"Ethem Genim" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Ethem Genim" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.

Ethem Genim

İstanbul’da trafik sorunu yok

24 Ocak 2007
Aynen de dediği oldu. Nerede ise tüm köşe yazarları ve ilgililer, bu fikri doğal olarak benimsemedi. Haklılar da. İnsanların satın alma ve seyahat özgürlüğü kısıtlanamaz, daha da önemlisi yasaklanamaz. Ancak konu siyasi bir boyuta taşındı. Fikir sadece eleştirildi. Esas olan eleştirinin çözümünü de ortaya koymak olmalı idi. Bir hafta manşette kalan konunun çözümü ile ilgili, ciddi ve amacına ulaşacak bir fikir oluşmadı.

1970’LERDE 5 SAAT KUYRUK VARDI

İstanbul’da doğmuş ve 33 yıldır otomobil kullanan bir sürücü olarak, "İstanbul’da trafik sorunu yok" diyorum, "var" diyorsanız, siz 1970’lerde bu şehirde yaşamamışsınız. Gerçek İstanbullular çok iyi bilirler; Boğaz Köprüsü henüz yokken ve şehrin nüfusu 3-4 milyon civarında iken aracınızla Kabataş’tan, Üsküdar’a geçmek için 5 saat kuyrukta beklenirdi. Dönüş de aynen öyleydi. "Köprü yapılmasın, savaşta hedef olur, 3 şerit gereksiz, 2 şerit yeter" tartışmalarının yaşandığı günleri hatırlamakta fayda var.

Şehir içinde her zaman trafik sıkışıklığı vardı. Köşe yazarlarımız hatırlar, o yıllarda Babali Yokuşu’nun üst kavşağında polis (hatırşinaz) yönlendirirdi trafiği, yolun ortasındaki kulesinden. Trafik Sirkeci’den başlardı. Park etmek için Yeşildirek’ten Sultanahmet’e kadar yer arardık.

Unkapanı, Şişhane, İstiklal Caddesi, Tepebaşı, Kasımpaşa ve Pangaltı’da trafik hep sıkışıktı. Kısaca Topkapı, Mecidiyeköy ve Fenerbahçe’yi içine alan bir daireydi güzel İstanbul.

İSTANBUL AVRUPA ŞEHRİ GİBİYDİ

Eski İstanbul’un yollarında bugünkü gibi 40 ayrı marka araç da yoktu. Ancak o yıllarda, İstanbul’da dolmuş veya taksi şoförü olmak ayrı bir meziyetti. Duraktan taksiye bineceğiniz zaman şoför kapı açar, siz de Amerikan’ın yayla gibi arka koltuğuna kurulurdunuz. Sürücüler daha saygılı, daha yardımseverdiler. Özel araç sürücüleri, yolda bekleyenleri gideceği yere kadar alırlar, karşılık beklemezlerdi. Canım İstanbul’um özendiğimiz Avrupa’nın bir şehri gibiydi.

1980’li yıllarda İstanbul’a başlayan göç, bugün trafikte yaşadığımız yer kapmacı ruhu da beraberinde getirdi. Hızla artan nüfus ve buna bağlı olarak plansız yerleşim, kısa bir sürede şehrin sınırlarının 100 kilometre mesafeye çıkmasına neden oldu. Yönetimlerin de çeşitli nedenlerden dolayı bu düzensiz gelişmeye göz yumması, şehir içinde ve çevresinde yeni yolların yapımını pahalı veya imkansız bir hale getirdi.

CAYDIRICI CEZALARLA KÜLTÜR OLUŞMUŞ

İleri ülkeler yaklaşık bir asırdan bu yana otomobili günlük yaşamlarında kullanmaktalar. Bununla beraber toplu taşımayı göz ardı etmemişler; metrolar, geniş yollar ve otoparklar inşa etmişler. İleriyi görmüşler. Trafik kültürü oluşturmuşlar, caydırıcı cezalarla yasaların ihlal edilmesini önlemişler. Hem de trafikteki araç sayısı bizdekinden üç kat fazla olduğu halde.

Tüm bu yerleşik düzen içinde bile Londra, Paris, Roma kısaca nüfusun kalabalık olduğu şehirlere sabah ve akşam trafiği aynı bizdeki gibi. Bir yerden bir yere ulaşmanın zamanı var. Toplu taşıma araçlarını kullanmıyorsan bu çileyi çekersin demeye geliyor. Dahası zorluyorlar. Bununla birlikte halen trafikteki araç sayısını azaltmak için önlemler düşünüyorlar bizim gibi. Ancak büyük bir anlayış farkı ile. Çevre ve insan sağlığı...

EMİSYONDAN HABERİMİZ YOK

Kişi başı otomobil sayısı bizden çok fazla, hal böyle olunca ortaya inanılmaz bir emisyon problemi çıkıyor. Biz, emisyonun yarattığı tehlikenin varlığından bile bir haberiz. Avrupa’da Dizel araç hatta Hibrit araçların kullanımına teşvik ediyorlar. Bizde ise dizel araçların havayı kirlettiği gibi yanlış bir düşünce var. Aslında benzinli araçlar çok daha fazla kurşun emisyonu üretiyor. Birleşmiş Milletler emisyonun azaltılması için uluslararası çalışmalar yapmaktadır. Bizde şimdiden önlem almasak büyük bir problem daha oluşmaya başlıyor demektir.

Bizde durum nasıl; taksilerin gün içinde hareket halinde müşteri araması, Taksim, Maslak arası otobüslerin adeta tren gibi duraklarda yolu tıkaması, park etmenin aracı terk etmek anlamına gelmesi, sık sık şerit değiştirmek, güvenlik şeridini ve hız limitlerini aşmanın yasa ihlali olarak görülmemesi, yayaların her yeri yaya geçidi olarak kullanması, trafik polisinin kısıtlı imkanları, özel araçlarımızla tek başımıza işe gidip gelmemiz, daha bir çok konuda sabırsız, saygısız davranışlar, yanlış kavşaklar ve yol yapımı işte trafik sıkışıklığının nedenleri. Bazı köşe yazarlarımız sadece kendilerini ilgilendiren bir durum olduğunda trafik konusunu ele alıyor. Halbuki trafik, ulusal bir güvenlik konusudur.

3 yılda 20 bin kişiye sürüş eğitimi veren bir tesisin kurucusu olarak izlenimim, biz otomobili tanımıyoruz trafiğin hayatımızı nasıl olumsuz etkilediğinin farkında değiliz. Tüm bunlar bir problemdir ve üzerine gidilirse çözümü kolaydır. İşte bu nedenlerden dolayı trafik sorunu yoktur, daha doğrusu henüz başlamamıştır.
Yazının devamı...

Konfordan çok güvenliğe önem verin

17 Ocak 2007
Bu hafta ise trafik eğitiminde en temel unsur olan, trafiğe çıkmadan önce yapılması gereken hazırlıklardan söz edeceğim. Otomobil kullanmak başlı başına bir bilgi ve beceri işidir ve unutmayın ki emniyet kurallarına uyarak otomobil kullanırsanız, çok daha güvenli ve keyif verici bir sürüş yaşarsınız. Bu keyfi trajediye dönüştürmemek için sizlere aşağıda söz edeceklerimi dikkatle okumanızı öneririm.

Otomobile binmeden önce, lastik havalarını gözle dahi olsa kontrol etmeyi unutmayın. Lastik havasının ideal basınçta olması veya olmaması yola tutunmanızı önemli ölçüde etkileyeceği unutulmamalıdır.

Sizlere hatırlatmak istediğim önemli bir diğer konu da, iyi bir görüş için yapmanız gerekenler... Otomobiliniz kirli olsa da, siz yola çıkmadan mutlaka camlarınız ve dikiz aynalarınızı temizlemelisiniz. Temizlik sırasında ön konsolunuza parlatıcı sprey sıkılması da, güneşin ön cama yansımasını arttıracak ve görüşünüzü olumsuz yönde etkileyecektir. Sabah ya da akşam saatlerinde karşıdan sizi rahatsız edecek bir açı ile gelen güneşe karşı, otomobilinizde sürekli bir güneş gözlüğü bulundurmanızı tavsiye ederim. Yolculuk esnasında bu bölümde kaset ya da CD gibi cama yansıma yapabilecek şeyleri bulundurmamanız gerekir.

Güvenli sürüşün en önemli noktalarından biri de, direksiyon başında oturma pozisyonunuzdur. Otomobil kullanırken konfordan çok güvenliğe önem verilmesi esastır. Ne yazık ki ülkemizde alışkanlık haline gelmiş olan 45 derecelik açıyla geriye doğru yatırılmış koltuklar, sürüş konsantrasyonunu azaltacak, tehlike anında vereceğiniz tepki süresini uzatacak ve kaza anında tehlikeye çıkarılan davetiye haline gelecektir. Aşırı derecede geri alınmış koltuklar ise, yine direksiyon başında verilen tepkileri geciktirmekten öteye gitmeyecektir. Yapmanız gereken en uygun koltuk ayarı; beliniz 90 derece dik, kollarınızı direksiyon üzerine uzattığınız zaman bileklerinizin alt kısmının direksiyon simidinin üst noktasına temas edeceği şekildedir. Böylelikle hem daha rahat bir sürüş pozisyonu, hem de olası tehlikelere karşı direksiyona daha hakim ve defansif bir sürüş kabiliyeti kazanabilirsiniz.

Dikiz aynalarınızı kontrol ettikten sonra sizi ve araçtaki yolcuları hayata bağlayacak olan emniyet kemerini mutlaka takınız. Emniyet kemerini takmamak, ileride telafisi çok güç sonuçlar doğurabilir. Günümüzde emniyet kemeri takmamanın yanında yapılan bir diğer yanlış da, emniyet kemerini sadece otoyollarda takmaktır. Oysaki kazalar sadece yüksek süratle olmamakta ve şehir içinde düşük süratle de ciddi hasarlı kazalar oluşabilmektedir. 10 km/h gibi düşük süratte yapılan geri viteste direğe çarpma testinde, çarpmanın etkisiyle birçok otomobilin arka tamponlarının içeri göçtüğü, hatta bazılarının camlarının çatladığı gibi hayret verici sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Birçoğumuzun dikkate almadığı süratlerde gerçekleşen kazaların bile ciddi yaralanmalara, hatta ölümlere sebebiyet verebileceğini asla unutmamak gerekir. Ayrıca emniyet kemerinin mutlaka boşluk kalmayacak şekilde vücudunuza temas etmesi gerektiğini de bir kez daha hatırlatmak isterim. Kaza anında emniyet kemeriniz takılı değilse, artık sizin için hiç bir şey, önceki gibi olmayacaktır.

Otomobil kullanırken giyeceğiniz ayakkabılar da çok önemli bir detaydır. Ayakkabılarınızın geniş, kalın tabanlı veya uzun topuklu olması hem hissinizi azaltacak hem de ayaklarınızın hareket kabiliyetini kısıtlayacaktır. En doğru olan ise, düz ve ince tabanlı ayakkabıların tercih edilmesidir. Bu sayede pedalları hissetme ve hareket kabiliyetiniz maksimum düzeye çıkacaktır. Yarış pilotlarının ince tabanlı özel yarış ayakkabıları kullanmalarının nedeni de budur.

Haftaya görüşmek üzere...
Yazının devamı...

Hatalı sollama katliam yaratıyor

10 Ocak 2007
Toplumların karşılıklı iş birliği ile iç içe yaşayabilmeleri için yaşam standartlarının asgari müşterekte buluşması gerekmektedir. Bu topluluğun bizi kabul etmesi için aşılması gereken en büyük engellerden bir kültürel farklılıklardır. Ayrıca insan hakları da en ön sırada yer almaktadır. Yaşam hakkına bu denli önem veren bir topluluğa, yılda 10 bin vatandaşını trafik terörü altında kurban eden bir toplumun kabul edilmesini beklemek hayal olmaz mı?

Düşünün bir kere, trafik kazalarında sizden 1520 kat daha fazla ölümlü kazaların olduğu bir trafikte otomobil kullanmayı kim ister? Aceleci, sabırsız ve karşı tarafın hakkını hiçe saydığımız için yılda 10 bin kadar vatandaşımız trafik kazalarında ölürken, bir o kadarı da sakat kalarak kalbimizde derin yaralar açıyor. Biz bu haberleri TV kanallarında izleyip, kendimizi trafik kazalarında Avrupa Şampiyonu ilan ediyoruz. İnanılacak gibi değil! Tüm bunlar yaşanırken halen çeşitli yollardan güvenli otomobil kullanmanın önemini anlatmaya çalışıyoruz.

Trafikte otomobil kullanmak bir takım oyunudur. Oyuncuların bu oyunu kurallarına göre oynamak ve karşı tarafa saygılı olmak gibi bir mecburiyetleri vardır. Bu oyunun kurallarına uyulmaması halinde ölüme kadar varan cezaları; oyuncular hem kendilerine, hem de hiç suçu olmayan diğer insanlara vermektedirler. Sonuç, hayat boyu yaşanacak büyük bir vicdan azabıdır. Trafik kazalarının oluş nedenleri arasında, birinci olarak sürücü hatası, ardından yol şartları, otomobilin teknik şartları ve son olarak da hava şartları olarak dört ana başlık söyleyebiliriz.

Sürücü faktörü uzun ve ciddi bir eğitim süresi gerektirir ki bu da bugün ele alınırsa, 15 yıl sonra istenen düzeye gelir ve trafik kültürü oluşur. Bu kültür ancak zorunlu eğitimle gerçekleşir. Ölümcül kazaların yaşandığı şehirlerarası yollar için acilen yeni kurallar getirilerek revize edilmesi gerekir. Güvenlik şeritlerinin, daha hızlı araçlara yol verilmesi için, ağır vasıtalar tarafından kullanılmasının mecburi hale getirilmesi şarttır.

Sizlere güvenli sürüş bilgilerini vermeden önce emniyetli yol şartlarının oluşması ve kaza sayısının azalması yönünde alınacak acil önlemleri ilgililere hatırlatmak istiyorum. Genelde hatalı sollama neticesinde oluşan, hatta katliam olarak değerlendirilen ölümlü kazalar yaşanmaktadır. Bu tür kazalar genellikle şehirlerarası tek şeritli yollarda gerçekleşmekte ve toplu ölümlerle neticelenmektedir.

Son dönemde trafik ekiplerinin yoğun radar kontrolü ile ölüm oranı azalsa da, kaza sayısında bir azalma görülmemektedir. Kazalar düşük hızda gerçekleştiği için ölüm oranı azalmış, sakat kalan sayısı ise artmıştır. Radar kontrollerinin, sürücüyü tuzağa düşürmek yerine, kazaları önlemeye yönelik olması, amacına ulaşması adına çok önemlidir. Aslına uygun maket trafik polisi otoları tehlikeli bölgelere yerleştirerek sürücülerin yavaşlaması sağlanmalı. Aşırı yükleme neticesinde özellikle yokuş çıkan kamyonların düşük hızlarda ve birbirlerine yakın seyrederek adeta tren vagonu oluşturması, hatalı sollama yapan sürücüleri kazaya bir adım daha yaklaştırmaktadır. Ağır seyreden araçların birbirlerine fazla yaklaşmaması ve daha hızlı araçlara kendi araçlarının bir kısmını güvenlik şeridine çıkararak yol vermeleri, bununla birlikte tepe üstünde görev yapan trafik ekiplerinin de bu geçişi hatalı sollama olarak değerlendirip ceza kesmemesi alınacak acil önlemlerden biridir.

Sollama anında yapılan başlıca hatalardan biri de, önümüzde giden ve görüşümüzü engelleyen büyük araçlara fazla yaklaşmaktır. Bu engel, otobüs, otomobil ve kamyon için aynıdır. Sollamayı, trafik kurallarının koyduğu mesafelerde gerçekleştirmememizin nedeni ise, önümüzdeki aracı en kısa sürede geçme düşüncesidir. Bu şekilde yapılan bir sollama, görüş açısını daralttığı için en tehlikeli hatalı sollamadır ve çarpışmaların kaçınılmaz olduğu hatalı sollama çeşitlerinden bir tanesidir. Kurallara uygun olarak başladığınız bir sollama, karşıdan gelen aracın aşırı hızlı olması nedeni ile sollamanızı bitirmeden sizi yakalar ve bu kaza da tutanaklara hatalı sollama olarak geçer. Bu nedenle hız tayininin zor olduğu gece seyirlerinde çok dikkatli olmak ve karşıdan gelen araca selektör yaparak, sollama yaptığınızı belirtmeye dikkat etmenizi öneririm. Hatalı sollama sırasında gerçekleşen kafa kafaya çarpışma olarak tabir ettiğimiz çarpışmalarda, iki aracın kaza anındaki çarpışma hızlarının toplamı ile bir duvara çarpma şiddeti eşittir. (Örneğin 90 X 2 = 180 km/s)

Bugün öğrenin, yarını yaşayın.
Yazının devamı...

Trafikte dikkat yetmiyor

27 Aralık 2006
Ülkemizin en büyük sorunlarından birisi olan trafik terörüne karşı son yıllarda alınan bazı tedbirler sayesinde kazalarda önemli düşüşler sağlandı. Ancak ne acıdır ki; yaşanan trafik kazalarındaki ölüm oranı, hala Avrupa’dan 10 kat, Amerika’dan da 16 kat daha fazla. Bu, ülkemizdeki sürücülerin ve yayaların trafik konusunda iyi eğitim almadığının en büyük göstergesi. Ülkemizdeki trafik cezalarının yeterince caydırıcı olmaması, sürücü kurslarının müfredat gereği verdikleri yüzeysel eğitim ve okullarda nitelikli bir trafik eğitiminin verilmemesi bu kazaların başlıca sebepleri arasında...

Çok dikkatli ve yavaş otomobil kullanan bir sürücünün bile trafikte kaza yapmayacağının garantisi yoktur. Siz hız sınırlamalarına, trafik ışıklarına, tabelalara tam olarak uyabilirsiniz, fakat sizinle beraber trafikte otomobil kullanan milyonlarca kişiye bu konuda güvenebilir misiniz? Kırmızı ışıkta geçenler, ters şeritten gidenler, ’U’ dönüşü yasak olan yerden dönüş yapanlar, yoğun trafikte sağlı sollu makaslara girenler... Bunlar hepimizin, neredeyse her gün karşılaştığı olaylar. Trafik kurallarına uymak ve trafikte dikkatli olmak kadar, nasıl otomobil kullanılacağını ve kazaya sebebiyet verebilecek durumlarda kazayı nasıl engelleyebileceğinizi bilmek de önemlidir.

Ayrıca trafik denilince yalnızca otomobili düşünmek çok doğru değil. Trafiğin içinde yayalar ve hazırlıklı olmadığınız anda karşınıza çıkabilecek canlılar ve nesneler de var. Kazaların sadece sürücü hatalarından değil, karşı taraftan gelebilecek tehlikelerden de kaynaklanabildiği gerçeğini unutmamak gerekli. İlerleyen haftalarda yol şartlarının kazalardaki payının ne kadar önemli bir yeri olduğunu göreceğiz. Bu noktada da güvenli sürüşün yanında defansif sürüş tekniklerinin önemi bir kez daha karşımıza çıkıyor.

Bir de uygun olmayan hava ve yol şartlarında otomobil kullanmanın normal zeminde otomobil kullanmaktan çok farklı olduğunu vurgulamak gerek. Türkiye’de sizce kaç kişi kaygan zeminde nasıl gitmek gerektiğini tam olarak biliyor? Hafif bir yağmur yağmaya başladığı anda trafiğin neden yavaşladığını hiç düşündünüz mü? Trafiğin yavaşlaması, kilometrelerce kuyrukların oluşmasının yol şartlarından kaynaklanmasının yanı sıra bu sıkışıklığa sürücülerin katkılarının neler olduğunu biliyor muyuz? Trafikteki yaşanan bu karışıklığın ve küçük detayların unutulması ile ne kadar basit kazaların meydana geldiğini hepimiz yaşayarak görmekteyiz. Farklı yol zeminlerine ve iklim şartlarına göre verilecek kapsamlı bir eğitim ile bu kazaların önüne geçmek mümkün.

Her yıl trafik terörüne binlerce vatandaşını kurban eden bir ülkenin ferdi olarak bilgi ve tecrübelerimi sizlerle paylaşmak ve bu teröre dur demek amacı ile kurduğum Türkiye’nin ilk otomobil eğitim ve motorsporları kompleksi olan ’Autodrom’ geçen 3 yıl içinde 18 bin kişiye eğitim verdi.

Bununla beraber son günlerde İstanbul’umuzun trafik sorununa çare bulmaları için dünyanın öteki ucundan gelen Japon yetkililerden yardım istedik, hem de karşılığında para ödeyeceğiz. Biz bu tür sorunların sürücülerin eğitilerek bilinçlendirilmesi ile çözüleceğine inanıyoruz.

Sizlere bir sonraki yazımda, trafiğe çıkmadan önce yapacağımız hazırlıklar ve güvenli otomobil kullanmak için nelere dikkat edilmesi konularında bilgiler vereceğim.
Yazının devamı...