GeriSeyahat Şehirleri resimlerden tanıyordum gördüklerim hiç yabancı gelmedi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Hürriyet Twitter
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Şehirleri resimlerden tanıyordum gördüklerim hiç yabancı gelmedi

Şehirleri resimlerden tanıyordum gördüklerim hiç yabancı gelmedi

Ressam Ekrem Kahraman (60), Van Gogh’a hayran. Haziran başında, Onay Akbaş’ın öncülüğünde 10 ressam arkadaşıyla birlikte Fransa’da "Vincent Van Gogh’un Peşinde, Modernizmin İzinde" adlı bir gezi düzenlediler. Van Gogh’un resimlerini yaptığı, akıl hastanesinde yattığı, yemeklerini yediği, konakladığı, intihar ettiği ve mezarının bulunduğu şehirlere gittiler: Arles, Saint Remy, Barbizon Köyü, Auvers Sur Oise, Monmarte.

Geziye Özdemir Altan, Tomur Atagök, Habip Aydoğdu, Bedri Baykam, İbrahim Çiftçioğlu, Adem Genç, Bünyamin Özgültekin, Utku Varlık, Onay Akbaş, Barış Sarıbaş katıldı. Coşkun Aral görüntüledi. Gündüz dolaşıp, akşam Van Gogh’un sanatı ve modernizm üzerine panel düzenlediler. Konuşmaları dinleyicilere açıktı. Şimdi her biri gezinin ilhamıyla dörder tablo yapacak, eserler Türkiye’deki güzel sanatlar fakültelerini dolaşacak. Ekibi bir araya getirenlerden Kahraman, geziyi anlattı.

Onay Akbaş, Utku Varlık ve İbrahim Benli’yle geçen yıl Paris’te bir araya geldik. Akbaş, bizi hayranı olduğu Van Gogh’un intihar ettiği ve mezarının bulunduğu Auvers Sur Oise’ye götürdü. Van Gogh’un mezarı şehre geçim kaynağı olmuş. Geçmişte empresyonist ressamların yaşadığı şehirde, pastoral görüntüler bozulmamış. Üçümüz de çok heyecanlıydık. Her tarafı işlemeli mermerlerle çevrili, görkemli bir mezarlığa girdik. Ama Van Gogh ve kardeşi Theo’nun mezarlıkları olabildiğince sıradandı. Baş uçlarında sadece çalı vardı. Çünkü Van Gogh’tan bir yıl sonra ölen kardeşi, onun en sevdiği çalıyı buraya diktirmişti.

Onay Akbaş yıllardır gerçekleştiremediği hayalini burada anlattı. Türkiye’den ressamları Paris’e davet edip, Van Gogh’un yaşadığı şehiri, köyleri gezdirmek ve buralarda paneller düzenlemek istiyordu. Ancak bunu yapabilecek yeterli maddi gücü yoktu. İşte tam burada resim koleksiyoneri, işadamı İbrahim Benli devreye girdi. Sponsorluğumuzu üstlendi. Gezi sonrasında ayrıca ücretlerini ödeyeceği dörder tablo yapmamızı talep etti, bunlardan bir sergi hazırlayıp Türkiye’nin tüm güzel sanatlar fakültelerini gezecek bir sergiye dönüştürmemizi teklif etti. Hemen hazırlıklara başladık. Van Gogh örneğini izleyerek hem Türk sanatını kavramaya çalışmak, hem de dünya sanatıyla ilgili bazı önermelerde bulunmak istiyorduk. Büyük turdan iki ay önce üçümüz tur rotasını gezdik. Çünkü aralarında yazar ve fotoğrafçıların da bulunduğu yaklaşık 25 kişiyi götürecektik, organizasyon kusursuz olmalıydı. Rota kesinleştirildi, konaklanacak oteller, restoranlar belirlendi, iki ay sonra tura çıktık.

VAN GOGH’UN RESİMLERİ ŞEHİR REHBERİ GİBİ

Van Gogh, Hollandalı. Ressam olmaya karar verdiğindeyse, dönemin sanat merkezi Paris’e gitti. Kardeşinin yanında kaldı. Fakat aradığı ışık ve renk canlılığı Paris’te yoktu. Soruşturdu, Akdeniz sahiline yakın bölgelere gitmesi gerektiğini öğrendi. Hemen toparlanıp Arles’in yolunu tuttu. Bugün de turistler bu bölgeye güneş, tarih, kültür ve doğal güzellikler için gidiyor.

Arles, Paris’in 800 kilometre güneyinde, İspanya sınırına yakın bir şehir. Bu etkiyle boğa güreşi geleneği var, merkezinde bir arena bulunuyor. Servi ağaçlarıyla çevrili yolları geniş buğday ve ayçiçek tarlaları, zeytinliklerden geçiyor. Van Gogh’un iddiasına göre, ondan önce burada çok ressam yaşamış. Ama bu görüntüleri resimlerine koymayıp tarihsel, mitolojik temalarla ilgilenmişler. Van Gogh ise günlük hayattaki tüm ayrıntıları resmine aktardı. Arles’de çiçek ve buğday tarlaları, serviler, zeytinlikler, köylüler, Roma kalıntıları, kanallar, kiliseler ve arenalar görülmeye değer. Van Gogh’un resimlerinden sonra şehir pek yabancı gelmiyor. Onun tren yolculuğu 16 saat sürmüştü, bugün dört saatte gidiliyor.
/images/100/0x0/55ea61dbf018fbb8f87c4e87

SAINT REMY, SEFERİHİSAR’A BENZİYOR

Grupla turumuza 9 Haziran’da Paris’ten başladık. Arles’e geçip, bir otele yerleştik. Çünkü gidebileceğimiz en uzak yer 40 kilometreydi. Her yere otobüsle gittik. İlk gün gezimize ressamın kiraladığı Sarı Ev’le başladık. İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi bombardımanında yıkılan evin benzeri şehir merkezine inşa edilmiş. Resimlerindeki Arles Köprüsü de yıkılmış, nehrin biraz daha yukarısına benzeri inşa edilmiş. Buradaki Van Gogh Vakfı’nda özel koleksiyon sergileniyor. Akşam ünlü Gece Kahvesi’nde sohbet toplantısı yaptık. İkinci gün 30 kilometre uzaklıktaki Saint Remy’ye gittik. Burada Saint Paul de Mausole akıl hastanesini, zeytin bahçelerini, buğday tarlalarını ve Piramit Müzesi’ni gördük. Bu küçük şehir, İzmir’deki Seferihisar’a benziyor. Bitki örtüsü aynı. Yol kenarında budanmış çınar ağaçları, Van Gogh’un resimlerindeki gibi. Zeytin bahçeleri, turfanda sebze yetiştirilen tarlalar, dağ yamaçlarındaki sarı çam ağaçları... Yeni mimari yapılanma olmadığından hálá resimlerdeki gibi.

VAN GOGH’TAN KAPI KOLU HATIRASI

Van Gogh’un yattığı, birçok resim yaptığı akıl hastanesi hálá faaliyette. Van Gogh’un odası müze yapılmış. Küveti, yatak ve eşyaları muhafaza edilmiş. Saint Remy’ye bir gün yetmiyor, üçüncü günümüzü de burada geçirdik. Ama bu kez yol üstündeki Saint Maries de La Mer şehrine uğradık. Van Gogh burada deniz kenarında tekne resimleri yapıyor. Fakat otobüse binip döneceği zaman resimler kurumamış. Lokantacıya bırakıp birkaç gün sonra tekrar geliyor. Burada sivrisineklerin, pirinç tarlalarının, düz ovaların ve bataklıkların arasından deniz kıyısına iniliyor. Uzun kumsallarında denize girilebiliyor.

Saint Remy’ye tekrar vardığımızda Piramit Müzesi’ni gezdik. Mağaradaki müzenin sahibi 80 yaşında bir bey, eski tarım aletlerini toplamış. Lezzetli yemekler pişiriyor.Van Gogh’la ilgili çok hoş bir hikáye anlattı: "1950’lerde burayı sel bastı. Bizi akıl hastanesine yerleştirdiler. O zamanlar Van Gogh çok ünlenmemişti. Bir süre sonra onun odasında kaldığımı fark ettim. Her yerde eşyaları, dosyaları, onlarca deseni vardı. Hepsi darmadağındı. Van Gogh’a ait olduğunu öğrenen, yağmaladı. Bana da, oda kapısının kulpu kaldı." Dördüncü gün sanatçılar Arles’de çalışmalarına başladılar. Kimisi fotoğraf çekiyor, kimisi bir şeyler karalıyor, kimisi de videoya kaydediyordu. Bu günü biraz dinlenerek ve daha iyi gözlemleyerek geçirdik. Sonra da Paris’e döndük.

BARBİZON KÖYÜ SANATÇILARIN KABESİ

Buradan Fontainbleau’daki Barbizon Köyü’ne gittik. Paris’te hayatın kirlendiğini, kırsal kesimdeki yaşamın daha iyi olduğunu hisseden sanatçılar buraya yerleşmiş. O yıllardan beri, Barbizon hálá sanat merkezi, adeta bir Kábe. Jean Francois Millet’nin resmindeki patates tarları bugün de muhafaza ediliyor. Van Gogh, Millet’in çok etkisinde kalmıştır. Bu yüzden onun çalıştığı yeri de görmek önemliydi. Ertesi gün Van Gogh’un son durağı Auvers Sur Oise’ye gittik. Resim yaptığı alanlar görüldü. Gittiğimizde tesadüfen festivale rastladık, Fazıl Say konser verdi. Van Gogh’un resim yaptığı alanları ve mezarını ziyaret ettik. Son resmine başladığı, tamamlamadan intihar ettiği noktada, o resim üzerine bir konuşma yaptım. Bitmeyen ünlü buğday tarlası resminde kargalar vardır. Sanat yazarları kargaların bölgede bulunmadığını, Van Gogh’un karabasanları olduğunu, resmine yansıdıkları için büyük bir travma geçirdiğini söyler. İki gün küçük bir odada kalıp, ölmüş. Odası şimdi müze. Burada sanatçıyla ilgili belgesel gösteriliyor.

EN SEVDİĞİ 5 YER

á Venedik-Floransa-Siena Bölgesi,á Paris á Knidos á Mersin Kız Kalesi á Kapadokya

neyle seyahat ediyor

Kendi otomobiliyle

nerede kalıyor

Butik otellerde

seyahatte ne okuyor

Şiir ve anı kitapları

ne giyer

Bol ve rahat kıyafetler

ne yiyor ne içiyor

Yerel yemekler ve içecekler

çantasının vazgeçilmezleri

Defter, çizim kalemleri, kolonya, tişört, şapka

kimle seyahat ediyor

Yalnız

ne alıyor

Bir şey almıyor

False