GeriSeyahat Tapınakları altın kaplı, şehirlerde sefalet dizboyu Myanmar
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    2
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Tapınakları altın kaplı, şehirlerde sefalet dizboyu Myanmar

Tapınakları altın kaplı, şehirlerde sefalet dizboyu Myanmar

Askeri diktatörlüğün yönetiminde, tantrik Budizmin sükunetiyle yaşayan Myanmar’ı görmek için İstanbul’dan çıktık yola. Dört kadın gezgin, önce Bangkok üzerinden Kuzey Tayland’daki Chiang Mai’e uçtuk. Burada Myanmar vizesinin artık alınamayacağını öğrenince birkaç gün kalıp Laos’un Luang Prabang şehrine, sonra da başkent Vientien’e geçtik. Birkaç saatliğine uğradığımız Vientien’de doğru Myanmar Büyükelçiliği’ne gittik. Vizeyi dört günden önce veremeyeceklerini söylediler. Biraz ısrarla, biraz da ekstra ücret ödeyerek vizeyi o gün aldık. İlk uçakla Myanmar’a, eski adıyla Burma ya da Birmanya’ya gittik.

Myanmar çok geniş bir ülke, görülecek yerler fazla, ancak bizim zamanımız azdı. Güneydeki eski başkent ve en büyük şehir Yangoon’a öncelik verdik. Başkentin artık ne Mandalay ne de Yangoon olduğunu, Naypyidaw’a taşındığını da öğrenmiş olduk. Modern havaalanında devletin resmi turizm ofisi kalacağımız otel ve ertesi gün için kiralayacağımız otomobil konusunda çok yardımcı oldu. Hele bütün ülkede hiç bir yabancı cep telefonunun çalışmadığını, internete girmenin bile zor olduğunu düşününce, böyle bir destek kuşkusuz çok işe yaradı.
İlk günümüzü şehrin sokaklarını, Altın Ülkesi’nin altın tapınakları Pagodaları gezmeye ayırdık. Tapınakların ters dönmüş uzun külaha benzeyen altın kubbeleri şehrin her yerinden görülebiliyor. Stupa denilen kubbelerin en etkileyicisi kuşkusuz Shwedagon Pagodası’nınki. Özellikle günbatımında ve akşam ışıklandırmasıyla, uzaklardan bile bütün heybetiyle fark ediliyor. Çok sayıda değerli taş da kullanılan devasa altın pagodanın ihtişamı, heryerde kolgezen fakirlikle büyük tezat oluşturuyor.
Bu seyahatimizin asıl hedefi, ulaşımı çok zor olduğu için az sayıda turistin görebildiği, Kyaiktiyo yani Altın Kaya. Üzerindeki stupasını bir şapka gibi taşıyan, insan kafasına benzeyen 700 tonluk bir kaya, 1100 metre rakımdaki uçurumun ucunda muazzam bir dengeyle duruyor. 2500 yıl önce keşfedildiği söylenen kaya, altın yaldızlarla kaplanmış olarak, hemen dibinde inşa edilmiş pagodasıyla Budistlerin en önemli hac merkezlerinden.

700 TONLUK KAYA, ÜÇ SAÇ TELİYLE DENGELENİYORMUŞ

Kyaiktiyo, Yangoon’dan karayoluyla 210 kilometre uzakta. Yolculuğumuza saat 04:30’da otelden çıkarak başladık. Delik deşik bir asfaltta, karmakarışık bir trafikte, molasız beş saat yolculukla Kyaiktiyo şehri yakınındaki bir kamyon terminaline ulaştık. İngilizce bilen şoförümüzden, minibüsümüzden ayrılıp kamyondan bozma bir araca bindik. Kasasına yerleştirilen 10 santimlik sıralara balık istifi dizilen 50 kişiyle, bağırış çağırış içinde yola düştük. Dimdik yokuşları bile, tamgaz çıkan kamyondan 40 dakika sonra indiğimizde, sarhoş gibiydik. Şimdi daha zor bir sınav vardı karşımızda. Sıcak altında üç kilometrelik yokuşu tırmanacaktık. Diğer seçenek dört kişinin omuzunda taşıdığı bambu koltuklardı. Taşıyıcıların ısrarına karşın, yürümeye başladık. Geceyi pagodada geçirecek hacı adayları ve eşyalarını taşıyan sepetli hamallar eşliğinde tırmanırken uzaktan dev kayayı görüyorduk. Bize “ha gayret” diyordu sanki.
Pagodanın gösterişli girişinde, ayakkab ılarımızı çıkarmamız gerekiyordu. Daha önceki pagodalarda, çorabımızın üzerine galoş giymemize izin verilmişti. Burada galoş da yasak. Israr edince, görevli “Buda kızar” dedi. Yalınayak girdik mecburen. Altın kayaya yaklaştığımızdaysa, yorgunluğumun yerini tarif edemeyeceğim bir heyecan aldı. Görevlinin söylediğine göre, insan kafasına benzeyen kaya, Buda’nın üç saç teliyle dengede durabiliyormuş. Hacı adayları için hazırlanmış şilte ve battaniyeleri geçip kayaya yaklaştığımızda, kadınlara yönelik uyarı işaretlerini gördük. Kadınların kayaya yaklaşması, elini sürmesi yasaktı. Yine de kayaya sokulup, denge noktasını görmeye çalıştım. Dengeyi sağlayan Buda mıydı, yoksa bu denge Buda‘ya inancı mı kuvvetlendiriyordu?
/images/100/0x0/55ea2a3df018fbb8f86f2d76

Görevlinin anlattığı efsaneye göre, Buda kendi saç telini bir keşişe verir. Keşiş de kutsal emaneti, kendi başı şeklindeki kayayı bulması şartıyla, doğa üstü güçleri olduğuna inandığı krala iletir. Kral, kayayı denizin dibinde bulup bir gemiyle Kyaiktiyo Dağı’na taşıtır, gemi de bir anda kayaya dönüşür. Kayanın doğal yapısı gerçekten insan başına benziyor ama, zamanla yapıştırılan altın yaldızlarla biraz biçim değiştirmiş. Efsane bazı kaynaklarda farklı anlatılsa da, sonuçta dengenin sırrı Buda‘nın saçına bağlanıyor. Aynı görevli, üç tel saçın stupanın içinde olduğunu söyledi.

YEMYEŞİL DOĞANIN İÇİNDE ALTIN KUBBELER

Geceyi geçirmek üzere gelen hacı adaylarının arasında çocuk rahipler de var. Bazıları fotoğraf çektirmek istemedi, bazıları da poz bile verip çektiklerimi gördüklerinde gülüşüyordu. Uçurumun etrafındaki manzaraya bakarken çevredeki diğer pagodalar ve tırmanmaya devam eden ziyaretçileri seyrettim bir süre. Çekim gücü gerçekten etkileyici...
Dönüşte doğal ilaçların satıldığı kestirme bir yoldan indik. Kavrulmuş böcekler, bitki kökleri, yüzlerine tanaka sürülmüş çocuklar, zaman zaman ağır bir koku eşliğinde Golden Rock Oteli’ne ulaşıp, terasında kahve molası verdik. Kamyon terminali daha da kalabalıklaşmıştı. Yiyecekleriyle tırmanan hacı adayları çoğunluktaydı. Bizi Yangoon‘dan getiren aracımıza binip dönüş yoluna çıktık. Yemyeşil doğanın içinden irili ufaklı göller, kasabalar geçip Bagu şehrine geldik. Çan şeklindeki devasa stupası olan pagodasına ve şehre bir göz atıp Yangoon‘a döndük.
Myanmar, dünyanın en fakir 10 ülkesinden biri. Karayollarında hâlâ öküz arabaları var. Motorlu taşıtlar çok eski. Şehir içi ulaşımında, her tarafından salkım saçak insanlar sarkan kamyonetler kullanılıyor. Yoldaki benzin istasyonlarında elektrik yok. Bidonlardan huniyle dolduruyorlar benzini. Yangoon‘un içinde bile elektriksiz binalar var. Zaten elektrik gündüz çoğunlukla kesik.
Tüm bu yoksulluğa karşın, tapınaklarda yer gök altın. İnternet çok sınırlı ve bol yasaklı. Elektronik posta firmalarının çoğu bloke edilmiş. Türkiye’deki Youtube erişimi gibi, başka siteler üzerinden ulaşmak gerekiyor. “Vize işlemlerinin güçleştirilme nedeni, dikta rejiminin dışa açılmaya ihtiyatla yaklaşması” demişlerdi. Havaalanındaki turizm bürosunda konuklara gösterilen ilgi bunu yalanlıyor. Yavaş yavaş artan modern binalarla birlikte, büyük oteller de çoğalıyor. Turizm gelirinin tadını aldıktan sonra bundan vazgeçmeleri beklenemez. Myanmar’dan geri dönme ve daha uzun bir tatil yapma umuduyla ayrıldık.

AĞIZLAR KIRMIZI, YÜZLER BEMBEYAZ, TELEFONLAR DÖVİZLER SEYYAR TEZGAHTA

Kıyafetler ve yüzler, gördüğümüz diğer Asya ülkelerinden farklıydı. Erkekler, “lonji” dedikleri uzun bir etek giyiyor. Gerektiğinde şalvar, kısa pantalon gibi şekilllerde de kullanılabilen çok amaçlı lonjinin tamamlayıcı aksesuarı parmak arası terlik... Erkeklerin çoğunun, kadınların da bazılarının dişleri ve dudakları kıpkırmızı. “Betel” denilen bir bitkinin taze yaprakları ile tohumlarını sararak ağızlarında çiğniyorlar, bu da kırmızı bir tükürük olarak çıkıyor ki, sokaklarda yer gök kırmızı tükürük dolu. Bitki kalsiyum içeriyormuş. Kadınların çoğu yüzlerine “tanaka” denilen ağacın tozundan yaptıkları bir tür güneş koruyucusu krem sürüyor. Cildin bakımı ve koruması için önemli olmalı. Her yerde çoluk çocuk, beyaz çamura bulaşmış gibi dolaşıyor. Sokaklarda 3-5 telefon konulmuş tezgahlar iletişimin can damarı. Ama uluslararası görüşme yapılamıyor. Belli bir bölgede de yine sokaklarda, masa üzerlerinde deste deste paralar yığılı, bankacılık ve kambiyo yapıyorlarmış.
Otomobiller çok eski ve genellikle direksiyonları sağda. Trafik Türkiye’deki gibi sağdan gidiyor. Meğer çoğu, Japonlar’ın kullanılmış araçlarıymış, bu nedenle direksiyonları trafik yönüne göre ters.


Yorumları Göster
Yorumları Gizle