Sesin kendini tamamladığıdır

Güncelleme Tarihi:

Sesin kendini tamamladığıdır
Oluşturulma Tarihi: Ekim 14, 2022 08:55

Şükrü Erbaş’ın sevdiği, bildiği binlerce türkü arasından seçtiği ‘Türkülerden Şah Dizeler’i (Kırmızı Kedi) okurken, dersimi alıp da ezber ediyorum: “Küsme deme yârin acı sözü var”,”gam yârdan vefalıdır/ hiç çevirmez yüz benden”, “Sevdaluk eyi şeydir/ben de yeni başladum”...

Haberin Devamı

“Su serptim ateş sönsün/ serptiğim su da yandı”. Bu dizelerin içliliğine diyecek yok, görselliğine, şaşırtıcılığına, aynı zamanda gerçekliğine de. Ama bu dizeleri kimin yazdığını bilen de... Yok!
Bu dizeleri ve benzerlerini yerimize yazan birileri var ama çoğu kez söyleyip geçen, sözünü rüzgâra, ağaca, suya, geceye, güne, bazen de kör pencerelere, sağır duvarlara söyleyenler var, ki onlar en çok da yola söyleyip söylenenlerdir.
Belki de ‘yol hali’ demek gerekir bu dizelerin düştüğü türkülere. Öyle ya, yolların gide gide bitmesi için bitmeyen bir kaynak gerekir, pınarbaşı, göze olur adı, taşlardan yuvarlandığı da olur, bir kuşun ağzından incecik ötüşler gibi döküldüğü de.
Söze dökülen şey şiire, bazen de ezgi olarak dökülür, ezgin, üzgün, uzun, şen, kederli, yaslı, yorgun, bezgin, çapkın, uçkun, gözükara, kirpiğibol, kara, masmavi, öfkeli, kalender, yanık, bulanık, engin, derin, yüzden, düzden, dağdan, ovadan, sıladan, yuvadan, baladan, yavrudan, yârdan, candan, canandan, anadan, kardeşten, babadan, gülden: “Yâr ağzın gül kokuyor/ içerin bahçe midir?” demelerden.

Haberin Devamı

“Kırlardan geliyorlar ellerinde sümbülteber/ elbette kırlardan kırlardan gelecekler/ başka türlü nasıl güzelleşir bu akşamüstleri” demişti Turgut Uyar ve “sanki kuşlar albümünden bir maden” diye bitirmişti. Kırlardan, ovalardan, yaylalardan, yüce dağ başlarından, kederli nehirlerden, Kızılırmaklardan, koyaklardan gelenleri dinlemek de öyle. O sümbülteberi seçmiş aralarından, meneviş kokuluları da var bülbül avazlıları da, kuşlar albümünden bir maden olmak da coşturur onları, çavlanlar çizerek akan bir ırmak şiir olarak söylenmek, dinlenmek, duyulmak, okunmak da.
“Kendi çınar ağacı/benden gölgelik ister”, bunu kim kime söylemiş olabilir sahiden, sitem midir, naz mıdır, öte midir, git midir? Hisarlı Ahmet de sanki buna karşılık verir, üstelik unutulmaz bir karşılık: “Dünya bir gölgeliktir”.
Sözler de öyledir, bazen güneşi karnında bir sözcükten damlayan, bazen gölgesi koynunda bir sözcükle uyuyan, bazen de rüzgâr hanı gibi işleyen yalnızlığın kapılarını çarpa çarpa çarpa sesini duyuran sözlerdir ki onlar, yalnızca şan değil gam da verirler ortalığa! “Gam elinden benim zülfü siyahım/ peykan değdi sinem yaralandı” olurlar Pir Sultan Abdal gibi, bazen de Karacaoğlan’ın “Kasvetli gönlümün gamın eriten/ karanlık kalbimin çırası kızlar” dediği gibi gamdan kurtulurlar.
Gamlı bir şey midir yoksa neşeli mi, bilmiyorum. En neşelisinde bile bir gamhane kuruluyor gibidir, şimdi değilse birazdan, bu kez değilse sonrasında. Ve onlar olmasa, diline değmese, sanki su içmemiş gibi olmaz mı insan? Olur! Kavrulur kalır, yanar kül olur, feleğe sitem edip durur, yalnızlık duyar, öksüz hisseder kendini, “gurbet elde bir hal geldi başıma/ağlama gözlerim Mevla kerimdir” türküsünü kimsesizliğine katık edip uyur.

Haberin Devamı

Sesin kendini tamamladığıdır

Gamhane kurulur ama coşku da duyulur. Nasıl bir halse bu, “Ankara’nın uzunhavası İstanbul’da oyunhavası olur” gibi olur. Memleket saat ayarı değildir çünkü, mevsim normallerinin ya altındayızdır ya üstünde, belki de her türlü ayarsızlığa, oynaklığa, olağansızlığa karşı ya da onlarla birlikte yaşamak için icat edilmiş havalardır bunlar. Uzun havalar, ağır havalar, oynak havalar, neşeli havalar, dertli havalar, kırık havalar... Bu havalara sığınıp söyleyebildiğimiz en içten, en şakacı, en hakiki, en dürüst sözlerdir bunlar, bizi hem neşeye hem kedere aynı anda boğan! (Kahkaha ve gözyaşı da var daha da boğulmak isteyene!)
Şükrü Erbaş, bir hazineyi hecelerken “Anlamın vardığı yerlerin sonsuzluğu; insan sesinin, yerlerin ve göklerin yedi katına nasıl bir güzellikle, acıyla, tevazuyla, büyüklükle inip çıktığı, beni her defasında tanrısal bir cezbe içine sürükler” der, ‘halkın yaratıcı dehasının billurlaştığı dizeler’ için.
Ben de öyle diyorum, Şükrü Erbaş’ın sevdiği, bildiği binlerce türkü arasından seçtiği ‘Türkülerden Şah Dizeler’i (Kırmızı Kedi) okurken, dersimi alıp da ezber ediyorum: “Küsme deme yârin acı sözü var”,”gam yârdan vefalıdır/ hiç çevirmez yüz benden”, “Sevdaluk eyi şeydir/ben de yeni başladum”...

BAKMADAN GEÇME!