GeriSeyahat Pembe şemsiyeli, parfüm kokan sokaklarda ılık bir kış gezisi...
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Hürriyet Twitter
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Pembe şemsiyeli, parfüm kokan sokaklarda ılık bir kış gezisi...

Pembe şemsiyeli, parfüm kokan sokaklarda ılık bir kış gezisi...

Fransa deyince aklıma ilk gelen yer: Cannes ile Nice arasında, kıyıdan bir hayli içeride, dağların eteklerinde kurulmuş, dünyanın parfüm başkenti Grasse. Sokakların bile mis gibi koktuğu bu muhteşem kentte, Alpler’in eteklerini süsleyen çiçek bahçeleri, koku müzesi ve daha fazlası var.

Koku, Fransız kültürünün çok önemli bir parçası. Kız çocukları ergenliğe adım attıkları anda makyaj yapmayı değil, öncelikle güzel kokmayı öğreniyor. Sevmediklerine “Onu koklamam bile” diyorlar. Parfüm sadece güzel kokmanın ipucu değil, kişiye dair bir mesaj vermenin, anı yaratmanın bir parçası. Ben de bayılıyorum kokunun izini sürmeye. Tabii ki Güney Fransa’daki Grasse sadece bu ülkenin değil, dünyanın en önemli parfüm üretim noktalarından biri. Tüm önemli markalar için özel kokular burada tasarlanıyor, üretiliyor.

Hazır yola çıkmışken...

Pandemi ve bunca kısıtlamaya rağmen beni yaşamakta olduğum Londra kadar heyecanlandıran Güney Fransa için uzun bir yolculuğa çıktım. Paris’e uluslararası bir şirketle bağlantılı görevle gittiğim için Fransa’ya giriş pek sorun yaratmadı. Yine de 72 saat içinde yapılmış PCR testimi sunmak, dahası havaalanında bekleyip ilaveten kendilerinin de yaptıkları testten geçmek zorunda kaldım.

Pembe şemsiyeli, parfüm kokan sokaklarda ılık bir kış gezisi...

Paris Pigalle’de uzun bacaklı dansçılarıyla ünlü Moulin Rouge...

Yeni COVID-19 varyantıyla birlikte kısıtlamalar tekrar gündeme geliyor. Müzelerin içinde sürekli maske zorunluluğu var ama restoranlara sadece girip çıkarken takıyorsunuz. Toplu taşıma araçları ve taksilere maskesiz binemiyorsunuz. Paris’e üç gün yetmişti. Oradan kiraladığım araçla hiç ara vermeden Burgundy’deki beyaz şaraplarıyla ünlü Chablis, kırmızı şarabın başkenti Chateauneuf du Pape, oradan da Fransa’nın gastronomi diyarı Lyon güzergâhını izledim.
Pembe şemsiyeli, parfüm kokan sokaklarda ılık bir kış gezisi...

Aynur Tattersall üst düzey sosyetenin tatil kasabası Villefranche-sur-Mer’de.

Nihai durağım olan Nice’e ulaşmadan önce Papalığın eski merkezi, sanat ve kültür başkenti Avignon’a, antikalarıyla ünlü Aix-en-Provence ve nihayet Marsilya, Frejus, St. Tropez, Cannes’a da uğrayıp daha önce görmediğim yerleri görüp denemediğim lezzetleri tatmaya çalıştım. Hem İtalyan mirasını yansıtan hem de Fransız karakterini koruyan çok kültürlü Nice’te fazla uzaklara açılmadan üç gün geçirdim. Orayı merkez alıp Cote d’Azur ve iç bölgelerdeki Provence’ta adım atmadık yer bırakmadım. Cotignac köyü ve Biot bence her zaman gidilecek, izleri derin deneyim bırakacak harika beldeler. Güney Fransa’ya gidip de Eze, Monaco, St. Paul De Vence, Antibes, St. Tropez’de duraklamayan yoktur herhalde. Her daim cazip, keyif katsayısını arttıran yerler. Mimarisi, mutfağı, iklimi, denizi, sanat ve kültür yoğunluğu, dahası İtalya ve İsviçre sınırına yarım saat uzaklıkta, yüzlerce tatil beldesinin tam kalbinde oluşu insana ‘yıl boyu buralarda yaşanır’ dedirtiyor.
Pembe şemsiyeli, parfüm kokan sokaklarda ılık bir kış gezisi...

Bir ortaçağ kasabası olan Saint Paul de Vence, sanat galerileriyle dolu.

Çiçek bahçeleri arasında

Esas geliş amacım olan ‘koku başkenti’ Grasse, Nice’e sadece 28 kilometre uzaklıkta. 15-20 dakikada vardım arabayla. Buranın çiçek kokuları ve mis gibi havası Fransızların Grasse’i aşırı sıcaklarda kaçılan tatil yeri olarak da tercih etmesinin nedeni. Grasse’ın pembe şemsiyeli parfüm kokan sokaklarında pandeminin izi kalmamış. Hemen havaya giriyorsunuz. Daha önce birkaç kez gelmiş olmama rağmen parfüm fabrikası ve müzesini gezme şansı bulamamıştım. Bu kez vaktim bol, Fragonard Parfüm Fabrikası’nda uzunca vakit geçirdim, öğrenmek istediğim birçok konuda merakımı giderdim, bir yıllık parfüm ihtiyacımla beraber dostlara da hediyeler aldım. Burada üretim aşamalarında kullanılan kökler, baharat, lavanta, yasemin ve gül gibi hammaddelerin ekim ve hasat zamanı işlenme süreçlerini yakından inceledim. Çok az rastlanan kokular için Alp Dağları eteklerinde özel çiçek bahçeleri oluşturmuşlar. Grasse’ta parfüm endüstrisi oluşana kadar kasaba halkı hayvancılık ve dericilikle geçiniyormuş. Dericilik kasaba halkının hem geçim kaynağı hem de kokudan dolayı en büyük sorunuymuş. Dericilikten vazgeçemeyeceklerine göre kokuya bir çare bulma yoluna gitmişler. Tabakhanelerden gelen kokuyu bastırmak için evlerinde bitkilerden, çiçeklerden ve meyvelerden esans yapmaya başlamışlar.
Pembe şemsiyeli, parfüm kokan sokaklarda ılık bir kış gezisi...

Lyon tam bir gastronomi cenneti.

Ünlü markaların esansları

Öğle yemeğini meydandaki kafelerden birinde geçiştirdim ama akşam için Grasse’in en güzel, hatta belki de Cote d’Azur’un en leziz restoranlarından biri olan La Bastide Saint Antoine’a masa ayırttım. Ülkemizde portakalıyla ünlü Adana geldi aklıma. Portakal çiçeği parfümü yapılsa ve bu şehrimizin bir simgesi olsa, her gelen buradan portakal çiçeği parfümü almadan dönmese ne güzel olurdu. Grass’ta yaklaşık 60’a yakın koku firması varmış. 4 bin kişiye istihdam sağlıyor. Burada bilinen en ünlü markaların parfümlerinde kullanılan ana esanslar üretiliyor. Ayrıca bu esanslardan kendi özel markaları ve serilerini de yapıyorlar. Grasse’ın gülsuyu parfümü çok ünlü. Daha çok çiçeklerden koku yaparlarken zamanla değişik baharat türlerinden, ağaçlardan, köklerden yapılan parfümler de artmış. Burada üretilenlerin en önemli özelliği, katkı maddesinin yok denecek kadar az olması. Parfümle ilgili ilginç bir bilgi daha: Dünyada her yıl 250’ye yakın yeni parfüm markası çıkıyormuş ancak bunlardan en fazla iki-üç tanesi tutuluyormuş. Yani sevilen ve beğenilen parfüm yapmak çok zor bir iş. Grasse’ta hasat geleneksel olarak kadınlar tarafından yapılıyor. Güller mayıs-haziran; yaseminler temmuz-ekim arasında toplanıyor. Hasada gün doğmadan başlanıyor. Özellikle hava iyice ısınmadan hasada son veriliyor. Kadınlar önlüklerine günde yaklaşık 10 kilo civarında gül, 2 kilo kadar da yasemin toplayabiliyor. Isparta’dan her yıl tonlarca gül aldıklarını da öğrendim bu vesileyle.
Pembe şemsiyeli, parfüm kokan sokaklarda ılık bir kış gezisi...

Müze’de Osmanlı izleri

Parfüm Müzesi’nde kokunun tarihinin anlatıldığı köşede Osmanlı’nın kokuya verdiği önem fotoğraflarla anlatılıyor. Müslüman dünyasında, kişilerin ibadetten önce günde 5 defa temizlendiğinden bahsedilirken gül, yasemin gibi kokularla karıştırılmış suların. daha davetkâr olması için evlerin girişlerine ve salonlarına serpildiği anlatılıyor. İzahatın yanı başında Osmanlı padişahlarından I. Mehmet’in gül koklarken yapılmış minyatür portresi sergileniyor.

False