GeriEğitim Eğitim yılı değişimlerle geçti
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Eğitim yılı değişimlerle geçti

Eğitim yılı değişimlerle geçti

Geride bıraktığımız 2017-2018 eğitim öğretim yılının oldukça yoğun bir gündemi vardı. Sınav sisteminde gerçekleştirilen değişiklikler başta olmak üzere eğitim öğretim süreçlerini derinden etkileyecek pek çok gelişme yaşandı. Bu gelişmeler başta öğrenciler olmak üzere öğretmenler, veliler, okul yöneticileri, kısacası eğitimle uzaktan ya da yakından ilişkili olan tüm kesimleri kaçınılmaz olarak etkiledi.

Ülkemizde politika yapıcıların en sık müdahalede bulunduğu alanların başında eğitim sistemimizin geldiği göz önünde bulundurulduğunda, toplumun neredeyse tamamını ilgilendiren böylesi bir alanda karar alma süreçlerinde bir yaklaşım değişikliği ihtiyacının söz konusu olduğunu söyleyebiliriz. Peki, bunun için nereden başlamalıyız? Çok açık ve net bir şekilde verilerden. Ne yazık ki eğitim sistemimizde yaşanan pek çok sorunun kaynağında ‘reform’ olarak sunulan düzenlemelerin veri temelli olmaksızın uygulamaya geçirilmesi yatıyor. Düzenlemelerin gerekçelerini ‘veri’ değil ‘fikir’ler oluşturduğunda, sistemde herhangi bir uygulamanın sürekliliğini sağlamak mümkün olmuyor, çünkü fikirler değişebiliyor. Oysa fikirlerin pilot uygulamalara dönüştüğü, sonuçlarının değerlendirildiği, etkinliği verilerle kanıtlanmış uygulamaların hayata geçirildiği bir karar alma yaklaşımıyla eğitim sisteminin özneleri olan öğrencilerimiz başta olmak üzere tüm bileşenlerin yararlarının gözetildiği bir eğitim sistemi anlayışının geliştirilmesi sağlanabilir.

Bu noktada geride bıraktığımız eğitim-öğretim yılını doğru okuyabilmek ve eğitim sisteminde düzenlemelerin gideceği yönü belirleyebilmek adına verilerden yola çıkmak bir başlangıç olabilir. Resmi kaynaklarda yer alan son verilere göre;

OKULLAŞMA HALA TEMEL SORUN
1- İlkokul çağındaki her 100 çocuktan 9’u, ortaokul çağındaki her 100 çocuktan 5’i ve lise çağındaki her 100 gençten 18’i okul dışında kalıyor. Zorunlu eğitim çağında yüzde 100 net okullaşmayı sağlamak eğitimde temel sorun alanlarından biri olmaya devam ediyor. Çağ nüfusu üzerinden basit bir hesaplama yapıldığında okul dışında kalan çocukların sayısı ciddi boyutlara ulaşıyor. Anayasal bir hak olarak tanımlanan eğitim hakkına bu kadar çocuğun ulaşamamasının toplumsal bedeli elbette düşünülmeli. Buna ek olarak, okul çağındaki mülteci çocukların yüzde 37’sinin okula erişimi henüz sağlanabilmiş değil. Okul dışında kalan çocukların daha çok dezavantajlı ve eğitime erişimi en zor kesimi oluşturdukları düşünüldüğünde okullaşmaya yönelik politikaların ivedilikle bölgeler ve şartlar bazında çeşitlendirilmesi gerekiyor.

OKUL ÖNCESİ EĞİTİM YAYGINLAŞIYOR
2- Okul öncesi eğitim kademesinde okullaşma oranları uluslararası ortalamaların oldukça gerisinde. Ülkemizin, dünyanın içinde bulunduğu dönüşüm sürecinin bir parçası olabilmesi için insan sermayesinin geliştirilmesi, bunun için de büyük ölçüde erken çocukluk eğitiminin yaygınlaştırılması ve güçlendirilmesi gerekiyor. Ancak, okul öncesi eğitimde okullaşma oranları 4-5 yaş için yüzde 45.7 ve 5 yaş için yüzde 58.8’dir. 3 yaş grubunda dahi tüm çocukların okul öncesi eğitime erişiminin sağlandığı ülkeler mevcut. Bununla birlikte bilimsel çalışmalar, okul öncesi eğitimin bireyin ve toplumun refahındaki etkisini tartışmasız bir şekilde ortaya koyuyor. Ülkemizdeyse son yıllarda okul öncesi eğitimin yaygınlaştırılmasına yönelik söylemlerin artması ve hedeflerin belirlenmesi oldukça sevindirici. Bundan sonraki süreçte hedeflerin insan kaynağı, altyapı ve bütçe planlamalarında acilen karşılık bulması sağlanmalı.

SINAVLA GİRİŞİN ‘KAZANMAK’ OLDUĞU ALGISI DEĞİŞTİRİLMELİ
3- Liselere giriş sınavına 1 milyon 175 bin öğrencinin 996 bini girdi. Eğitim sistemimizi sınav baskısından kurtarmak amacıyla getirilen yeni liselere giriş sisteminde öğrencilerin yüzde 85’i merkezi sınav için başvuruda bulundu. Bu oranın yıllar içinde azalabilmesi için yapılması gerekenlerin başında okullar arası başarı farklılıklarını azaltmak ve mahalli yerleştirmeyle okullara yerleştirilen öğrencilerimizi de göz ardı etmemek geliyor. Çocuklarımızın geleceğe umutla bakabilmeleri için ise, sınavla yerleşebilmenin ‘kazanmak’, mahalli yerleştirmeyle kayıt yapmanın ise ‘kaybetmek’ olduğu algısının toplumsal düzeyde değiştirilmesi gerekiyor. 

OKULLARDA ALTYAPI SORUNLARI VAR
4- Temel olanaklardan yoksun okullarımızın sayısı azımsanmayacak kadar çok. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) 2017 Faaliyet Raporu’na göre; kütüphanesi olan okul oranı yüzde 39, spor salonu olan okul oranı ise yüzde 13. Çok amaçlı salon ya da konferans salonu olan okul oranı yüzde 38, engellilerin kullanımına yönelik düzenleme yapılan okul oranı yüzde 56. Deprem sonrasında güçlendirme gerekliliği tespit edilen binalardan ise yüzde 30’unun güçlendirilmesi yapılmış. Sadece bu veriler dikkate alındığında dahi okulları yaşam alanı haline getirecek olanakların oldukça kısıtlı olduğu görülüyor. Ülke olarak bir taraftan örgün eğitim sistemi içinde henüz temel altyapı problemlerinin çözülememiş olmasından kaynaklı sorunlarla baş etmeye çalışırken, diğer taraftan içinde bulunduğumuz dönüşüm sürecinin eğitim ve öğretim süreçleriyle ilgili beraberinde getirdiği esaslı değişikliklerle yüzleşmek ve vakit kaybetmeden harekete geçmek durumundayız.

İKİLİ EĞİTİM DEVAM EDİYOR
5- İkili eğitim (sabahçı-öğlenci) yapan okulların oranının ilköğretimde yüzde 17, ortaöğretimde yüzde 8.6 olduğu görülüyor. İkili öğretimin çocuk doğasına aykırı şartlar oluşturduğuna ilişkin endişeler sık sık basında yer alıyor. Yapılan son resmi açıklamaya göre, ikili eğitim yapan okullara devam eden öğrenci sayısı 1 milyon 121 bin 48. 2019 yılı sonuna kadar ikili öğretimi sonlandırma hedefi MEB tarafından ortaya konuldu. Bu hedefin önündeki en büyük engelse yetersiz derslik sayısı. Okul öncesi eğitimin yaygınlaştırılması ve mülteci çocukların eğitim sistemine tam katılımının sağlanması gibi hedeflerle birlikte düşünüldüğünde derslik ihtiyacına yönelik yatırım gerekliliği ciddi boyutlara ulaşıyor. Derslik ihtiyacının bütçedeki karşılığı rasyonel bir zeminde ele alınmalı.

ÖĞRETMEN YETİŞTİRMEDEKİ SORUNLAR
6- Öğretmen yetiştirme alanında nitelikle ilgili kaygılar ve arz-talep dengesizliği sürüyor. Milli Eğitim Bakanlığı 2020 yılına kadar öğretmen ihtiyacının 100 bin civarında olacağını açıkladı. Oysa 2017 yılında sadece eğitim fakültelerinin kontenjanı 228 bin civarındayken, ataması gerçekleştirilen öğretmen sayısı 22 bin 994’tür. Öğretmen yetiştirme programlarındaki öğrenci sayılarıyla istihdam edilecek öğretmen sayısı arasındaki bu uyumsuzluk, mevcut öğretmen yetiştirme ve seçme süreçlerinin sürdürülebilirliğinin sorgulanması gerekliliğine işaret ediyor. Bununla birlikte, öğretmen niteliğine yönelik kaygılar öğretmen performans değerlendirme sistemine ilişkin tartışmaların sınırlılığında ilerliyor. Asıl odaklanılması gereken, öğretmenlerin tüm öğrencilerin öğrenmesini sağlayacak yöntem, teknik ve becerileri kazanmaları ve geliştirmelerini destekleyecek bütüncül bir gelişim mekanizmasının oluşturulması olmalı.

Son olarak, dünyada veri madenciliği, veri analitiği, büyük veri gibi ‘veriler’in öne çıkarıldığı kavramlar üzerinden karar alma süreçlerinin işletildiğini görüyoruz. Ülkemizde de en azından politika süreçlerinin gerekçelerini veri temelli oluşturmaya yönelik bir anlayış geliştirmeliyiz. Böylece, politikaların objektif ve bilimsel olmayan süreçlerden etkilenmesinin önüne geçilebilir ve uzun vadede sürdürülebilir düzenlemeler uygulamaya konulabilir. Bu doğrultuda bir adım atılırken tek bir çocuğun dahi sisteme güveninin zedelenmemesi ve çocuklarımızın üstün yararı gözetilmesi gözden kaçırılmamalı.

DR. SABİHA SUNAR KİMDİR?
TEDMEM'de Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Koordinatörü olarak görev yapan Sabiha Sunar, 2007 yılında ODTÜ Kimya Öğretmenliği bölümünden mezun oldu. 2013 yılında ODTÜ Ortaöğretim Fen ve Matematik Alanları Eğitimi bölümünden doktora derecesini alan Sabiha Sunar doktora araştırmaları icin 2010-2011 yılları arasında University of York'ta misafir araştırmacı olarak bulundu. 2013 yılından beri TEDMEM bünyesinde çalışan Sunar'ın fen eğitimi ve egitim politikalarına ilişkin pek çok çalışması var.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle