Hatice Şendil: Beni en çok kendini anlatmaya çalışmak yordu

Güncelleme Tarihi:

Hatice Şendil: Beni en çok kendini anlatmaya çalışmak yordu
Oluşturulma Tarihi: Ekim 22, 2022 07:00

Hem yetenekli bir oyuncu, hem eş, hem anne... Tabii bunlar arasında denge sağlamak sanıldığı kadar kolay değil: “İşte bu alan kendimi parça parça ettiğim yer... Görülen bu sakinliğim uzun bir uğraşın sonucu.” Hatice Şendil’le buluşuyoruz, içinden geçtiği dönemi ‘çabasız, sakin ve akışta’ olarak tanımlıyor. Konu Burak Sağyaşar’la evliliğinden anneliğine ve hayatına uzanıyor, “Hakkımda bilinen en büyük yanlış, mesafeli ve cool bir havam olduğu” diyor.

Haberin Devamı

Hatice Şendil’le seti olmadığı bir gün buluşuyoruz. Stüdyoya yüzünde hafif bir makyajla geliyor, cildi doğuştan filtreli gibi. Eski Türkiye güzeli, fiziğine de diyecek yok. Onun duvarlarını yıkmak için biraz sizi tanıması gerekiyor. Size güvendiği zaman neşesi de eksik olmuyor,
“O huzuru alamadığım insanlarla iletişim kuramıyorum maalesef” diyor. Hatice Şendil’le başlıyoruz sohbete...

* Seni hiç tanımayan birine, seni en iyi anlatan üç kelime ne olurdu?

Aslan burcuyum. Yükselenim Boğa. İkizler etkisinde. Daha ne söyleyebilirim, bilmiyorum (gülüyor).

* Nasıl bir şey bu? Kafam karıştı...

Yarı içe, yarı dışadönük, biraz komik diyelim.

Hatice Şendil: Beni en çok kendini anlatmaya çalışmak yordu

Haberin Devamı

* Oysa dışarıdan daha cool, mesafeli bir havan var... Özünde nasılsın?

Hakkımda bilinen en büyük yanlış, mesafeli ve cool bir havam olduğu (gülüyor)... Hakan, kalabalığa karışma fikri bile kalbimi sıkıştırıyor. İnanamazsın. Ben zaten bu halimi anlayıp benimle iletişime geçebilen insanlarla sosyalleşebiliyorum. Hep tanıdık bir yüz arıyorum her yerde. Sette beni anlayan insanlar bir süre sonra bana itiraf ediyor. Karavanımın penceresini bile açmıyormuşum, farkında bile değilim. Cool ve mesafeli olmaya çalışmak çok saçma. “Ya aslında öyle değilmişsin” gibi bir cümle var insanlarla benim aramda. Öyle değilmiş ne ya! Neyim ben (gülüyor). Sadece senin yanında ne kadar güvendeyim, ne kadar rahat hissedebilirim onu bilmiyorum. O huzuru alamadığım insanlarla iletişim kuramıyorum maalesef.

* Bir röportajında “Çılgın değilim ama cesurum” demişsin. Nedir en cesur hareketin?

Gelen soru “Çılgın mısın” şeklindeydi sanırım. Buradan bakınca cesaret daha cazip. Cesur olmak, akıllıca bir yöndür. Düşünmeden cesur olamaz insan. Açıkyürekli olmak ve hakikatten korkmamaktır. “Kendi kalbine bakmayanın yaşamı bulanıktır” diye bir söz var. Doğru tarafta durmak ve bunu savunmak en güzel cesaret bence.

* Kırmızı çizgilerin neler?

Adaletsizliğe sinirlenirim.

Haberin Devamı

* Hakkında şaşırtıcı ama gerçek olan bir şey söyler misin?

Güzel yemek yaparım Hakan. Nasıl? Tatlıya çok düşkünüm. Çantamın içinde tatlı, çikolata olur mutlaka. Instagram’da yemek videoları dikkatimi çeker; onları izler, yemiş kadar olurum.

Yaş almak korkutucu

* 39 yaşındasın. 40’a 1 kala hayatın nasıl bir dönemindesin?

Çabasız, sakin ve akışta... Beni en çok kendini anlatmaya çalışmak yordu sanırım. Sonra şu durumu fark ettim; “Algı yaratmak”... Kendin ve yaşadığın hayatla ilgili sanki herkesin bir fikri olması gerekiyor. Sana dair yaratılan algılar aslında seni hiç anlatmıyor. Oysa ben kendimden bahsedilmesini bile sevmem. Sanırım 40’a 1 kala kendini daha çok sevmeye başlıyor insan; kabullenmiş ve özgür.

Haberin Devamı

Hatice Şendil: Beni en çok kendini anlatmaya çalışmak yordu

* Yaş almak korkutuyor mu seni?

Bence korkutucu. Çok şey yaşamış ve yapmış, tecrübe kazanmış olmakla ‘daha yapacak çok şey var, gidilip görülecek yeni yerler, tanışılacak insanlar, yeni kazanımlar ve de bugüne kadar aslında istediğim hiçbir şeyi yapmadım’ gelgitleri arasında sıkışmaktır yaşlanmak. Fiziksel yaşlanma da korkutucu aslında. Ama bendeki değişimin çok farkındayım. Yavaş yavaş oluşan çizgilerimin, bakışlarımdaki değişimin farkındayım. Bana getirdiği bu olgunluğu seviyorum.

Hayatının merkezine iyi insan olmayı koymuş biriyim

* Diziniz ‘İyilik’te hikâyeniz aldatmak üzerine.. Sence neden son dönemde bu tarz temalar bu kadar ön planda?

Haberin Devamı

Her dönem kadın-erkek ilişkisinin işlendiği yapılar seyircide karşılık buldu. Özellikle güçlü kadının aldatılması insanların daha fazla ilgisini çekti.

* Sen nasıl bakıyorsun aldatmaya?

Ahlaklı ve dürüst bulmuyorum elbette. Canlandırdığım karakterle empati kuran ve bana temas eden kadınlardan duyduğum yaşanmışlıklar hep uğradıkları psikolojik mağduriyetle ilgiliydi. İlişkilerdeki en büyük sorunlardan biri “Ayrılmak istiyorum” deme dürüstlüğünü gösteremeyen insanların aldatmaya sığınması ve faturayı eşlerine kesmesi. Buna ‘gaslighting’ deniliyor, aldatan kişinin aldattığı eşine uyguladığı psikolojik şiddet.

* Kıskanmakla ilgili ne söylersin?

Bir oyuncu olarak bu duygunun ne demek olduğunu biliyorum. İnsan kendini karşısındakinden ne kadar aşağıda hissederse o kadar bu duyguya kapılıyor.

Haberin Devamı

* Dizinizin adından yola çıkıp sorayım, senin için iyilik nedir?

İyilik, sağlıklı bir irade gösterme, kendi için ve başkaları için kötü olacak hiçbir şey yapamama hali bence. Çocukluğundan itibaren edindiği psikolojik kazanımlarla ruhu ve aklı sağlıklı insan gerçekten ‘iyi’ olabilir ve ‘iyilik’ yapar.

* İnsan hangi noktada kötü olur?

Temel güven ve değerlilik duygusu olmayan bir bireyin kötülük tarafından cezbedilmesi daha kolay. Hele ki kaybedecek bir şeyi yoksa, kötülük her an kapısını çalabilir.

* Peki, sen ne kadar iyilik ne kadar kötülükten oluşuyorsun?

Hayatının merkezine iyi insan olmayı koymuş ve bunun için efor sarf eden biriyim. Hayatın derslerini de her zaman alan ve bu derslerle olgunlaşan bir ruha sahibim. Günümüzde iyiliğin kendimizi şifalandırmak için yapıldığını gözlemliyorum. Bencilce ve kibirli bir şekilde yapılan bir iyiliğin de başka birine kötülük olduğunu düşünüyorum.

* Hikâyenizde artık intikam var. İntikam duygusuyla aran nasıldır?

Bütün bu duyguların insana dair olduğunun farkındayım. Ancak insanın başkasını cezalandırma isteğinin, günün sonunda kendini cezalandırmak olduğunu gözlemliyorum.

Hatice Şendil: Beni en çok kendini anlatmaya çalışmak yordu

Anne olmak çok şifalı bir duygu

* Oğlun Can 5 yaşında. Onun varlığı hayatını nasıl değiştirdi?

Can sadece hayatımı değil, beni de çok değiştirdi. Can’ın varlığı bana bir armağan ve annesi olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum. Oğluma çok hayran bir anneyim. Ama aynı zamanda ona annelik yapmam gerektiğinin de farkındayım. Anne olmak çok şifalı bir duygu. İnsan çocuğunu büyütürken kendi çocukluğuna bir şans daha tanıyor.

* Çocuk konusunda evde Burak’la aranızda nasıl bir dağılım var?

Bir dağılım yok aslında. İkimiz de ortak sorumluluk duygusundayız. Tabii ki gündelik refleksler ve yoğunluklar etkiliyor bu durumu. Planlarımızı Can’a göre oluşturmaya çalışıyoruz. Birbirimize nasıl davranmamız gerektiği konusunda eleştiride bulunmamaya çalışıyoruz. Fikir ayrılığımızın olduğu durumlar olsa bile bunu Can’ın yanında konuşmuyoruz. Yansıtma yapmamaya özen gösteriyoruz. Çocuğuma yapmaması konusunda uyarıda bulunduğum davranışları kendim de yapmamaya özen gösteriyorum. Özellikle bu konu çok önemli.

* Sence nasıl bir annesin?

Ben de deneyimledikçe anlıyorum. Nasıl bir anne olmalıyım? Çocuğum için doğru olan ne? Bu konuda onun ihtiyaçlarına göre davranmaya karar verdim. Can’ın yetenekleri ve gelişimi benim nasıl bir anne olmam gerektiğinden daha öncelikli.

Güneşten açılmış saçlarım, güneş lekelerim...

* Antalya’da büyümüşsün. O yıllara dair ilk hatırladığın görüntü ne?

Ben İstanbul doğumluyum aslında. Babamın ailesi Selanik’ten Antalya’ya taşınmış. Ben ve kardeşlerimin mizaçları ve karakterimiz Akdeniz insanına özgü. Çocukluğumun en güzel görüntüleri de güneşten açılmış saçlarım, güneş lekelerim ve içinden çıkmak
hiç istemediğimiz bir deniz.

* Küçük bir yerde büyümek hayatını nasıl etkiledi?

Küçük bir yerde yaşadığım hissine hiç kapılmadım. Bir insanın çocukluğu için ailenin ne kadar büyük olduğunun önemi daha büyük bence.

* 2001’de güzellik yarışmasında üçüncü oluyorsun. Ardından oyunculuk kariyerin başlıyor. Bunun hayatının mesleği olacağına hangi anda, nasıl karar verdin?

Bence oyunculuk öyle bir meslek ki, onu yapıp yapamayacağınızı ilk günden bilirsiniz. Yetenekleriniz bunu size söyler. En derinden hisseder ve peşinden gidersiniz.

* Sen ilk günden biliyor muydun?

Şimdiden geçmişime baktığımda ‘Evet, biliyormuşum’ diyorum. Çünkü çocukluğumdan beri psikolojiye olan merakım, insanların önce kendileriyle, ardından diğer insanlarla olan ilişki kurma becerileri ve çatışmaları hep öncelikli odaklarımdan oldu. Ve bu özellik de gelişerek
beni bugünkü oyuncuya dönüştürdü.

* Şu an oyunculuk sana ne ifade ediyor?

Oyunculukta kendini keşfetme süreciyle bir kırılma başlıyor. Sadece bende değil, tüm oyuncularda böyledir elbet. Bendeki büyük değişim, hatta dönüşüm de yeni hikâyeler ve karakterler tanımakla, o karakterlerin ruhunu kendi ruhunda gezintiye çıkarmakla başladı diyebilirim. Oyunculuk ‘başkasının gözünden dünyaya bakmak’ gibi değerlendirilse de başkasının gözünden dünyaya bakabilmenin tam anlamıyla mümkün olmadığını bilen oyunculardanım aslında. Yıllar ilerledikçe bu keyifli ve derin yolculukta kendi ruhumun kapılarını yeni gelene açarak yaşadığım sentezden mutlu oluyorum. Tıpkı hayatın her alanında farkındalığını yüksek tutmaya çalışan bir insan olduğum gibi, oyunculukta da ‘an’da kalmayı önemsiyorum. Geniş kitlelere ulaştığı ve yer edindiği düşünüldüğünde her insanın algısında bir sorumluluğu vardır oyuncunun. Çağımızdaki insan olma halinin zaman zaman çığırından çıktığı gerçeği, bu mesleğin işlevinin çok daha önemli olduğunu bize gösteriyor.

Hatice Şendil: Beni en çok kendini anlatmaya çalışmak yordu

Evlilik bize hiç korkutucu gelmedi

* Hem anne, hem eş hem de başarılı olma dengesini sağlamak zor mu?

İşte bu alan kendimi parça parça ettiğim yer. Ben tamamen zihindeyim diyebilirim. Obsesif yönüm, mükemmeliyetçi bakış açımla buluşunca çatışma kaçınılmaz oluyor. Çok zor benim için. Dışarıdan bakıldığında görülen bu sakinliğim uzun bir uğraşın sonucu aslında. Ama hayattaki her şeyi büyük bir tutku ve sorumluluk bilinciyle yaparım. Sahip olduğum tüm unvanları da severek, sahiplenerek taşırım. Hayatın bir dengesi olduğuna ve ‘niyetin’ önemine inanarak yola devam ediyorum.

* Burak Sağyaşar’la yedi yıldır evlisiniz. Evlilik nasıl gidiyor?

Aynı hayatı yaşamayı seçmiş ve bu seçimle de mutluluğu yakalamış iki insanız. Evlilik bize hiçbir dönemde uzak veya korkutucu gelmedi. Şu an güzel bir dönemdeyiz. Hayata baktığımız pencere, hayatı algılama biçimimiz aynı. Duygularımızın kontrolü ve hissettiklerimizin sorumluluğu kendimize ait. Kimde ve nerede ısrar etmesi gerektiğini bilen bir evlilik bizimki. Birbirinden vazgeçmeden ve özgür bırakan...

* Evliliğin, bir de çocuk sahibi olmanın aşka etkisi ne?

Benim için bir birey yetiştirmenin sorumluluğu büyük. Çocuk sahibi olmak ebeveyn olma hali... Bizim için anlamı büyük. Bu soruya genel bir cevap veremem, herkesin hikâyesi farklı. Ama benim için bir çeşit hayatını adamak diyebilirim. Kendimi bu konuda çok şanslı hissediyorum. Yalnız, sadece bir anne değilim. Aynı zamanda hâlâ sevgiliyim de. Hayatta bazı değerleri elimizde tutmak için çaba gerekir bazen. Nasıl duygular içinde olduğumuzun bilincinde olarak onları sağlıklı bir şekilde yönetmek bizim elimizde. Aşk ve çocuk sahibi olmak; yaşam enerjimizi arttıran, karşılıklı toleransı ve empatiyi olumlu etkileyen bir duygu. Sadece bu konuda değil, her konuda yaşamın bize getirdiği derinliği nasıl içselleştirdiğimiz bizim elimizde.

* Aşk yıllar içinde nasıl değişiyor? Nasıl evriliyor?

Evrildiğinden çok emin değilim (gülüyor). Kavramlar aynı kalıyor galiba. Biz değişiyoruz. Doğduğumuz andan itibaren gelişim bize ait. Aşkı ilk hissettiğin ya da âşık olduğun yerdesin her zaman. Onu hatırlıyorsun. Zamanın ya da yaşadıklarının seni dönüştürdüğü yerden bakıyorsun o ana. Bu değişim sana ait oluyor.

* Eşin ülkenin en önemli yapımcılarından... Evde hayat sanat odaklı mı geçiyor? Senaryolar, oyuncular, reytingler...

Bilmiyorum aslında, bunun çok altını çizmiyoruz. Benzer meslekleri yapan çiftler için bu durum normalleşiyor. Benim evli doktor arkadaşlarım var, birbirleriyle sürekli evde ameliyatları ya da tıbbın nasıl geliştiğini konuşmuyorlar. Mesleki prensiplerden bahsettiğimizde “Lütfen evimize işimizi taşımayalım” gibi bir derdimiz de yok.

* Eşinin yapım şirketiyle çalışır mısın? Yoksa işle ilişki ayrı gibi kurallarınız var mı?

Ben bir oyuncuyum. İşime çok saygı duyuyor ve seviyorum. Hayatımın sonuna kadar da bu değişmeyecek. Bu soru bana sorulunca ne demem gerektiğini bilmiyor, bulamıyor ve kendimi düşünürken buluyorum Hakan. Sanırım herkes için bir soru bu. Sektörün ‘dengeleri’ içinde.
Ama benim için önemli değil. Ben sadece işimi yapmak isteyen bir oyuncuyum diyebilirim..

Bencil insanlardan uzak dururum

Her gün yeni bilgi edinmeye çalışırım. Keşfetmeye olan ilgim, beni yeni yerler görmek ve küçük şeyleri gözlemlemek için harekete geçirir. Sağlıklı olmaya özen gösteririm. Geçmişte yaşananları değiştiremeyiz, bu yüzden ona saplanıp kalmamaya çalışırım. Diğer yandan gelecek; şimdiki eylemlerimizin yansımasıdır. Bir başkasının hayatına bilerek ya da bilmeyerek etki etmekten çekinirim. Bir başkasının ‘karma’sına dahil olmak istemem düşüncelerimle. Her gün yeni bir gündür. Bunun farkında olup daha fazla gülümsemeye çalışırım. Hayatı ertelemekten vazgeçip günü daha çok uyanık, daha az uykuda geçiririm. Toksik her türlü ilişkiden kaçınır, bencil insanlardan uzak dururum.

Senarist değilim, hâşa ama yoğun bir yazma sürecindeyim

Hayatta ne yaparsak yapalım çokyönlü olmaya inanırım. Bir oyuncu olarak da her alanda kendimi geliştirmeye özen gösteriyorum. Yazmak da benim için oynamak gibi bir heyecana dönüşüyor zamanla. Yeni insanlar, yeni şehirler ve yeni hikâyeler tanımanın başka bir yolu. Yazmanın benim için karşılığı aslında, cesaret. Bir şeyden korkmama rağmen onu yapma gücü, yazmak fikri de işte tam böyle beni büyülüyor, karşı koyamıyorum. İçimde her gün gelişen, kendini yeniden yaratan, heyecanlı karakterlerim ve hikâyelerim var. Ama bir taraftan da mükemmeli-
yetçi yanım asla peşimi bırakmıyor. Tam anlamıyla bir ‘olmuşluk’ hali yaşamama izin vermiyor. Bu aralar yoğun bir yazma sürecindeyim. Senarist değilim, hâşa ama yazmak bana özgür ve dingin bir alan açıyor. İçimde yarattığım karakterlerle yola çıkmaya hazırlanan bir yolcuyum ben de.

 

 

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!