"Buse Özel" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Buse Özel" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Buse Özel

O romantik adam nereye gitti?

21 Ekim 2014

Romantik, ilgili sevgili de buzdolabı gibi yanıt veren sevgili de aynı insan ama o kadar basit değil. Tüm bunların sorumlusu ise kesinlikle siz değilsiniz.

Peki kim? İşte tam da bu noktada devreye o meşhur replik giriyor. Kanepede uzanmış danışanına terapist sorar, "Çocukluğunuza dönelim. Mesela annenizle ilişkiniz nasıldı?"

Yrd. Doç. Dr. klinik psikolog Mehmet Şakiroğlu, John Bowbly'nin meşhur bağlanma kuramının bu davranışları açıklayabileceğini belirtiyor. Yani nasıl bir sevgili olduğunuz çocukluktaki anne-bebek ilişkisiyle yakından ilintili. Eğer annenizle bebekken sağlıklı bir ilişki kurabildiyseniz yetişkinlikte de sağlıklı bir bağlanma yaşarsınız. Ama herhangi bir sebeple anne tarafından ihtiyaçlar zamanında ve yeterince karşılanmadıysa bu gelecekte kötü bir sevgili olmanızın en temel sebeplerinden biri olabilir.

Yazının devamı...

İkinci beyniniz depresyon sebebi

17 Eylül 2014

Yapılan araştırmalar sağlıksız, fast food ağırlıklı beslenerek, bağırsaklarına kötü davrananların depresyona daha fazla girdiğini gösteriyor. Bunun sebebi ise beyin ile bağırsaklar arasında dolaylı değil, doğrudan bir bağlantı olması. Yine aynı şekilde çok fazla strese maruz kalanlarda da serotonin salgılanması düşüyor ve bağırsak şikayetleri gelişiyor. Yani birinden birine iyi bakmazsanız mutlaka diğerini de etkisi altına alıyor.

Depresyonunuzun sebebi yedikleriniz olabileceği gibi, stresiniz de bağırsak problemlerinizin nedeni olabilir. İstanbul Florence Nightingale Hastanesi'nden Gastroenteroloji uzmanı Dr. Süleyman Uraz huzursuz bağırsak sendromunun her yaştan kadın ve erkekte görülebildiğini ama genç kadınlarda daha sık görüldüğünü söylüyor.

BAĞIRSAKLARI TANIYALIM

Yazının devamı...

'Dost düşman görsün Alaçatı'da eğleniyorum'

19 Ağustos 2014

Yrd. Doç. Dr. Klinik Psikolog Mehmet Şakiroğlu insanların sosyal medyada gezinirken o hızlıca geçtiğimiz birkaç saniyelik fotoğraflarda hissettiklerini böyle açıklıyor. İşte git gide herkesi kendisine bağımlı hale getiren, eskiden bilgisayar, şimdi ise cep telefonu ekranına yapışık yaşamamıza neden olan durumun özeti tam olarak bu.

‘DOST DÜŞMAN GÖRSÜN NE MUHTEŞEM HAYATIM VAR’

Pazar sabahı kalkıyorsunuz. Normalde haftanın en mutlu günü olması gerekiyor. Çünkü pazar demek birçoğumuz için neşeli aile kahvaltıları demek. Tatil demek. Bazen çıkıp ışıl ışıl güneşli havada gezmek, bazen de evde sadece miskin miskin oturmak demektir. Ama artık tadını çıkaramıyorsunuz. Çünkü sadece bir pazar evde oturmak adeta sizin için faciaya dönüşüyor. Tabii aslında kimse kendisini "Evde ütü yapıyor" diye etiketlemediği için dost düşman görsün "Alaçatı geceleri, eller havaya" diye check-in yapan arkadaşın haftanın diğer günlerinde ter içinde çalıştığını düşünmüyoruz. Ya da "Bebek'te kahve keyfi" yapan arkadaşın bir gün önce tüm gün evde dizi tekrarı izlediğini de bilmiyoruz.

Psikolog Şakiroğlu'na göre bu yüzden 3 saatten fazla Facebook kullanımı insanların "iyi olma halini" düşürüyor.

Yazının devamı...

İstanbul'da dar hayatlar

5 Ağustos 2014

İstanbul'da yaşayanların durumu tam da bu değil mi. En yakın pastaneden aldığı poğaça ve çayla kahvaltısını eden, akşam koşturmacayla, birbirini ezerek bindiği otobüste eve gidip azıcık dinlenmeye çalışan insanlar topluluğu. Ve en kötüsü hepimiz kendimizi özgür zannediyoruz. Öyle ya hayatını geçindirebilen, ayakları üzerinde durabilen insanlarız ne de olsa. Halbuki hayatı vergi, ev kirası ya da kredisi, fatura ödemekle kıstırılmış bir topluluk olduğumuzu, bizi neyin bu hale getirdiğini düşünecek vaktimiz bile yok.

Sabah kahvaltısında pazar günü dışında bir araya gelemeyen milyonlarca aile, her gün aynı işi yapan insanlar, gittikçe zalimleşen ve güvensizleşen şehir...

Sokakta oynayan çocuklar yok, birbirinin derdini gerçekten dinleyen dostlar da, zaten kendi derdini düşünecek kadar vakti de yok insanların. "Yok artık o kadarı da olmaz herhalde" dediğimiz her şey oluyor. Bankta oturan kadın otobüsün altında kalıyor, akşam eve sağ salim dönebilmek bir mucize haline geliyor, kafelerde sohbet etmek için değil hızlıca 'tıkınmak' için oturuyoruz.

UYKUSUZLUK VE UZUN UZUN TERAPİLER

Yazının devamı...

Tatilde hayallerinize fazla kaptırmayın

1 Temmuz 2014

Gelince gerçek dünyaya dönmekte o kadar zorlandım ki depresyona girmediğime şükrettim. Yapılan bir araştırmaya göre tatilin en keyifli döneminin “tatil öncesi” olduğu ortaya çıkmış. Çünkü tatile gidenler tatilin biteceğine, dönenler de döndüklerine üzülüyor. Tabii aslında en mantıklısı anın tadını çıkarıp tatil sürecini sonuna kadar değerlendirmek ama yapamayanlar için birkaç küçük önerim var. Hala tatile çıkmayanların tatili ruhsal açıdan da verimli biçimde geçirebilmesi için Acıbadem Fulya Hastanesi’nden Psikolog Nuray Sarp'ın bazı önerileri var. İşte tatil depresyonundan korunmak için yapılabilecekler:

- Öncelikle uyku düzeninizi bozmayın. Siz siz olun tatil diye günlük rutinin çok dışına çıkmayın. Normalde 08:00'de uyanıyorsanız 10:00'da uyanın ama 13:00'de değil.

- Hayat çemberinden kopmayın. Tatile çıktım diye her şeyden koparsanız kendinizi sorgulamaya başlarsınız. "Acaba ben bu hayatta ne yapıyorum" düşüncesi anksiyeteyi de beraberinde getirir.

- Tatile çıkmadan önce tüm işlerinizi tamamlayın. Tatilde "O işi hallederim" gibi sözler vermeyin. Böylece tatilde gerçekten dinlenebilirsiniz.

Yazının devamı...

Mutluluğun sihirli anahtarı kimde?

24 Haziran 2014

"Hayatım boyunca yapma denilen her şeyi yaptım. Çok da mutlu oldum." Okuyunca "Evet" dedim. "Tam da ihtiyacımız olan şey bu."

Bence mutluluğun eğer sihirli bir anahtarı varsa bunlardan bir tanesi de bizde çok yaygın olan "elalem ne der"i düşünmeden yaşamaktır. Çünkü bu Türkiye'nin mutluluğunun önündeki tıkanan ana damardır. Kemikleşmiş bir mutsuzluk kaynağıdır. Toplumdan dışlanma korkusu, sürekli başkalarının takdirini görmek için hayatını heba eden insanlar, insanların ne söylediğinin sizin ne yaşadığınızdan daha önemli olduğunu düşünmek şöyle bir uzaktan bakınca ne kadar da yaralı bir toplum olduğumuzun göstergesi.

Belli suçların önlenmesinde aslında toplumdan dışlanma yani kınama cezası önemlidir ama bu kadar kadın cinayetinin, çocuk tecavüzünün olduğu bir ülkede bu kınama cezasının suçluya değil de mağdura yapıldığını görmek zor değil.

ÇOCULUKTA KARŞILANMAYAN DUYGUSAL İHTİYAÇLAR "ŞEMALARA" YOL AÇAR

Twitter'da severek takip ettiğim "Terapi Defteri" psikolog Deniz Erdem'e sordum... Neden böyleyiz? O da bana durumu çocuklukta oluşan "şemalarımızla" anlattı. Deniz Erdem Şema terapisi yapıyor. Şema terapisi çocukluk çağında karşılanmayan bazı temel duygusal ihtiyaçların sonucunda ortaya çıkan hayata dair çarpıtılmış yorum ve algıları ortaya çıkarıp tedavi eden bir terapi türü.

NEDEN "ELALEM NE DER" ODAKLIYIZ?

Peki bizde en çok görülen hangi şemalar bu "elalem ne der"in ya da sürekli birilerinin ne söyleyeceğine odaklanmanın nedeni?

"Başkalarının ne dediğine çok fazla odaklanmak birden fazla şemaya işaret ediyor olabilir. Ancak temelinde yatan duygu kendini değersiz hissetmek, olduğu gibi davranır ve ihtiyaçlarını talep ederse sevilmeyeceğine inanmaktır. Onay arayıcılık, kusurluluk, terk edilme, kendini feda ya da haklılık şemalarına işaret ediyor olabilir. Kişi eğer sevgi alma ve kabul görme için başkalarına odaklı yaşıyorsa kendini feda ve terk edilme, güç elde etme, insanları manipüle etme, statü için bunu yapıyorsa kusurluluk ile baş etmek içn kullandığı haklılık şemalarına işaret ediyor olabilir. Temelde yatan kendi iç gözü ile değil, ancak dışarıdan birilerinin damgalamasıyla kendini değerli hissetmektir."

Yazının devamı...

Evlenmeden önce bunları sorguladınız mı?

10 Haziran 2014

Peki neden evleniyoruz, neden boşanıyoruz. Birliktelik yaşamanın en temel nedeni insanoğlundaki üreme içgüdüsü. Bu Adem ile Havva'dan beri gelen iki temel içgüdüden bir tanesi. Ama evliliğin amacı ise psikolog Meltem Kavcar Sırmalı'ya göre miras hukukunu korumak. Bence biz ülke olarak hala evliliğin sadece ilişkinin yasallaştırılmış hali olduğunun bilincinde değiliz. Çünkü hala annesinin eteğinden, dizinin dibinden ayrılamamış insanlar, yine sadece anne babası istiyor diye, "düzenim, evim olsun" ya da özgürce yaşayabilmek gibi nedenlerle evleniyor. İşte evlilik bu nedenlerden sadece bir tanesi için bile yapıldığında "hata" olur diyor Sırmalı.

EVLENMEDEN ÖNCE BUNLARI SORGULAYIN

Mutluluğun matematiksel bir hesabı yok ama sağlıklı bir evliliğe adım atmak için sorgulamanız ve dikkat etmeniz gereken noktalar var. İşte dikkat edilmesi gereken noktalar ve nedenleri:

- "Öncelikle evlenmek isteyen iki tarafın da birey olmuş olması gerekiyor. Yaş olarak en az 20'li yaşların ikinci yarısının ortasına gelinmiş olmalı. (Ki bu hesaplamalarıma göre 27-28'e tekabül ediyor.) Bunun amacı ergenliği atlatmış ve erişkinlik sürecinde kendinizle ilgili bir takım sorgulamaları yapmış ve bireyleşme sürecinde epey yol almış olmak."

- "Her iki tarafında öğrenim hayatını bitirmiş ve mali olarak kendi ayakları üzerinde durması şart. Nedeni, bu evliliğin aileden kaçmak adına ya da kendine ait bir evde yaşamak adına yapılmaması."

- Bir diğer önemli nokta ise: Evlilik, ancak kendinize ait bir iş, geçindirebildiğiniz bir eviniz, sosyal çevreniz, sosyal hayatınız olduktan sonra karar verebileceğiniz bir şey olmalı. O zaman gerçekten, karşınıza çıkan insanla hayatı beraber yaşamak istediğiniz için evlenirsiniz.

EN ÖNEMLİSİ ASGARİ MÜŞTEREKTE BULUŞMAK

Bazı uzmanlar ise evlenmeden önce her şeyin, en ince detayına kadar konuşulması gerektiğini düşünüyor. Ama her şeyin en ince detayına kadar sorulması gereken bir ilişki de bence sağlıklı bir ilişki değildir. Bu iki tarafın da asla ortak bir noktada buluşmaya yatkın olmadığı anlamına gelir. Yani hayatta karşılaşacağınız her durumu bilemediğiniz gibi evlilikle ilgili her detayı konuşmak da o kadar imkansızdır. Nitekim Meltem Sırmalı da böyle bir ilişkinin didaktik bir ilişki olduğunu ve orada da bir sıkıntı olduğunu söylüyor.

Yazının devamı...

'O sebzeleri kurt bile yemiyorsa biz niye yiyoruz'

3 Haziran 2014

Herkes sağlıklı beslenin, sebze meyve yiyin diyor. İyi güzel hoş da bu sebzenin içinde hormon var, GDO var hiçbiri olmasa mutlaka pestisit yani tarım ilacı kalıntısı var. Ki pestisit hiçbir sabunla, sirkeli suda bekletmeyle falan da çıkmıyor.

"ORGANİK SEBZE MEYVE AL" DEMEK EN HAFİF TABİRLE "AYIP"

Sonuç olarak önce İstanbul Şişli'de başlayan organik pazar güzel bir fikirdi. Hatta mükemmel. Hepimiz elimiz yettiğince organik pazarlara yönelmeye başladık. Nihayetinde her arz kendi talebini yaratır. İnsanlar bu bol hormonlu, bol ilaçları sebzeleri almaktan vazgeçtikçe illa ki birileri çıkıp sağlıklı, organik ürün satacak. Ama asgari ücretle geçinen birine organik pazardan alışveriş yapmasını tavsiye etmek en hafif tabirle "ayıp" kaçıyor. Zira organik pazarlarda sebze-meyvelerin fiyatları ayda 1 kez bile et almakta zorlanan insanlar için imkansız bir şey.

Sizin için organik diye satılan birkaç ürünün ve yine pahalı sayılabilecek bir marketin ürünlerinin fiyatlarını karşılaştırdım. İşte buyrun farklar:

(Birinci fiyat organik pazar fiyatı, ikincisi market fiyatı)

Domates: 5 TL 1.30 - 4 TL arası
Salatalık: 5 TL 1 TL - 3.25 TL arası

Yazının devamı...