GeriSeyahat Paris’te yeni lezzet dalgası
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Paris’te yeni lezzet dalgası

Paris’te yeni lezzet dalgası

Paris’te son yıllarda kapısında en uzun sıra olan, hakkında en çok konuşulan restoranlar onlar. Onlar bistro ve gastronomi kelimelerinin birleşiminden oluşan ‘bistronomi’ akımının öncüleri. Fransız mutfağının enternasyonal lezzetle karışımını sunan bistronomilerde üstelik fiyatlar bilinen pahalı Fransız restoranlarının aksine daha uygun.

Birçoğuna haftalar önceden rezervasyon gerekiyor. Yurtdışı tecrübelerinden sonra kendi ülkelerine dönmüş ya da kendilerini Paris’te kanıtlamak isteyen yabancı şefler bistronomilerde en kaliteli malzemelerle samimi yemekler hazırlıyorlar. Paris’e her gittiğimde mutlaka bir-ikisini deniyorum. İçlerinden en güzel birkaçı sizin için aşağıda.

 

1- FRENCHIE: REZERVASYONU EN ZOR OLANI

 

Paris’te yeni lezzet dalgası

 

Belki de içlerinden en zor rezervasyon yapılabileni. Son yıllarda ünlü şefi Greg Marchand ile 2. Bölge Sentier’de yer alan restoran bir şehir efsanesine dönmüş durumda. Rezervasyonları aylık yapıyorlar ve dolduğunda telefonları açmıyorlar. 20 kişilik ana restoranın hemen karşısında Frenchie Wine Bar’a erken giderseniz rezervasyonsuz yer bulabiliyorsunuz. Restoranın mönüsü mevsime göre sık sık değişiyor. İspanyol veya Fransız şarapları eşliğinde bar taburelerinde oturup yemek sanki daha keyifli... Tatlı ile birlikte 8 küçük tabak denedik. Brioche ekmeği arasında ıstakozdan, kuzu etli feta peynirli papardelle makarnaya, incir ve hurmalı burrata peynirinden orman meyveli ve karamelli çikolata suflesine kadar her tabağın lezzetine diyecek yok. Bütün bunlara birer kadeh şarapla birlikte kişi başı 45 Euro ödedik.  

 

 

2- SEPTIME: DEKOR, ÇİFTLİK, MÜZİK, JIMI HENDRIX

 

Paris’te yeni lezzet dalgası

 

Paris’te yemek yenmesi gereken yerler listelerinden son birkaç yıldır çıkmayan ikinci restoran ise Septime. Ancak ne var ki burada da rezervasyonlar hızla doluyor. Paris’in up-coming bölgesi Bastille’de bulunuyor. Şef Bertrand Grebaut, rustik çiftlik evi dekoru ve fonda Jimmy Hendrix müzikleri eşliğinde dükkânında basit günlük menüler hazırlıyor. Küçük gruplar için ideal. 3 başlangıç, 3 ana yemek ve 2 tatlıdan oluşan tadım mönüsünü içki hariç kişi başı 55 Euro ödeyerek deneyebilirsiniz.

 

 

3- LE BISTROT PAUL AU BERT: YENİLİKÇİLERİN ÖNDE GİDENİ

 

Paris’te yeni lezzet dalgası

 

Diğerlerinden daha klasik Fransız menüsüyle, rahat canlı ve kalabalık salonuyla yenilikçi bistroların en iyilerinden.  İsmini bulunduğu sokaktan alan restoranın kardeşi Le 6 Paul au Bert sokağın diğer ucunda yer alıyor. Şehrin en lezzetlisi olduğu iddia edilen biberli, konyak kremalı antrikotunu yanında sote sebze ve kızarmış patatesle istedik. İki kişi bir grande marnier sufle paylaşıp birer kadeh şarap ile kişi başı 50 Euro ödedik.

 

 

 

4- LES COCCOTTES: KISITLI MENÜ, EFSANE LEZZET

 

Paris’te yeni lezzet dalgası

 

Bir menüde güveçte ne varsa onu ısmarlamayı bu restoranda öğrendim. Coccette Fransızca bu anlama geliyor. Eyfel Kulesi yakınlarında birçok başka restoranın bulunduğu Saint-Dominique caddesinde yer alıyor. Hemen yanında yine Şef Christian Constant’ın kendi adını taşıyan klasik restoranı akşam yemeği için ideal. Les Cocottes ise modern upuzun barı, kısıtlı ama çok lezzetli menüsü ile öğlenleri dolup taşıyor. Mevsimine göre değişiklik gösterse de demir döküm güveç içindeki yemekler hep favori. Parmesanlı risotto ile kızarmış kalamar, patates püreli güvercingöğsü, sote hindiba ile karabiberli kuzu, ne beğenirseniz isteyin, pişman olmayacaksınız. Öncesinde sezar salatası ve tatlı olarak da Christian Constant’ın muhteşem çikolatalı tartı. Her seferinde tıka basa yedik, 50’şer Euro ödedik. İsterseniz 28 Euro’ya 3 tabaktan oluşan fiks menüleri de var.

 

False