« Hürriyet.com.tr

Zadar’dan Split’e yatla Adriyatik

Adriyatik sahilleri giderek daha fazla ilgi çekiyor, Hırvatistan’ın turizmde yüzünü güldüren gelişmelere öncülük ediyor. Yüzde 90’ına el değmemiş 1150 adası, sadece kuşların duyulduğu dalgasız sahilleriyle doğasever gezginlere sonsuz fırsatlar sunuyor.

Şükrü KÜÇÜKŞAHİN
X

ZAGREB’DE HER GÜN OSMANLI ZAFERİNİ HATIRLATIYORLAR

İlk durağımız Zagreb bizi sürprizle karşıladı. Kafeleri ve tarihi binalarıyla ünlü Tkalciceva Caddesi’nde dondurma eşliğinde kahve yudumlarken yeri göğü inleten tek atım bir top sesi duyduk. Şaşırdık; yanımızdaki dostumuz bizi gülerek aydınlattı: “Bunu siz geldiniz diye yapmadılar! Demek ki saat 12.00. Halka her gün Osmanlı’ya karşı kazanılan zaferi hatırlatıyorlar. Unutma, çünkü kolay olmadı, diyorlar.”
Biz de güldük geçtik, keyfimizi bozmadık. Dondurmamızı tadıyorduk değil mi? Hırvatlar dondurmada çok iddialı; pek de haksız değiller. Ülkenin her yerinde tavsiye edilir kalitedeki dondurmanın top başı fiyatı 0.5 Avro düzeyinde.
Caddeye dönünce; öğlen saatlerinden itibaren canlılığını kazanmaya başlayan ana meydana da açılan cadde akşama doğru gençlerin akınına uğruyor. Çok renkli görüntülere sahne oluyor. Bir bira veya kahveyi 1 Euro’ya içebilirsiniz. Fiyatlar genel olarak makul, İstanbul’dan daha ucuz. Euro yerine Kuna kullanmak daha avantajlı. Bir Euro, 7.5 Kuna. Zagrep’te Cafe Jvica Marica’yı (No:70) görmeden geçmeyin. Dış kapısı ve kapı üstü mozaik süslemesi hoş.
Tabii ki Zagreb’de de güzel lokantalar var. Bakalar Macunu yenmeden şehirden çıkılmaz. Balık pastası diyebiliriz bu yemeğe. Dövülmüş balıketi, sarımsak ve mayonezle servis ediliyor. Ancak her lokantada olmayabilir, önceden sorup gitmeli. Bu yemeği rakı tadındaki rakiya ile birlikte tatmak mümkün.
Zagreb’i, ana meydanı, meydana yakın St Maria Katedrali, çok estetik binalar ve dükkanlarla dolu ara sokaklardaki irili ufaklı müze ziyaretleri ile geride bırakıp ertesi sabah Zadar’a uçtuk.

TABLO GİBİ ADALAR, SAVAŞ YORGUNU ŞEHİRLER, HÜZNÜ UNUTTURAN KRKA

Zadar’da evsahiplerimiz bizi karşılayıp doğrudan Biograd Marinası’na götürdü, teknemize bindik. Güneye, Split’e kadar ineceğiz. Kaptanımız İgor ilk hedefini açıkladı: 1.5 saat sonra Murter Adası’ndayız. Onlarca insansız adacık geçiyoruz. Yerleşime açık adaların tarihi yapıları hayranlık uyandıran güzellikte, yenileri ise yazlık site.
Yüzlerce boğazdan geçerek, geceleyeceğimiz Hramina Marinası’na demirledik. Meğer mozaik süslemeli tuvaletiyle ünlüymüş. Marinalarda tekne başına ortalama 40-70 Euro ödeniyor. Lüks, yoğun marinalar 100 Euro. Avrupa ortalamasının biraz üstü...

SKRADİN’DE KUĞULU KARŞILAMA

Ertesi sabah rotamız Sbenik bölgesi. Yani güneye doğru inmeye başladık. Adriyatik dendiğinde görülmeden geçilmeyecek mekanların başında geliyor. İlk durak Tribun Adası. Küçük bir köyü ve marinası var. Adriyatik’in en pahalı marinası. Sonra Vodlis Adası’na geçtik. Sırada Sbenik kanalı. Denizden içeri giriyoruz yani. Harika bir kanal yolculuğu, köprüler altından geçip Porklianskipo Gölü’ne çıkıyoruz. Yemyeşil ormanın ortasında, yemyeşil bir göl, yüzmeden geçilecek gibi değil. Mola sonrası Skradin köyüne varıyoruz. Bizi kuğular karşılıyor. Biz onların, kıyıdaki birileri bizim fotoğrafımızı çekiyor. Liman görevlisi beş dakika sonra kartpostal gibi fotoğrafı uzatarak “hoşgeldiniz” diyor. 2 Euro öderseniz, fotoğrafınızı 5 dakikada magnete dönüştürüyor.

SANKİ YAĞMUR ORMANI

Osmanlı’nın 150 yıl kaldığı, Torina Kalesi’ni yaptığı küçük köy, şarap ya da balık eşliğinde balık yemek için hiç fena değil. Bira 1 Euro, ortalama şaraplar 10-20 Euro arasında.
Köyün sokakları görmeye, fotoğraf çekmeye değecek güzellikte. Tek üzücü manzara, duvarlardaki kurşun izleri. İki metre genişliğindeki sokakta karşı komşularının düşmana dönüşmesi ne hüzünlü.
Ulusal Park’taki Krka Şelalesi bütün hüzünleri unutturacak kadar güzel. Köyden 4 kilometre uzaklıkta. Köyden saat başı kalkan botlar, 20 dakikada ulaştırıyor. Şelale, su ve kuş sesi, zengin çiçek-böceği ile doyumsuz. Hele bir de mayonuz, havlunuz yanınızdaysa, şelale altındaki küçük gölde yüzdüyseniz... Bu arada tepeye kadar çıkabileceğiniz patika ve asma köprülerden geçerken karşınıza iri kertenkeleler çıkarsa korkmayın. Çünkü onlar da sizden korkmuyor.

DUBROVNİK’İ KISKANDIRAN TROGİR
 
Trogir, tekneyle Skradin’den altı saat mesafede. Hemen kendimizi sokaklara vurduk. Kalesi, köprüleri, sokakları, binalarıyla Dubrovnik’le rahatlıkla rekabet edebilir. Yaklaşık iki bin yıllık zengin semtinde, Agustina Kazotica sokağının mermer kaldırımlarında yürümek dahi başlı başına bir keyif. Kentin sokakları pırıl pırıl, kafeleri çok hoş tasarımlı.

TARİHİN ORTASI SPİLİT

Üçüncü günümüzde iki saat yolculukla Hırvatistan’ın ikinci büyük kenti Split’e geldik. Tam anlamıyla tarih kokuyor. Roma döneminin, çok bölümü ayakta kalan tek imparator sarayı da burada. Sokaklar kapalı pazarlarla dolu. Arada kötü mimari örnekleri veren modern binalar görülse de sahil bandı ve ara sokaklar harika.
Split’te de balık yenecekse, marina çevresindeki salaş lokantaları öneririz. Biz Buffet Life’ı seçtik, fiyat yine makuldu. Sonra Split’i kuşbakışı görmek için botanik parkından yürüyüp Marian Tepesi’ne çıktık. Bu park Yugoslavya döneminde kurulmuş, levhalarına varana dek aynen korunmuş.

HEYYY, BÜYÜLENDİNİZ Mİ

Split’ten dönüşe geçtik. İlk durak kuzeybatıdaki Drvenik Adası. İki adacıkla çevrili adsız bir koyda mola verdik. Denizin bu kadar berrak, maviden açık yeşile renklerin cümbüş yaptığı kaç koy kaldı bilmiyorum; ama o sulara dalmadan oradan ayrılmayacağınıza adım gibi eminim.
Durun, durun daha gitmeyin; suyun üstünde de manzara harika. Martılar atacağınız yemi bekliyor; ki size dalışın, su üstü dansın her şaheserini gösterebilsinler. Heyyyy büyülendiniz mi, haydi silkinin ve elinizi deklanşörden ayırmayın!
İstemeye istemeye ayrıldık buradan, üç saat sonra Zirye Adası’ndaydık. Bu yolculukta sakın benim gibi kendinizi kamarada bilgisayara mahkum etmeyin; çünkü sıra yunusların dansında, kaçırmayın.
Stupica Koyu’nda geceleyip, sabah Kornati Ulusal Parkı’na geçiyoruz, yine onlarca adacık arasında yol alıp iki saat sonra Lavsa Koyu’na giriyoruz. Şanslıyız bir balıkçı teknesi önümüze çıkıyor, taze balığımızı alıp bir güzel öğlen ziyafeti çekiyoruz. Koy aynen havuz... Ağaçlar denize inmiş...

KÜÇÜK ADANIN ZÜMRÜT GÖLÜ
 
Üç saat sonra bir başka şirin köydeyiz. Sali’nin tepedeki ormana çıkan sokaklarında yürüyüp fotoğraf çekiyoruz. Bu yürüyüş akşam sahildeki restoranlarda balık ve şarapla taçlanıyor.
Tekrar denize açıldığımızda dostlarımız “Telassisa Adası’na gitmeden olmaz” diyor. Sadece bir kafe var adacıkta. Mir Koyu’nun arkasındaki tepeye çıkıyoruz. Aman tanrım o ne manzara! Denize onlarca metre yükseklikten, bıçakla kesilir gibi inen o kayalıklar, kayalıkların ucundaki o güzel ağaçlar nasıl bir doğa harikası! Peki ormandaki o yeşil su kitlesi?
Ada içinde bir gölü, düşünebiliyor musunuz; tabii yeni istikametimiz göl. Doğadaki bütün güzel çiçek, meyve, ağaç kokularını içimize çekerek göle ulaşıyoruz. Sanki plaj; yüzenler, güneşlenenler, adanın meşhur eşeklerini sevip fotoğraflarını çekenler...
“Buraya boşuna Mir (Huzur) adı verilmemişler” diyerek, bu güzelliği de arkamızda bırakarak Ulusal Parkın en dibinde, Telassisa’nın bir başka konuya geçtik. Turkuaz işte buna denir. Dalıyoruz hemen o turkuaza ve Akdeniz’de dalgasız yüzmenin zevkini son kez yaşayıp, Kornati Ulusal Parkı’nın bu son koyundan Biograd’a dönüp gezimize son veriyoruz.

Kaynak: Şükrü KÜÇÜKŞAHİN

Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Bir günde gezilecek ülke: Kosova
GezginGezgin
Film seti tadında seyahat! Sonbaharın en gözde adresi...
SonbaharSonbahar
Sonbaharın en güzel yurt içi adresleri
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Medeniyetin göbeğinde doğal yaşam!
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Tam da şu sıralar gidilmesi gereken yerler! Hepsi hem vizesiz hem de çok ucuz...
GezginGezgin
10 adımda Norveç fiyortları