Füruzan: Ancak özgür bireyler aydınlık bir toplum yaratabilir

Güncelleme Tarihi:

Füruzan: Ancak özgür bireyler aydınlık bir toplum yaratabilir
Oluşturulma Tarihi: Mayıs 13, 2021 18:28

Öykücülüğümüzün köşe taşlarından, yayımlandığı 1971 senesinden beri edebiyat tarihimizin en güçlü eserlerinden biri olan ‘Parasız Yatılı’ 50 yaşında. Füruzan’ın ilk kitabı olan, yoksul çocukların, kadınların dünyasına incelikle dokunan eser, yarım asırdır farklı kuşaktan okurların ilgisiyle sarmalanıyor. Yapı Kredi Yayınları’nın ‘Parasız Yatılı’ için hazırladığı numaralandırılmış özel baskı, Füruzan okurları için özel bir armağan. Bu vesileyle Füruzan’la uzaktan uzağa da olsa yaşamdan, İstanbul’dan, memleketten ve dünyadan söyleştik.

Haberin Devamı

◊ ‘Parasız Yatılı’nın 50 yıl boyunca farklı kuşaklar tarafından bu denli sevilmesini, edebiyatımızın klasiklerinden biri haline gelmesini neye bağlıyorsunuz?
Edebiyatımızın klasiklerinden biri olarak değerlendirdiğiniz ‘Parasız Yatılı’, beni yıllar öncesine götürdü. Yayımlanmasından sonraki bir, iki yılın ardından bu saptama da yapılmıştı. Edebiyat dünyamızda, yoğun birikimi, güzel kişiliği, elbette unutulmaz şiirleriyle önemli bir yeri olan Ülkü Tamer, “Parasız Yatılı çağdaş bir klasiktir” diye yazmıştı. Artık aramızda değil. Yine de aramızda demeliyim. Demin kurduğum cümle baştan sona nasıl da ağır hatalı. Tiyatroya, sinemaya duyduğu ilgi, şiirlerinin unutulmaz içtenliği ve ironisi, özellikle Antep’in özgün Nakip Ali Sineması’na yaptığı unutulmaz göndermeleriyle Ülkü’yle birlikte Onat’ı da (Kutlar) anımsamalıyız. Antep onların gençliğinde nasıl da bambaşka bir kentmiş. Kentle ilgili sonraları duyduğum bir değerlendirme var, “Antep Doğu’nun Paris’idir” Ülkü Tamer’in dünyaya bakışı o güzel coşkulu şiirlerinde hâlâ sürüyor.
‘Parasız Yatılı’nın 50 yıldır, hadi yarım yüzyıl diyelim daha etkili olsun, olsun mu, ne dersiniz?Kitabın sürdürdüğü bu kesintisiz yolculuğun, ülkesine yönelik taşıdığı duyarlılığın toplumumuzda hâlâ yaşanıyor olduğunu düşünebilir miyiz? Bir yazarın yazdıklarıyla ilgili değerlendirmeler yapması çok kolay değil. Aslında belki dünyadaki klasiklere yönelerek değerlendirmelere girişebiliriz. Kanımca bu doğru bir yaklaşımdır. Onların yeniden yeniden okunması da bir açıklamadır diye düşünüyorum. Çünkü insanlık ne yazık ki, barışçıl bir ortama binlerce yıldır ulaşamadı. Sanatlar ve felsefe arasız bunu tartışıyor, yansıtıyor.

◊ Füruzan’ın öyküleri hayatın hep can alıcı yerlerinde yeşeriyor: Ailede, büyümede, mutsuzlukta, yoksullukta... Ve yoksulluk hâlâ can yakıcı, ne düşünüyorsunuz?
Yoksulluğun ulaştığı noktayı sanıyorum hep birlikte izlemekteyiz. Genç işsizliğinin doruğa ulaşma çizgisinde yol aldığının altını da çizersek, üniversite bitirmiş, konusuyla bağdaşık iş aramalarında kendilerine olumlu bir yanıt dönmemiş olan gençler, motokuryelik ve benzeri işlere razı oluyor. Ülkeyi bırakıp gitmeyi düşünenlerle, gidenlerin araştırmalara yansıyan sayıları çok düşündürücü. Elbette bu ‘düşündürücü’ açıklamasında yer alıp çözüm bulmaya çalışanlar kimler diye sorarsak, yanıtlar adamakıllı olumsuz. Toplum günümüzde çaresizlik içinde. Umut saydığı alçakgönüllü beklentilerinin bile art arda silinip gittiğini görüyor. Bir de salgınla baş başayız. Güven duygumuzu yitirdik. Bu bir toplumun düşeceği en karanlık zamandır, değil mi? Yerküreyi tümüyle kaplayan kadim zamanların anlatılarında yer alan ürkütücü bu salgın, her gün çaresizlik intiharları ile yansıyor haberlere. Üstelik bunun yanında gazetelerde, televizyonda kadın cinayetlerinin hızla devam ettiği bizlere bildiriliyor. İstanbul Sözleşmesi yok sayılmakta.

◊ Cumhuriyet’in en önemli kazanımlarından biri laik bir eğitim ve buna ulaşmadaki eşitlik. Ve bu kişinin kendisini birey olarak gerçekleştirme ihtimalini içeriyor. ‘Parasız Yatılı’ öyküsü bugün yazılmış olsaydı o denli ‘umutlu’ bir yerden bakabilir miydi?
Laiklik kavramının içerdiği hayatı kapsayan öylesine önemli bir anlamı vardır ki, laiklik bir toplumun sahip olması gereken demokratik anayasanın en başat ilkelerinden biridir. Kimi toplumların özellikle demokrasisini hâlâ tüm özellikleriyle gerçekleştirememiş bizim gibi toplumlarda laikliğin ikide bir tartışmaya açılması girişimleri sürer gider. Hukuk ve laiklik yok olduğu zaman devlet aygıtının tam bir buyurganlık fotoğrafı çıkar karşımıza. Olmasa da olmaz laiklik vurgusu, toplumların çağdaş çözümler bulmasının, aklın yollarının açık olabilmesinin vazgeçilmez ilk koşuludur. Bu güzel toprakların böylesine didiklenmesi, talan edilmesi bile insan haklarının nasıl da görmezden gelindiğinin açık bir kanıtıdır, laik bir anayasanın da örtülme çabalarıdır. Elbette yinelemeliyim, ancak özgür bireyler korkudan uzak, aydınlık bir toplum yaratabilirler. Neler mi yazarım? Ben hangi konulara eğilip bakar, içselleştirebilirsem, onları yazabilirim. Bu güzelim ülke yerküredekilerden biridir. Benim için değişmez bir önem taşır. Ülkemi düşünmeden, onun acılarını, hak ettiği bayramları yaşamadığını görerek olumsuzluklara sırt dönebilir miyim? Bütün sanatlarda konular özgürlükle beslenir. Sanat tarihine yeniden bakarsak, bunun değerli pek çok kanıtını görürüz. Burada dışarıdan bir örnekleme yapmak isterim; benim ülkemde de bunların sayısız örnekleri yaşandı, yaşanıyor. Faşist Franco’nun, katliam dolu İspanya’sındaki olaylara seçkin yeteneğiyle yönelen Pablo Picasso halkının acılarına çok sarsıcı bir resmiyle tanıklık eder. ‘Guernica’ ile. Çünkü Picasso eğer faşist Franco döneminde İspanya’da yaşasaydı hayatta kalabilir miydi? Benzersiz sanatını da dünyaya kazandıramazdı. Fransa’da olması tüm varlığıyla bağlı olduğu ülkesindeki oluşumlara derin bir dikkatle yönelmesini engellemedi. Çünkü o yıllarda Lorca faşistler tarafından öldürülmüştü. Eğer doğru anımsıyorsam İspanyol faşistlerinin sloganı çok şaşırtıcıdır: “Viva La Muerte/Yaşasın ölüm!” Faşistlerin, hayatın taşıdığı enerjiyle, değişimle, sanatlarla hiçbir ilgisi olmadı, olmuyor, olmayacak.

ÇOCUKLUĞUMUN BARIŞÇIL VE KIŞKIRTICI KENTİ

◊ Füruzan’ın kitaplarında sanatın tüm alanları var. Öykülerinizde bir mekânın parçası olarak, bir ritimle veya kişilerin hayal gücünde hissediliyor bu. Her zaman edebiyatın ötesine geçebilmeyi neye bağlıyorsunuz?
İstanbul, doğumlusu olduğum bir kent. Anne yanım da kuşaklar boyu İstanbullu olmuş. Ev yaşantısından başlayarak konuşmalar, evdeki günlük düzen, nerdeyse bütün gün açık olan radyo, plaklar… Bunları müzikle süren günler diye düşünürsek, bu sarmalın içinde büyüyen bir çocuğun merak katsayısı da giderek artıyor, artar. İstanbul’un biz çocuklar için barışçıl, kışkırtıcı bir yapısı vardı. Kışkırtıcı derken, daha yeniyetmeliğe adım atmamış saf çocukluğun algısını coşturan, harekete geçiren…
Moda burnundaki vapur iskelesi, yükseltisi o yıllarda aynen duran Moda kıyılarında yer alan çay bahçeleri, onların arasına yerleşmiş gece kulübü benzeri bir, iki nokta, adlarını unuttum... Oralardan yükselen caz müziği yansımaları... Hayatımın ünlü Yoğurtçu Parkı. Onun kıyısından geçip Kalamış’a karışan Kurbağalıdere, kayıklar, kayıklar... Kurbagalıdere ile aldığım yeni bir haber beni öylesine mutlu etti ki bugünlerde. Temizlenmiş, içinde kurbağalar, balıklar da yerlerini almışlar.
Sonra Altıyol’dan yukarı sıralanan sinemalar. Opera çok güzel bir sinemaydı. 70’lerden sonra sıradan bir alışveriş merkezi oldu. Olsun, Süreyya hâlâ var. Bunun da Süreyya Paşa’nın kente bir armağanı olduğunu düşünüyorum. Hale Sineması vb... Onlara giremesek de oynattıkları filmlerin siyah beyaz resimleri camekânlarda yer alırdı. Gidip bu sergilemeyi tutkuyla izlerdik. Kadıköy vapur iskelesinin güzelliği, parkı, satıcıların kendilerine özgü söyleyişleri, deniz kokusu, denizden kopup henüz kara martısı olmamış martıların telaş dolu şenliği. Sırayla üstüne tırmanmaya çalışıp asla başaramadığımız Boğa Heykeli. Şimdilerde Altıyol’da iskân ediyor.
Tüm bunlar o yaşlarda bilincine varmasanız da bellekte derin kayıtlarla yer alıyordu. Sinemayı herkes sever. Hele hele çocuklar. İlgileriniz yaş aldıkça öğrenmeye yönelirse tüm sanatlardaki değişik disiplinlerin özgünlüğünü doğru saptamalarla algılayabilirsiniz. Bu yaşanan durumlar özgürlükten geçer. Demin değindim, yeniden altını çiziyorum; Picasso İspanya’da yaşasaydı ‘Guernica’yı dünya sanatına sunabilir miydi? Bilinir, faşistlerin en korktuğu sözcük özgürlüktür.

‘İSTANBUL ARTIK SESİNİ KAYBETMİŞ BİR GERİLİM KENTİDİR...’

◊ Edebiyatınızda kent hafızası önemli bir yer tutuyor, böylelikle okur dönemin ve kentin ruhunu hissedebiliyor. Füruzan kentle nasıl ilişki kuruyor, kentte nasıl bir değişim görüyorsunuz?

Tüm bunlardan geçen İstanbullu biri, kentini olanca kapsamıyla öğrenmeye, değerlendirmeye çalışır. Ben de geldiğimiz bu noktada İstanbul’un çok hırpalandığını, hasta edildiğini düşünüyorum. Kendisine özgü tarihiyle ilgili önemli bağlantıları ranta arasız teslim edilerek, yok edilip çirkinleştiriliyor. Kentleşmenin değişik noktalarda nüfus yoğunluğunu karşılayabilecek yapılanmaları gerekebilir. Bunlar bilgi birikimli, eğitim olgunluğuna sahip mimar ve mühendislerin yetkin tasarımlarına bırakılmalıdır. Oysa hiç böyle bir girişim yok, olmadı da. Yeniden aynı cümleyi kuracağım. Etik yoksa estetik de yoktur. İstanbul artık sesini kaybetmiş bir gerilim kentidir ne yazık ki.

◊ Rus edebiyatı başta olmak üzere dünya edebiyatını yakından takip ettiğinizi biliyorum. Füruzan’ı son zamanlarda hangi eserler etkiliyor?
19’uncu yüzyıl Rus edebiyatı, dünya edebiyat tarihinde öteki ulusların yetkin örnekleriyle aynı hizada durur. Bu değerlendirmeyi sık sık hem söze hem de yazıya getiririm. Bu sıralama bana sıradağları anımsatır. Belli zirve noktaları daima vardır. Çehov, Shakespeare, Balzac, Gogol, Emile Zola, Dickens, Puşkin, Tolstoy ve bizim değerli yazarlarımız da oradadır. Ve daha daha kimler yok ki bu sıradağları oluşturan. Yüzlerce ad sayabilirim. Bugünlerde Thomas Piketty’in ‘Yirmibirinci Yüzyılda Kapital’ adlı çalışmasını okuyorum. Kitabın anabaşlıklarından birine bakarsak, ‘Eşitsizliklerin Tarihi: Politik ve Kaotik Bir Tarih’ ve diğer başlıklar da arasız tartıştığımız tanımları içeriyor. Piketty bu değerli çalışmasında şu küreselleşme efsanesiyle başlayan üçüncü binyılımızda yeniden düşünmeye çağırıyor. Akdeniz’in dibinin bir göçmenler mezarlığına döndüğünün, dönmeyi sürdürdüğünün altını çizersek nasıl bir küreselleşmeye girdiğimiz açıkça ortada.

Haberin Devamı

ÇAĞDAŞ BİR KLASİK: PARASIZ YATILI
Etkisini yayımlandığı andan itibaren hissettirmeye başlayan, Türk öykücülüğünün köşe taşlarından biri olan ‘Parasız Yatılı’, ilk olarak 1971 senesinde Bilgi Yayınları etiketiyle yayımlandı. Kitaba ismini veren öykü ‘Parasız Yatılı’ ise ilk olarak Yeni Gazete’de, Doğan Hızlan’ın yönettiği edebiyat sayfasında okurla buluşmuştu. Füruzan’ın edebiyat dünyasına ilk -ve büyük- adımı olan ‘Parasız Yatılı’ 1972’de Sait Faik Hikâye Armağanı’na layık bulunmuş, Füruzan bu ödülü alan ilk kadın yazar olarak da ismini tarihe not düşmüştü...
Ülkü Tamer’in ‘çağdaş bir klasik’, Memet Fuat’ın ‘edebiyatımızda bir olay’ sözleriyle nitelediği kitap için Oktay Akbal “Ne güzel bir dünya çizmiş, ben de böyle bir evren anlatmalıyım diyorum kendime” diye yazmıştı. Öykülerinde yeniden var ettiği, yaşamın içinde tutunma mücadelesi veren çocuklar, kızlar, kadınlar tüm sahiciliğiyle, naiflikleriyle 50 senedir yaşıyor. Doğan Hızlan kitabı değerlendirirken şöyle diyor: “Füruzan sadece ‘Parasız Yatılı’ öyküsünü yazsaydı bile edebiyat tarihine kalır, her antolojide yerini alırdı.” Yapı Kredi Yayınları, ‘Parasız Yatılı’nın 50’nci yaşını, 5 bin adetlik özel baskısıyla kutluyor.

Haberin Devamı

Füruzan: Ancak özgür bireyler aydınlık bir toplum yaratabilir


PARASIZ YATILI 

Füruzan: Ancak özgür bireyler aydınlık bir toplum yaratabilir

(50 Yaşında/Numaralı
özel baskı)
Füruzan
177 sayfa, 35 TL.
Yapı Kredi Yayınları, 2021

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!