GeriKitap Sanat Meksikalılar
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Meksikalılar

Meksikalılar

Geçen yıl Türkçeye çevrilen ‘Bedenlerin Göçü’ ile tanıdığımız Yuri Herrera, ‘Dünyanın Sonunu Önceleyen İşaretler’de bir kez daha suçun sıradanlaştığı bir ülkeyi ve kendilerine çıkış yolu arayan insanlarını anlatıyor.

Yuri Herrera’nın geçen sene Türkçeye çevrilen romanı ‘Bedenlerin Göçü’nün merkezinde, yaşadığı şehrin mafyatik aileleri arasında arabuluculuk yapan -ve ‘kurtarıcı’ lakabıyla tanınan- bir adam vardı. ‘Dünyanın Sonunu Önceleyen İşaretler’in kahramanı ise Makina isimli genç bir kadın. O da bir tür arabulucu. Ancak sınır yakınlarındaki bir köyün telefon santralında çalışan Makina’nın arabuluculuğu daha çok hemşerilerinin dertleriyle ilgili. Üç dil konuşan Makina, iletişim sorunları çekenlere yardımcı olan, ne zaman susması gerektiğini bilen akıllı ve gözüpek bir kadın. Şimdi sınırı geçip Gabacho topraklarına ulaşmak için kendisinin yardıma ihtiyacı var. Sınırı geçmek istemesinin nedeni, nicedir haber alamadıkları erkek kardeşine ulaşmak ve annesinin yazdığı mektubu ulaştırmak. Makina’nın yardım istediği insanlarsa bölgenin uyuşturucu trafiğini yöneten insanlar.

Onların yardımıyla yola koyulacaktır Makina, çantasında annesinin mektubu, çetelerin verdiği içeriği belirsiz bir paketle... Haberlere sıklıkla yansıyan Meksika göçmenleriyle ilgili haberleri izleyenlerin ya da hemen yanı başımızda cereyan eden mülteci trajedilerine kayıtsız kalmayanların tahmin edeceği gibi, Makina’nın yolculuğu da hiç kolay olmayacaktır.

Silahlı çatışmalarla, kaçıp kovalamacalarla süren zorlu yolculuğun sonunda Gabacho diyarına adım atan Makina, göçmenlerle dolu bir kentte bulur kendisini. Medyada yazılıp çizilenlerin aksine yolculukları onları cehennemden cennete geçirmemiştir. Aslında ne oralı ne buralı olan mülteciler arafta kalmışlardır. Makina için de öyle; ne geriye dönmek ister ne burada kalmak. Sona gelindiğinde öfkesini kendisini aşağılayan bir polise şu sözlerle yansıtacaktır:

“Bu yıkımın suçlusu biziz, dilinizi konuşamayan ama sessiz kalmayı da bilmeyenleriz biz. Gemiyle gelmeyenleriz, toz kaldırıp kapılarınızı kirletenleriz, tel örgülerinizi kesenleriz. İşinizi elinizden almaya gelenleriz, bokunuzu temizlemeye talip olanlarız, gece gündüz demeden çalışmaya can atanlarız. O tertemiz sokaklarınızı yemek kokusuyla dolduranlarız, size hiç tanımadığınız şiddeti getirenleriz, size uyuşturucunuzu taşıyanlarız, boyunlarından ve ayaklarından zincirlenmeye layık olanlarız; biz sizin için ölmeyi önemsemeyenleriz, başka türlüsü mümkün mü? Biz kim bilir neyi bekleyenleriz. Biz karayız, kısayız, kokarız, sinsiyiz, şişkoyuz, kansızız. Biz, barbarız...”

Türkçeye çevrilen iki romanında da Herrera’nın kurgusal dünyası suçlulardan ve suçlu gibi muamele gören insanlardan oluşuyor. Ancak siyasete doğrudan bir gönderme yok. “Başkalarına ahlaki ya da sosyal sorumluluklarının ne olduğunu anlatmak istemiyor” ama edebiyat yoluyla kamusal alana müdahale etmek niyetinde. İnsanların ortak sorunlarını, farklılıklarını, umutlarını, sevgilerini anlamanın bir yolu olarak bakıyor edebiyata.


YENİ BİR DİL, YENİ BİR KİMLİK


İncil’e, Aztek efsanelerine, Yunan mitolojisine göndermelerle yaşam ile ölüm, bilinç ve düş arasındaki katmanlara nüfuz eden Herrera, insanların acılarını, yoksulluğun yarattığı sıkıntıları, köklere olan bağlılığı, kültürel çatışmaları çok iyi sergilemiş. Bir yandan da daha geniş bir yurt ve kimlik duygusu içeren bir arayış içinde.

Yuri Herrera’nın Makina üzerinden anlattıkları aslında yüzyıllardan beridir her kültürde sıklıkla yaşanan, insanlık tarihine ilişkin bir hikâyedir. Sadece mültecilerden söz etmiyorum. Aslında her insan topluluğu kendisini bir yolculuğun sonucu veya bir yolculuğun parçası olarak tanımlar ki bu, yeni ulusların ve yeni kimliklerin ortaya çıkmasının temelidir. Bakmayın bugünün zengin ülkelerinde göçmenliğin çağdaş bir fenomenmiş gibi dehşetle karşılanmasına ve Meksikalı, Afrikalı, Suriyeli göçmenlerin sanki suçluymuşçasına kamplara kapatılmasına; her ulus-devlet mitolojisinde bir göç hikâyesi mutlaka vardır.

Makina’nın gözüyle izlediğimiz göçmenler -tıpkı bir zamanlar Herzen’in sözünü ettiği gibi- ait oldukları canlı ortamdan kopmuş, acı hakikatlere gözlerini kapatmış ve kendilerini anılardan ve asla gerçekleşmeyecek umutlardan ibaret kapalı, akıldışı bir çevreye yerleştirmiş durumdalar. Memleketlerini gizlenmiş bir öfkeyle, sürekli yarın tekrar oraya dönme düşüncesiyle terk eden insanlar ileriye doğru hareket edemiyor, sürekli geçmişe geri fırlatılıyorlar.

Makina ise “sıla özlemine ya da kendi kendine acıma tavrına yenik düşmek yerine, yaşadığı yerden olmayı anlamlandırmaya çalışmış, hatta bunu bir hayat tarzı olarak kucaklayacaktır”. Onu farklı kılan ve bir roman kahramanına dönüştüren işte bu kucaklamadır. Makina doğuştan yabancı değildir, ABD’ye yabancı olarak gelmemiş, buraya gelmek onu yabancı durumuna düşürmüştür.

Ülkesinde ve dünyanın hemen her köşesinde hemen her gün cereyan eden yakıcı bir sorunu işlemesi övgüye değer. Ama Herrera’nın her iki romanının asıl övgüye değer yanı, hikâyeleri anlatış tarzı. 100 sayfalık bu kısa roman, ekonomik anlatımıyla heyecan verici. Üslubuyla okuyucuyu kahramana eşlik etmekten uzaklaştırıyor Herrera, böylelikle olayların çok gerçekçi bir okumasına izin vermiyor. Roman kişilerinin konuşmalarını Makina’nın onlara ilişkin gözlemleri eşliğinde dinliyoruz. Onların nasıl konuştuklarını, konuşma tarzlarının kişiliklerini ve durumlarını nasıl yansıttığını gözlemliyor Makina. Hikâye bir yandan insanların ABD’de uzun süre kaldıktan sonra geçirdikleri değişimleri gösterirken diğer yandan iletişim -daha doğrusu dil- sorununa çarpıcı bir vurgu yapıyor.

Göçmenlerin romandaki dilinin tarifi Herrera’nın kendi anlatım dilini arayışının bir ifadesi olarak algılanabilir. Zira “Her kelimenin, ifadenin söylediği şeyden çok daha fazla şey ifade ettiğinin bilinciyle yazıyorum” demişti bir söyleşisinde; “Sözleri ifade ederken sözcüklerin sahip olduğu farklı çağrışımların ve birlikte olduklarında neler yapabileceklerinin farkında olmaya çalışırım”. Makina’nın deyişiyle “zekice bir metamorfoz”. Edebiyatın da bir tür metamorfoz olduğunun farkındalığıyla yazan Herrera’ya dili ve üslubu büyük bir anlatım gücü sağlıyor.

 

MeksikalılarDÜNYANIN SONUNU
ÖNCELEYEN İŞARETLER
Yuri Herrera
Çeviren: Bülent Kale
Notos, 2019
102 sayfa, 17 TL.

 

Yorumları Göster
Yorumları Gizle