GeriÇağlayan Kent Yoksulluk mu, Yoksunluk mu?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yoksulluk mu, Yoksunluk mu?

Yoksulluk mu, Yoksunluk mu?

"Yeni yılın ilk hafta sonunda 20 yaşındaki Sibel Ünli’nin intiharı tüm Türkiye’yi yasa boğdu. Sibel İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü 3. sınıf öğrencisiydi. "

Genç kızın Twitter’da “yemekhane kartımda para kalmamış sadece bir liram var” şeklinde yazdığı son iletisi nedeniyle kamuoyu çabucak gereğini düşündü; Sibel maddi sıkıntıları olan bir öğrenci olarak yaşadıklarına daha fazla dayanamamış ve hayatına son vermişti.

Kısa sürede pek çok hayırsever, maddi olarak zor durumdaki öğrencilere destek olmak amacıyla çeşitli kampanyalar başlattı. Bunların arasında yemekhane ücretlerinin ödenmesi, Sibel’in adına açılan burslar gibi birçok bağış kampanyası vardı. Aslında bir bakıma yılın ilk hafta sonu Türkiye için toplum olmanın en güzel tarafı olan birlik olma duygusu ile geçti.

Sibel’in otopsi sonuçları henüz kamuoyu ile paylaşılmadı ama 3 Ocak günü Samatya kıyılarında bulunan çantasından çıkan kısacık mektupta kendisini sevenlerden özür diliyor, adeta onlarla vedalaşıyordu. Aslında genç kız, kendi bedenini hiç düşünmeden denize bırakacak mesajı yine Twitter’daki sayfasında ‘sabitlenmiş ileti’ olarak bırakmıştı: “Gidecek yerim yok, yaşanmaya değer bir hayatım da…” Kim bilir o mesaj ne zamandır orada duruyordu? Adli kayıtlara genç yaşta bir intihar vakası olarak geçene kadar kim bilir ne travmalardan geçti? Acaba biz yanlış iletiye mi odaklanmıştık?

Majör Depresyon bir ‘sorun’ değil, bir ‘hastalık’

Bir üniversite öğrencisinin sırf yemek parasını çıkarabilmek için iş bulup çalışma gayretinde olması gerçekten çok üzücü. Ancak bu tek başına bir intihar sebebi olabilir mi? Yaşama son vermek bu kadar basit mi? Belki de son derece öznel bir durumu toplumsal bir nesne haline getirerek, bu durumda olan başkalarına yardım edebileceğimiz noktaları gözden kaçırıyoruz. Bu nedenle, konuyu işin uzmanına; Klinik Psikolog Deniz Ergül’e sordum.

İntiharın arkasında tek bir sebep olabilir mi? Fizyolojik bir açıklaması var mı?

Aslında intihar vakalarının pek çoğu majör depresyon sonucu ortaya çıkıyor. Bu çok ciddi bir durum. Majör depresyonda hasta mutsuzluk, derin değersizlik, çaresizlik hissi içerisinde kıvranıyor. Gelecek onun için kapkaranlık. Bu sıkıntıların 3 haftadan daha uzun sürdüğü durumlarda majör depresyon tanısından söz edebiliriz. Mutlaka ilaç tedavisi ve psikoterapi gerektiren bir hastalık. Ortalama tedavi süresi ise 6-9 ay.

Yaşadığımız her olayda, toplum olarak konuyu farklı yöne çekecek bir çıkarım yapmaya eğilimimiz var. Bir şeyleri atlıyor olabilir miyiz?

Elbette bir öğrencinin parasızlık çekmesi hepimizin vicdanını huzursuz ediyor. Ancak intiharın arkasındaki yegane sebebi parasızlık olarak kodlamak bizi yanlış yere götürür. Aynı durumda olan pek çok kişi, farklı tepki verebilir. İflas eden bir iş insanı hayatına son verirken, bir diğeri borç bulmak, kredi almak gibi farklı çözümleri deneyebilir. Ekonomik güçlükler majör depresyonu tetikleyebilir ama intiharın tek başına sebebi olamaz.

İntihar bireysel bir mesele mi yoksa toplumsal mı?

Bunun adını öncelikle doğru koymalıyız. İntihar majör depresyon hastalığının bir neticesi. Haberlerden öğrendiğimiz kadarıyla Sibel’de 15 gün süreyle hastanede yatacak seviyede ağır bir majör depresyon seyrediyormuş. Bu çok ciddi bir durum. Hastaların hayatta varoluş nedenini bulamadığı bir tablo. Sosyal geri çekilme başlar, hasta işine, okuluna devam edemez hale gelir.  Kimsenin ona değer vermediğini düşünür. Sibel’in bu noktaya nasıl geldiğini bilmiyoruz. Majör depresyon tanısı konan hastaların her biri için farklı bir tedavi düzenlenmesi gerekir. Bu tedavi ilaç+psikoterapi şeklinde gerçekleşir. Ancak toplumda majör depresyon halen tıbbi bir rahatsızlık olarak algılanmıyor.  Bazı uzmanların televizyonda, sosyal medyada depresyon hastalığının doğru beslenme ve egzersiz ile tedavi edilebileceğini savunduğunu görüyoruz. Bu da son derece yanlış. Antidepresan karşıtları, zaten ruh hastalıkları konusunda yeterince bilinçlenmemiş ve çekingen bir tutum sergileyen toplumumuzu, tehlikeye sürüklüyorlar. Tıpkı grip gibi, kanser gibi, majör depresyon tedavisinde de ilaçların iyileştirici gücünden faydalanmamız gerekiyor.

***

Sibel’in ailesi 6 Ocak’ta bir basın açıklaması yaptı. Babası ve ağabeyi maddi bir zorluk yaşamadıklarını, Sibel’in uzun süredir majör depresyon tedavisi gördüğünü belirtti. Belki geçici maddi sorunlar yaşamışlardı, belki o iletiyi yazdığı gün Sibel’in cebinde sadece 1 lira vardı. Ancak görünen o ki, Sibel yaşama azmini kaybetmiş bir genç kızımızdı. Bu zor kararı kim bilir nasıl verdi? Denize atlamadan önce kim bilir neler düşündü? Yaş 20’ydi, hayatının en ümitli günlerini geçiriyor olması gerekirdi. 

Sibel’in mesajı maddi sıkıntı içerisinde olan öğrenciler için iyi bir harekete vesile oldu. Ama toplumun majör depresyon hastalığını kabullenmesini yine erteledi. Bir Twitter iletisini cımbızla çekerek, kaybolan gencecik bir hayatı kitlesel mesajların öznesi haline getirmeden önce işin uzmanlarına kulak vermek gerekiyor. Sorunlarla ancak böyle yüzleşebiliriz.

 

 

 

False