'Müşâhedat' üzerine...

Güncelleme Tarihi:

Müşâhedat üzerine...
Oluşturulma Tarihi: Haziran 15, 2017 16:23

Modern Türk romanının kurucusu olarak hemen hep Halid Ziya’yı sanırız. Ne var ki, hemen hep Ahmet Mithat’ın emeği göz ardı edilir. Oysa ‘Müşâhedat’, yolun başındaki Ahmet Mithat’ın, verimli yazarlık yaşamında, hangi evrelerden geçtiğinin tanığı.

Haberin Devamı

Ahmet Mithat Efendi’nin 1890’da, yayımlandığı dönemde değeri pek de anlaşılamamış romanı ‘Müşâhedat’, Behçet Necatigil’in sadeleştirmesiyle -nihayet- bugünün okuruyla buluştu (Everest Yayınları). Behçet Hoca bu önemli romanı 1975’te sadeleştirmişti; kırkı aşkın yıl geçmiş.
Kırkı aşkın yıl öncesini, biraz da Ayşe Sarısayın’ın yetkin önsözünden dolayı, dün gibi hatırlıyorum. ‘Müşâhedat’ı okumamıştım, eski yazı olduğu için okumama imkân yoktu; ama, bırakın okumayı, eserin adını bile işitmemiştim. ‘Hace-i evvel’ dendi mi, bütün bildiğim, Râkım Efendi ile Felâtun Bey’in maceralarıydı, bir ölçek de ‘Henüz On Yedi Yaşında’.
Behçet Hoca’nın incelik gösterip verdiği kopyalardan, bir bakıma, imparatorluğun bütün uyruklarını özellikle bir araya getirmiş, çözülüş çanlarını sezinlemiş ‘Müşâhedat’ı tat alarak okuduğum o ilk yaz günleri!..
Yolun başındayım. Bilgi Yayınevi’nde kitaplarım, sık sık Ankara’ya gidiyorum. Ayşe’nin önsözünde vurgulanıyor: Bu gidişlerden birinde, Necatigil’in emeğinden rahmetli Mustafa Şerif Onaran’a söz açmıştım. Necatigil de Onaran’ın sorusuna unutulmayacak bir yanıt yazmış. Bu mektup kitapta yer alıyor, mutlaka okunması gerekli:
“Sonra her zaman söylerim: Bu biraz da kültür işidir, dünü de bilmek zorundayız, aydın bir kişi olmanın içinde bu da var. Bugün o dille yazmıyorsak, ki kendiliğinden gelişmenin payını da görmezden gelemeyiz bunda, elbet o dille yazmıyorsak, o dili bilmek külfetinden (külfetse!) kaytarmamız mı gerekir?”
Behçet Necatigil yıllar öncesinde kalmış yanıtında, bugünün birçok kültür sorununu, sürüp gitmiş tartışmalarını, dinmeyen huzursuzluklarını dile getirir, açımlar sanki. Yine alıntılıyorum:
“Ahmet Mithat olsun, Aziz Efendi olsun, taşbasması halk kitaplarımız divan şairlerimiz olsun, geçmişten yadigâr pek çok şey, bende hep saygı, sevgi uyandırmıştır. Bağnaz, insafsız değilim, kesip atamam geçmişle aramdaki bağları.”
Geçmişle aramızdaki bağların pek ayırt edilemediği yıllardı herhalde: Daktilo kopyalarından okuduğum ‘Müşâhedat’ sadeleştirmesi yayımlanamadı, yayınevlerinin ilgisini çekmedi. Aslında buraları biraz bulanık; Necatigil hangi yayınevleriyle görüşmüştü, unutmuşum...
Yıllar yılı bu emeğin gün ışığına çıkmasını bekledim. Şimdi gün ışığına kavuşmuşken, kitapta bir de sürpriz bekleyecekmiş beni: ‘Müşâhedat’ın Necatigil yorumlayışı, hiç okumadığım, yazıldığını bile bilmediğim, ‘arkası yarın’, altı bölümlük radyo oyunu! Hemen okudum. Romandan bir uyarlama sayılamaz bu radyo oyunu. Necatigil’in eşsiz öteki radyo oyunları çizgisinde; sadece ‘Müşâhedat’tan esinli bütünüyle özgün bir verim. Yaşananlar, görülenler anlamında ‘Müşâhedat’ handiyse bir kez daha yazılmış, bu kez bambaşka yazılmış...
O zamanlar (1977) Türk Dili dergisinde yazmışım (hep Ayşe Sarısayın’ın önsözünden): Okuduğum ‘Müşâhedat’ sadeleştirmesinin giriş yazısında, Necatigil’in “Ahmet Mithat Efendi’yi, bol bol yinelediğimiz yargılarla” değerlendirmediğini söylemişim. Gelgelelim ben de, yıllar boyu o yargıların izinde yol sürecek, ‘Hace-i evvel’i sadece Râkım Efendi’yi savunan adam sanacaktım.
Modern Türk romanının kurucusu olarak hemen hep Halid Ziya’yı sanırız. (Ben Samipaşazâde’nin ‘Sergüzeşt’ini de başlangıç sayanlardanım.) Ne var ki, hemen hep Ahmet Mithat’ın emeği göz ardı edilir. Modern roman dendi mi onun yazdıkları anılmaz. Oysa ‘Müşâhedat’, yolun başındaki Ahmet Mithat’ın, verimli yazarlık yaşamında, hangi evrelerden geçtiğinin tanığı. Natüralizm akımından esinli olduğu ölçüde bütünüyle özgün ve ‘yerli’ bir roman.
En güzeli, günümüz okurunun gönlünü çelecek...

Müşâhedat üzerine...



BAKMADAN GEÇME!