GeriProf. Dr Cem Fıçıcıoğlu Yumurtalık Dokusu Gençleştirme
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yumurtalık Dokusu Gençleştirme

Yumurtalık Dokusu Gençleştirme

"Genel olarak 1 yıl boyunca düzenli ve korunmadan ilişkiye rağmen (haftada 2-3 kez) gebelik elde edilememesi, infertilite (kısırlık) olarak adlandırılır. İnfertilite dünya genelinde her geçen gün daha fazla çifti ilgilendiren bir sorun olmaktadır. "

Evlenme veya çocuk planı yapma yaşının eskiye göre daha ileri olması veya ikinci evliliklerin yaygınlaşması gibi nedenlerin kuşkusuz ki bunda payı büyüktür. Çocuk sahibi olamayan birçok çift tarafından bu durum, sosyal ve psikolojik anlamda ciddi bir travma olarak tanımlanmaktadır. Kadında yaş ile birlikte doğurganlığın azalmasının temel nedeni yumurtalıkların yaşlanmasıdır. Anne karnındayken milyonlarca olan yumurta hücrelerinin sayısı, puberte döneminde 300-500 bin seviyelerine iner ve bu düşüş 35 yaşından sonra hızlanarak, menopoz döneminde yumurta hücrelerinin tamamen sonlanmasıyla son bulur. Yani kadınların doğuştan gelen yumurta rezervleri zamanla tükenince menopoz durumu izlenmektedir. Çevresel faktörler, sigara, kemoterapi, radyoterapi gibi yumurtalıklar üzerine toksik etki gösteren her etken, menopoz yaşını erkene çektiği gibi yumurta kalitesini bozarak infertiliteye de sebep olmaktadır.

Günümüzde yumurta hücrelerinde yaş ve çevresel faktörlerle artan olumsuz etkileri yavaşlatmak veya ortadan kaldırmak için çeşitli tedavi arayışları sürmektedir. Bu yazımızda, "Yumurta Gençleştirme" için kullanılan, çeşitli çalışmalarda olumlu etkileri gözlenmiş tedavilerden bahsedeceğiz.

Glutatyon Tedavisi:

Vücudumuzda, aerobik metobolizma sonrası oluşan serbest radikaller ve reaktif oksijen ürünleri gibi pro-oksidanlar ile bunlara karşı üretilen anti-oksidanlar arasında hücresel seviyede fizyolojik bir denge vardır. Bu denge tüm vücutta olduğu gibi kadın üreme sisteminde de önem taşır. Antioksidanlar aleyhine bozulan bir dengede oksidatif stres başlar ve bu da protein sentez inhibisyonu, lipid hasarı, ATP tüketimi gibi patolojik etkilere sebep olur. Polikisitk over sendromu, endometriozis, kötü oosit kalitesi, kötü embriyonel gelişim gibi birçok infertilite sebebinde oksidatif stresin rolü olduğunu ileri süren çalışmalar mevcuttur. Foliküler sıvıda da oldukça fazla bulunan antioksidanlar (glutatyon peroksidaz, glutatyon transferaz, glutatyon redüktaz vb.) yumurtalık hücrelerini oksidatif strese karşı korumaktadır.

Glutatyon tüm hücrelerimizden üretilen bir antioksidandır. Hücreler içinde bulunduğu gibi, hücreler arasına ve kan dolaşımına da büyük miktarda salınır. Pro-oksidanlara bağlanarak onların oluşturabilecekleri hasraları önler. Antioksidan etkisi ile bağışıklık sisteminin güçlenmesine, sağlıklı hücre bölünmesi ve çoğalmasına katkı sağlar. Glutatyon düzeyleri stres, çevresel toksinler, kötü beslenme, yorgunluk, uykusuzluk, çeşitli kronik rahatsızlıklar ve yaşlanma gibi sebeplerle düşmektedir.

Glutatyon seviyesini doğal yollarla artırmak için bürüksel lahanası, brokoli, karnıbahar, sarımsak, soğan gibi sülfürden zengin besinler, madalina, portakal, kivi gibi c vitamininden zengin meyveler, ıspanak, bamya, kuşkonmaz gibi bitkisel glutatyondan zengin gıdalar tüketilmesi faydalıdır. Curcumin (zerdeçalde bulunur), Silmarin (deve dikeni sütü içeriği) gibi takviye ürünler de glutatyon seviyelerini yükseltmektedir.

Oral olarak alınan glutatyon takviye ürünlerinin enzimatik reaksiyonlar ile ağızda aminoasitlerine ayrılmaları nedeniyle, istenilen düzeyde kan glutatyon seviyeleri sağlanamamaktadır. Bunun  yanı sıra, kapsül formları 250-1000 mg dozlarında düzenli şekilde kullanıldığında çeşitli doku ve hücrelerde yükselme sağladığını gösteren çalışmalar mevcuttur. Glutatyon tedavisinde istenilen seviyelere ulaşılmasını sağlamanın en etkili yolu, damar yoluyla vermektir. Serum içinde veya yavaş enjeksiyon olarak uygulanabilir. Antioksidanların kullanımının faydasını kanıtlamak için geniş kapsamlı daha çok çalışma yapılmasına ihtiyaç vardır.

Unutulmamalıdır ki sağlıklı yaşam tarzı, yeterli uyku ve egzersiz tedavide ilk uygulanması gereken yaklaşımdır.

NAD+ kullanımı

NAD+ kullanımı oral yoldan veya kultur için over yaşlılığını tersine çevirmek için yeni bir umuttur.

Platelet Rich Plasma (PRP)

Platelet Rich Plasma (PRP) yani trombosit ve büyüme faktörlerinden zengin plazma tedavisi, kanın iyileşme faktörleri bakımından zengin bölümünün, özel yöntemlerle kişinin kendi kanından ayrıştırılması ve tedavi edilecek organa direk verilmesiyle uygulanan bir tedavi yöntemidir. Yıllardır dermatoloji, ortopedi,  plastik cerrahi gibi farklı bölümlerce gerek kozmetik gerek tedavi amaçlı kullanılmaktadır.

 İnfertilite tedavisinde kullanımı ise yumurtalık dokusunun gençleştirilmesi ve rahim iç zarının (endometrium) kalınlaştırılmasını amaçlamaktadır. PRP'nin rahim içi uygulaması ağrısız, kısa bir işlemdir. Yumurtalık içine uygulanması gereken durumda ise ağrı olmaması için anestezi uygulanmaktadır. Özellikle kadın yaşının ileri olduğu olgularda döllenecek yumurta hücrelerinin sayısı ve kalitesi düştüğü gibi, döllenmiş yumurta ile oluşan embriyonun tutunup gelişebileceği kalınlıkta bir rahim iç duvarı oluşması da zorlaşmaktadır. Yapılan birtakım çalışmalar bu konuda umut vadetse de istatistiksel olarak başarılı olduğu yönünde literatürde yeteri kadar tatmin edici bir kanıt henüz mevcut değildir. Yumurta gençleştirme amaçlı kullanımı söz konusu olduğunda son derece kısıtlı bir çalışma grubunda iyileşebildiği ifade edilen hormonal parametreler ve yumurta gelişimi sonrası elde edilen embriyolar, henüz tekniğin yaygın olarak genel hasta grubuna uygulanabilir olduğunu göstermekten uzaktır. Rahim zarının kalınlaştırılması amaçlı kullanımda ise eldeki veriler henüz bilimsel literatürde tekniğin başarılı olduğunu gösterecek kalitede değildir.

Kök Hücre Tedavisi

Stromal vasküler fraksiyonu anlatmaya başlamadan önce kök hücrelerden bahsetmek doğru olur. Kök hücreler bütün hücrelere dönüşebilen, sınırsız bölünebilme yeteneğine sahip, yüksek yenilenme ve onarma kapasitesi olan vücudumuzdaki tüm doku ve organları oluşturan hücrelerdir. Mezenkimal kök hücreler (mezenkimal stromal hücreler) ise erişkinlerde bulunan kök hücreler olup kemik iliği, yağ dokusu, diş pulpası ve başka birçok dokuda bulunmaktadır. Yapılan çalışmalar mezenkimal stromal hücrelerin birçok farklı doku hücresinin öncül hücresi olduğunu, yani ilgili dokunun hücresine farklılaşabileceğini göstermiştir. Bu hücrelerin en önemli özellikleri hasarlı dokuya geçebilmeleri ve ilgili hücreye dönüşerek tamir edebilmeleridir. Bu özellikleri; birçok hastalığın ilerlemesinin durdurulması ve hatta iyileştirilmesi konusunda heyecan yaratmış ve konu üzerine birçok çalışma yürütülmeye başlanmıştır. Miyokard infarktüsü, diyabet, yara iyileşmesi, travmaya bağlı beyin hasarı, sepsis, kanser, Alzheimer hastalığı gibi yaygın birçok duruma yönelik oldukça umut vaadeden çalışmalar yapılmıştır ve hala devam etmektedir. Onarılacak dokuya göç etme ve tamir etme mekanizmaları hala çok aydınlatılamamıştır. Bazı çalışmalar onarılacak hücrelerden salınan sinyallere benzer sinyallerin kanser hücrelerince de salgılandığını ve dolayısıyla kanser hücrelerine bağlanıp onları çoğaltıcı etki gösterdiklerini de bildirmişlerdir. Henüz tam aydınlatılamamış mekanizmalarla, oldukça farklı hastalıkta olumlu sonuçlar izlenmiş olmasına rağmen; olası riskleri nedeniyle ‘’kök hücre tedavisi’’ için dünyadaki birçok ülke gibi ülkemizde de bakanlık izni gerekmektedir.

Stromal Vasküler Fraksiyon (SVF)

Stromal Vasküler Fraksiyon (SVF) ise; kişinin kendi yağ dokusundan alınan örnekten çeşitli enzimatik reaksiyonlar sonrası elde edilen heterojen ( çok çeşitli) hücre topluluğudur. Heterojen denmesinin sebebi içerdiği mezenkimal kök hücre yanısıra progenitör (öncü) endotel hücreler (damar oluşumunda rol oynar), hematopoetik kök hücreler (kan hücrelerinin öncü hücreleridir), bağışıklık hücreleri (monosit ve makrofaj gibi inflamasyon ile savaşan hücrelerdir) gibi farklı hücre gruplarını da içermesidir. Yapılan çalışmalar SVF’de yaklaşık %2 ila %10 arası mezenkimal kök hücre olduğunu göstermiştir. Yapılan birçok çalışma SVF’nin kullanımının güvenli olduğu yönündedir. Yakın zamanda yapılmış olan bir çalışmada osteoartrit (kemik kireçlenmesi) nedeniyle eklem içine SVF uygulanmış 1114 hastada ciddi yan etki, sistemik enfeksiyon veya kanser ile ilişki izlenmemiştir. Bu sonuçlar birçok alanda SVF kullanımı konusunda heyecan yaratmış ve osteoartrit yanısıra kellik, erektil disfonksiyon, Chron hastalığı, Tip 2 Diyabet, multiple skleroz, çeşitli bölgelerdeki deri graftleri, yara onarımı, ekstermitelerdeki (kol/bacak) kan akım bozukluğu, damarsal hastalıklar gibi birçok hastalıkta çalışmalar başlatılmıştır.

SVF rejenerasyonu uyarmasının yanısıra antiinflamatuar (iltihabı baskılama), anjiogenez (damar yapımını uyarma) özellikleri ile de umut vadeden bir tedavi gibi durmaktadır. Kısa dönem sonuçlarında herhangi bir neoplasm (kanser durumu) bildirilmemiştir. Güvenli bir tedavi yöntemi gibi görünmekle birlikte uzun dönem sonuçları henüz bilinmemektedir.

Çalışmalar son yıllarda mezenkimal kök hücrelerin infertilitede kullanımı üzerine yoğunlaşmıştır. Amaç; yumurtalık rezervi az kişilerde, kişinin kendi kök hücreleri ile sağlıklı yumurta hücrelerinin oluşumunu tetikleme veya rahim iç duvarındaki problemleri çözmeye yöneliktir. Kişiden çeşitli şekillerde elde edilen kök hücrelerin çoğaltılıp kendisine damar yoluyla veya direk yumurtalıklarına verilmesi gibi uygulamalar mevcut olsa da; bu uygulamaların fayda sağladığına veya herhangi bir zararı olmadığına dair yeterli bilimsel kanıt yoktur. Umut vadeden sonuçlar olsa da yapılan çalışmalar genellikle hayvan deneylerini kapsamakta olduğu için bu konuda daha çok çalışmaya ihtiyaç vardır.

False