GeriSeyahat Tuva Türkleri dağ ve nehirle konuşur, gücünü doğadan alır
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Tuva Türkleri dağ ve nehirle konuşur, gücünü doğadan alır

Tuva Türkleri dağ ve nehirle konuşur, gücünü doğadan alır

Asya’nın tam ortasında, Rusya - Moğolistan sınırındaki Tuva Cumhuriyeti 2003’te ‘yüzyılın arkeolojik olayına’ sahne olmuştu.

Kağanlar Vadisi’ndeki 2700 yıllık mezarlardan çıkan objeler tarihi değiştirdi, Türkler’in altın işçiliğindeki ustalığını ortaya koydu. Bugün bu topraklarda Budist-Şamanist Tuvalar yaşıyor.

Türk coğrafyasında Şamanları nedeniyle çok merak edilen Tuva (Tıva) bölgesine gidiyoruz. Bunun için Moskova’dan, Rusya’nın 21 özerk cumhuriyetinden biri olan Hakasya’nın başkenti Abakan’a uçuyoruz. İsterseniz İstanbul’dan direkt uçuşla Novosibirsk’e, oradan trenle Abakan’a geçebilirsiniz. Abakan’dan karayoluyla Tuva’nın başkenti Kızıl’a gideceğiz.
Haziran başı olmasına rağmen kar yağıyor. 2002’de Krasnoyarsk Valisi Aleksandr Lebed’in sisli bir havada helikopterinin düştüğü yerde durup fotoğraf çekiyoruz. Çevrede çaput (bez) bağlı ağaçlar görüyoruz. Yolumuz üzerindeki küçük kasabanın adı Turan. Küçük müzesini görüp ünlü Arjan-2 kurganını görmeye gidiyoruz. Mezar kurganın ortasında yer almadığından defineciler bulamamış.

ASYA’NIN MERKEZİ ANITLA İŞARETLENMİŞ

Kızıl gezisine Zafer Meydanı’ndan başlıyoruz. Yeni yapılan bir Budist tapınağını geziyoruz. Yan duvarda 14’üncü Dalay Lama’nın büyük bir fotoğrafı bulunuyor. İki nehrin birleşerek Yenisey’i (Uluğ Hem-Büyük Akarsu) oluşturdukları alana bakıyoruz. Yenisey kıyısında yürüyoruz. Ardından 1964’te dikilen Asya Merkezi Anıtı’nda fotoğraf çektiriyoruz. Yürüyerek ana meydana gidiyoruz. Kızıl’ın kurulduğu yıl yapılan ahşap bina da bu yolda. Onu diğer ahşap binalar izliyor. Birden kendimizi Tuva Parlamentosu (Uluğ Ural) önünde buluyoruz. Binanın önyüzünde Tuva arması yer alıyor, tepesinde hem Rusya Federasyonu’nun hem de Tuva Cumhuriyeti’nin bayrağı dalgalanıyor.
Bugün 12 Haziran, Rusya Federasyonu’nun kuruluş yıldönümü. Lenin heykeli yanına kapalı bir platform kurulmuş. Tuva bu günü kutluyor. Yarışlar sürüyor. Ama meydana bakan iki büyük bina var: Biri hükümet binası, diğeri tiyatro. Meydanın tam ortasında bir büyük Budacı dua yuvarlağı bulunuyor. Yan duvarında ‘mani’ yazıyor. Om Mani Pad me Hum, “Selam olsun Lotus’taki Cevhere” yani Buda’ya: Platforma çıkanlar soldan sağa dua yuvarlağını çeviriyor. Alan panayır gibi. Herkes en güzel elbiselerini giyinmiş. Çocuklar oyun oynuyor, değişik müzik aletleri çalınıyor, bazıları çift hörgüçlü develerle geziyor.
Kızıl’daki ana hedefimiz 60 Bahadır Ulusal Müzesi. Tuva gezimizin ‘highlight’ı. Müzede hem birkaç yıl önce taşınan Arjan-2 hazinesini göreceğiz, hem de yıllardır bu müzede sergilenen balbalları ve minik yazıtlı taşları inceleyeceğiz.

Tuva Türkleri dağ ve nehirle konuşur, gücünü doğadan alır


TARİHİ DEĞİŞTİREN 20 KİLO ALTIN

Arjan, İskitlere ait kurganların bulunduğu Kağanlar Vadisi’ndeki yerin adı. Sibirya Türklerinin dilinde arjan şifalı su, kaynak suyu anlamında. Arjan-2 kurganı 80 metre çapında, 2 metre yüksekliğindeki bir höyük. İlk kez 1997’de incelenmiş. 2001-2003 yıllarında bir Rus-Alman heyetince yapılan kazıda “21’inci yüzyılın en büyük arkeolojik keşfi”ne sahne olmuş. Mezardaki kadın ve erkekten herbirinin giysisi yaklaşık 5 bin altın parçadan oluşuyor. Toplamı 20 kilo. MÖ 7’nci yüzyıla ait olduğu belirtilen parçaların tüm İskit tarihini değiştireceği belirtiliyor. Kurgandaki diğer mezarlarda 14 at kemiği ile hançerler, baltalar, ok uçları, aynalar, boncuklar, kürk ve keçe parçaları ele geçirilmiş.
Kalıntılar müzede yüksek güvenlikli odada sergileniyor. İçeri girerken her türlü eşyanız, cep telefonları, fotoğraf makineleri dışarıda bırakılıyor. Altın hakan pantolonu ve kadın saç iğnesi özellikle aklımızı başımızdan alıyor. Bu çok ince maden işçiliği göçebe-savaşçı Türklerin madencilikte neden çok mükemmel olduklarını da gösteriyor. Sersemlemiş halde müzenin kapalı alanından çıkıp açık havada sergilenen balbalları, runik harfli yazıtlı taşları, ‘tamgalı’ taşları görmek için aşağıya iniyoruz. Atalarımızın kültür öğeleri ayrı bir heyecan veriyor.
Müzeden sonra Kızıl’daki en ilginç yerlerden Şaman Kliniği’ne gidiyoruz. Esas klinik tek katlı çok odalı ahşap bir bina ile bir avludan oluşuyor. Stalin döneminde Şamanlar (kam) ciddi baskı görmüş, öldürülmüş. SSCB’nin dağılmasından sonra yeniden ortaya çıkıp, Şaman Klinik etrafında bir araya gelmişler. 1931’de Tuva’da yaklaşık 750 Şaman varmış. Bugün 50 dolayında.

ŞAMAN KLİNİĞİ’NDE FAL VE TERAPİ

Klinikte Şamanlar başvuranları hastalıktan kurtarmaya çalışıyor, el falı bakıyor, gelecek okuyor, Şaman törenleri (kamleniye) gerçekleştiriyor. Bize de Şamanizmi anlattılar. Özel davulu, tokmağı, giysileri, törenleri hakkında bilgi verdiler.
O akşam Yenisey kıyısında bağımsız yurtlardan oluşan bir konaklama tesisine gittik. Bize orada önce Alaş Grubu mükemmel bir gırtlak şarkıları konseri verdi. Ardından bir Şaman töreni izledik.
Şaman geldi, önce kutsal bir mekânda dua etti. Ardından elindeki ayı pençesiyle tek tek hepimizi kutsadı, iyi ruhlara çağrı yaptı. Ardından ateşin yanında davulu çalarak esrime çabasına girişti. O sırada gökte görünen hilali işaret ederek onun görünmesinin törenin başarılı geçeceğine bir işaret olduğunu bildirdi. Tören sonunda onunla birlikte ateşin etrafında döndük. Son derece etkileyiciydi.
Ertesi sabah günümüzün en büyük Şamanı kabul edilen Manguş Kenin – Lopsan ile görüştük. Bu inanılmaz görüşmenin ardından bir Tuva evini ziyaret için yola çıktık. Önce ünlü çoban heykelini gördük. Yolun bir yerinde çok sayıda çaputlu ağaç vardı. Kutsal yer olduğu anlaşılıyordu. Bizi yerel giysili genç kızlar karşıladı, ağaca bağlamamız için bez verdiler. Hep birlikte ağaca çaput bağladık.
Ziyaret ettiğimiz büyük yurt içinde bize günlük yiyeceklerinden örnekler sundular. Bir sanatçı gırtlak şarkıları söyledi. Atlarla gösteri yaptılar, kementle at yakaladılar. Tuva hüreşi (güreş) örneği sergilediler. Bir günlük olağan bir Tuva yaşantısını izledik. Yeşil yaylalardaki büyük hayvan sürüleri son derece ilginçti.

KRUPSKAYA İLE LENİN BURADA EVLENMİŞTİ

Geriye dönmek için Abakan’a giderken iki yere daha uğradık: Krasnoyarsk bölgesindeki Şusenskoye Köye ile Minusinsk kenti. İlki Lenin’in sürgün edildiği yer. Nadejda Krupskaya ile orada evlenmiş. Toplam üç yıl kaldıkları iki ahşap ev korunmuş, sonra onların etrafında mükemmel bir açık hava ahşap mimarisi ve etnoğrafya müzesi oluşturulmuş.
70 bin, nüfuslu Minusinsk’te ise Türklerin mutlaka görmesi gereken bir müze var. Müzede sergilenen Hakas-Minusinsk havzası kökenli geyiktaşı, balbal, runik yazıtlı taşlar Türk tarihi açısından son derece önemli. Bir taşa şunlar yazılmış: “Karımdan ve oğlumdan ayrıldım. Ülkeme geldim. Aç ayı kabilesinden ve evimden ayrıldım. Yazık. Erlik adımı bıraktım. Kartım (yaşlıyım).”

17’nci yüzyılda Budist oldular, puta tapmıyorlar

Tuvalar, Türkçe konuşan halklar arasında, Sarı Uygurlar gibi bazı ufak gruplar hariç, Budizme inanan en önemli Türk kökenli grup. 17’nci yüzyılda Budist olmuşlar. Moğol hükümdarı Altay Han’ın Budizmin iki büyük kolundan Mahayana (Büyük Araç Budizmi) içinde sayabileceğimiz Tibet Budizmine (daha doğru ifadeyle Himalaya Budizmi) önem vermesinin ardından Moğolların egemenliği altında bulunan Tuvalar da Budizme inanmaya başlamış. Bu inanç Çinlilerin egemenliği döneminde sürmüş. SSCB dönemindeki ‘ateist’ kampanyalarla gerilemiş.
1991’den sonra dinsel inançlara özgürlük geldiğinde 14’üncü Dalay Lama Tuva’yı ziyaret etmiş. 75 yıl önce Stalin döneminde yıkılan en önemli Budist tapınağı yeniden inşa edilmiş, diğerleri gibi.
Tuvalar resmi olarak Budacı görünüyor. Ancak doğaya, animizme, Şamanizme tapkı, Tengricilik (Gök Tanrı Kültü), dağ kültü, su kültü, doğa ruhlarına inanç şu anda Budizmden daha önde. ‘Lamaizm’ olarak adlandırılan Moğolistan tarzlı bir Budizm anlayışı çok hızlı yaygınlaşmıyor.
Altaylarda olduğu gibi Tuva’da her yer taş heykellerle dolu. Ama hiçbir yerde puta tapma geleneği yok.

Baş Şaman bizi “akrabalar gelmiş” diye karşıladı

Manguş Kenin – Lopsan (88), tüm Tuva Şamanları’nın lideri. 16 çocuklu bir ailenin altıncı çocuğu. Anneannesi Kuular Handizhap çok ünlü bir kadın Şaman. ‘Uluğ Kam’ diye bilinirmiş. 1933’te Stalin’in emriyle toplama kampına gönderilmiş. Stalin’in ölüm tarihini önceden bilmiş. Stalin ölünce de salınmış. Salındıktan hemen sonra da ölmüş. Lopsan’ın ailesinde çok sayıda kam ve kayçı var. St. Petersburg’da üniversite bitirmiş, akademisyen olmuş, tüm yaşamını Tuva Şamanları’nın incelenmesine hasretmiş. Şamanlar üzerine çok sayıda makale ve kitap yazmış. Artık fiilen Şamanlık yapmıyor. Gözleri de çok iyi görmüyor. Türklerin geldiğini duyunca çok sevindi. “Akrabalar gelmiş” diyerek özenle özel giysilerini giyerek bizi karşıladı. Hâlâ çok karizmatik. Etrafına çok farklı bir enerji saçıyor.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle