« Hürriyet.com.tr

Şair, filozof ve bilginlerin isimleri Duşanbe’nin binalarında yaşıyor

Tacikistan’ın başkenti Duşanbe, geçen yüzyılın başında küçük bir köydü. İki nehrin buluştuğu geniş vadideki bu köyün tek özelliği, pazartesi kurulan pazarıydı.

Hürriyet Haber
X

1929’da Sovyetler Birliği’ne katılınca ülkenin en büyük pamuk, ipek üretim merkezine dönüştü. 1992’de başlayan beş yıllık iç savaşa rağmen hızla toparlanan kent bugün Orta Asya’da 680 bin nüfusu, ekonomik potansiyeliyle önemli bir merkez. İbni Sina, Hafız, Saadi, Firdevsi gibi edebiyatçılarına, filozoflarına sahip çıkan şehir büyük ustaların adını taşıyan kültür kurumlarıyla öne çıkıyor. Gezgin Selman Arınç gitti, izlenimlerini yazdı.

 

Büyük Tıp Âlimi İbni Sina, Firdevsi, Hafız, Saadi, Ömer Hayyam, Sadrettin Ayni gibi ustaların beden ve ruh izlerini taşıyan, Marco Polo’nun duraklarından Duşanbe’yi görme hayalim yıllar sonra nihayet gerçek oluyor. Almati’den bindiğim Astana Havayolları uçağıyla bir saati aşan yolculuğu takiben, kenti ulaşıyorum. Havaalanı eski ve küçük, pasaport kontrol bölümleri sayıca yetersiz. Hemen uzun kuyruklar oluşuyor. Aylardan temmuz, dar ve yeterince soğutulamayan salonda hava sıcaklığı tam 48 derece. Bin bir güçlükle ve biraz da tecrübem sayesinde pasaport kuyruğundan kurtularak kendimi hızla dışarıya atıyorum.

 

İSMİNİ PAZARINDAN ALMIŞ

 

Duşanbe Farsça, pazartesi anlamına geliyor. Eskiden bir köymüş. Pazartesi burada kurulan büyük pazar kente de adını vermiş. 1929’da Stalin döneminde, ismi Stalinabad olarak değiştirilmiş. 1961’de ise tekrar Duşanbe’ye çevrilmiş.

 

İlk olarak, merkezdeki 11 katlı otelin terasında, Duşanbe’ye hâkim manzaralı odalardan birine yerleşiyorum. Zaman kaybetmeden, kentin 30 kilometre batısında, Hisar denilen kaleye doğru yola çıkıyorum. Kale 1924’e kadar, Buhara emirlerinin yerel hizmetkârlarından, İbrahim Bey tarafından kullanılmış, daha sonra, Sovyet Kızıl Ordusu’nca tahrip edilmiş. Kalenin hemen önünde, 16’ncı yüzyıldan kalma, eski ve yeni medrese adında iki gösterişsiz yapı bulunuyor. Kale kapısı karşısındaki küçük müzede, çeşitli giyim eşyaları, seramikler ve mücevherler sergilenmekte. Medresenin mozolesinde ise 16’ncı yüzyıl İslam âlimlerinden Mahdum Azam’ın türbesi yer alıyor. Bir tepe üzerinde yükselen ve duvarlarının kalınlığı 1 metre olan kale, tarih boyunca çok sayıda farklı efsaneye konu olmuş.

 

İKİ ÜNLÜ TACİK BALERİN BURADA SAHNEYE ÇIKIYOR

Daha sonraki durağım, 15’inci yüzyıl minyatürcülerinden Kemalettin Behzat’ın adını taşıyan Tacikistan Bölgesel Tarih ve Güzel Sanatlar Ulusal Müzesi. Koleksiyonunda Tacikistan’ın asırlık tarihini yansıtan arkeolojik kalıntılar, geleneksel objeler, eski stil araba ve pulluklar, 20’nci yüzyıl ressamlarına ait yağlı boya tablolar, Tacik halkının sosyal ilişkileri, kültür ve yaşam tarzını yansıtan giyim eşyaları, nakış eserleri, seramik, halı, mücevher ve çeşitli müzik aletleri bulunuyor.

Başkentte kültürel hayatın merkezi, Opera ve Bale Tiyatrosu. 1941’de “iki gül” başlıklı ilk Tacik balesi burada sahneye konulmuş. Tiyatroya, Tacikistan milli şairi ve ülke tarihinin en önemli entelektüellerinden Sadrettin Ayni’nin adı verilmiş. Tacikistan balesini dünyaya tanıtan ünlü balerin Melike Sabirova ile yine dünyaca ünlü Tacik danscı Melike Kalenderova burada sahne alıyor. Yapı Bilibin tarafından tasarlanmış, 1939’da açılmış. Opera ve Bale Tiyatrosu ilginç binası ve iç süslemeleriyle gerçekten görülmeye değer.

 

ORTA ASYA’NIN EN BUYÜK BUDA HEYKELİ

 Ulusal Eski Eserler Müzesi’ndeki en ilgi çekici eser Nirvana Buda. Orta Asya’nın en büyük Buda heykeli 1600 yaşında. Buda’yı uzanmış şekilde tasvir eden heykel 13 metre uzunluğunda. Güney Tacikistan’da tarihi İpek Yolu üzerinde Kurgan-Tepe kazısı sırasında Sovyet arkeologlar tarafından bulunmuş.

Belediye Başkanlığı’nın arkasındaki Enstrüman Müzesi, ödüllü devlet sanatçısı, Gurminj Zevkibeyov’un memleketi dağlık Bedahşan’a yaptığı geziler sırasında topladığı çalgılardan oluşturulmuş. 1990’da kurulan müzenin koleksiyonunda Pamir ve Bedahşan müzik geleneğini temsil eden tar rebap, pamir rebabı, tanbur, dutor, setor, kaşgar ve gizhak gibi telli çalgılar, tabla, def ve doyra gibi vurmalı çalgılar yer alıyor.

 

Rudaki Bulvarı’nda, Avesto Oteli’nin yakınındaki Hacı Yakup Camisi, 1990’da İran, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın finansal desteğiyle inşa edilmiş. Sovyet döneminde, Afganistan’a kaçan Tacik dini liderin adı verilmiş. İlginç minareleri, perdahlı altın kubbesi, turkuvaz renkli ve ayetli çinilerle kaplı camisi, medresesi, çevresindeki dükkânlarla birlikte hemen göze çarpan önemli bir İslam merkezi. Kadınlar sadece avlusuna girebiliyor. Caminin imamıyla tanışıp sohbet ediyorum. Türklere büyük sevgi duyuyorlar. Nedeni Türkiye’nin bağımsızlığını kazanan Tacikistan’ı ilk tanıyan, ilk büyükelçi atayan ülke olması.

 

MEYDANIN İSMİ ÜÇ KEZ DEĞİŞTİRİLDİ

 

Tacikistan’ın ve Duşanbe kentinin yeniden doğuş sembolü, ana cazibe merkezi Cumhuriyet, Ozodi (Özgürlük) Meydanı. Bugüne kadar üç kez adını, sembole dönüşen heykellerini değiştirmiş. Sovyetler Birliği döneminde Lenin Meydanı ismi verilmiş. 1990’da Lenin heykeli bir gecede ansızın kaldırılmış. Yerine Firdevsi anıtı dikilmiş. Özgürlük Meydanı’na dönüşmüş. Daha sonra, Tacik halkının efsanevi lideri, Samani hanedanı kurucusu ve emiri, İsmail Samani anısına dev bir anıt inşa edilmiş. Somoni Anıtı’nın önünde iki aslan heykeli bulunuyor. Ulusal ve dini bayram günleri, her türlü tören ve kutlama hep bu meydanda yapılıyor. Ayrıca, yeni evli çiftlerin, arkadaş, akraba ve yakınlarıyla bu anıt önünde hatıra fotoğrafı çektirmeleri de bir gelenek. Bağımsızlığını takiben, Rus Rublesi’ni terk ederek, kendi milli parasını kullanmaya başlayan Taciklerin, para birimi de Somoni adını taşıyor.

 

MANSUR ÇARŞI’NIN YEREL RENKLERİ

 

Şah Mansur Çarşı, kent merkezinde. Halk arasındaki adı Yeşil Çarşı. Günlük alışverişin yapıldığı kapalı pazar yeri hareketli, gerçek anlamda oryantal dokuya sahip. Sebzeden ete her türlü gıda maddesinin yanı sıra tekstil ürünleri, baharatlar satılıyor. Doğu pazarında olduğu gibi kakule, tarçın, karabiber, karanfil en popüler baharatlar. Geleneksel süslü Tacik elbiselerinde kullanılan çeşit çeşit kumaşlardan, hazır işlemeli, simli ulusal giysilere kadar tüm ürünleri buradan almak mümkün.

 

Hisara giderken geçtiğimiz ve her iki yanında, büyük ağaçlar dizili, geniş bulvar ve caddeler kenti enine ve boyuna doğru kesmiş. Kentin ana bulvarına 9’uncu yüzyılda yaşayan Tacik edebiyatçısı Rudaki’nin ismi verilmiş. Bu bulvar bayraklar, Tacikistan sembol ve motifleriyle süslü. Bulvar üzerinde elçilikler, Avrupa tarzı mağazalar, dünya mutfağından örnekler sunan, değişik tad ve zevklere uygun çok çeşitli restoranlar bulunuyor.

 

Duşanbe, Sovyet mimarisiyle inşa edilmiş, bu nedenle kendine özgü pastel tonlu renkleri ile neoklasik Sovyet tipi binalar, hemen hemen her yerde karşınıza çıkıyor. Ankara ile de kardeş kent olan ve geceleri ışıklandırılan, büyük görkemli devlet binaları ile Duşanbe, şu anda, Orta Asya’nın en güzel başkentlerinden birisi olduğunu hissettiriyor.

 

500 YILLIK NADİDE ELYAZMALARI FİRDEVSİ KÜTÜPHANESİ’NDE KORUNUYOR

 

Tiyatro ile Bilimler Akademisi’nin bulunduğu bulvardaki önemli yapılardan biri de Firdevsi Milli Kütüphanesi. 60 bin beyitlik Şehname’nin yazarı, Tacik edebiyatının en büyük klasik ustası Abu- El Kasım Firdevsi’nin bininci doğum yılı anısına 1934’te yapılmış. Modern ve geleneksel Tacik mimari unsurlarını buluşturuyor. 11 seksiyona bölünmüş, beş okuma salonu var. Arşivi gerçek bir hazine: Farklı dillerden 2,5 milyon kitap, antik çağ ve eski Doğu filozoflarına, bilim adamlarına ait 2 bin el yazması. Tabati, Rudaki, Saadi, İbn-i Sina ve Firdevsi’ye ait 14 ve 17’nci yüzyıl yazma eserleri ile çok kıymetli el yazması bir Kuran büyük ilgi çekiyor. 10’uncu yüzyılda, yazdığı beş ciltlik Tıp Ansiklopedisi’yle tanınan İbn-i Sina şehrin gururu. 1980’de bininci doğum yıldönümü münasebetiyle, merkezi parka anıtı dikilmiş.

 

SOSYALLEŞME MEKANI ÇAYHANE

 

Tacikistan’da kahvehanenin adı Çayhane. En ünlüsü, Rohat Çayhanesi 1958 yılında, Sovyet döneminde inşa edilmiş. İki kattan oluşan ve duvarları ulusal süslemelerle dekore edilen çayhanede yöreye has yeşil çay içiliyor. Burada tanıştığımız ve sohbet ettiğimiz Tacikler, erkeklerin başlarına taktıkları geleneksel başlığa “tuybetika“, kadınların giydikleri çok renkli ve parlak ipek elbiselere ise “atlashone” denildiğini aktarıyor. Çayhaneler Tacik halkıyla diyalog kurmak, kentin renkli ve keyifli atmosferini hissetmek açısından önemli mekanlar.

Kaynak: