katedralinin burada yapılması istenmiş ve Duomo di Siena’nın inşası başlamış. Fakat salgın hastalıklar yüzünden planlandığı gibi gitmemiş işler. Uzun yıllar sonra bitirilse de en büyük olma iddiasını gerçekleştirememiş. Yine de İtalya’da göreceğiniz en ihtişamlı katedrallerden biri olduğu kesin! Siyah – beyaz taşların sütunlarla birleşmesiyle ortaya çıkan etkileyici bir atmosferi var.

Bocelli’nin peşinden Toskana’ya


Etrafını çevreleyen kalenin içine bir masal şehri hapsetmiş gibiler. Yaklaşırken önce kulelerin ihtişamı ve bir merak sarıyor. Tanışıp da sokaklarını adımlamaya başladıkça da tarihin nasıl bu kadar güzel korunabildiğine hayret ediyorum. Dünyanın farklı köşelerinde 1500’e yakın şehir görmüş biri olarak, bu hissi her yaşadığımda ülkemizde koruyamadığımız yerler bir bir geçiyor gözümün önünden, tarihe vefasızlığımıza üzülüyorum. Her devrin zenginliğini gösterme ve güç dengelerini kendinden yana çevirme çabası farklı. San Gimignano’nun eski sahipleri de, yaptırdıkları kuleler ile üstünlük sağlamaya çalışmış. Kuleler aslında 76 taneymiş. Bugüne sadece 14 tanesi ulaşmış, hepsi de birbirinden güzel.

Bocelli’nin peşinden Toskana’ya

Bocelli’nin peşinden Toskana’ya


Toskana’yı parlatan yazar

Profesyonel rehberlik kariyerimin 32. yılındayım. Öyle özel isimlere, dünyanın öyle farklı yerlerini gezdirdim ki... Onlardan biri de Toskana’yı turizm yıldızı olarak parlatan Frances Mayes’ti. Yıllar önce bu ünlü Amerikalı yazara rehberlik etmiştim. Sonra ‘Under the Tuscan Sun’ adlı bir kitap yazdı ve Toskana turizmde aldı başını gitti. Sonraki yıllarda o kadar ünlendi ki, tur yaptığım Amerikalılar yazarın evinin önünde durup fotoğraf çektirmeyi özellikle istiyordu.

10 parmağında 10 marifet

Dünyanın en iyi 3. tenoru olarak kabul edilen Andrea Bocelli, aynı zamanda söz yazarı, besteci ve müzik yapımcısı. Toskana doğumlu sanatçı 60 yaşında. Hayatı tam bir başarı ve azim öyküsü... Çocukluğunda futbol oynarken kaza geçirmiş ve iki gözü de kör olmuş. Hayata küsmek yerine, keyifle sarılmayı bilmiş. Hukuk fakültesini bitirmiş. Müziğini de sosyal yardımlaşmanın aracı olarak kullanmış. Kurduğu Bocelli Vakfı, Haiti’de yüzlerce kimsesiz çocuğun bakımını ve eğitim masraflarını üstleniyor. Dünyanın farklı yerlerinde göz hastalıkları ile ilgili yapılan bilimsel çalışmalara fon sağlıyor.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle