GeriSeyahat Güneşin, renklerin, ışığın ve insanın sıcacık olduğu diyar: Fas
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    2
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Güneşin, renklerin, ışığın ve insanın sıcacık olduğu diyar: Fas

Güneşin, renklerin, ışığın ve insanın sıcacık olduğu diyar: Fas

Fes, Marakeş, Rabat, Meknes, Essaouira derken antik şehir Volubilis... Paris’te üşümüş tenlerimizin iki haftalık seyahatimiz boyunca sıcacık güneşle, bahar esintisiyle uyandığı; bulduğumuz her ortak yönde Ortadoğulu olduğumuzu damarlarımıza kadar hissettiren; trafiğiyle, insan kalabalığıyla, coşkusuyla biraz deli, biraz haylaz, biraz ürkütücü, biraz esrarengiz bir memleket: Fas!

"Fransa’da bitmek bilmeyen kışı nerede sonlandırabiliriz?” diye haritaya bakarken aklımıza düştü. Herkesin hayranlıkla anlattığı imparatorluk şehirleri zaten bir süredir kafamızı kurcalıyordu. Atlantik Okyanusu ile Akdeniz arasına oturmuş, 4 bin metreyi aşan Atlas dağlarıyla, “Mayıstan sonra yanmaya başlar” dedikleri Sahra Çölü ile baş döndürücü; renkleriyle, iklimiyle, manzaraları ve sosyolojisiyle sürekli tezatlar sergileyen bir yer Fas. Biraz bizden, biraz yabancı, biraz yaban, biraz uysal ama çoğu zaman ‘Bin Bir Gece Masalı’, Arapların deyişiyle ‘Al Magrib’, ‘güneşin battığı yer’, ‘Batı’...

Dinin ve zanaatın vatanı: Fes

İlk durağımız Fes! Sıcaklık yazın 50 dereceyi buluyor. Bundan korunmak için inşa ettikleri taş evlerle, daracık sokaklarla UNESCO’nun Dünya Mirası Listesi’ne girmiş; başta baharatın ve kuru meyvenin hüküm sürdüğü rengârenk çarşılarla; Bakırcılar Meydanı’ndan yükselen ‘tak tuk’ sesleriyle; yüzyıllar öncesindeki gibi işlemeye devam eden dericiler Çarşısı’yla, tabakhanesiyle zamanın durduğu; erkeklerin başlarına geçirdikleri kukuletalı pelerinvari paltoları, çoğu zaman örtülü kadınlarınsa rengârenk pardösüleriyle salındığı; sağdan soldan çıkıveren eşeklerin yolunuzu kestiği bir yer Fes. 

Güneşin, renklerin, ışığın ve insanın sıcacık olduğu diyar: Fas

Fes’in daracık sokaklarından birinde, tüm Fas’ta olduğu gibi ‘girişi gayrimüslimlere yasak’ camilerden birinin önünde beliriveriyor Muhammed.. Üslubuyla, anlattıklarıyla o ana kadar peşimize takılan ‘doğaçlama rehberlerden’ çok farklı. “Madem gazetecisin, beni takip et” diyor ve başta zanaat atölyeleri, götürmediği yer kalmıyor. Bir yandan da ülke üzerine bilgiler veriyor: “Dini ve geleneksel hayatı sonuna kadar yaşayan ama köktendincilikten, Ortadoğu’daki savaş bölgelerine dönüşmekten çok korkan bir halk var burada. Kralımız çok ciddi bu konuda. Bu türden eğilimlere fırsat vermiyor.” 

Güneşin, renklerin, ışığın ve insanın sıcacık olduğu diyar: Fas

Eski şehir merkezindeki Fes ile bu merkezin çevresinde yeni kurulan Fes’in karşılaştırmasını ise şöyle yapıyor: “Yeni Fes’in nüfusu zengindir. Kahvaltımız bile farklıdır onlardan: Biz kahvaltıda naneli yeşil çay içeriz, hali vakti yerinde olanlarsa sütlükahve. Şimdi zenginler kahvaltılarına peynir falan da eklediler, özellikle Fransız peynirlerini. Biz onlar gibi marketten alışveriş yapmayız, her şeyimizi pazardan alırız. Çocukları özel okula gider bir de.” Akşam Muhammed’in daveti üzerine evine, yeşil çay ve keke gidiyoruz. Eşi ve üç kızıyla oturduğu eski Fes’teki bu yoksul evi, unutamayacağımız bir misafirperverlik yaşatıyor bize.

Güneşin, renklerin, ışığın ve insanın sıcacık olduğu diyar: Fas

Güneşin, renklerin, ışığın ve insanın sıcacık olduğu diyar: Fas

Meknes’in kapısı,Volubilis’in mozaiği..

Sonraki durağımız Meknes! Kendini Fransızların ‘Güneş Kral’ı 14’üncü Louis ile karşılaştıran, bir dönem başkent Meknes’te hükmeden, bugün mezarı evliya gibi ziyaret edilen Molla İsmail’in inşaatını başlattığı Mansur Kapısı, turistlerin uğrak yeri. İmparatorluk sarayı, çarşıları, zeytini ve şarabıyla ünlü Meknes, Fes’in küçük bir modeli.

Şimdi sıra Volubilis’te... “Fas’taki en önemli antik kalıntı” diyorlar Volubilis için. UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki yeri boşa değil yani. Pazaryerlerinden, sokaklarından, kamu binalarından, tapınağından, zenginlerin yaşadığı villalardaki mitolojik konulu mozaik süslemelerinden kalıntılarla 1500 yıl var olmuş bu antik şehir, arkeoloji meraklılarının gözdesi. Antik sütunların üzerine yuva yapmış leyleklerse bu sit alanının bir başka cazibesi.Rabat İzmir’se, Essaouira Alaçatı“Rabat Fas’ın en modern şehridir ve Avrupa’dan farksızdır” demişti Muhammed. Haklı. Başkent Rabat, en azından yeni Rabat, Fas’ın İzmir’i adeta. Şık sırt çantaları ve tertemiz Fransızcalarıyla özel okula gittikleri her hallerinden belli öğrencileriyle, Avrupai saç modelli ve giyimli yetişkinleriyle, upuzun palmiye ağaçları altına serilmiş ‘korsan kitap’ tezgâhlarıyla, şıkır şıkır tramvayı, görkemli kilisesiyle, el ele yürüyen çiftlerle, denize kuşbakışı yerleşmiş mavili beyazlı evleriyle Rabat biraz Fas, biraz Türkiye, biraz da Avrupa.Hemen sonrasında gittiğimiz Essaouira ise gerçek bir ‘denizkızı’... Ama küçücük boyutlarıyla ve balıkçı köyü havasıyla Rabat’tan hayli farklı... Emeklilik çağı gelmiş Fransızların da gözdesi Essaouira, masalarını sokaklara atmış balık lokantaları, sahilindeki plajı, mini şortlu, etekli turistleriyle Fas’ın sayfiye yeri... Ayrıca belirtelim: “Yazın Marakeş 50 dereceyle kavrulurken Essaouira 30’u geçmez” diyorlar; bu işin sırrı, rüzgârı...

Güneşin, renklerin, ışığın ve insanın sıcacık olduğu diyar: Fas

Güneşin, renklerin, ışığın ve insanın sıcacık olduğu diyar: Fas

İstanbul’dan Marakeş’e çocukluğum

“İstanbul dahil trafiği çok zor şehirlerde araba kullanmış biri olarak Marakeş hayatımın en zoruydu” diyor eşim gülerek. Sağdan soldan geçen motosikletler, bisikletler, taksiler, özel araçlar, eşekler, kaldırımsız yollarda bir oraya bir buraya koşuşan yayalar, el arabaları, tezgâhlar derken Marakeş’e girişimiz korkulu ve gergin anlar yaşadığımız ama hayli eğlenceyle hatırladığımız bir anı bugün. Eski şehir merkezindeki evlerini annesiyle pansiyon olarak işleten Mustafa’nın, bulunduğumuz semtin İstanbul’da doğup büyüdüğüm semtle, Eyüp’le aynı ismi taşıdığını söylemesi (onlar Al Ayub diyorlar), hatta kaldığımız sokağın yine çocukluğumdaki gibi bir bir çıkmaz sokak oluşu ve şehrin her yanından birbirine karışan ezan sesleriyle garip bir his durumu yaşadığım. “Bak” diyor Mustafa. “İstanbul’dan Marakeş’e çocukluğun!” 

Güneşin, renklerin, ışığın ve insanın sıcacık olduğu diyar: Fas

Daha sabahın erken saatlerinde kalabalıklaşmaya başlayan, biraz yerel, biraz turistik gösterilerle mesela yılan oynatıcılarıyla, geleneksel dansçılarla, portakal başta olmak üzere çeşit çeşit sıkma meyve suyu satıcılarıyla ilk günümüzden baş dönmesi yaşıyoruz. İstanbul bu şehrin yanında ne kadar sessiz ve sakin kalıyor!Yves Saint Laurent’in Marakeş’teki cenneti!Işığın ve renklerin şehri Marakeş’te bin bir çeşit kaktüs ve çiçekle; nilüferlerin salındığı göletleriyle; büyüleyici, göz alıcı bir botanik bahçesi ve evi: Majorelle! Fransız modacı Yves Saint Laurent’in cenneti, oryantalist ressam Jacques Majorelle’in 1931 tarihli eseri. 1966’da Marakeş’e yaptıkları ilk seyahatte sevgilisi Pierre Berge ile büyüsüne kapılıp 1980’de satın aldıkları Majorelle evi ve bahçesini elden geçiren, ellerindeki koleksiyonla evde bir ‘Berberi Müzesi’ açan ünlü modacı uzun yıllar sırf günün değişen renklerini izlemeye gitmiş bu bahçeye... Bugünse turistlerin gözdesi. Unutmadan söyleyelim: Bahçede ve evin cephesinde öyle keskin ve hâkim bir renk var ki, adı: Majorelle mavisi.

Güneşin, renklerin, ışığın ve insanın sıcacık olduğu diyar: Fas

Fas’ta turist olmak güzey şey

Faslılara içki içmek yasak. Sokakta sarhoş olduğu anlaşılan kişiye polis para cezası verip, nezarethaneye götürebiliyor. Bununla birlikte Faslılar evlerinde bol bol içiyorlarmış. Yabancılara ise içki yasağı yok. Fas’ta dört kadınla evlilik yasal olarak serbest. Ancak giderek azalan bu geleneğin Faslı genç kızlarca benimsenmediğini öğreniyorum. Feminist faaliyetlerin olup olmadığını sorduğumda ‘kadına dayakla mücadele eden dernekler’in varlığını duyuyorum. Böylesine dinine ve geleneğine bağlı bir toplumun mini şortlarla, askılı elbiselerle gezen turiste bakışını soruyorum, Mustafa yanıtlıyor: “Onlar turist, hiçbir sorun yok.” Zaten, sarı değil düpedüz turuncu güneşiyle, gerek sivil gerek dini olağanüstü mimarisiyle, Türklere ve Türkiye’ye özel bir sempati duyan sıcacık halkıyla Fas’ta turist olmak güzel şey. 

Güneşin, renklerin, ışığın ve insanın sıcacık olduğu diyar: Fas

Güneşin, renklerin, ışığın ve insanın sıcacık olduğu diyar: Fas

Fas Türkiye pasaportlulardan vize istemiyor. Zaten ülkede müthiş bir Türk, Türkiye sempatisi var, nedeni ise diziler. Küçük büyük herkes seyrediyor.
Fas’taki tüm turistik şehirlerde sürekli yanınıza gelip yol gösterecekler, sonra da para isteyecekler, şaşırmayın! Ülkedeki işsizliğe karşı üretilmiş bir çeşit iş bu onlar için.
Sabah ve akşam sıcaklık farkları çok yüksek, tedbirli gidin.
Marakeş’teki Jemaa-el-Fna Meydanı’nda öğleden sonra ve tüm gece kurulan yemek tezgâhları çok renkli. Hangi tezgâhın hangi yemekte iddialı olduğunu kaldığınız otelden, pansiyondan mutlaka öğrenin.
Fas’ta genç yaşlı, kadın erkek herkes bisiklete biniyor, bazen otobanda bile! Özellikle geceleri, çoğu zaman farsız önünüze çıkan bisiklet ve motorlara çok dikkat! Dollar isimli şirketten araç kiralamayın, bakımı yapılmamış araçlar veriyorlar. Kiraladığımız aracın lastiği patlamadı, tamircimizin söylediğine göre ‘aşırı eskilikten’ yolun ortasında parçalandı, bilginize...

Yorumları Göster
Yorumları Gizle