Kitap Sanat Haberleri

KİTAP SANAT

    Gezi ruhuna ithaf ediyorum albümü

    ERAY AYTİMUR erayaytimur@yahoo.com
    15.06.2017 - 15:59 | Son Güncelleme:

    Gitarist, besteci, aranjör, prodüktör ve doğaçlamacı Şevket Akıncı’nın kendi ismini taşıyan grubu ve çağdaş müzik topluluğu Hezarfen Ensemble ile kaydettiği ‘Escher Chronicles-Escher Günlükleri’ albümü uzun süren bir bekleyişin ardından A.K. Müzik tarafından yayımlandı. Biz de her zaman ve en başta kendisine meydan okuyan Akıncı ile bu vesileyle sohbet ettik.

    Şevket Akıncı

    Dünyanın en çok hayret uyandıran sanatçılarından biri olan, Hollandalı ressam ve grafiker Maurits Cornelis Escher mimari, perspektif ve imkânsız alanlar üzerine çalışmalarıyla tanınıyor. Şevket Akıncı’nın bir Escher günlüğü tutmaya başlaması ise beş yıl öncesine dayanıyor.
    Gavin Bryars, Steve Reich, Heiner Goebbels, Fred Frith ve yoğun olarak Berio gibi bestecileri dinlediği ve özgür doğaçlamanın türsel tınısını var olan başka formlara da enjekte edebileceği bir müzik duymak istediği dönemde, şair Şevket Kağan Şimşekalp’in “Abi, Escher’in yaptıklarıyla senin bazı fikirlerin benziyor” demesiyle Escher’in eserlerini etüt etmeye başlamış.
    Escher’in resimlerini birebir müziğe dökmektense kendisinde bıraktıkları izdüşümlerini müzik yoluyla araştıran Akıncı, Escher’in yapıtlarındaki ikilik, paradoks, metamorfoz, karşıtlıkların birleşmesi gibi kavramlarla karşılaşıp müthiş bir oyunun şifrelerini çözmeye çalıştığı hissine kapılmış. Escher’in Hint kültürüne benzer şekilde, zaman kavramını dairesel olarak resmetmesi ise onu en çok cezbeden şey olmuş. Gerisini Şevket Akıncı’dan dinleyelim.

    Escher’in görece ünlü yapıtları ‘Metamorfoz’, ‘Döngü, Atlılar’, ‘Yassı Solucanlar’, ‘Karşılaşma’nın dönüştüğü parçalarda dinleyicinin kendi modalitesini ve metrik bölümlemesini yaratabileceğini söylüyorsun.
    Escher’in resimlerini müziğe dökmek kolay. Kendisi de müzik duyduğunu söyleşilerde, konferanslarda defalarca dile getirmiştir. Örneğin ‘Metamorfoz’a yatay bir şekilde baktığımızda belli bir ‘pulse’ görüyoruz. Metrik modülasyon diye basit bir teknik kullandım, yani tartımla sürekli değişiyor. Bu da ölçünün ilk vuruşu olan ‘1’in kaybolmasına sebep oluyor. Bu düzene polimetrik düzen diyoruz. Kişi kendi ‘1’ini istediği yere koyabilir. Göreceliliğine açık bir durum. Stravinsky’den beri çok popüler bir kompozisyon tekniği. Ama ‘Metamorfoz’a dikey baktığımızda işler ilginçleşiyor. Farklı tartımlarda melodik çizgilerin aynı anda çalınmasıyla, sadece tartımdaki ‘1’ yok olmuyor, melodik motiflerin aynı anda çalınmasıyla oluşan armoni de karar sesinden kurtulmuş oluyor. Oluşan tesadüfi armonide hiçbir akor sonra gelen akorun hazırlayıcısı değil. ‘Escherian’ dediğimiz yapıtlardan çok önce Escher bir manzara ressamıydı. Madem bir Escher günlüğü tutuyorum, o eserlerden bazılarını da ele almak istedim. O resimlerde de bir tuhaflık var, bir ressamın resmedemeyeceği açılara konumlandırıyor kendini.

    Escher’in yapıtlarını zihninde kategorik olarak nasıl ayrıştırdın?
    Escher’i kategorize etmek zor, çünkü tamamen kendi akımını oluşturmuş bir sanatçı, ne dışavurumcu ne kübist ne sürrealist. Bu ‘kategori dışı’ sanatçıya saygımdan, kategorilere sıkıştırmamaya çalıştım kendimi...
    Escher’in ‘Babil Kulesi’ne bir parantez açalım. Hikâyeye göre vaktiyle tek bir dil konuşan birleşmiş insanlık cennete ulaşacak yükseklikte bir kule inşa etmeye karar verir. Bunun saygısızlık olduğunu düşünen Tanrı insanların dillerini karıştırır ki birbirlerini artık anlayamasınlar. Bu parçayı nasıl yorumladın?
    İyi ki Tanrı insanlara kızarak onları çok dilli yapmış! Bu sayede herkesin ayrı bir duygu ve düşünce yansıtması ortaya çıkmış ve bir ahenk doğmuş. Tek dilde kalsaydı hayatımız, tekdüze olurdu. Bu resimde beni etkileyen bir diğer şey ise Tanrı’nın bakış açısından çizilmesi -bir insan o yükseklikten resmedemeyeceğine göre- yani Tanrı alay ediyor insanlıkla, kendini Tanrı’nın yerine koyarak Escher de alay ediyor.

    BABAM SEVDİYSE UMUT VAR
    Douglas Hofstadter’in ‘Gödel-Escher-Bach’ kitabı kolay olmamakla birlikte -olumlu anlamda- enteresan bir bilinirliğe sahiptir. Parçaları tasarlarken yol göstericiliği oldu mu?
    Matematiğim zayıf herhalde, Gödel’i anlamakta zorlandım. İşin ilginç tarafı, Escher’in matematiği de zayıfmış. İnanmak güç buna. Bach ile ilişki ise çok net benim açımdan. Albümü yaparken yol göstericilerimden biri Bach oldu. Füg Sanatı’nın güncelliğini koruduğuna inanıyorum. Nasıl eski eserlerin anlamı daha yeni eserlerin ışığı altında değişiyorsa, Steve Reich mesela onu güncel bir hale getirdi. Kontrpuan ve ritmin ön planda olduğu Füg sanatını Ligeti’nin piyano etütlerinde de duyabiliriz. Duke Ellington’da da, Fred Frith’in gitar dörtlüsünde de, King Crimson’da da, Meshuggah’da da. Matematik olmadan bu tarz besteler yapmak zor...

    Bu albümü minimal müzik ve serbest doğaçlama dinleyicisi olup seni zaten takip edenler dışında kimler dinler?
    Bu albüm şu ana kadar hiçbir klasik müzik dergisinde yer almadı, demek ki tam klasik müzik değil; hiçbir caz dergisinde yer almadı, demek ki tam caz değil; rock dergileri de ilgi göstermedi pek, e rock da değil. Ben bile tanımlamakta zorluk çekiyorum. Ama şu var: Babam müzik açısından tutucu biridir. Hiçbir yaptığımı beğenmedi, son albüm hariç. Babamı kazandığıma göre birçok yeni dinleyiciyi kazanabilirim diye umut ediyorum. Müzisyen çevremden olumlu tepkiler aldım. Eleştirilecek yönleri var ama yolun başında sayılırım...

    2010’da Şenol Küçükyıldırım, Demirhan Baylan ve Robert Reigle’la kaydettiğiniz ‘Century’yi direnişte olan Tekel işçilerine ithaf etmiştiniz. Bu albümü kime ithaf ediyorsun?
    Albüm çoksesliliği övüyor. Dolaylı olarak demokrasiyi. Tek sese karşı çoksesliliği. Daha anarşist bir etik uğruna mücadele vermiş Gezi ruhuna ithaf ediyorum albümü.

    Gezi ruhuna ithaf ediyorum albümü

    Etiketler: Kitapsanat
    

    EN ÇOK OKUNAN HABERLER

      Sayfa Başı