Rahmi TURAN

rturan@hurriyet.com.tr

Korku rejimi!

20 Eylül 2008
Öfke şimşekleri çakan gözlerinin korkunçluğunun, kasları gerilen yüzünün ürkütücü halinin, bağırdığı zaman sonuna kadar açılan ağzındaki dişlerinin neredeyse tamamının görünerek karşısındakileri titrettiğinin farkında mı?

Taraftarları belki onun bu "öfke sanatından" hoşlanabilir, ama tarafsız insanlarda endişe yarattığı muhakkak!

Başbakan’ın sinir sisteminin bozulduğu, sağlıklı düşünme yeteneğinin çöktüğü anlaşılıyor. Bir korku rejimi yaratmak istiyor gibi...

Tayyip Bey, son haftalarda ayyuka çıkan yolsuzluk haberlerini yazan gazetelere kızıyor, partililerine "O gazeteleri okumayın" çağrısı yapıyor.

Önce Şaban Dişli’nin 1 milyon dolarlık rüşvet olayı... Sonra Deniz Feneri Derneği’nin din adına topladığı 41 milyon Euro’luk yardım parasının hortumlanması... Daha sonra iktidara yakın bir kişi olan RTÜK Başkanı’nın marifetleri, vs...

Bunların yazılması neden sinirlendiriyor onu?

Başbakan, "Bu grubun yayınladığı gazeteleri almayın" diyor. Yolsuzluk ve soygunları yazmayan gazetelere ise laf yok! Onlar cici çocuklar!

Bu antidemokratik tavır bir başbakana yakışıyor mu? Neden frenleri tutmayan ağır bir vasıta gibi paldır küldür medyaya dalıp özgürlükleri biçiyor?

Baskıcı zihniyet Türkiye’yi aydınlığa değil, dipsiz bir kuyunun karanlığına götürür!

"Yazmayın, millet bu haberleri öğrenmesin, Deniz Feneri Derneği’nin halkı kandırarak topladığı paralar yandaş şirketlere akmaya devam etsin" düşüncesinin, akla, hukuka ve vicdana sığan yanı var mı?

* * *

Alman yargıcın mahkeme kararına geçen şu değerlendirmesini yazmamalı mıydık?

"Deniz Feneri Derneği, Mehmet Gürhan için, bir sermaye bulma aracıydı. Muhtemelen siyasi ve sosyal amaçlar için de kullanıldı.

Mehmet Gürhan, paraları Türkiye’deki Kanal 7’ye taşıdı. Paraların nasıl kullanılacağına karar verenler Türkiye’de idi. Bunlar Zekeriya Karaman, İsmail Karahan, Mustafa Çelik ve bazı zamanlarda Zahid Akman idi.

Bütün usulsüzlükler Türkiye’den gelen talimatla yapıldı. Türkiye’deki bazı kişileri temsil eden ve onları korumaya çalışan sanık Mehmet Gürhan’ın özür dilemesi inandırıcı değildi. Deniz Feneri olayı basit bir suç eylemi değildir. Demokrasi düşmanı bir tutum içeriyor!"

Bunu ve bu tür haberleri yazmayan yandaş gazeteler, Başbakan’ın en sevdiği yayın organları... Onları el üstünde tutuyor. Her davete çağırıyor, uçağına alıp gezilere götürüyor. Görevini yapan özgür medyaya ise öfke yağdırıyor. Kayahan’ın şarkısındaki gibi:

"Onlara sevdanın yolları, bize kurşunlar!"

* * *

Tayyip Bey tahammülsüz, öfkeli ve nobran... Yani sert, haşin ve gönül kırıcı! Ülkemizde, tarafsız, herkesi kucaklayan, demokratik Başbakan dediğin böyle olur işte(!)

Ben uzun yıllardan beri gazetecilik yapıyorum. Demokrasi kültüründen uzak, karşıt görüşlere tahammülü olmayan, eleştiriye sopa göstererek, tehdit ederek karşılık veren böyle bir Başbakan görmedim. Bu tür zihniyet, Türkiye’yi sağlıklı bir yere götüremez.

Tayyip Bey altı yıldır Başbakanlık yapıyor... Ve maalesef hálá "Dediğim dedik, çaldığım düdük!" havasında... Bakalım onun medya düşmanlığı yapan çağrısı etkili olacak mı? Millet, Başbakan’ı kızdıran gazeteleri okumayı bırakacak mı? Göreceğiz!

Öfke baldan tatlıdır ama sonu nedamettir! Yani pişmanlıktır!
Yazarlar Ana Sayfa
HaberlerFenerbahçeburçniobeABDkavgatürkiyebursa