"Gülçin Telci" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Gülçin Telci" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Gülçin Telci

Gülçin yazıyor

27 Aralık 1998
Lütfen bütün bantlarımı açıklayınBizim gazetenin telefonlarının dinlendiği ortaya çıktığında doğrusu hiç şaşırmadım. Hürriyet'in telefonları dinlenmeyecek de, nerenin telefonları dinlenecek? Acaba DYP'nin elindeki kasetlerde benim hangi konuşmalarım var? En çok bunu merak ediyorum. Örneğin Murat Bardakçı ile konuşmalarımdan hangileri var? Bantları elinde tutan arkadaşlara bir önerim olacak, Murat'ın konuşmalarına çok fazla anlamaya çalışmasınlar. O konuşmalarda hiç karşılaşmadıkları bir kişilik yapısı ve ruh hali bulacaklar. Murat'ı anlamak çok zordur. Onu bir tek Güneş Taner anlıyor zaten... Perihan Mağden'le konuşmalarımı da lütfen dikkatlice dinlesinler. Özellikle 24 Eylül ve 12 Ekim tarihli konuşmalarımız çok önemli. Bunlar birer başyapıt. Arşivde bir yerlerde olması lazım. Niye mi Perihan'ı öneriyorum? İNTİKAM İÇİN Ben aslında telefon farelerinden intikam almak için bu öneriyi yapıyorum. Dinlesinler ve dağılsınlar. Perihan'ı dinleyince şoktan şoka girecekler ve telefon dinlemeye töğbe edeceklerdir. Alçak telefon farelerine buradan sesleniyorum: Genel Yayın Yönetmenimiz Ertuğrul Özkök'le konuşmalarımı özellikle dinleyin ve ne olur açıklayın. Mahremiyetimin ihlal edilmesine hiç üzülmem, size söz veriyorum. Çünkü bu benim işime geliyor. Bu bantlar açıklandığında Hürriyet'in manşetlerinin çoğunu aslında Ertuğrul'a benim dikte ettiğim ortaya çıkacak ve Türk kamuoyu benim Hürriyet'te ne kadar nazım bir rol oynadığımı o zaman anlayacaktır. Bir de, bizim patronun en beğendiği gazeteci kimmiş, göreceksiniz. Sevgili Ayşe Sözeri ile konuşmalarımın açıklanmasına karşıyım. Gazetenin ilan politikaları deşifre olabilir ve bu müessesemin mali çıkarlarını zedeleyebilir? Hasan Cemal'le konuşmalarımı da dinlesinler lütfen. Hasan biraz ağır konuşur, dinlerken sıkılabilirler. Bizim telefon farelerinin daha şimdiden Hasan'ı dinlerken ‘‘Öff, amma da uzattı’’ diye iç geçirdiklerini hissediyor gibiyim. Ya da Enis Berberoğlu ile konuşmalarıma bir kulak versinler. Bizim Enis biliyorsunuz biraz asabidir. Ancak Yazıişleri Müdürümüz Nurcan Akad'la konuşmalarımın açıklanmasına karşıyım. Nedenlerini burada sizinle paylaşamam. Eee, biraz da gizlilik olsun ve sizler de fena halde merak edin. KEDİYİ ÖLDÜRÜR Fazla merak kediyi öldürürmüş... Telefon farelerinden hep intikam alacak değilim ya... Biraz eğlenmeleri için Meral Tamer'le konuşmalarıma kulak verebilirler. Meral'in kahkahaları onlara iyi gelecektir. Listeyi daha fazla uzatmak istemiyorum. Telefon farelerine son olarak Kurthan Fişek, Bekir Coşkun, Emin Çölaşan ve Muharrem Sarıkaya ile konuşmalarıma da bakmalarını önermekle yetineceğim. Merak ettiğim bir nokta daha var. Bu bantlar Meral Akşener tarafından açıklanmadan önce acaba Çiller'in hangi danışmanları tarafından dinlendi ve analize alındı? Herhalde bu da günün birinde ortaya çıkacaktır. Bir de Meral Akşener'den bir ricam olacak. Akşener ‘‘Bu bantları açıklamam suçsa, bunun bedelini ödemeye hazırım’’ demiş ya, ne olur dokunulmazlığının kaldırılmasını istesin. Dokunulmazlık zırhının arkasına saklanıp bunu söylemek kolay. Öbürü biraz cesaret ister. Bu olayda beni en çok düşündüren bazı meslekdaşlarımızın suskunluğu oldu. Ama onlara kızamıyorum da. Çünkü onlar görmüyorlar, duymuyorlar ve konuşmuyorlar. Yazıma Atatürk'ün ünlü deyişinden yaptığım bir uyarlamayla son vermek istiyorum: Beni dinlemek beni görmek değildir, Beni dinlemek beni anlamak hiç değildir... Antalya Limanı'nın özelleştirme öyküsü GEÇENLERDE özelleştirilen Antalya Limanı 29 milyon dolara Yatırım ve Finansman A.Ş'nin oldu. Ortadoğu Yatırım Finansman A.Ş.'de kimler var? Reha Süren, Fuat Süren ve İbrahim Şensoy... İhaleye üç büyük kuruluş katıldı. İhaleye çıkılmadan önce Özelleştirme İdaresi, Antalya Limanı'nın değer tespitini yapacak danışman firma ihalesi açtı. Bu ihaleyi Hollandalı ABN Amro Bank kazandı. ABN Amro, Antalya Limanı için 20-21 milyon dolar arası bir değer tepit etti. İhaleye katılan gruplardan Balitaş'ın ortakları Koç, Sabancı, Şevket Demirel ve Antalyalılar Grubu adına da Hasan Akıncıoğlu idi. Balitaş, ihalede 20 milyon dolara kadar dayanabildi, sonra çekildi. İkinci şirket de 27.5 milyon dolara kadar çıkan Eta Endüstri Tesisleri ve İnşaat Petrolcülük Ltd. (Cemal Kurum) idi. Buraya kadar herşey normal. Normal, ama ben şimdiye kadar rakibinin çekilmesine rağmen, Özelleştirme İdaresi Başkan Yardımcısı Yardımcısı ve bu ihalenin başkanı Salih Taştan'ın bir sözü üzerine, iki kez tek başına fiyat yükselten birini ilk kez duydum. Hoş, ‘‘Sen ihaleden ne anlarsın’’ diyebilirsiniz. Doğru, anlamam... Ama, rakibin kalmadığı bir ortamda ben olsam fiyat artırmam. Reha Süren, Salih Taştan'ın, ‘‘Ayıp oluyor Reha Bey, rakip varken fiyat artırıyordunuz. Bize karşı da artırmayacak mısınız?’’ sözünü ciddiye alıp, önce 28 milyon 500 bin dolara çıkmış. PARA ARAYIŞI Salih Bey, ‘‘Yuvarlak bir rakam olsun, hadi 30 milyon dolar yapın’’ deyince de, 29 milyon dolara yükseltmiş fiyatı Reha Bey... Sonra iş gelmiş parayı bulmaya. Reha Süren, bu arayış sırasında bir süre sonra Koç ve Sabancı'ya başvurmuş. Onlardan yüz bulamayınca, dönüp bu kez Hayyam Garipoğlu'nun kapısını çalmış. Garipoğlu bu işe çok sevinmiş. Hemen ihale için gerekli olan ilk teminatı, 5 milyon doları çıkarıp Reha Süren'e vermiş. Geriye kalan ödemelere için verdiği 30 milyon dolarlık teminat mektubu karşılığında da Hayyam Bey, Ortadoğu Yatırım Finansman A.Ş.'nin hisselerine ipotek koydurmuş. Bu aşamadan sonra Antalyalılar, limanın sahibini Hayyam Garipoğlu olarak kabul etmeye başlamışlar bile... Kime niyet, kime kısmet?
Yazının devamı...

Gülçin yazıyor

26 Aralık 1998
Nazmiye Demirel’e mektupSevgili Nazmiye Hanımefendiciğim, dün sabaha karşı balkondan gelen garip bir sesle ‘‘hayırdır inşallah’’ diyerek uyanıverdim. İyi ki de uyanmışım. Balkonda bir beyaz güvercin, ağzında senin antetli zarfınla beni bekliyor. Hemen içeri buyur ettim. Gagasından zarfını aldım. Karnını doyurdum ve sana vereceğim küçük hediyeyi ona teslim ettim ve sana geri yolladım.Mektubunuzda hatırımı soruyorsunuz. Eksik olmayın giderek iyleşiyorum. Benim iyleşmemin seyri mehter takımı gibi. İki ileri bir geri. Tam herşey iyi giderken bir tökezleme oluyor, sonra herşey iyi gidiyor.Neşem yerinde. Sadece haber sıkıntısı çekmeye başladım. Gazeteciliğin önemli şartlarından biri olan hızlı haber akışının hızına yetişememeye başladım.Nazmiye Hanım, eşinizin politik zekasına, daha doğrusu dehasına oldum olası hayranımdır. Yalım Erez'i seçişindeki incelik müthiş. Tansu Hanım'ı Meclis'in içinde en çok kızdıracak isim Erez. Son günlerde Tansu Hanım'ın en sık görüştüğü siyasinin Baykal olduğunu yazmışsınız. Size bir sırımı açıklayayım mı? Ben Baykıl... Ay pardon Baykal'la Tansu Hanım'ı karakter olarak tek yumurta ikizleri kadar birbirlerine benzetiyorum. Hatta yakın bir arkadaşım, geçen akşam Baykal için, ‘‘Tansu Hanım'ın erkeği’’ tanımını kullandı.İKİ AKREPSize bir soru soracağım. Siz Yalım Bey'le Mesut Bey'in müşterek nesi var biliyormusunuz? Ben biliyorum. İkisi de akrep burcu ve 6 Kasım'da doğmuşlar. Yani Yalım Erez 6 Kasım 1944'de doğmuş üç yıl sonra Güzide Hanım Mesut Bey'i dünyaya getirivermiş. Bir kaç yıl sonra da Ankara büromuzdan Sedat Ergin onlarla ayni gün doğmuş.Türkiye'de akrep burcunu en iyi bilen kişi olduğunuz bilinir. Yalım Erez, Mesut Yılmaz ile başbakan olduktan sonra da iyi geçinir mi, yoksa araları açılır mı? Bana soruyorsanız Mesut Bey, Yalım Bey'i Tansu Hanım'ı kızdırmak için destekledi ve hayatının hatasını yaptı. Çünkü Yalım Bey çok kurnaz. Doğululuktan gelen kültürü sayesinde doğuştan kurnaz. Süleyman Bey bu konuda ne düşünüyor çok merak ediyorum.Geçenlerde sizin kısmetinize bir fal kapattım. Fincanda‘‘A.Ş.’’ harfi çıktı. Etrafı çok sıkıntılıydı. Yoksa üzüldüğü bir şey mi var? Serdar Turgut'u hiç okumam. Ama geçenlerde bütün TV kanalları onun yazısından bahsedince hemen yazılarını buldum ve okudum. Yazısının gır gır olduğunu anlamayan zeka özürlü bir Cumhuriyet Halk Partili bunu soru önergesi olarak Meclis'e götürmüş.Ben buna gülerken arkadaşlarımdan biri, ‘‘O da bir şey mi? Geçen yıl Gani Müjde hayali bir diyalog yazar. Diyalogun kahramanları ‘rap rap paşa' Doğan Güreş'le çevre bakanımız İmren Aykut'tur. Doğan Güreş hemen avukatını arar. İmren Hanım'a iki dava birden açar’’ dedi.Bunun üzerine İmren Hanım’ı ‘‘davaları kazandığınızı öğrendim doğru mu?’’ diye aradım. Kendisi evde yoktu. Bana telefon edecek. O zaman size sonuçları öğrenir yazarım. Bu sene yılbaşında ne yapıyorsunuz? Ankara'ya gelirsem Köşk'te bir bardak şampanyanızı içer, sizleri iki yanağınızdan öperim. Gelemezsem de siz 12'de benim için bir yudum şampanya içiverin.Ay pardon bu sene yılbaşı Ramazan'a denk geldi. Sizlere iyi ramazanlar ve iyi seneler efendim.Otobüsteki bakanErsin Taranoğlu, Orman Bakanlığı görevine geldiğinden bu yana, bazen spor elbiselerini giyip kendi otomobili ile pazara gitti, bazen de Kızılay'da vitrin dolaştı... Bunları yaparken medyatik tavırlar göstermemeye de gayret etti.Taranoğlu, hükümet güvenoyu ile düştükten sonra bu tavrını daha fazla göstermeye kalkınca başına gelmedik iş kalmadı.Bir dost sohbetinde aktardığına göre, bir süre önce makam otomobili ile seçim bölgesi Sakarya'ya gider. Ancak şoförünü ve makam otomobilini tutmaz, Ankara'ya gönderir.İki gün sonra Başkent'e otobüsle dönmeye karar verir.Ankara'ya kalkmak üzere olan otobüsten bilet alır. Bilet satıcısı kendisine, otobüsün en arkasındaki beşli sıranın ilk numarasını verir.Gazetelerini koltuğunun altına alıp otobüse biner ve okumaya başlar.Bu sırada yanına gelen otobüs muavini ile aralarında şu konuşma geçer:- Seni gözüm bir yerlerden ısırıyor. Ne iş yaparsın?- Mühendisim...- Yok yok, senin adın ne?- Ersin...- Allah Allah. Yahu senin soyadın ne?- Taranoğlu...- Şimdi, bir de 'Ben bakanım' diyeceksin değil mi?... - Evet Orman Bakanıyım..- Haydi be sen de... Beni kafaya alma, işim var gücüm var. - Niye öyle birşey yapayım arkadaş. Sana yalan borcum mu var?...- Yahu git.. Bakan olan, burada mı oturur? Öndeki koltukta yer alır...Muavin içinde bir kuşku kalmış olacak ki, kalkar şoförün yanına gider. Aralarında kısa bir konuşma geçer. Şoför yaylı koltuğunundan hafifce kalkar gibi yapıp, dikiz aynasından arkayı keser...Otobüs Bolu'daki dinlenme tesislerine geldiğinde şoför yanına yaklaşır, yemeği birlikte yemeyi teklif eder. Taranoğlu, kabul eder aralarında sohbet başlar. Şoför karşısındakinin gerçekten Bakan olduğuna kanaat getirdiğinde muavinini yanına çağırır.- Oğlum bak doğruymuş. Karşındaki bakan, bakan. Otobüsümüzü bir bakan şereflendirdi, makam şoförüyüz bugüne bugün be oğlum...Muavin alt dudağını hafif öne doğru çıkarır, gözlerini kısıp, yana eğdiği başını hafif hafif sallayıp ekler: - Seni de sonunda kafaya aldı ha...SONRA DA DOLMUŞLATaranoğlu, Ankara'ya geldiğinde zaman zaman yaptığı gibi Meclis lojmanlarına dolmuşla gitmeye karar verir.Dolmuş hareket eder, Taranoğlu, para vermek için cüzdanını çıkardığında şoför dikiz aynasından bakarak seslenir:- Sayın Bakanım zahmet etmeyin lütfen, sizin paranızı bu bey ödedi... Taranoğlu, parasını ödemek için ısrar eder. Öndeki vatandaş ise almamakta kararlıdır:- Sayın Bakan, diğer arkadaşlarınız da sizin gibi yapsınlar yeter.
Yazının devamı...