GeriHürriyet Cumartesi Güler yüzlü gastronomi yazarları çok ciddiye alınmıyor
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Güler yüzlü gastronomi yazarları çok ciddiye alınmıyor

Güler yüzlü gastronomi yazarları çok ciddiye alınmıyor
Abone Olgoogle-news

Son dönemin en gözde işlerinden biri yemekle ilgilenmek. Ama sanıldığı gibi hayat onlara mı güzel? Sofralarında bir kuşsütü mü eksik? Kısa süre önce ‘Bir Bilen Bir Pişiren’ isimli yeni programına başlayan Hürriyet Ekler yazarı Ebru Erke’yle merak edilenleri konuştuk: “İşini seviyorsan hayat her daim güzel. Ama bu işi yapıyorsan sağlığını ve vücudunu kontrol etmenin imkânı yok.”

Üniversiteyi kazanıp anneannesinin yanına gitmesiyle yemek serüveni başladı. Su ve çay someliyesi (tadım uzmanı) oldu. Sürekli koşturuyor... İş seyahatinden döneceği için ancak gece 22.00 için sözleşip konuşabildik. Yemekten bahsederken gözleri parlayan Ebru Erke, “İyi bir köfte, yanında pilav, salata... Benim için bundan daha büyük ziyafet olamaz” diyor. Ölmeden önce mutlaka Alaska’ya gidip vahşi Sockeye somonu yemenizi öneriyor. Birlikte gastronomi dünyasına daldık...

Belgeseller çekiyor, kitap-köşe yazıyor, televizyon programı yapıyorsunuz. Siz işinizi tam olarak nasıl tanımlıyorsunuz?

Gastronomi yazarıyım.

Sürekli yemekle haşır neşir biri olarak sofranızdan kuşsütü bile eksik olmaz mı?

Hiç öyle değil. Aksine bizim evde hep basit şeyler pişer. Mesela iyi bir kuru fasulyeyi hakkıyla pişirmeyi çok seviyorum. Köfte çok ince bir lezzet. Herkesin annesinin köftesi farklı tattadır. İyi bir köfte, yanında pilav, salata... Benim için bundan daha büyük ziyafet olamaz.

Bu işten zengin olunmaz

Sizin mesleğinizi yapanlar için “Yiyor, içiyor, geziyor, üstüne bir de para kazanıyor” diye düşünüyorlar. Gerçekten hayat size mi güzel?

İşini seviyorsan hayat her daim güzel. Ama bu işi yapıyorsan sağlığını ve vücudunu kontrol etmenin imkânı yok.

Neden?

Bir yere yemek için gittiğinde çok keyif alabilirsin. Ama iş için yaptığında her şey değişiyor. Mesela benim sindirim sistemim çöktü. Yanımda hep mide koruyucu ilaçlarla gezerim. Sebep çok yiyip içmek değil. Bir şey tatmaya gittiğiniz zaman çok farklı tabaklarda ve çok miktarda tadıyoruz... 

Gastronomi yazarları hesap ödemez mi?

Öyle bir şey yok. Bedava yiyorsan eleştiremezsin ki!

Bu işten zengin olunur mu?

Hayır. “Para kazanılır mı?” dersen televizyon işin içine girerse biraz... Kitapla yan kazançların oluyor. Sektöre girince bilginle para kazanmayı öğreniyorsun.

Gastronomi yazarları arasında rekabet var mı?

Hayır, aynı ortamlarda bulunduğumuz için hepimiz çok yakın arkadaşız diyelim (gülüyor)!

Siz bir restorana girdiğinizde insanlar titriyor mu?

Vedat (Milor) Bey’e oluyordur büyük ihtimalle, onu çok daha iyi tanıyorlar. Beni yumuşak gördükleri için başta çok ciddiye almıyorlar.

34 beden giyen yemek yazarını inandırıcı bulmam

Yemeğe olan ilgi çok arttı. Bu meslekte de güzellik önemli mi?

Tam tersi, güzel ve güler yüzlü gastronomi yazarları çok ciddiye alınmıyor. Restoran sahipleri ve şefler erkekleri ciddiye alıyor.

Neden?

Sizi güler yüzlü görünce “Bu nereden anlayacak?” gibi bakıyorlar. Bir-iki iyi yorum yapınca ciddiye alıyorlar ancak. Ama oturaklı erkekler daha ciddi bulunuyor.

Bu kadar yemekle ilgilenmek kilo sorunu yaşatıyor mu?

34 beden giyen bir yemek yazarını inandırıcı bulmam. Çünkü yemeğin içindeyiz. Bak bana, 40-42 beden arası gidip geliyorum.

Sadece erkeğin değil, kadının kalbine giden yol da mideden geçer

Yemekle aşk arasında bağ var mı?

Evet.

O zaman “Erkeğin kalbine giden yol mideden geçer” sözü doğru...

Sadece erkeğin değil, kadının kalbine giden yol da mideden geçer. Özellikle Türk erkekleri karşılarındaki kadın ne kadar beyaz yakalı olursa olsun, ne iş yaparsa yapsın, haftada bir bile olsa kadını mutfakta görmekten hoşlanıyor. 

İyi yemek yapan biri karşısındakini tavlar mı?

Şansı artar.  

Birini tavlamak için yemek bilginizi kullandığınız oluyor mu?

İnanır mısın hiç olmadı. İşimi özel hayatıma karıştırmıyorum.

Evdeki mutfakla profesyonel mutfak arasında çok fark var

Şeflerle söyleşiler ve programlar yapıyorsunuz. Şefler arasında nasıl bir nesil farkı var?

Her alanda yeni kuşak çok heyecanlı, aceleci. Mutfakta işin basit kısmından başlarsınız. Ama bundan sıkılıyorlar. Sabretmeyi öğrenmeleri lazım. 

Yemeğin şovla sunulma modasına ne diyorsunuz?

Neredeyse tatlının içine bile cheddar peyniri akıtılıyor. Aşırı gereksiz şovlar beni üzüyor. Şovun ilgi çekmek için gereksizce kullanılmasına karşıyım. Bizler ustalıkta ve mutfak düzeninde mütevazılığın ne kadar önemli olduğunu söylerken bir bakıyoruz mutfağımız ters yöne gidiyor.

Kadınlar mutfakta daha iyi. Ama neden şeflerin çoğunluğu erkek?

Mutfakta çok maskülen bir dünya var. Evdeki mutfakla profesyonel mutfak çok ayrı.

Nedir farklar?

Orada cinsiyet yok. Şef kızıp küfrettiği zaman karşısındakini görmüyor. Kadınlar da biraz daha duygusal. Ama artık birçok kadın şefimiz var ve bu durum değişiyor.

Yemek programları yemek kültürünü nasıl etkiliyor?

Merak uyandırıyor. Ama ben bir şey öğreten yemek programlarını seviyorum.

Sizin de ‘Bir Bilen Bir Pişiren’ isimli programınız başladı. Nedir formatı?

Türev Uludağ ile birlikte hazırlıyoruz. Dünyayı dolaşarak yapacaktık ama pandemi sebebiyle yurtiçinde başladık. Pazarları 9.45’te TV8’de...  Programın ilk bölümünde bir yerlere gidip yemek tadıyor, malzeme topluyor, şeflerle sohbet ediyoruz. Sonra İstanbul’a dönüyoruz. Türev mutfağa giriyor, seyahatimizden esinlendikleriyle bir tabak hazırlıyor. Ben de ünlü konuğumuzla sohbet ediyorum. Ayrıca Digiturk için çay ve baharat belgesellerinin ardından şimdi peynir belgeseli çekiyorum. Sırada kahve ve kakao var...

Güler yüzlü gastronomi yazarları çok ciddiye alınmıyor
Ebru Erke ‘Bir Bilen Bir Pişiren’ programındaki partneri Türev Uludağ’la.

DÜNYANIN EN İYİ ÇAYI SENDE DE OLSA KÖTÜ SU KULLANIYORSAN HİÇBİR İŞE YARAMAZ

Damak geliştirilebilir mi?

Damak iyiyi referans alır. Zamanla iyiyi ve kötüyü ayırt eder.

Neden su ve çay alanında someliye (tadım uzmanı) oldunuz?

Farklı bir şey yapmak istedim. Çayla ilgili bir eksiklik olduğunu hissettim. En iyi çay öğretmenlerinden birinin Hindistan’ın kuzeydoğusundaki Assam bölgesinde yaşadığını öğrendim. Oraya gittim. Bir ay yanında yaşadım. Sonra ABD’deki Çay Sömeliyeleri Birliği’nden çevrimiçi eğitimle sertifikamı aldım.

Güler yüzlü gastronomi yazarları çok ciddiye alınmıyor
Ebru Erke, Tayvan’da çay hasadında...

Suya merakınız nasıl başladı?

Çayla birlikte... Öğretmenimin bana ilk söylediği şeylerden biri: “Evinde dünyanın en iyi çayı da olsa kötü bir su kullanıyorsan hiçbir işe yaramaz.” Bu cümle ufkumu açtı. 

En iyi su nerede?

Almanya bu konuda iyi. Orada sadece sıvı marketleri var. Herkese iyi bir kaynak suyu öneririm. Çünkü her kaynağın farklı bir mineral oranı var. İnsanlar bana marka soruyor... Markadan önce mahallenizdeki sucuyla arkadaş olun. Güneşin altında mı tutuyor, merdiven altı mı dolum yapıyor, kontrol edip karar verin.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle