Gündem Haberleri

    Anayasa Mahkemesi'nin ilk ve tek kadın başkanı Tülay Tuğcu: Bitsin bu ikiyüzlülük

    Oya ARMUTÇU
    08.03.2018 - 01:01 | Son Güncelleme:

    Tülay Tuğcu, erkek egemen yargı sisteminde 2005 - 2007 yılları arasında Anayasa Mahkemesi (AYM) başkanlığı yaptı. Emekli hâkim Tuğcu, 8 Mart nedeniyle ilk kez Hürriyet’e konuştu. Türkiye’de AYM Başkanlığı yapan ilk ve tek kadın olan Tuğcu, kadına şiddet davalarındaki iyi hal indirimlerini eleştirdi.

    Anayasa Mahkemesinin ilk ve tek kadın başkanı Tülay Tuğcu: Bitsin bu ikiyüzlülük2015’te Özgecan Arslan’ın katledilmesinden sonra sosyal medya, büyük paylaşım ve dayanışmaya sahne oldu. Milyonlarca kadın #SenDeAnlat etiketiyle yaşadıkları tacizi ve erkek şiddetini anlattı. Şimdilerde bu paylaşımın küresel haline tanık oluyoruz. Tanınmış kadınlar başta olmak üzere yine milyonlarca kadın ‘MeToo’ etiketiyle yaşadıkları dehşeti paylaşıyor. Hürriyet de 25 Kasım Kadına Şiddetle Mücadele Günü nedeniyle kadınları ‘BenDeŞiddetGördüm’ diyerek yaşadıklarını anlatmaya, paylaşmaya çağırmıştı.

    Anayasa Mahkemesinin ilk ve tek kadın başkanı Tülay Tuğcu: Bitsin bu ikiyüzlülük

    Bugün 8 Mart. Kadın dayanışmasının, kadın gücünün altının daha net çizildiği, kadınların ‘Asla yalnız yürümeyeceksin’ diye yürüdüğü bir gün. Cesaret, güç, umut bulaşıcıdır. Hikâyeleriyle umut olan, güç veren kadınların anlattıkları, mesajları dört gün boyunca Hürriyet’te olacak. Siz de #SenDePaylaşUmutOl etiketiyle hikâyenizi, mücadelenizi, başarılarınızı paylaşın, çevrenizdekilere anlatın. Umut olun.

    Anayasa Mahkemesinin ilk ve tek kadın başkanı Tülay Tuğcu: Bitsin bu ikiyüzlülük

    ŞİDDETE KARŞI SESSİZ KALMAYIN

    Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) ilkve tek kadın başkanı Tülay Tuğcu, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde kadınları şiddete karşı sessiz kalmamaya hukuki yardım isteyip, özgüvenli olmaya çağırdı. Tuğcu, “Toplumda, kadının sosyolojik yerinin hurafelerden arındırılarak net bir şekilde ve kadın lehine belirlenmesi yasadan daha önemlidir" değerlendirmesi yaptı. Tuğcu şunları söyledi:

     AİLEMİN KADINLARI MESLEK SAHİBİYDİ

    “Fakülteye girmeden önce ve mezun olduktan sonra hiçbir kadın hâkim tanımadım. Beni hâkim olmaya yönlendirebilecek bir idolüm de olmadı. Ankara Hastanesi’nin o tarihte ‘Asabiye Şefi’ olan teyzem doktor Mukadder Sengir’den etkilendim. Çok okuyan çalışan otoriter fakat insan sevgisi olan şefkatli biriydi. Ona benzemek isterdim. Ailemin bütün kadınları meslek sahibi olup kamuda görev aldıklarından okumamak ya da çalışmamak gibi bir alternatifi hiç düşünmedim. Mezun olduğum Haziran 1965’te hâkimlik sınavı açılmamıştı. Ben de avukatlık stajı yapıp yazıhane açtım. İki yıl avukatlıktan sonra serbest avukatlık yapan eşimle evlenmeye karar verince kamuda çalışmayı tercih ettim. Danıştay’da hâkim arkadaşlarımın iş yükünün çok olmasına karşın; çalışma ortamının düzgün ve saygın olduğunu ifade etmeleri üzerine Danıştay’ın sınavına girdim. Kazanınca raportör-tetkik hâkimi olarak göreve başladım. Bu başlangıcı meslek yaşamımım en önemli şansı kabul ediyorum. İyi bir hâkimin niteliklerini o tarihte beraber çalıştığımız, hepsini rahmetle andığım Danıştay üyelerinden öğrendim.

    Anayasa Mahkemesinin ilk ve tek kadın başkanı Tülay Tuğcu: Bitsin bu ikiyüzlülükNEDEN KADIN SEÇİLMİYOR DEYİNCE GÜLÜP GEÇERLERDİ

    Danıştay’a girdiğim zaman çok çağdaş ve adil büyüklerimiz vardı. Bizi hiçbir ayırıma tabi tutmadılar. Biz de erkek meslektaşlarımızdan farklı çalışmadık ki. Çoğumuz yeni evli ya da küçük çocuk sahibiydik. İşten sonra da evimizde bir ev hanımına düşen her işi yapıyorduk. Ancak kıdemlenip bir üst görev olan üyelik seçimine girince bu adalet duygusu kayboldu. Seçim yapacak olan Hâkimler Savcılar Kurulu, üyeliğe kadın seçmiyor; nedeni sorulunca da gülümseyip geçiyorlardı. Birçok değerli kadın meslektaşımız strese dayanamayıp emekliye ayrıldılar. Kalanlar mücadeleye daha çok çalışarak devam etti. Ortada bir haksızlık olduğunu kanıtlamaya çalıştılar. Sonunda kadınlar için kontenjan tanındı. İki erkek, bir kadın seçilecekti. Ben bu kontenjana girerek üye olabildim.

    AYM’DE BUGÜN HİÇ KADIN HÂKİM YOK

    Ne var ki ülkemizde genelde hâkim savcı sayısı az, kadın hâkim - savcı çok daha az. Kadınların çoğunun da ortalama hizmet süresi çok kısa. Hâkim, savcı alımında ben kadın erkek sayısından çok iyi yetişmiş hukukçu niteliğini arıyorum. Bu konuda kadınlarımızın çok başarılı olduklarını görüyorum. Basit bir gözlem olarak hukuk fakültesi mezunlarının başarı sıralamasına baktığınızda bile görüyorsunuz. Çok iyi yetişmiş kadın hukukçularımız varken; Anayasa Mahkemesi’nde (AYM) bugün hiç kadın üye bulunmamasını anlamakta da zorluk çekiyorum. AYM Başkanı olarak zaman zaman farklı düşüncede olmamıza rağmen nedenini, nasılını anlattığım sorunlara Başbakan’dan, bakanlardan ve ilgili bürokratlardan destek gördüm. Hatta çoğu zaman “Bir kadın başkanımız var onu üzmek istemeyiz; elimizden gelen desteği veririz” cevabını aldım. Hâkim ve savcıların özlük haklarının düzeltilmesi, AYM’nin bugünkü binasının bulunduğu arsanın tahsisi bitirilmesi örnek olabilir. Sorun yargının içinde vardı ancak bu da benim kadın olmamdan kaynaklanmıyordu.

    AVRUPALILARIN ŞAŞKINLIĞI: BU BİR RÜYA OLMALI

    AYM Başkanlığı’na seçildiğim zaman çok olumlu tepkiler aldım. Seçimden önce Anayasa’ya göre yine yüksek mahkeme olan ‘Uyuşmazlık Mahkemesi’ başkanıydım. Belki her iki Yüksek Mahkemeye de arka arkaya bir kadın olarak seçilmem yadırganmış olabilir. Ama bana böyle bir düşünce yansıtılmadı. Aksine vatandaşlardan, derneklerden, özellikle kadın kuruluşlarından, kamudan, hükümetten, değişik siyasi partilerden yurtdışındaki bazı yargı kuruluşlarından telefonla, telgrafla, ziyaret edilerek, çiçek gönderilerek kutlandım. Birçok çalışan kadınla kıyasladığım zaman kendimi şanslı kabul ediyorum. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 2006 yılı açılış töreninde onur konuğu olarak konuşma yapmak üzere Mahkeme Başkanı Luzius Wildhaber tarafından davet edilmiştim. Bu çok önemli ve gerçekten onur verici bir davetti. Strasbourg’a gittim ve törende bir konuşma yaptım. Büyük alkış aldım. Tören sonrası dönemin Avrupa Konseyi Daimi Temsilcisi Büyükelçi Daryal Batıbay yanıma geldi. Yanındaki konukların, “Türkiye’den gelen konuşmacı bize insan haklarını anlatıyor. Hem de bir kadın. Bu bir rüya olmalı” dediklerini anlattı. Türkiye’de yadırganmamıştım ama Avrupalıyı şaşırtmıştım. Daha sonra da birçok Avrupa devleti AYM Başkanı görüş alışverişi yapmak üzere beni ülkelerine davet ettiler.

    Anayasa Mahkemesinin ilk ve tek kadın başkanı Tülay Tuğcu: Bitsin bu ikiyüzlülük

    KAYIKTA BALIK EKMEK SATAN O KADIN...

    Meslek yaşamımda da özel hayatımda da şiddet gören çok kadınla karşılaştım. Hepsi ağlayıp sıkıntısını anlattı ama hukuki yardımı kabul etmediler. En yakını evimdeki yardımcımdı. Sık sık her tarafı morarmış, dayak yemiş olarak geliyor ama yardım teklifini reddediyordu. Çünkü kocasının evinden başka gidecek yeri yoktu. “Başka kim bana ömür boyu bakar? Küçük çocuklarım anasız kalır” endişesi onu dayağa katlanmaya zorluyordu. Yani bir kişi hariç kimse hukuki yardım teklifimi kabul etmedi. Kadınlara çağrım kendilerine inansınlar. Şiddete karşı sessiz kalmasınlar. Ben bir olumlu umut veren bir hikâye anlatmak isterim. Yazları Ege’de küçük bir kasabaya giderim. Beş sene önce gittiğimde arkadaşlarım sahilde bir kayığın içinde genç bir hanımın balık-ekmek sattığını anlattılar. Kadıncağız eşini kaybettikten sonra yaşadığı sıkıntılar sonucu küçük çocuğunu alıp bu kasabaya gelmiş ve kayıkta balık satmaya başlamış. Bütün kasabalı ve yazlıkçılar onu saygıyla izleyip en az bir kere balık yedi. Misafirlerini restorana değil mutlulukla onun kayığına götürdü. Bugün o hanım büyük bir teknede yanında başka bir hanım çalıştırarak balık ekmek satıyor ve hayatına devam ediyor. Özgüven içinde çocuğuna sahip çıkıyor. Bundan şunu anlıyorum ki; çekilen acıya ağlamak doğal bir sonuç olmakla beraber, direnmek, çare aramak ve özgüvenli davranmak da saygın bir seçenektir.

    YASA BİR ŞABLONDUR UYGULAYANIN BAKIŞI ÖNEMLİ

    Dünyanın her yerinde değişik boyutta da olsa kadınların sorunları var. Bu sorun ülkenin geri kalmışlık boyutuna paralel olarak artıp azalıyor. Anayasa’da, Medeni Kanun’da, İş Kanunu’nda kadın ve erkeğin eşitliğini vurgular hükümler bulunmasına karşın bu eşitlik bir türlü sağlanamamaktadır. Toplum bilinçlendikçe kadının karşılaştığı şiddet, taciz ve istismarın toplumsal değerleri aşağı çeken, psikolojik travmalar oluşturan ciddi sorun olduğu fark edilmeye başlamıştır. Türkiye bugün bu aşamaya gelmiştir ki sorunu çözebilecek önlemler aramaktadır. Kuşkusuz yasa ile getirilecek yeni suç tanımları, ağır cezalar sorunun çözümünde yararlı olacaktır. Karısını 30 yerinden bıçaklayan eşin, sokakta yürüyen hiç tanımadığı kadını kaçırıp tecavüz eden adamın, kendisini terk eden sevgilisinin boğazını kesen gencin, boşandığı kadını öldürerek namusunu temizlediğine inanan eski kocanın bu fiilleri işlerken ne kadar ceza alacağını hesap edip bunları yapmaktan vazgeçeceğini sanmıyorum. Kadına ve çocuğa şiddet ve taciz olayları konusunda toplumda oluşan tepkiler ve buna paralel olarak TBMM’deki bütün partilerin onayı ile getirilmeye hazırlanan yeni yasa taslağında yapılmak istenen düzenlemeler bugün uygulanmakta olan cezaların yeterli olmadığını göstermektedir. Elbette sorunları çözmeyi amaçlayarak çıkarılacak ve cezaları artıracak yasanın yararı olacaktır. Ancak yasa bir şablondur. Asıl olan yasayı olaya uygulayacak kişilerin düşünce yapıları, inançları, aile yapıları, bakış açıları ve olayın sosyal boyutudur. Buna örnek olarak bir yetkilinin, ‘karı koca arasına girilmeyeceğine’ ilişkin inancı, tutuklanmayan sanığın toplumdan tepki görünce tutuklanması gösterilebilir Bu nedenle toplumda, kadının sosyolojik yerinin hurafelerden arındırılarak net bir şekilde ve kadın lehine belirlenmesi yasadan daha önemlidir.

    KILIK, KIYAFET, KRAVAT İYİ HAL GÖSTERGESİ OLMAZ

    ‘İyi hal indirimi’ sanığı bire bir gören, psikolojisini fark eden hâkime verilen istisnai bir takdir hakkıdır. Ancak çok özel durumlarda kullanılmalıdır. Kılık, kıyafet, mahkemeye kravat takıp gelmek, gözyaşı gibi son derece olağan durumlar iyi hal göstergesi olmamalıdır. Nitekim bu tür suçlarda iyi hal indiriminin kaldırılması gündemdedir. Kişisel olarak da bu suçları işleyenlerin iyi halinin nasıl olabileceğini anlamamaktayım. Bu suçlara dönük olarak kaldırılması da yerinde olabilir. Bu konuya çok hoşuma giden bir deyimle girmek isterim. Toplumun yarısı kadındır diğer yarısını da o doğurup yetiştirmiştir. Kadın ve erkek insan adını verdiğimiz canlı türünün yarısıdır. Bu türün devamı için her iki cinsin uyum içinde birliktelikleri gerekmektedir. Bir yandan analık, bacılık, eşlik gibi sözlerle yüceltilirken öbür taraftan dayak, küfür tecavüz gibi fiillerle ezilmesi, iki yüzlülük, riyakarlıktır. Bu nedenle yasal düzenlemelerin dışında bu ikiyüzlülüğü oluşturan ahlaki, kültürel, sosyolojik kabullerin bir an önce değişmesi için gerekli girişimlerde bulunulması zorunlu hale gelmiştir.”

    EMEKLİLİK GÜNLERİ

    Emekli olduğum gün yaptığım konuşmada, “Kendimi uçan balonlar kadar hür hissettiğimi, domates yetiştirmek istediğimi” söylemiştim. Bazı bahçe dergileri domateslerimle resmimi çekmek istediler. Halbuki domates yetiştirecek bağım bahçem yok. Yorulduğumu, etliye sütlüye karışmadan yaşayacağımı söylemek istemiştim. Ama yanılmışım. 43 yıl hukukun içinde çalışan bir kişi olarak oluşan kafa yapısını, alıştığım yaşam biçimini kolay bitiremedim. Zaman zaman bunca deneyimlerimle birilerine yararlı olamadığım, bir işe yaramadığımı düşünür üzülürüm. Arkadaş gruplarım var. Evde eşim ve kızım var. Arada Amerika’da yaşayan kızıma gidip hepsiyle güzel anılar paylaşıyorum. Evde bir kedim, yazlıkta birçok kedim ve köpeğim var. Bu arada bazı bilgisayar oyunları da pek keyifli oluyor.

    AYM'NİN KADIN KARARLARI

    * “Benim dönemime ilişkin birkaç örnek verebilirim. Kadının çalışması için kocadan izin alması gerektiği hükmü ‘eşitliğe’ aykırı bulunarak iptal edilmiştir ve arkasından Medeni Kanun bu karara uygun olarak yeniden düzenlenmiştir.

    * Altı ay ve daha kısa hapis cezası alan kadınların cezalarını konutlarında çekmesine imkan veren hüküm kadının ev hayatındaki fonksiyonu gözetilerek, ‘toplumsal yarar’ bulunduğu gerekçesi ile eşitliğe aykırı bulunmamıştır.

    * Boşanmadan sonra çocuğun velayetini alan erkeğe çocuğun soyadını seçme hakkı verilirken, velayeti alan anneye bu hakkın verilmemesi ‘eşitlik’ ilkesine aykırı bulunmuştur.

    * Evlendikten sonra kadını, kocasının soyadını almak zorunda bırakan hüküm aynı heyette birlikte çalıştığımız Fulya Kantarcıoğlu ile gösterdiğimiz çabaya rağmen iptal edilmemiştir. Daha sonra anlaşmalar gereği kanun koyucu kendiliğinden bu hükmü değiştirmek zorunda kalmıştır. Bugün böyle sorunlar yoktur.”

    GENÇ HUKUKÇULARA ÖNERİM

    “Genç hukukçular bizim zamanımıza göre daha özgürler. İnternet gibi yardımcıları var. Her kanuna ve gerekçelerine anında ulaşabiliyorlar. Emsal kararları bulabiliyorlar Bu açıdan yanlış yapma hakları çok daraldı. Benim genç hukukçulardan dileğim bir hukuki soruna mümkün olduğu ölçüde kadın ya da erkek olarak değil bu topluma sorumluluğu olan, hukuk devletinin varlığına vatandaşlarımızı inandırabilecek, hukuk düzeni ve güvenliğini sağlayacak, bütün hukuk dışı etkilere kapalı hukukçular olarak bakmalarıdır.”

    Anayasa Mahkemesinin ilk ve tek kadın başkanı Tülay Tuğcu: Bitsin bu ikiyüzlülük
    Tülay Tuğcu’nun Gaziantep’te hukuk fakültesi öğrencileriyle bir anısı. Tuğcu, genç hukukçulara şu mesajı veriyor: “Bir hukuki soruna, topluma karşı sorumluluğu olan, hukuk devletinin varlığına vatandaşlarımızı inandırabilecek hukuk dışı etkilere kapalı hukukçular olarak bakın.”

    UNUTAMADIĞI İKİ DAVA..

    “Hâkim olmak sadece yasaları uygulamak olmamalı. O uygulamanın adil ve vicdanları rahatlatıcı olması gerekir. Ankara’da şiddetli kış var, lapa lapa kar yağıyor. Üç yaşındaki kızımın bakıcısı kar nedeni ile gelemedi. Kızıma bırakacak kimse yok. Fakat benim de 09.30’da duruşmam var. Kızımı apartman görevlisinin kucağına verip, yürüyerek işe gittim.Davalardan birinde üç yaşında bir çocuk kanala düşmüş boğulmuş. Ailesi tazminat istiyordu. Ancak kanal evden uzaktı. Çocuğun o kanala gidebilmesi için uzun bir zamana ihtiyaç vardı. Yani ailesi çocuğu uzun süre aramamış sormamıştı. Önce, 'Olayda ailenin de kusuru var istenilen tazminat bu nedenle çok yüksek' diye düşündüm. Sonra boğulan çocuk ile evde tanımadığı kadının kucağındaki kızım aklıma geldi. Kızımla aynı yaşta idi. Acaba benziyorlar mıydı? O’nunda saçları kızımınki gibi uzun muydu? İki çocuk gözlerimin önünde, gözyaşları içinde 'İdare ile ailenin karşılıklı kusuru olduğuna' karar verdik. Bir hâkimin doğru olduğuna inandığı bir karar için gözyaşı dökmesi pek rastlanır bir olay değildir. Bu davayı ve kararı hiç unutmadım. İkinci bir olay da şöyle; İstiklal Savaşı’na katılanlara İstiklal Madalyası ve az bir maaş veriliyordu. Yaşlının biri madalya için başvurmuş; idare 'Senin firar kaydın var. Madalya da maaş da vermeyiz’ demiş. İhtiyar dava açmış; 'Ben cepheden kaçmadım' diyor. Duruşma yaptık. İhtiyarcık duruşmada hangi cephelere gittiğini komutanlarının isimlerini sayıyor ama idare de 'Bizde firar kaydı var' diye ısrar ediyor. İçimiz sızladı. Başkanım, 'Ne yapacağız bu ihtiyarı?' dedi. 'Efendim izin verirseniz ben bir karar yazayım' dedim. Kararda, 'Davacının duruşmadaki samimi ifadesinden firari olmadığı kanaatine varıldığından; İstiklal Madalyası verilmemesi yolundaki işlemin iptaline' denildi. İdare de kararı temyiz etmedi."

    Kadınlar için 14 maddelik adalet hükmünde kararnameKadınlar için 14 maddelik adalet hükmünde kararname

     

    Son Dakika Haberler
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı