Kitap Sanat Haberleri

KİTAP SANAT

    Edebiyatımıza İç Anadolu'yu getirdim

    ÇAĞLAYAN ÇEVİK ccevik@hurriyet.com.tr
    01.06.2017 - 11:18 | Son Güncelleme: 02.06.2017 - 11:52

    46. Orhan Kemal Ödülü, 1915 olaylarının Nevşehir ve çevresinde bıraktığı izleri anlattığı son romanı ‘Unutkan Ayna’ ile Gürsel Korat’ın oldu. Korat ile ‘Unutkan Ayna’, ödülü, edebiyat-coğrafya ilişkisi ve ‘yüzleşmek’ üzerine sohbet ettik...

    1915’te yaşananlar, üzerinden bir asır geçmiş olsa da, bu toprakların kapanmayan ve hâlâ kanayan yaralarından biridir. Gürsel Korat, son romanı ‘Unutkan Ayna’ ile zamanı bir asır öncesine götürüp, on günlük bir felaketin açtığı yarayı anlatıyordu. Korat, ‘Unutkan Ayna’yla “bu zor zamanlarda aşk, dostluk ve dayanışma gibi insani duyguları derinlikli bir şekilde işlemesi ve yaşadığımız döneme ilişkin uyarılar taşıması” gerekçesiyle 46’ncı Orhan Kemal Roman Armağanı’na değer görüldü. Bugün düzenlenecek törenle ödülünü alacak Korat’la ödül ve romanı üzerine konuştuk.

    Daha önce ‘Kalenderiye’ ile Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü’nü, ‘Yine Doğdu Tanyıldızı’ ile Ankara Üniversitesi Edebiyat Ödülü’nü aldınız. ‘Unutkan Ayna’ ile usta bir edebiyatçı adına verilen Orhan Kemal Roman Ödülü’nü kazandınız... Genel olarak ‘ödül’lere karşı olduğunuzu biliyorum. Bu açıdan bakınca Orhan Kemal ödülüne değer görülmek ne hissettiriyor?
    Ödüller genel olarak zihnimde hep olumsuz bir yer edinmiştir. ‘Hiçbir otoriteye boyun eğmeyeceği’ genel kabul gören yazarlığın, ‘bir otorite tarafından onaylanması’ anlamında ödüllerin kusurlu bir yanı vardır. Öte yandan ödüllerin popüler okuyucunun düştüğü tuzağa düşmeyen edebi otoritelerden oluşması durumunda iş değişir. Böyle bir jüri, edebiyat açısından çok değerlidir: Genel okurun beğenisine ulaşamayan yazarların ‘gürültüye’ gitmesini önleyebilir.
    İlk ödülümü Notre Dame de Sion’dan aldım. İlk kez verilmişti, bense ödüllere karşı bir yazar olarak yarışmalara katılmıyordum. Ödül komitesinden Yazgülü Aldoğan arayıp “Bu ödülü kadınlardan aldınız, duyduk ki ödüllere karşıymışsınız. Bunu bilmiyorduk, yarışmaya katılmadınız ama biz bu ödülü size verdik. Almazsanız, yine de sizden başkasına vermeyeceğiz” dediğinde düşündüm. Bu çok duygulandırıcı bir durumdu. Reddetmedim. 2015’te de çok saygın bilim insanlarından oluşan bir jüri ‘Yine Doğdu Tanyıldızı’na ödül verdi. Gerekçeli kararı okuduğumda mutlu oldum. Orhan Kemal Roman Armağanı’nda da benzer bir durum oluştu, jüri çok açık ve anlaşılır gerekçelerle ‘Unutkan Ayna’yı bu yılın romanı seçti.
    Orhan Kemal Roman Armağanı prestiji yüksek bir ödül. ‘Unutkan Ayna’nın böyle bir ödülü alması, ‘yazarlık sesimin’ duyulduğunu hissettirmesi bakımından mutluluk verici.


    Orhan Kemal, Yaşar Kemal’le beraber ‘Çukurova’nın simge isimlerinden, eserlerinde bu bölgeyi anlatan usta yazarlar. Diğer açıdan baktığımızda siz de eserlerinizde Kapadokya ve çevresini anlatıyorsunuz. Yani edebiyat ve coğrafya ilişkisi açısından, aranızda bir uzak akrabalık görmek ne kadar mümkün sizce?
    Bunu yıllardır düşünüyorum. Bazı yazarların şehirleri, coğrafyaları vardır. John Steinbeck Kaliforniya’yı, Thomas Hardy Essex bölgesini, Dostoyevski St. Petersburg’u anlatmıştır. Bizde bölgenin coğrafyası ve dil dokusu içinde yazmayı önce Çukurovalı iki yazar, Yaşar Kemal ve Orhan Kemal akıl etmiştir. Onlar yalnızca bir bölgenin anlatıcısı değildir, aynı zamanda merkezin, İstanbul’un edebiyat dili olarak tescil edilmişliğine Çukurova’nın söz varlığını da eklemişlerdir. Ben onların yolunu izleyerek edebiyatımıza İç Anadolu’yu getirdim. Kapadokya, edebiyatı yapılmamış bir kara parçası değildir artık.

    Orhan Kemal’in romanları bize toplumun tüm katmanlarını verir. Fabrikatörü de görürüz, o fabrikada çalışanı da. Ama asıl kahramanını ‘halk’ arasından seçer. Beraberinde insanın insana ettikleri vardır romanlarında. Sizin romanlarınızda da benzer bir durum var. Orhan Kemal’in insanlara ve edebiyata yaklaşımının herhangi bir etkisi var mı üzerinizde?
    Bunu tartmak çok kolay değil. Yazarın kendisinin ne olduğunu bütün yönleriyle bilip açıklaması beklenemez. DTCF’den Profesör Birsen Karaca Hocamız benim hakkımda ‘Rus edebiyatının izinden gittiğim’ saptamasını yaptığından beri daha rahatım. Evet, benim edebiyatımda toplumsal sınıflar belirgindir; karakterlerim her sınıftan çıkar. Bense karakterlere eşit uzaklıkta dururum. Doğrusu siz soruncaya kadar Orhan Kemal’le aynı sınıftan, ezilmişlerden karakterler seçtiğimizi düşünmemiştim. Bu da benzer bir dünya görüşünden hareket etmemize bağlanabilir. Fakat Orhan Kemal’le Panait Istrati’nin bilgece derinliğe sahip sıradan insanlar yaratma konusunda benzeştiğini de akılda tutmak gerekir. Benim romanlarımda metinlerarasılık vardır fazladan.

    İnsan olmak sorunlu bir şey
    Ödüle değer görülen ‘Unutkan Ayna’da, sizin romanlarınız açısından baktığımızda nispeten yakın tarihe gidiyoruz. 1915’te yaşananların Nevşehir ve havalisindeki izlerini aktarıyorsunuz. Neydi sizi bu hadiseyi yazmaya iten şey...
    Bir roman küçücük bir izlenimden çıkabilir. Gerisinde devasa bir düşünme ve arama süreci olduğu halde durum böyledir. Beni yıllardır annemin anlattığı küçük bir hikâye ürpertir dururdu, onunla başladı her şey: O da dama çıkarılıp Kelime-i Şahadet getirmesi istenen Civan’ın hikâyesidir. Hepsi bu.
    Bir önceki romanınız ‘Yine Doğdu Tanyıldızı’ ve son romanınız ‘Unutkan Ayna’da yaklaşan bir felaketin yarattığı kaotik ortam söz konusu. Bir başka açıdan baktığımızda dünyanın içinde bulunduğu hali ‘felaket çağı’ olarak değerlendiren de çok insan var. Ne söylemek istersiniz?
    Bunları hesaplayarak yazmadığımı söyleyebilirim öncelikle. Bilmiyorum, yüz yıl önce mi daha kaotikti, şimdi mi? Belki kaos kronikleşti de farkında değiliz. İnsan olmak sorunlu bir şey. O yüzden sanat yapıyoruz ki yaşam kolaylaşsın. İnsandan başka canlının sanatı yok, insandan başka canlı da kötücül değil. Bu, üzerinde düşünülecek bir şey işte...

    ‘Unutkan Ayna’da 1915 olayları’nın Nevşehir ve çevresinde bıraktığı izleri, daha doğrusu yaklaşan ve yaşanan felaketin 10 günlük bir kısmını görüyorduk. Sizce 1915 olaylarıyla ne kadar yüzleşebildik ve aradan geçen 100 yılda bu yüzleşme ileriye doğru mu yoksa geriye doğru mu oldu?
    Sanat yapıtlarının bizi olayların insani boyutuyla yüz yüze getirmeleri beklenir. Bunu yapabilmek için sanatçı insanlık kültürünü sımsıkı kucaklamalıdır.
    Siyasi yüzleşmeye gelince: O, toplumsal ve hukuksal bir şeydir. Bu yüzleşmeyi yapabilmek için, siyasetçilerin evrensel hukuka ve toplum anlayışına dayanması şarttır. Yani? Siyaset yüzleşmedi. Sanata gelince: O yüzleşmez, taraf değildir. Ancak insanlığı insanlık acılarıyla (yahut mutluluklarıyla) yüz yüze getirir. “Bu da bir yüzleşmedir” derseniz itiraz etmem. “Aynaya baktığımızda gördüğümüz şeyin aslında başka olduğunu söyleyen, sanattır” diyerek size destek de veririm hatta.

    Ödül töreni bugün

    Yazar Gürsel Korat ödülünü, bugün saat 10.30’da, Beyazıt’taki Orhan Kemal İl Halk Kütüphanesi’nde ölümünün 47’nci yılında toplumcu-gerçekçi edebiyatımızın büyük ustası Orhan Kemal’in anılacağı bir törende alacak.
    Orhan Kemal Kültür Merkezi tarafından düzenlenen tören programda;
    Işık Öğütçü ‘Ölümünün 47. Yılında Orhan Kemal’, Dr. Coşkun Yılmaz ‘Kültürümüzde Orhan Kemal’, Çimen Günay Erkol ‘Orhan Kemal’in Yazı Dünyası’, Murat Yetkin ‘Arkadaşım Gürsel Korat’, M. Sadık Aslankara ‘Orhan Kemal’in Öykücülüğü’, Ezel Akay ‘Edebiyattan Sinemaya Gürsel Korat’, Özlem Güveli Türker ‘Orhan Kemal’in Oyununda Oynamak’, Aydın Ilgaz ‘Anılarla Orhan Kemal’, Tahir Şilkan ‘Orhan Kemal’in Gerçekçiliği’, Nursel Duruel ‘Gürsel Korat’ın Edebiyatı’ üzerine konuşacaklar ve ödül töreni gerçekleştirilecek.

    

      EN ÇOK OKUNANLAR

        Sayfa Başı