Seyahat Beş gezgin beş öneri (EKİM)
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Beş gezgin beş öneri (EKİM)

Yaz mevsimini sonlandırdığımız ve sonbaharı yavaş yavaş hissetmeye başladığımız günlerde, artık tatilin bize çok uzak olduğunu düşünmeye başlarız. Oysaki tam da şu sıralarda gidilmesi gereken birçok yer var. İnternet sitemizde yazan beş gezgin yazarımıza ‘Ekim’ ayında nereye gitmeli, neler yapmalı?’ diye sorduk. Beşinden de oldukça güzel, eğlenceli ve bütçeyi pek sarsmayacak öneriler geldi. İşte ekimde mutlaka gitmeniz gereken beş yer...

Sonbaharın henüz ılık ama yavaş yavaş soğuyan şu günlerinde yazın gidilmesinden daha fazla keyif alacağınız, muhteşem güzellikte yerleri var. Özellikle ekim ayında iklimi, sakinliği ve güzelliğiyle ruhunuzu dinlendirecek olan yerleri gezgin yazarlarımız sizler için kaleme aldılar. İşte beş gezginimizden beş harika öneri…

Beş gezgin beş öneri (EKİM)



BERCESTE ŞEBER / Instagram: @bercesteseber

Sonbaharın gözdesi, huzurun simgesi: Hallstat 

Sonbaharın gelişi beni çok heyecanlandırır. Her sene denizin, kumun tadını çıkardıktan sonra doğanın güzelliğini, renklerin ahengini nerede daha güzel deneyimlerim diye düşünürüm. Şu güne kadar gittiğim pek çok yer arasında, özellikle ekim ayında sonbahar kendini yavaş yavaş göstermeye başlamışken, sonbaharın sakinliğini ve renklerin cümbüşünü yansıtan en güzel yerlerden biri hiç kuşkusuz Hallstatt oldu!

Beş gezgin beş öneri (EKİM)

Hallstatt’a gidiş çok kolay. Viyana’dan da Salzburg’tan da gitme seçeneğiniz var. Viyana’dan gitmek isterseniz bir tane tren aktarması ile yaklaşık üç buçuk saatte Hallstatt’a varıyorsunuz. Salzburg’tan ise önce Bad Isch köyüne otobüsle gidip oradan tren aktarması yaparak yaklaşık iki buçuk saatte varmak mümkün. Her iki seçenekte de trenden indikten sonra ufak bir tekneyle gölün karşı tarafına geçeceksiniz. İşte masal tam da tekneden indikten sonra başlıyor.

Beş gezgin beş öneri (EKİM)

Peki Hallstatt ne kadar büyük bir köy? Yaklaşık bir hatta maksimum iki günde her yerini yürüyerek rahatlıkla gezebileceğiniz bir köy burası. Oteller tekneden indiğiniz anda ulaşabileceğiniz mesafede. Hallstatt’ın tadını sadece sokaklarda değil aynı zamanda otel odamda da çıkarıyım derseniz sizin için en ideal seçenekler; Seehotel Gruner Baum ve Heritage Hotel Hallstatt. ikisinin de en güzel yanı göl manzarası eşliğinde gün doğumuna ve gün batımına tanıklık etmek. Eğer Seehotel Gruner Baum’da kalmazsanız benim tavsiyem orada bir akşam yemeği yemek. Zaten akşam saat 7’den sonra açık olan bir avuç kadar restoran olacağı için kendinizi bir anda orada bulabilirsiniz.

Beş gezgin beş öneri (EKİM)

Köyün en özel yanlarından biri Dünya’nın ilk tuz madeninin burada oluyor olması. Tuz madenine (Salt Mine) gitmek için 2 tane seçeneğiniz var; yaklaşık bir saat yürüyebilirsiniz veya üç dakikada sizi yukarı çıkaran füniküleri kullanabilirsiniz. Madenlere inmek için yapılan kaydıraklarla, Christina adındaki tünele gitmek için binilen trenle ve madenin tarihini anlatan görsellerle 1 buçuk saatinizin çok keyifli geçeceğinin garantisini verebilirim.

Beş gezgin beş öneri (EKİM)

Maden geziniz bittikten sonra Dünya Miras Görüşü (World Heritage View) olarak bilinen Gözlem Noktası (Skywalk)’na uğramayı unutmayın. Skywalk’un kafesinde kahvenizi yudumlayıp uçsuz bucaksız manzaranın tadını çıkarın. Bunun yanı sıra, Beinhaus’ı (Kemik Evi), Evangelist Klisesi’ni, Hallstatt Kültür Miraz Müzesi’ni gezmek ve gölde bot kiralayıp köyün çevresini gezmek de diğer aktiviteleriniz arasında olabilir.

Beş gezgin beş öneri (EKİM)

Ama bana sorarsanız, Hallstatt’ta yapılacak çok basit ama en unutulmaz aktivite tüm sokaklarını yürüyerek keşfetmek. Sislerle kaplı dağlarına, çarşaf gibi gölüne, dar sokaklarına ve sonbahar renklerine tanıklık ettikten sonra Hallstatt hep zihninizin bir köşesinde olmaya devam edecek…


OĞULCAN TATAR / Instagram: @ogulcantatar

Hafta sonu keyifli bir kaçamak: Tekirdağ

Yoksa siz de tatil izni bitip içindeki tatil aşkı bitmeyenlerden misiniz? O zaman İstanbul’a sadece iki buçuk saat uzaklıktaki Tekirdağ’ın muhteşem üzüm bağlarını gezip, gün batımında sevdiğinizle vakit geçirip Tekirdağ köftesini yerinde tadıp taze taze balık yemeye ne dersiniz? Hayrabolu tatlısı ve peynir helvasının mükemmeliğinden bahsetmiyorum bile! İşte mükemmel bir hafta sonunun özel adresi; Tekirdağ...

Beş gezgin beş öneri (EKİM)

Ekim ayının üzüm bağlarını gezmek için de ideal zamanlardan biri olduğunu söylemekte fayda var. Tekirdağ’a varışınıza istinaden ünü tüm ülkeye yayılmış Tekirdağ Köftesi’ni yanında Hayrabolu tatlısını yemelisiniz. Türk mutfağının benzersiz iki lezzetini yerinde tatmak paha biçilemez doğrusu! Ardından bir çok ünlü misafiri ağırlayan ve Türkiye’nin en güzel bağ evlerinden Barbare Bağevini ziyaret edip bağevinin kendi üretimi olan şaraplardan tadabilir ve bağevinde bir gezintiye çıkabilirsiniz.

Beş gezgin beş öneri (EKİM)

Eğer buraya gün batımında gelirseniz de muhteşem bir manzara eşliğinde günün keyfini çıkarabilirsiniz. Akşam da Tekirdağ’ın deniz lezzetlerini tatmak üzere Barbaros mevkii’de yer alan plajda sahil boyunca yer alan balık restoranlarında, kimilerinde direkt denizin üstünde lezzetli bir akşam yemeği yiyebilirsiniz. (İsim vermek gerekirse İskele Rum Meyhanesi) Güne muhteşem bir kahvaltıyla başlamak isteyenler için de tüm kahvaltılıkları kendi üretimi olan Barel Bağevi’ne gidebilirler.

Beş gezgin beş öneri (EKİM)

Görmeden dönme!: Tekirdağ’ın bağ evleri, Namık Kemal ve Nazım Hikmet Müze evi, Rakoczi Müzesi, Rüstem Paşa Cami.
Yemeden - İçmeden Dönme!: Tekirdağ Köftesi, Hayrabolu Tatlısı, Peynir Helvası, Şıra
Yapmadan Dönme!: Gün batımına karşı keyif yapmadan, salkımından üzüm koparmadan

Elif ÖZGEN DELEK  / Instagram: @elifozgen

İtalya'nın ilginç kasabası: Alberobello

Ekim ayında Türkiye’nin ve Avrupa’nın pek çok kentinde sonbahar kendini göstermeye başlamışken, ılık hava arayanlar ve yağmursuz, çamursuz gezmek isteyenler için en doğru yerlerden biri Güney İtalya. Malum İtalya Mayıs-Ağustos aylarında çok sıcak oluyor, Eylül’den sonra daha rahat geziliyor. Söz konusu ülkenin güneyi olunca bu tarih Ekim ayına kadar uzuyor. O yüzden Ekim ayı için önerebileceğim yerlerin başında Güney İtalya’daki Alberobello kasabası geliyor.

Beş gezgin beş öneri (EKİM)

İstanbul’dan Güney İtalya’nın başkenti Bari’ye direk uçuş var. 1,5 saatlik uçak yolculuğu sonrası 1,5 saatlik kara yolculuğu yaptığınızda Alberobello’ya ulaşacaksınız ve orada hayatınızda bir kez görebileceğiniz evlerle kaşılacaksınız. Adları trullo (tekil) ya da trulli (çoğul). Bütün evler koni şeklinde. Evlerin neden bu görünümde olduğuna dair bir efsane dolanıyor kasabada. Noktasına, virgülüne dokunmadan anlatayım:

Beş gezgin beş öneri (EKİM)

Rivayete göre 13. yüzyılda kral yeni evlerden vergi alacağını söyleyince kasaba halkı çare düşünmeye başlamış ve bu evleri yapmış. Evlerin çatıları kireç taşından. Çatılar yapılırken taşların arasına harç konmamış, bu yüzden de en üstteki yuvarlak tepeyi çekince çatılar birden dağılıveriyormuş ve ortada ev kalmıyormuş. Böylece vergi memurlarını atlatıyorlarmış, vergi memurları gidince de evlerini yeniden yapıyorlarmış.

Beş gezgin beş öneri (EKİM)

Alberobello’ya gitmişken bu hikayenin doğruluğunu araştırmak istedim ancak İngilizce konuşan tek bir kişi bile bulamadım. Kıssadan hisse Alberobello’da hatta tüm Güney İtalya'da İngilizce konuşan az kişi olduğunu belirtmiş olayım. Yanınızda ya da telefonunuzda bir İtalyanca sözlük bulundurmanız iyi olabilir.


Kasabada trullo’ların yoğunlukta olduğu iki cadde var: Rione Monti ve Aia Piccola. İlki daha turistik olan cadde. İkincisi daha yerel, oradaki trullo’larda hala birileri yaşıyor, çoğunun önünde çamaşırlarının asılı olduğunu ya da bebek arabalarının park ettiğini görebiliyorsunuz.

Beş gezgin beş öneri (EKİM)

Her iki caddede de turistler için konaklayacak oteller var. Kaldığım Tipico Resort adlı trullo Aia Piccola’da idi, konaklama için tavsiye ederim, ancak bir uyarıyla birlikte! Burası sonradan trullo şeklinde yapılmış bir oda. Kapı açıldıktan sonra dik bir merdivenle aşağı iniliyor, mağara evlerde kalmakla ilgili sıkıntısı olan, ucundan kıyısından klostrofobiden nasibini alan varsa rahatsız olabilir.
Güneş’in trullo’ların üzerine battığını izlemek isterseniz iki seçeneğiniz var: Rione Monti’deki bazı trullo’ların üst katında terasları var, girişte ‘Panaromici’ yazıyor. Onların yukarısına çıkıp Güneş’in batışını izleyebiliyorsunuz. İkinci seçenek Belvedere Terası‘na çıkıp günbatımını orada seyretmek.

SERHAT SARISÖZEN /  Instagram: @sarisozen

Yeşillerin efendisi: Ljubljana

Yazın bitmesi, tatilin de bittiği anlama gelmiyor kuşkusuz. Bununla birlikte yaz tatillerinde daha uzun uçak yolculukları yapmaya hazırken, diğer ara tatillerde uçuş sürelerinde daha sabırsızız. Bu sebeple uzun bir uçak yolculuğu gerektirmemesi, bir hafta sonu kaçamağıyla bile görülecek her yerin keşfedilebilecek olması, mevsimsel koşulları ve ayın ortasına denk gelen ulusal festivali ile Ljubljana, ekim için önerdiğim seyahat rotası…

Beş gezgin beş öneri (EKİM)

Yugoslavya’dan bağımsızlığını ilan ettikten sonra yaşanan iç savaştan neredeyse hiç etkilenmediğinden, tarihi binaları iç savaştan zarar görmeyen Ljubljana, Slovenya’nın kalbi. Yeşil şehirler, kasabalar görürüz her yerde fakat bu kadar yeşil bir başkent görmüş müsünüzdür, pek emin değilim. Öyle ki Ljubljana’nın “yeşil”i, 2016 European Green Capital Ödülü’nü alarak tescillenmiş.

Beş gezgin beş öneri (EKİM)

Şehrin ortasından geçen Ljubljanica Nehri’nin her iki yanında yürümek, arada nehir kenarındaki sembolleri incelemek, etraftaki evleri seyrederek Ljubljana’daki yaşam hakkında fikir edinmeye çalışmak ve kanal turlarına katılmak ziyaretçiler için büyük keyif. Eski şehir merkezinde bulunan Preseren Meydanı (Persernov Trg), Ljubljana’da sıkılmadan vakit geçireceğiniz bir yer. Meydanda bulunan pembe kilise, hemen dikkatinizi çekecek. Pembe kilise mi olur demeyin, çok da güzel olmuş. Franciscan Church (Franciskanska Cerkev)’ün gündüz ayrı, gece ışıklandırmasıyla ayrı güzel mimarisinden etkilenmemek imkansız. Bu kiliseye yakın konumda olan Aziz Nicholas Katedrali ise yeşil çan kuleleri ile şehrin sembolü ejderhalarla uyum içinde. Efsaneye göre ejderhanın öldürüldüğü yere Ljubljana şehri kurulmuş. Bu sebeple şehrin sembolü, kuvvet timsali ejderhalar. Bu efsanenin anısına inşa edilen ve başlarını dört yeşil ejderhanın tuttuğu Ejderha Köprüsü (Zmajski Most), Ljubljanica Nehri’nin en havalı köprülerinden.

Beş gezgin beş öneri (EKİM)

Sana biraz da yukarıdan bakalım ey aziz Ljubljana demek için Ortaçağ’dan kalma 800 yıllık Ljubljana Kalesi’ne, zahmetli yürüyüşü göze alamadığımdan fünikülerle tırmandım. Seçim sizin. Finükülerle enerjiden tasarruf sağlayarak, Ljubljana’nın dar sokaklarında daha çok keşif turu atabilirsiniz. Ljubljana’yı Ekim’de daha da özel kılan şey ise ayın ortasında yapılan "Bira ve Hamburger Festivali".

Beş gezgin beş öneri (EKİM)

Bu festivalde Slovenyalı şefler, hamburger ve biralarını size tattırmak için adeta yarışa giriyor ve bunların hazırlanma metotlarını anlatıyor. Inovasyondan ilham alan şeflerin lezzet keşiflerini tatmak istiyorsanız Ekim’de Ljubljana’ya gelmelisiniz. Nehir kenarında gezerken, köprülerinden geçerken, dar sokaklarında yürürken ve ejderha heykellerini seyre dalarken Ljubljana’ya Ekim’de geldiğiniz için kendinizi şanslı hissedeceksiniz.

EZGİ KOPUZ / Instagram: @ezgikopuz

Cumalıkızık’ta sonbaharın tonları

Cumalıkızık hakkında, çok şey duydunuz ya da hiçbir şey bilmiyorsunuz… Pırıl pırıl bir sonbahar sabahında uykulu gözleriniz, elinizde kahvenizle gelecek hafta sonu nereye gitsem diye düşünenler için, Türkiye’nin muhteşem duraklarından biri olan Cumalıkızık beklentinizi karşılayacak en iyi Ekim ayı önerilerinden biri olacaktır... Hele ki bahsettiğimiz yer, Bursa’nın en ünlü ve Türkiye’nin en güzel köylerinden biriyse, beklenti elbette ki daha da yükseliyor. Uludağ’ın eteklerinde konumlanmış bu güzel ve tatlı köye hoşgeldiniz…

Beş gezgin beş öneri (EKİM)

Adım adım Cumalıkızık’ta açılışı güzel bir kahvaltıyla yapın. Türkiye’yi bana kalırsa serpme kahvaltısı ve yöresel tatları, her şeyiyle farklılaştırıyor. Hatta öyle ki, bunu en yoğun hissettiğim yerlerden birisi Narlı Bahçe oldu. Her şey ev yapımı olunca lezzet kapısı aralanıyor. Masanıza sunulan tabaklar saniyeler geçtikçe, gözlemeler, reçeller, zeytinler, bal kaymak derken bir anda görsel şölene dönüşüyor. Ve sunumla birlikte sanki bir yakınınızın evine ziyarete gitmiş hissine kapılıyorsunuz, çayınızı yudumlarken gün için hiçbir telaşınız yok. Kahvaltınız biter bitmez, keşfetme çanları çalmaya başladı bile. Köyün nabzını tutmaya başlayalım, Cumalıkızık demek aslında eski döneme adım attığınız bir mimari yolculuğu. Köyün girişinde en çok dikkat çeken koyu mavi uzunca ahşap kapılı bir ev sizi görkemlice karşılıyor.

Beş gezgin beş öneri (EKİM)

Bir güzel fotoğraf hakkınız var. Ekim havasında sokaklarını dolaşması çok keyifli bu tatlı köyün. Nereden baksanız, yüzyılları devirmiş evlerle berabersiniz. Cumalıkızık’ta 270 ev var fakat 180’i kullanımda. Bu köyün yaşanmışlığı çok ama çok eskilere dayanıyor, 700 yıl... Mimariye meraklı biriyseniz dar sokaklarında oldukça ilginizi çekecek ayrıntılara rastlayabilirsiniz. Sokaklarda kaybolma endişeniz olmasın, neredeyse imkânsız, burası oldukça küçük bir yer 2 saatte dolaşabilirsiniz. Yeni deneyimlere açıksanız, traktörle dahi vakit geçirebilirsiniz, benim için oldukça ilgi çekiciydi.

Beş gezgin beş öneri (EKİM)

Cumalıkızık için mevsimin fark ettiğini sanmıyorum, eminim ki her mevsimde eski tarihi evleriyle ayrı güzeldir. Osmanlı Döneminden kalma camisi, çeşmesi, hamamı da o tarihi kimliği ve dönemi yansıtıyor; etnografya müzesi ise vakit geçirmeye değer, tarihi ile doğal dokusunu bozmadan hala ayakta kalan köyün her bir dönemine ışık tutan eserler bu müzede yer alıyor. Köy halkı, tahmin edeceğiniz gibi çok konuşkan, hoş sohbet ve samimi. Bazı günler pazar kuruluyor ve köyün büyüleyici atmosferini keşfederken, fark edeceğiniz üzere, etrafınızda köy halkının yaptığı ev yapımı reçelleri, salçaları kavanozlara doldurulmuş ya da taptaze meyvelerin tezgâhlara sıralanmış olduğunu görüyorsunuz. 


Çınar ağaçları özellikle, size bu yolculukta eşlik ediyorlar. Öte yandan, hediyelik eşya bakımından oldukça zengin; özellikle çok güzel takılar var, zevkinize hitap edeni bulmak için nokta atışı yapmak gerekiyor. Hafta sonları sabahın erken saatlerinde keşfinize başlayın, çünkü saatler geçtikçe sokaklar kalabalıklaşıyor. Buraya kadar gelmişken hemen dönmek olmaz, enerjiniz varsa Gölyazı’na da uğrayabilirsiniz.

Beş gezgin beş öneri (EKİM)

UNESCO Dünya Miras Listesi'nde bulunan Cumalıkızık kültürel değerlerimizi yaşatmanın gün geçtikçe daha fazla anlam kazandığı bir dönemde çok güzel bir örnek, fakat bir yandan bana daha fazlasını da yapabileceğimizi düşündürdü. Evler dıştan bakınca çok bakımsız görünüyor; geleceğe taşınması anlamında daha etkili çözüm yolları izlenebilir. Bir de, izlenimlerime göre, burayı ziyaret edenlere yönelik satış tezgâhları daha çok bu eski evler önünde bulunuyor; belli bir alan belirlense ve evlerin güzelliği keşfedenleri mutlu edecek şekilde ön plana çıkarılsa daha güzel olabilir diye düşünüyorum. Ne de olsa bu yerleşim biriminin dokusu evlerinden başlıyor…

Fotoğraflar: Berceste Şeber, Oğulcan Tatar, Elif Özgen, Serhat Sarısözen, Ezgi Kopuz

 

 

 

"Glamping" adı nereden geliyor?

 


Yorumları Göster
Yorumları Gizle