GeriİK/Yeni Ekonomi “Hayalim Londra’da MOC açmak”
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

“Hayalim Londra’da MOC açmak”

“Hayalim Londra’da MOC açmak”

Deniz Yıldız Düzgün aslında avukat. 4 yıl avukatlık yaptıktan sonra, “Hep mutsuz insanlar, sorunlarla uğraşıyorum. Adliye koridorları bana göre değil” diyerek her zaman hayalini kurduğu işin peşine düşmüş genç bir kadın. Kahve içmeye olan tutkusunun izinden giden Deniz Yıldız Düzgün, Türkiye’nin ilk 3. nesil kahve zincirlerinden Ministry of Coffe -MOC’un kurucusu. Avustralyalı ortağıyla birlikte Deniz Yıldız Düzgün, 13 şubede 70’den fazla kahve çeşidi sunuyor. Yıldız Düzgün’ün kendisi de bir Barista. Barista yetiştirecek uzmanlığa da sahip. MOC İstanbul’daki en iyi 3’üncü nesil kahvecilerden biri. Nişantaşı Topağaçı’nda bulunduğu sokağın atmosferini değiştirdi. 2014’te kurulan, sınırları İstanbul’u aşan MOC’u kurucusu Deniz Yıldız Düzgün anlattı.

“Hayalim Londra’da MOC açmak”Nasıl başladı sizin hikayeniz?
İstanbul’da doğdum mühendis bir baba, kendini çocuklarının eğitimine adamış bir annenin ortanca çocuğuyum diğer kardeşlerim gibi ben de hukukçu oldum. Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunuyum. 2 kardeşim de avukat.

Avukatlık yaptınız değil mi?
Evet. 4 yıl boyunca avukatlık yaptım.

Ailede girişimci var mı?
Ailemde kendi mesleği dışına çıkan tek girişimci benim. Yay burcu olmamdan kaynaklı olabilir özgürlükçü ve savaşçı bir ruhum var. Üretken ve tanınmak isteyen bir kadınım. Bunun da yaptığım işimde beni daha ilerilere taşıdığına eminim.

Avukatlıktan nasıl koptunuz?
Çok saygın ve özel bir meslek avukatlık. Ancak üniversitede okurken bile şu anda yaptığım işim hayalimdeydi. Ve de avukatlık bir noktada sürekli mutsuzlukla ve sorunla ilgili. Mutlu insanlar, sorunsuz insanlar gelmiyor avukatlara. Her dava da bir noktada alacak verecek hesabına dayanıyor. Bunlar bana göre değil diye düşünüyordum.

Sizi ne tetikledi? Mesleğinizi yaparken bir gün “ben bu değilim mi” dediniz?
Beni girişimci yapan şey kahve aşkım oldu. Hayallerimin yani kahve çekirdeklerinin peşinden koştum. 2009 yılında Londra’daki seyahatimde içtiğim kahvenin Türkiye’dekilerden çok farklı olduğunu anladım ve bu anlamda Türkiye’de yapılacak çok şeyin olduğunu fark ettim. O günden sonra hayallerim daha da şekillendi. Kahveyi çok seviyordum. O güne kadar içtiğim kahvelerin çok ötesinde bir tat zenginliği olduğunu keşfedince, bu dünyanın içine girdim.

Sevmek çok motive edici ama bunu işe dönüştürebilmek için çok şey lazım. Siz nasıl bir yol izlediniz?
Korku, şüphe, inançsızlık olmadan iyi niyet ile dilediğimiz her şeyin birgün gerçekleşeceğine inanırım ben. Bu inancım ve dileklerim hayatta bana çok şey kattı diyebilirim. MOC’u açmamda dolaylı olarak avukatlık mesleği sebep oldu. Eskiden müvekkilim olan şimdiki Avustralyalı ortağıma hayallerimden bahsedince o da heyecanlandı. Türkiye’deki kahve sektöründeki eksiliği gidermek için 3.dalga kahve kültürünün Türkiye’de büyük ses getireceğini düşünüyordu. Buna başlamamız gerektiğine karar verdik. Hayallerime dokunmama az kalmıştı. Çok araştırdık. En iyi kahve çekirdeklerini bulma ve bunları kavurma teknikleri üzerine çok çalıştık.

Avukatlığı bırakıp bir cafe açmak heyecanlı olsa da “riskli” de. Çevrenizdekiler nasıl karşıladı?
Kimse doğru bulmadı. Çok güzel bir mesleğim, ofisim vardı. Bir müvekkilim ve bir ortakla birlikte bir maceraya adım atıyorduk. Hatta eşime, “Bir gün benim cafe zincirim olacak” dediğimde o da inanmamıştı. Ben adliye koridorları için değil kahve çekirdekleri için yaratıldığımı düşünerek, evet risk de alarak girdim bu işe.

3. nesil kahve kültürü hayatımıza çok yeni girdi. Türkiye’de öncülüğünü yapanlardan biri de MOC. Siz bunun için bir eğitim aldınız mı?
Londra’ya gittim. Özel eğtitm aldım. SCA(Speciality Coffee Association) yani Nitelikli Kahve Birliği tüm dünyada kahve standartlarını belirleyen merkezi Londra’da ve Amerika’da olan bu kurum tüm dünyada kahveyi öğretmesi için eğitmenler yetiştiriyor. Ben de bu eğitmenlerden biriyim. Barista eğitimi de aldım. Barista yetiştirebilecek uzmanlığa ulaştım. Türkiye’ye geldim, barista yetiştirdim. Sertifika verme yetkisi olan bir seviyeye geldim. Öğrendikçe işi daha çok sevdim. Türkiye’de varolmayan bir kahve kültüründe ilkleri yaptı MOC.

İlk yalnızca kahve satılan bir yerdi değil mi?
Evet. Yalnızca kahve kavurup satıyorduk. Sonra öyle bir talep gördü ki biz cafe olduk. Mönümüz oldu.

SU BARDAĞINDA KAHVE Mİ İÇİLİR?
Sunumunuz farklı. Üstelik kahve hazırlama süreniz de diğer kahve zincirlerinden farklı. Bunları müşteriler nasıl karşıladı?
Kahveyi hazırlama biçimimiz, özenimiz, kullandığımız aletleri gördüler. İlk olmanın zorlukları da vardı. “3’ü bir arada nasıl olmaz” diyenler, su bardağında kahve veriyorsun ne bu?” diyenler, “kahveniz çok soğuk” diye kızanlar...aslında her şeyi dünya kahve standartlarına uygun vermeye çalıştığımızı zaman içinde anlattık, öğrettik. Kendimi Türkiye’nin en büyük 3’üncü dalga cafesinin işletmecisi olarak buldum.

MOC nasıl zincir oldu?
Gerçekten ilginç gelecek ancak MOC’un büyümesi tamamen organik oldu, herhangi bir reklam bütçemiz yoktu. Kaliteli ve düzgün bir iş yapınca insanlar bunun hakkını veriyor zaten. Beğenenler paylaştı, söyledi, önerdi. Para odaklı yönetilmeyen, kendimizin kavurduğu kahvelerimizi sevdi insanlar. Başka MOC açmak isteyenler hızla artmaya başladı ve ilk 2015’te Bomonti şubemiz ile başladık büyümeye.

ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNİN İLHAM VEREN KADINI
Şimdi kaç yerdesiniz?
13 şubemiz oldu. İstanbul dışında Bursa ve İzmir’de de MOC açıldı.

Sizin hedefiniz nedir işinizde?
Hedefim doğru ve lezzetli kahveyi herkese tanıtmak ve kahvenin öncüsü olan MOC algısını hep korumak. Üniversite öğrencilerini çok seviyorum bu anlamda Koç Üniversitesi ve Marmara Üniversitesi’nden Yılın En İlham Veren kadın girişimcisi ödülüne layık görüldüm. Şubat’ta da İTÜ’ye davetliyim. Bunlar çok güzel. Ama evet hayalim 3’üncü nesil kahveleri keşfettiğim Londra’da MOC açmak.

En çok ne zorladı sizi?
Çok zorlandığım dönemler oldu, gerek ortaklık gerek bir kadın olarak işletmenin yürütülmesi konusunda. Servis de yaptım, yaparım, tuvaletleri de temizledim. Aynı zamanda 2 çocuk annesi olarak aile içinde de zorlu dönemlerim oldu ancak dedim ya kolay kolay pes etmem.

LEZZET FARKI OLMAMALI
Kahve kavurmak için artık ayrı bir yeriniz mi var? Çok büyüdünüz…
Aynen var. 1000 metrekarelik bir tesis kurduk. Tüm kahvelerimizi kendimiz kavuruyor, şubelere dağıtıyoruz. Lezzet farklılığı olmaması gerekiyor. Çok özenliyiz bu konuda.

Nelere çok dikkat etmek gerekiyor. Dev kahve zincirlerinde 1 dakikada makinelerden çıkan kahveler çok farklı…
Zaten bu yüzden 3’üncü nesil diyoruz. Makineler değil ustalık var kahvelerimizde. Örneğin öncelikle lattenin ana malzemesi olan espressonun tadının doğru ayarlarda ve lezzette olması gerekir. K ullanılan sütün sıcaklığı da önemli SCA standartlarına göre 65-70 derece arası olmalı ve sütümüz her şubemizde olduğu gibi günlük süt olmalı ve kremamız parmak kalınlığını geçmemeli.

5 SAAT TOK TUTAN KAHVEMİZ VAR
Menünüzde 70’den fazla kahve çeşidi var…Hepsi ilgi görüyor mu?
Görüyor. Her mevsim yeni kahveler de ekliyoruz. Her yaz ve kış en az 2 adet farklı kahve çeşidini menüye eklerim ve karışımlarını kendim yaparım yada dünyadaki yenilikleri takip eder uygularım. Mesela snow white at Moc, mutfakta yaptığımız meyan kökü şurubu ve çilek şurubunun kahve ile buluşması ile çok beğenilen soğuk kahvemiz ya da wake up coffee de V60 ile demlenen filtre kahveye az miktarlarda hindistan cevizi yağı ve tereyağ karıştırılarak içilen ve 5 saat tok tutan beyin damar sağlığına faydalı Amerika’da kahvaltı yerine tüketien bir kahvemiz de var. MOC’daki menümüzün asıl amacı kahve en iyi yaptığımız iş olduğu için insanlar et balık yemeye restorana gitsin bize kahve içmeye gelsin istiyoruz ancak elbette menüde doyurucu şeyler de mevcut.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle