GÜNDEM
SPORARENA
YAZARLAR
EKONOMİ

Uygulamada okumaya devam et.

Gençlerde takım ruhu evde başlıyor

Buna göre spor yapan, evde ailesine yardımcı olan ve arkadaşlarıyla dışarda vakit geçiren çocukların takım çalışma becerileri de gelişiyor. Ama sürekli evde oturup video oyunu oynayanlar bu alanda geride kalıyor.

Arkadaşımız Önder Öndeş’in yaptığı habere göre, Türkiye’de öğrenciler 35 ülke arasında bu becerilerde son sırada yer aldı. İşte OECD’nin yeni raporunda öne çıkanlar:

- Gün içinde fiziksel aktivite yapanların işbirliğine dayalı problem çözme becerileri ile takım çalışmasındaki performansları daha yüksek.

- Okul dışında internet ve sosyal ağlarda vakit geçiren öğrencilerde de işbirliği becerileri daha iyi.

- Video oyunlarını çok oynayan öğrencilerin, oynamayanlara göre bu becerileri daha düşük.

- Ev işlerine yardımcı olan ve aile üyelerinden biriyle ilgilenenler, takım çalışmasına daha iyi uyum sağlıyor ve grup üyeleri tarafından daha olumlu

algılanıyor. Düzenli olarak arkadaşlarıyla buluşan öğrenciler için de bu durum geçerli.

Sınav skorları sadece akademik başarıları baş tacı yapıyor. Oysa 17-18 yaşında gençlerin özbakım becerilerinden bile yoksun olduğunu göz önüne alırsak artık yeni bir adım atmak gerekmiyor mu? Daha anaokuluna çocuğumuzu yazdırırken okulun akademik başarısını sormak yerine, çocuğa hangi becerileri kazandırdığını sorgulamak daha iyi olmaz mı?

Her 10 öğrenciden 6’sının bu becerilerde en geri olduğu ülkemizde çocukların grup çalışmasını neden sevmediğini de bir araştırmalı. Gelecekte mutlu

ve iş arkadaşlarıyla takım ruhu içinde çalışan nesiller yetiştirmek için bu konuda biraz daha kafa yormalı.

Yazının devamı...

YKS’de ilkokul binası bu yıl pek kullanılmayacak

Sınavlarda karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerilerinin tartışıldığı bu toplantılara, il genel koordinatörü, yardımcıları ve bölge koordinatörleri katıldı.

Kuşkusuz bu toplantıların en önemlisi İstanbul’da yapıldı. Toplantılar sonrası görüştüğüm Başkan Prof. Dr. Özer, sınav binalarının tek tek araştırıldığının, bu binalarda inceleme yapıldığının altını çizerek, şunları söyledi:
“YKS’nin en büyük aday kitlesi, İstanbul’da. Bu nedenle İstanbul’da YKS öncesi koordinasyon toplantısı yapıldı. Toplantıda sınavın sorunsuz gerçekleştirilmesi için sınav binalarının güncel durumları, evrakların ulaştırılması ve geri dönüşü, sınav süreci, adaylar ve görevlilerle ilgili tüm teknik detaylar ve önlemler ele alındı. Her ildeki koordinatörlerin sahayı yakından takip etmesi ve paydaş kurumlarla sürekli iletişimde olması bizim işlerimizi kolaylaştırıyor.”

“Özellikle uzun boylu adayların ilkokul sıralarında sınava girmesi sorun oluyor. Bu yıl da sınav binaları arasında ilkokul var mı?” soruma Başkan Özer’in yanıtı şöyle oldu:
“Her ilin sınav bina kapasitesi ve aday sayısı değişiyor. Önce üniversite binaları, sonra lise, sonra ortaokul, en son ilkokul şeklinde adayları yerleştirme önceliğimiz var. Ancak illerin kapasitesine göre ilkokul binaları da kullanılabilir.”

KİMİN HANGİ BİNADA SINAVA GİRECEĞİ BELLİ

Başkan Özer, adayların sınav binalarına atama işleminin tamamlandığını, yani hangi adayın hangi salonda sınava gireceğinin belli olduğunu, ancak binalarla ilgili kontrollerin sürdüğünü belirterek, şöyle devam etti:
“Şu aşamada en kritik konu YKS’nin yapılacağı sınav binaları. Biz ağırlıklı olarak yükseköğretim kurumları binalarını ve MEB okullarını sınav binası olarak kullanmaktayız. Şu anda YKS adaylarının sınav binalarına atamaları tamamlandı. 8 binin üzerinde bina kullanılacak. Ancak atama sonrası yaptığımız kontrol amaçlı incelemelerde bazı binalarda tadilat ve inşaata başlandığını, sınav tarihlerinde inşaatın devam edeceğini, hatta bir iki binanın yıkıldığını tespit ettik. Bu binalarla ilgili atamalar yeniden düzenlendi. Her ildeki sınav koordinatörlerimiz atama yapılan binaları kontrol ediyor. Konuyla ilgili tüm yükseköğretim kurumlarımıza bilgilendirme yapıldı. MEB ile de bunu görüştük. Ayrıca tüm valiliklerimizi ve belediyelerimizi konuyla ilgili bilgilendirdik.”

GECİKMELERİ ÖNLEMEK İÇİN QR KOD UYGULAMASI

ÖSYM, adayların ve görevlilerin sınav binalarına ulaşabilmelerini kolaylaştırmak için QR kod uygulaması başlattı. Adaylar ve görevliler, sınav giriş belgelerindeki QR kodu kullanarak sınava girecekleri binanın konumunu ve ne kadar sürede ulaşabileceklerini öğrenebilecek.

Uygulama şu anda ÖSYM’nin yaptığı tüm sınavlarda kullanılabiliyor. ÖSYM Başkanı Özer, şöyle konuştu:
“Adayların sınav binalarına alınması 09.45’te sona eriyordu, bunu 10.00 olarak değiştirdik. Artık adaylar, sabah oturumlarında saat 10.00’dan sonra sınav binalarına alınmayacak. QR kodu da özellikle adayların sınav binalarına geç kalmalarını önlemeye ve ulaşmalarını kolaylaştırmaya yönelik bir önlem. Ayrıca YKS’ye yönelik hazırladığımız bilgilendirici afişlerin kullanılması için tüm illerimizde belediye başkanlıklarıyla görüşülüyor. YKS’nin güvenli ve huzur içinde tamamlanması için gerekli tüm önlemleri almaya çalışıyoruz.”

Yazının devamı...

Eyvah çocuğum mezun oluyor!

Oğulları Deniz şiir okuyarak gelen hediyeleri kabul ederken, Kaya çifti de onun için pasta dağıttı. Mezuniyet balosu için beş yıldızlı otele 200 TL vermek istemeyen aile, bu protestolarıyla yüksek ücretli balolara tepkilerini göstermiş oldu.

Bir dönem velilere maddi yük getirdiği gerekçesiyle birçok valilik tarafından yasaklanan mezuniyet baloları, okullarda yapılan sade diploma törenlerinin aksine otel, yalı, saray ya da teknelerdeki kutlamalarla devam ediyor.

ASGARİ ÜCRET KADAR

Özellikle İstanbul’da mezuniyet töreni ücretleri neredeyse asgari ücretle yarışır durumda. 200 Euro olan mezuniyet balo ücreti, geçen yıla göre 1.5-2 kat artan kurdan dolayı velinin bütçesini daha da zorluyor. Bazı oteller Euro üzerinden fiyat verirken, en uygun mekânlar kişi başına 200 liradan başlayıp, 800 hatta 1.000 TL’ye kadar çıkabiliyor. Yani ailece çocuğunun mezuniyet balosuna gitmek isteyenler, kesenin ağzını daha da açmak zorunda. Okul Aile Birliği tarafından kurulan komitelerin organize ettiği balolara mezunlar her ne kadar ailelerinin katılmasını istemese de çocuğunu bu özel günde yalnız bırakmayan velilerin de sayısı az değil.

Kız öğrenciler için saç, makyaj, ayakkabı, elbise fiyatları da eklenirse mezuniyet balosu rakamının 5 bin TL’yi bulması mümkün. Telaşı aylar öncesinden başlayan baloların bedeli bununla da kalmıyor. Balo sonrası parti ya da mezuniyet kınası gibi ritüellerle rakamlar daha da yukarı çıkabiliyor. Belki de hayat boyu hiç unutulmayacak bu anının ya da liseden mezuniyetin sembolü bu günü DJ performansıyla renklendirmek ise 800 TL’den başlıyor. İşin içine lazer gösterisi, fotoğraf çekimi, ışık gösterisi de eklenirse adeta bir servet harcanıyor.

Rengârenk elbiseler, süslü masalarla süslenen balo salonlarında genelde öğrenciler ayrı, aileler ayrı oturmayı tercih ediyor. Kokteylle başlayan, toplu çekimle devam eden bu özel gece, neredeyse sabaha kadar sürüyor. Baloyu her ne kadar okul yönetimleri düzenlemese de bir dönemin bittiği bu güne öğretmen ve yöneticiler de katılarak öğrencilerine veda ediyor.

Bu özel günün çocukların geleceğinde etkisi ve anlamı çok büyük. Anılarında da önemli bir yer tutacak. O nedenle bu etkinlikleri yapan mekânların hem öğrencilerin bu anılarına aracılık etmek, hem de velilerin bütçelerini zorlamadan katılımlarını sağlamak için bir orta yol bulunamaz mı?

Yazının devamı...

Ödev tartışmaları

Bu sadece Türkiye’de değil, birçok ülkede hâlâ çok tartışılıyor. Özellikle İspanya’da geçtiğimiz yıl ödeve karşı ayaklanan öğrencilerin en büyük destekçileri de aileleri olmuştu. Dünyada öğrencilerin çoğu, daha az ödev ya da mümkünse hiç yapmamak istiyor. 2014’te OECD ülkelerinde 15 yaşındaki öğrencilere verilen ortalama haftalık ev ödevleriyle ilgili rapora göre, İspanyol öğrenciler haftada 6.5 saatini ev ödevine harcıyor. Şanghaylı öğrenciler ortalama 13.8, İngilizler 4.9, Finlandiyalı öğrenciler de 2.8 saatini ödeve ayırıyor. PISA 2012 sonuçlarında en başarılı ülke olarak gösterilen Finlandiya ile Şanghay karşılaştırıldığında, ödev konusunda zıt kutuplarda olduklarını görmek mümkün. Bu da Amerika’da bazı eyaletlerde ödevin okul başarısını geliştirmediğini gösteren araştırmalara destek veriyor. Bu araştırmalarda ödevin başarıya fayda sağlamadığı gibi okula karşı tutum, not, özgüven ve sosyal beceri ile yaşam kalitesine zarar verdiği görülüyor.

RUTİN TEKRARDAN UZAK DURMALI
Ödev; sadece okulla öğrenci arasında değil, aile ile çocuk arasında da aslında büyük huzursuzluk kaynağı olabiliyor. Uzmanlara göre evde çoğu zaman çocuk ile anne arasında en büyük tartışmalarda başrolü ‘ödev’ kapıyor. Çocukları ve aileleri strese sokup, denge eksikliği ve uyku gibi problemlere yol açan bu tartışma konusuna eğitimciler de farklı bakıyor.

Ödevi destekleyip, faydalarının azımsanmayacak kadar çok olduğunu vurgulayan eğitimciler, çocukların okul gününde öğrendiklerini unutmamaları ve pekiştirmeleri için ödev ya da ders tekrarının şart olduğu görüşünde. Bu görüşe göre “Ödev yok” diye açıklama yapmak yerine zamanı boşa harcayan, öğrenme hedefi olmayan ev çalışmasını yasaklamak daha iyi.

Başka bir görüşe göre de çocuğun okuldan arta kalan zamanını bu kadar zorlayan tekrarlara yer vermek gereksiz.

Kuşkusuz çocuğun eğitim yolculuğunda okulda öğrendiklerini ailenin de desteklemesi başarıyı getiriyor ve öğrenmeyi de pekiştiriyor. Ama işin püf noktası rutin tekrarlar ve zoraki okumalar değil, yaparak, yaşayarak eğlenceli şekilde yapılan uygulamalar. En önemlisi de öğrencilerin anne-babalarından yardım almadan yaşlarına uygun sürede tekrar yapmaları. Yurtdışında yapılan bazı çalışmalara göre, birinci sınıftaki öğrencilere verilen ödevin 10 dakikayı aşmaması, daha üst sınıflarda 20 dakikayı ve liseye kadar da iki saate çıkması normal.

Ne yapıp edip ödev, sıradan oyalama çalışmasının ötesine taşınarak motive edici hale getirilmeli. Bu konuda eğitimciler biraz daha kafa yormalı.

Yazının devamı...

Üniversitelere 'Nereden buldun?' sorusu

Dün konuştuğum vakıf üniversiteleri mütevelli heyet başkanları oldukça tedirgin.

Nedenine gelince mütevelli heyet üyeleri ve yakınları çok sıkı mali denetime tabii tutulabilecek. Yeni yasayla malı satın alan da, satan da “Neden aldın, kaça aldın?” gibi sorularla karşılaşacak. Maliye Bakanlığı dışında, YÖK de mal-hizmet alışverişini sorgulayabilecek. Mütevelli heyeti üyesi, üniversitede yöneticinin yakınlarıyla iş yaptığında YÖK onlara da gidip aynı soruyu sorabilecek. Bilgi, belge isteyebilecek.

Yani kısaca üniversiteye hizmet veren firma ve üniversite yönetimiyle, idarecileriyle bağ varsa hesapları sorgulanacak. Mütevelli heyet üyesinin neredeyse bütün sülalesine “Nereden buldun?” sorusu sorulabilecek. Bu durumda çok prestijli olan mütevelli heyet üyeliğini artık pek kimsenin isteyeceğini sanmıyorum.

Vakıf üniversiteleri arasında; kaynakları istediği gibi kullanan, yakınlarına şirket kurdurup mal alım-satımı yapanların olduğu hep konuşulur.

Denetim gerekli, tasarruf ve hakkaniyeti sağlar, usulsüzlükleri önler. Öğrenciden alınan paraların nerelere kullanıldığı ve nasıl harcandığı sorgulanmalı.

Ama yasal güvenceyle üniversite kuran girişimcilere yönelik bu kanun çıkarken, kamu kaynaklarını kullanan ve birçok soruşturma geçiren devlet üniversitelerindeki rektör ve dekanlara nasıl bir denetim olacak? Yasa, denetleyiciye haksız güç kullanma yetkisi vermez mi? Hızlı yatırım yapmak, büyümek isteyenlerin ‘onay’ sürecinde sıkıntıları olmaz mı?


‘GELİŞME VE YENİLİĞE ENGEL OLUR’
Vakıf üniversitelerini rahatsız eden bu kararın nedeni açıklanmadı. YÖK’ün haklı gerekçeleri olabilir ancak kamuoyuyla da paylaşılmalı.
Dün görüştüğüm MEF Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muhammed Şahin, şunları söylüyor:

“Bizim üniversitede sorun olmaz. YÖK’ün tüm üniversiteleri denetlemesi, kamu hizmetlerinin devamı ve sağlığı açısından önemli. Ancak bu yetkinin sınırsız kullanılması suistimale yol açar. Özellikle kanun tasarısında bir hukuka aykırılık iddiası veya idari soruşturma olmadan, YÖK’ün ilgili diye kurumla alakası olmayan kişi veya kuruluşların özel bilgilerini alması hukukun temel prensiplerine aykırı. Bu bilgilerin kötüye veya bir baskı aracı olarak kullanılması riski, elde edilmek istenen menfaatten çok daha yüksektir. Sıkı bir mali denetimin daha çok, kamu kaynaklarını kullanan devlet üniversitelerinde olması beklenir. Uzun yıllardır tartışılan ve herkesin beklediği özel üniversite yasası neden halen çıkarılmıyor? Cezalandırıcı önlemler; vakıf üniversitelerinde gelişme ve yeniliği engelleyebilir. Devlet dışında yükseköğretim hizmeti verecek kuruluşlar, ayrı bir kanunla, uygulama dikkate alınarak yapılandırılmalı. Bu, günlük ihtiyaçlarla değil, geleceği öngörerek ve istikrar gözetilerek düzenlenmeli. YÖK kararı ile geçtiğimiz Şubat 2018’de yürürlüğe giren vakıf yükseköğretim kurumları ‘İhale İşlemleri Uygulama Usul ve Esasları’ ile evrak işlerinin yoğun olduğu, devlet bürokrasisiyle eşdeğer, güvene dayanmayan ve işlerin hızlı yapılmasına engel bir düzenleme getirildi.”


DÜZENLEME NE DİYOR?
YÖK, gözetim ve denetim görevi kapsamında, vakıf yükseköğretim kurumlarının ilişkili kişilerle yaptığı mal veya hizmet alım-satımlarına, parasal hareketlerle ilgili bu kişilerden bilgi ve belge isteyebilecek, inceleme talep edebilecek. ‘İlişkili kişi’ kurucu vakıf, mütevelli heyet üyeleri ve yöneticilerinin ilgili bulunduğu gerçek kişi veya kurum ile idaresi, denetimi veya sermayesi bakımından doğrudan, dolaylı bağlı olduğu ya da nüfuzu altında bulundurduğu gerçek kişi veya kurumları ifade edecek. Mütevelli heyet üyesi ve yönetici eşleri, mütevelli heyet üyesi ve yöneticinin veya eşlerinin üstsoy ve altsoyu ile üçüncü derece dâhil yansoy ve kayın hısımları da ilişkili kişi sayılacak. YÖK, bu üniversitelerin yurtdışı mali ve finansal ilişkilerinin denetimini, ilgili kamu kurumlarından isteyebilecek. Vakıf üniversitelerinin satım, kiralama, mal-hizmet alımı, yapım işinde uyacakları usul ve esaslar, YÖK’ün çıkaracağı yönetmelikle belirlenecek.

Yazının devamı...

Sınav anneleri

Çocuğun 24 saatini sınava göre planlayan anneler, liseye ya da üniversiteye geçişte de başrolü oynuyor. Bir de onlara destek veren başarı hırsına kapılmış öğretmenler varsa, vay çocuğun haline!

Bu model anneler aslında daha 3 yaşında çocuğunu kaydettirdiği anaokulunun ‘yabancı dil eğitimini sorgulamak’ gibi konulardan işe başlar, ortaokula yazdırdığı andan itibaren de eve özel öğretmenleri yığar. Bu arada test kitapları bir kenarda yükselir de yükselir.

KONULARI ÖNCE ONLAR ÇALIŞIR

Hangi özel öğretmenle çalışılacak? Hangi kursa yazılacak? Koçu kim olacak? Kaç sınav kampına girecek? Bu soruların cevapları çoktan hazırdır.

Kariyerini bir kenara bırakıp, işten ayrılarak bütün sınav konularını sil baştan çalışanları, hangi soruyu ne kadar sürede çözeceğinin eğitimini alanları da unutmamalı. Bunu gören bazı işbilir dershane sahiplerinin de bir dönem, derste öne anneleri oturtarak, onlardan konuları iyice öğrenip akşam çocuklarına bir kez daha anlatmalarını istemesi boşuna değildi.

ÇOCUKLARI ÜSTÜNLÜK GÖSTERGESİDİR

Bu model annelerin çocukları tabii ki en iddialı okullar için hazırlanır. En yüksek puanlı, iyi isim yapmış bir okula girmek için tüm donanım tamamdır. Genelde çocukları onlar için bir üstünlük göstergesidir, “çevredekiler ne der” saplantısı içindedirler.

Tek tutkuları vardır, marka bir okul ve parlak bir diploma.

“ARKADAŞIN KAÇ PUAN ALDI?”

Hazırlık sürecinde hayatta onlar için en önemli şey sınavdır. Eve misafir kabul edilmez, bütün seyahatler iptal edilir, teknoloji aletleri de rafa kaldırılır.

“Kaç doğrun var, arkadaşın kaç puan aldı, kaç kişi senden daha iyi not aldı?” soruları neredeyse her gün sorulur. “Şu sınav bir geçsin, sonra konuşuruz” tehditleri de sık sık savrulur.

“Kaç soru çözdün?” sorusuna alınan cevaba göre ruh halleri değişir.

Çoğu mobildir, çocuklarını özel öğretmenlere taşıdıktan sonra bir kafede onlar da konuları çalışır. İnterneti de okulları incelemek ve kendisi gibi olan WhatsApp anneleriyle yazışmak için kullanır.

Çocuklarıyla öyle bütünleşirler ki sınav kaygısını onlar da yaşar.

CİDDİYE ALIN, DEĞER VERİN

Evet ne yazık ki böyle ‘sınav anneleri’nin sayısı çok fazla... Ne olur artık çocuklara bunları yapmayalım. Sevgimizi sınav skoruna göre ayarlamayalım. Çocuklarınızın yanında ve arkasında olun. Hayatınıza olduğu gibi devam edin. Aşırı steril bir ortam yaratmayın. Sizin değil, çocuğunuzun istediği önemli. Onları başkalarıyla kıyaslamayın, yarış atı yapmayın. Sınava odaklanıp, hayatı görmezden gelmeyin. Çocukları sorgulamayın, ilgilenin. Güvenin, beklentiye girmeyin. Eleştirin ama suçlamayın. Çocuklarınıza da, korkularına, endişelerine saygı duyun, onları dinleyin, fikirlerine değer verin. İşte asıl o zaman başarı kendiliğinden gelecektir...

 

Yazının devamı...

Sınava motive olmanın 8 yolu

Yetiştirmen gereken konular mı çok? Öğretmenlerin mi kötü? Arkadaşlarının çok gerisinde mi kaldın? İşte tüm bu olumsuzluklara rağmen başarmak için ODTÜ KKTC Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölüm Koordinatörü Doç. Dr. Aslı Bugay Sökmez, “Herkesin harika bir çalışma ortamı ya da huzurlu bir aile yaşantısı yok, hatta sağlığı bile iyi olmayabilir. Bahanelere teslim olmayın!” uyarısında bulunuyor.

Bugay, sınav stresinin üstte olduğu bu dönemde 8 adımda çalışmak için motive olmayı şöyle anlatıyor:

1-) İnkâr etmeyin, görmezden gelmeyin: Olanlar oldu, artık geçmişi yadsımanın, inkâr etmenin faydası yok. Bugüne kadar akademik ya da sosyal başarısızlıklarınızı kabul edin. Kendinizle yüzleşin, kimseye söyleyemeseniz bile kendinize dürüst olun!

2-) Hasar tespiti yapın: Kendinizle yüzleştikten sonra sonucu tüm yönleriyle ele alın. Sadece olumsuz özelliklerinize odaklanmayın, olumluları da görün. Yani örneğin, sınavla ilgili güçlü yanlarınız ve geliştirmeniz gereken yönleriniz neler? Bunları belirleyin ve onlardan kaçmak yerine sınırlı yanlarınızın üzerine gidin. Çalışmaya en zayıf yönünüzden başlayın, onu tamamladığınızda akademik yetkinliğiniz artacaktır.

3-) Başkalarıyla kıyaslamayın: Başkalarıyla karşılaştırdığınızda kendinizi daha aşağıda hissetmeniz doğal. Ama bu kıyaslamaların sizi bozguna uğratmasına izin vermeyin. Sizden daha hızlı soru çözen, akıllı veya çekici ve daha başarılı görünen biriyle kendinizi karşılaştırdığınızda, motivasyonunuz düşebilir. Başkalarına göre değil, kendi başlangıç noktanıza göre ne kadar ilerleme kaydettiğinize odaklanın. Vaktinizi başkalarıyla kıyaslamak için değil, kendinizi güçlendirmek için kullanın.

4-) Ruminasyon yapmayın: Yaşam olaylarını (sınav sonucunu, kötü notunuzu ya da sunumuzu) tekrar tekrar düşünmeyin. Olayları pasif şekilde düşünmek, geleceğinizi hem psiko-sosyal hem de fizyolojik açıdan olumsuz etkiler. Özellikle de aile içinde tekrar tekrar aynı konuların konuşulması yani aile içinde ruminasyon yapılması kaygı arttırır.

5-) Amacınızı güncelleyin: Hasar tespiti yaptıktan sonra önceki amacınıza yakınlığınızı ya da uzaklığınızı tekrar değerlendirin. Gerekirse gerçekçi şekilde amacınızı güncelleyin.

6-) Yeni çözümler bulun: Engellerle mücadele etmek için olaylara yeni bakış açısı kazanmaya odaklanın. Aynı yoldan giderseniz, aynı yere çıkarsınız. Eğer farklı bir yere varmak istiyorsanız, yeni yollar deneyin. Gerekirse yakın çevrenizden ve uzmanlardan (öğretmenler, psikolojik danışmanlar vb.) destek alın.

7-) Hedefe geri dönün: Bazı aksilikler yüzünden ya da kendi sınırlılıklarınız nedeniyle hedefinizden şaşmış hissedebilirsiniz. Hedefe giden ana yoldan sapıp bir ara yolda kaybolmuş gibi hissediyorsanız, sakın boşa oyalanmayın. Hedefinizi hatırlayın ve tekrar ana yola dönün.

8-) Hedefte kal: Yıldığınız, yorulduğunuz hatta umutsuzluğa kapıldığınız anlarda, neden o yolu tercih ettiğinizi ve hedefinizin ne olduğunu hatırlayın.

Hedefe sadık kalmak başarının en önemli tılsımı ve ipi göğüsleyenler en iyi çıkışı yapanlar değil, her şeye rağmen koşuya devam edenler. İnadına başarın!

Yazının devamı...

‘En iyi’ okulu nasıl seçersiniz

Peki çocuğunuza uygun okulu nasıl seçebilirsiniz? İşte size küçük tüyolar:

İYİ OKUL YOK, ÇOCUĞA UYGUN OKUL VAR: İyi okul diye bir şey yok. Marka değeri yüksek, çok bilinen ve köklü bir okul sizin ve çocuğunuzun beklentilerini karşılamayabilir. Çocuğunuz kurallara uyma konusunda sıkıntı yaşıyorsa disiplinli bir okulda başarılı olamaz. İçine kapanık bir çocuk, aktivitesi bol bir okulda mutlu da olabilir, tam tersi bir etki de yaratabilir. Onun için seçeceğiniz okulun sizin eğitim anlayışınıza uygun olup olmadığına iyice bakın. Yazılı olmasa da her okulun farklı standartları ve konumlandığı yer var.

OKUL ÖNCESİ AKADEMİK BEKLENTİ YERİNE BECERİYİ GELİŞTİRMEYE BAKIN: Ne olur okul öncesi seçerken akademik beklentiye girmeyin. Çocuğunuzun kişisel gelişimine nasıl katkı sağlayacağını araştırın. Birkaç dil öğretip, matematik ve fizik dersi vermesiyle övünen kurumlardan uzak durun. Unutmayın, öğrenmeyi sevdiren, eğitimden zevk almasını sağlayan okullar çocuğun hem mutluluğu hem başarısı için çok önemli. 

GÜVENLİK ANLAYIŞINI ARAŞTIRIN: Okulların günümüzde en önemli alanlarından biri de güvenlik. Okulun güvenlik görevlileri ve kamera sisteminin olup olmadığını inceleyin.

MEZUNLARLA KONUŞUN: Okul arayışında öncelikle mezunlarla konuşun, akademik başarısının dışında diğer unsurlara da bakın ve son olarak seçtiğiniz okulları önce siz gezin. Sonra çocuğunuzu gezdirin.

OTEL DEĞİL, OKUL ARADIĞINIZI UNUTMAYIN: Beş yıldızlı otel gibi havuzu, şahane tenis kortu, buz pateni, büyük basket sahasının olması iyi ama tek başına yeterli değil. Bunların nasıl kullanıldığını, gerçekten öğrencilerinin yararlanıp yararlanmadığını iyi araştırın.

OKUL ÜCRETİ: Öğrenim ücreti dışında size çıkarılacak kitap, yemek, kırtasiye, servis ücretlerini yazılı olarak alın. Sosyal aktivitelerden ayrı bir para istenip istemediğini mutlaka sorun.

EN ÖNEMLİ UNSUR ÖĞRETMEN: Binası, aktivitesi, fiyatı ne olursa olsun, bir okulu okul yapan en önemli unsur, öğretmen. Cicili bicili koridorları, devasa spor salonlarından daha önemli olan, çalışan öğretmenlerin tecrübesi, yeteneği, yaklaşımı. Eğitimdeki başarı öğretmenin deneyimiyle doğru orantılı. Öğretmeni sorgulayın, o iyi ise diğer yönleri de şahanedir...

 

Yazının devamı...