« Hürriyet.com.tr

Tayland: Sıcak güzel

On bir saat uçup oraya vardığımda hava çok sıcaktı ve muhalefetin gösterileri kana bulanmaya başlamıştı. Tüm bu olumsuzluklara rağmen kuzeyden güneye ülkenin bir çok yerini gezdim. Güler yüzlü insanların ülkesi; doğası, lezzetli yemekleri, orkideleri, pirinç tarlaları ile süslenmiş tepeleri ile gönlümü çeldi.

Hürriyet Haber
X
Bangkok Suvarnabhumi havaalanında ilk söylediğim şey, “cehennemden bile sıcak” oldu. On bir saate yakın bir uçuştan sonra, uçağın merdivenlerinden inerken yüzüme çarpan sıcak hava sersemletmişti beni. Tayland’ın bu mevsimde sıcak olduğunu biliyordum ama böylesini ummamıştım. Sadece sıcak olsa neyse! Rutubete ne demeliydi. Yolcuları terminale götürecek otobüse bindiğimde terden sırılsıklam olmuştum bile.
Gezinin sonuna kadar bu ıslak sıcağın içinde yüzüp duracaktım. Bıktıran, yoran, ıslatan, halsiz düşüren, düşünme yeteneğini zayıflatan, iştahı kesen bir sıcaktı bu. Onun için Tayland’a gideceklere ilk önerimi yapıyorum: Bu güzel ülkeye sakın nisan ve mayıs aylarında gitmeyin. Gezinin keyfini çıkarmak istiyorsanız en ideal aylar ekim, kasım, aralıktır.

Bangkok’ta uçak değiştirip, kuzeydeki Chiang Mai kentine uçtum ve Tayland gezimi başlattım. Tayland’a ilk gelişimdi ve bu ülkeyi adı Siyam olduğu zamandan beri biliyordum. Bu bilgimin iki nedeni vardı. Birincisi, “Kwai Köprüsü” filmiydi. Birkaç kez seyrettiğim filmdeki görüntüler beni büyülemişti. İkincisi ise başrolünde Yul Brayner’ın oynadığı “Kral ve Ben”di. Nedense Siyam kralını çok sevmiştim.
Chiang Mai’de sıcak biraz daha insaflıydı. Burası Tayland’ın en yeşil bölgesi. Kaldığım süre içinde gördüğüm güzelliklerin beni büyülediğini söyleyebilirim. Yağmur ormanlarındaki patikalarda yürürken o kadar çok çiçeğe rastladım ki; vahşi orkideler, rengarenk güller, dahliyalar, firezyalar, cennet kuşları... Bunlar ismini bildiklerim çiçeklerdi. Bir de ilk kez gördüklerim vardı çevrede. Çeşit çeşit, renk renk, koku kokuydu.

300 BASAMAKLA ÇIKILAN BUDİST TAPINAĞI/images/100/0x0/55ea690ff018fbb8f87e1998

Chiang Mai’nin anlamı “Yeni Şehir” ama 700 yıllık bir geçmişi var. Kral Mengrai’nin, Ping nehri kıyısında beş beyaz fareyi, iki beyaz geyiği ve iki beyaz benekli geyiği bir arada görmesiyle kentin kaderi değişmiş. Bu görüntüyü yorumlayan kral, başkenti buraya taşımış.
Eski kentin ortasında bir butik otelde kalıyordum. Tamarind Village adlı otelin tam ortasında 200 yıllık dev bir ağaç vardı. Dev dalları ile odaları güneşin hışmından koruyordu. Tamarind denen ağacın adının Türkçesi’nin demirhindi olduğunu öğrenince şaşırdım kaldım nedense. Meyvesinden yapılan şerbeti severek içtiğim bu ağacı ilk kez görüyordum. Bu şerbeti Osmanlı’nın sanıyordum. Oysa Tayland’da her yerde bu şerbeti bulmak, içmek, serinlemek mümkündü.
Chiang Mai’ye yılda bir milyon turist geliyor. Bunların çoğu dünyanın dört bir yanından gelen Budistler. Çünkü en önemli Budist tapınağı olan Wat Phra That bu kentte. Oraya gidebilmek için, ormanların içinden döne döne tırmanan yolu çıktım. Bindiğim minibüs, bu dik yokuşta zorlandı. Arada bir durup soluklandı.
Tapınak zirvedeydi ve ona ulaşmak için 300 basamağı çıkmak gerekiyordu. Bu sıcakta tırmanırsam yarı yolda bu dünyayı terk edeceğimden korktuğum için teleferiği tercih ettim. Oysa inançlı Budistler, çoluk çocuk merdiveni tercih ediyorlardı.
Zirvede bir çok tapınak, çan, gong, heykel, adak yerleri var. Heykeller içinde en çok, gülümseyen, şişman “Mutlu Buda”yı sevdim. Onun karşısında daha çok oyalandım. Zirvede sessiz bir kalabalık vardı. Kimi ellerinde orkidelerle tapınakların etrafında dönüyor, kimi çanları çalıyor, kimi gonglara vuruyor, küçük çocuklar dans ederek yardım topluyor, dilekler dileniyor, heykellerin yanında hatıra fotoğrafları çekiliyordu. Ben de bir dilek diledim ve “Mutlu Buda”ya şükranlarımı sundum. Rehberden bir milyon nüfuslu kentte 800 tapınak olduğunu öğrenince, Taylandlıların inançlarına düşkün insanlar olduğu kanısına vardım.

FİL ÜSTÜNDE ORMAN GEZİSİ

Chiang Mai, turistlere bir çok olanak sunuyor. Güzel golf sahaları, dağ tırmanışları, yağmur ormanlarında macera dolu yürüyüşleri, safariler, yamaç paraşütü, rafting, çiçek ve bitki keşifleri...
Ben bunların içinden filleri seçtim. Bu ıslak sıcakta ormanın içinde, fillerle birlikte olmanın beni pek zorlamayacağını sanıyordum.
Kente bir saat uzaklıktaki kampta, filler önce çeşitli akrobasi gösterileri yaptılar, insanları hortumları ile kaldırdılar, futbol oynadılar, yıkandılar, seyredenlere su fışkırttılar, hatta hortumlarıyla tuttukları fırçalarla resim bile yaptılar. Her gösterinin sonunda tribünlere gidip, izleyicilerin verdiği bir hevenk muzu midelerine indirdiler.
Bu filler daha önceleri taşımacılıkta kullanılıyordu. Koca tomrukları hortumlarına sarıp, istenen yere götürüyorlardı. Değişen zamanla birlikte fillerin de görevi değişmiş, turistlerin hizmetine girmişlerdi. “Maymuna döndürülen” bu dev hayvanların yeni görevi beni hüzünlendirdi.
Sonra, onların sırtına kurulan taht benzeri koltuğa oturup, orman içinde gezintiye çıktım. Bu benim için oldukça sıkıntılı bir yolculuk oldu. Yokuş aşağı inerken düşeceğim diye ödüm koptu, nehirden geçerken filin hortumundan püskürttüğü sularla ıslandım, muz yedirirken, yine hortumundan çıkan salya sümükle üstümü başımı kirlettim. İki saat sonra yolculuk bittiğinde savaştan çıkmışa dönmüştüm. Terden ve sudan sırılsıklam olmuş, yol boyu koltuğun arkalığına çarpan sırtım morarmıştı. Yine de hoş bir tecrübe olmuştu. Çünkü böylesine bir yolculuğu ilk kez yapmıştım.

BİN 300 ÇEŞİT ORKİDE YETİŞİYOR

Chiang Mai’yi bisiklet veya motosiklet kiralayarak gezmek de mümkün. İkisine de binmeyi beceremediğim için, araba kiralamaya niyetlendim. Ama trafik sağdan olduğu için bunu da gerçekleştiremedim. Çünkü her an ters yola girebilir, kavşakları ters dönebilirdim. Hindiçini Yarımadası’nda bağımsız kalmayı başarmış tek ülkenin, trafikte İngilizleri taklit etmesi garibime gitti. Sordum; meğer Kral eğitim için gittiği İngiltere’yi çok sevmiş, onun için de trafiğin onlara benzemesini buyurmuş./images/100/0x0/55ea690ff018fbb8f87e199a
Orkideyi Taylandlılar çok seviyor. Sokak çiçekçilerinin tezgahları, rengarenk ve çeşit çeşit orkide ile süslü. Bu güzeller güzeli çiçeğin koca bir demetini üç liraya almak olası. Yani evinizi orkide ile süslemek için, bizdeki gibi avuç dolusu para ödemek gerekmiyor. Chiang Mai, orkideleri ile de ünlü. Ülkenin en güzel çiçekleri burada yetiştiriliyor. Gittiğim orkide çiftliğinden bir türlü çıkmak istemedim. Renkler, şekiller öylesine inanılmaz güzellikteydi ki, bakmaya doyamadım. Benim nutkumun tutulduğunu gören rehberim, ülkede tamı tamına 1300 çeşit orkide olduğunu söyleyerek son darbeyi vurdu.
Tayland’ın en yüksek tepesi olan Doi İnthanon’da üşümenin keyfini yaşadım. 1565 metre yükseklikteki zirvede yeşil çay içerken, esen rüzgarla sarmaş dolaş olup, üşümeye olan hasretimi dindirdim. O serin noktadan tekrar aşağıya inmeyi canım hiç istemedi.
Chaing Mai’nin çevresi ve yakınları, yeşil ve çiçekli dağlarla çevrili. Ormanların içinde, tepelere doğru uzanan teraslarda yeşil pirinç başakları dalgalanıyor. Pirinç, ülkenin en temel gıda maddesi. Buharda haşlanmış lapasız bir sofra düşünmek imkansız. Onun için ülkenin tüm düzleri, tepeleri, dağları pirinç tarlaları ile kaplanmış.

SOKAK ORTASINDAKİ KÖR MÜZİSYENLER

Dağların zirvelerine gidip, kabile yaşamını, kralın desteklediği tarım projesini izledim. Burma, Tayland, Kamboçya sınırındaki “Altın Üçgen”deki uyuşturucu üretimini engellemek için yapılan proje gerçekten de işe yaramış, dağ kabileleri tarıma dönmüş. Buna rağmen bir dağ köylüsü bana afyonlu sigara ikram etmekten çekinmedi. Kullanmadığımı söyleyip, teşekkür ettim.
Chiang Mai’de pazar akşamları, Ratchadamnoen caddesinde kurulan pazarın ününü duymuştum. Tezgahların arasında gezinirken, bu pazarın anlatılanlardan daha renkli olduğunu gördüm. Trafiğe kapatılan caddenin ortası sokak müzisyenlerine ayrılmıştı. Nedense bu müzisyenlerin çoğu görme özürlüydü. Tezgahlarda ne ararsanız bulmak mümkündü; el sanatları, incik boncuk, kumaş, şemsiye, yelpaze, heykel, resim, oyuncak... Benim ilgimi daha çok yemek tezgahları çekti. Bu tezgahlarda bildiğim bilmediğim bir çok yemek satılıyordu. Çoğu kadın olan satıcılar, o küçücük mekanda, kızartıyor, karıştırıyor, haşlıyor, müthiş lezzetli yemekler yaratıyorlar. Her tezgahın önünde durup, korkusuzca yemeklerin tadına bakıp, damağımı çatlattım.
Gece yarısına doğru ayaklarım isyan edince, kaldırımlara sıralanmış berber koltuklarından birine oturup, beş lira karşılığında bir saat ayak masajı yaptırdım.
Elimde ıvır zıvır dolu plastik torbalarla otele dönerken, sıcaktan sırıl sıklam olmuştum ama keyfim yerindeydi. Çünkü Chiang Mai’de bir çok ilki gerçekleştirmiş ve görmüştüm.

Afyon bağımlısı halka kralın mutluluk projesi

Tayland’ın kuzeyindeki dağlarda, özellikle Burma ve Kamboçya sınırındaki ormanlarda yaşayan köylülerin tek geçim kaynağı afyon ekimi. Dünya burayı “Altın Üçgen” olarak tanıyor. Burada hiçbir yasa geçmiyor. Ormanlarda yaşayan kabileler, yetiştirdikleri afyonun bir bölümünü kendilerine, büyük bölümünü de uluslararası uyuşturucu tacirlerine satıyorlar.
Kendilerine ayırdıkları afyonu, çeşitli hastalıklarda ağrıları geçirmek ve yaşamın sıkıntılarını unutmak için kullanıyorlar. Onun için de, daha çok küçük yaşlardan itibaren uyuşturucu bağımlısı oluyorlar.
Bu kaderi değiştirmek isteyen Kral IX. Rama, dağ kabilelerini afyon yerine çeşitli tarım ürünü yetiştiren çiftçilere dönüştürme projesini geliştirdi. Bu projeye göre, köylülere ekim yapmaları için tarla, su, tohum temin edilecek, elde edilecek ürünler, kooperatifler aracılığı ile satılacaktı. Elde edilen para üreticilere dağıtılacaktı.
Proje kısa sürede başarıya ulaştı. Daha önceleri afyon yetiştiren dağ kabileleri, şimdi kahveden balığa 150 çeşit ürünü piyasaya sürüyorlar. 300 bin köylü bu projeden yararlanıyor ve kişi başına yılda 2 bin dolar kazanıyorlar.
Ürünler kentlerde özel mağazalarda satılıyor, kaliteli ve organik olduğu için tüketici tarafından tercih ediliyor.
Bu projelerin uygulandığı bazı dağ köylerini gezdim. Evlerin önündeki arabalara, motosikletlere, televizyon antenlerine bakılırsa köylülerin keyfi yerinde. Bu proje afyon ekimini önlemenin yanı sıra, afyon tarlası açmak için orman yakılmasının ve kentlere göçün önüne de geçiyor. Köylüler geleneklerini koruyarak yaşıyor, üretiyor ve para kazanıyorlar.
Kralın bu projesi bir çok ödüle layık görüldü.

Kaynak:

Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Küresel ısınma koca adayı hızla yutuyor!
GezginGezgin
Niagara'da çiçekler içinde bir İngiliz kasabası
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Uçurumun kenarında fotoğraf kuyruğu
GezginGezgin
Almanya’da sıra dışı bir gezi: Öğrenci hapishanesi! (Heidelberg)
YazYaz
Salda Gölü'nü bu yaz 250 bin kişi ziyaret etti
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Türkiye'nin en gizemli yeri: Aziz Mercurius Yeraltı Şehri