GeriKitap Sanat Cazın kenar mahallelerinde geziyorum
Paylaş
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Cazın kenar mahallelerinde geziyorum

Cazın kenar mahallelerinde geziyorum
Sarp Maden

Üretkenliğiyle insanlığa başka bir boyuttan, adeta farklı bir türün temsilcisi olarak, hatta kendisiyle dalga geçtiği isimle ‘Homo Sarpien’ olarak seslenen biri Sarp Maden... Bir sonraki projesi bile çokta hazır olan gitaristle yüzü Doğu’ya dönük sekizinci albümü ‘Waning Moon’u konuştuk.

 Genelde ağır tempolu ve parçalardan oluşan; ay, huzur, sis, bilinmeyen, uzaklar, yolculuk gibi imgeleri bir araya getiren ‘Waning Moon’ albümünde beş parçada çalan Volkan Öktem’in (davul) yanı sıra ikişer parçada Engin Recepoğulları (tenor sax) ve Rashmi Bhatt (tabla, bendir), birer parçada ise Sebastian Studnitzky (trompet), Gilad Atzmon (alto sax), Suren Asatryan (duduk), Aziz Şenol Filiz (ney) ve Şevval Sam (vokal), Sarp Maden’e eşlik ediyor. Hepsi birbirinden farklı estetikteki sekiz parça içinde ‘Tianxia mu’ya, Maden’in son yıllarda iyiden iyiye merak saldığı zither ve synth’lere yer vermesi açısından ayrıca dikkat çekmek isterim, çünkü bundan sonraki projelerin yol haritasını belki de bu parça çizecek.
Kabak&Lin etiketli ‘Waning Moon’u dinlediniz dinlediniz, ipin ucu birkaç ay kaçarsa aradığınız Homo Sarpien’i en yakın ihtimalle dokuzuncu albümünde bulursunuz!

Senin bir albümden bahsederken bir sonraki de hep hazırdır ama ‘Waning Moon’ karşımıza bir sürpriz gibi çıktı. Ve genelde Batı’ya dönüktür yüzün, burada Doğu’ya selam var. Bu sefer ne oldu?
Aslında hayat boyunca yapacağım bütün albümler hazır. Her sene bir tanesini çıkartmaya başladım. Bu albümü de iki yıl önce yapmaya başladım. Kafamda çok uzun zamandır vardı. 2009’da ‘Ardından’ albümünü yapmıştım. Orada Adnan Karaduman vardı, Türk müziği kemancısı. Ve biraz bu coğrafyanın seslerinin olduğu bir müziği ilk o zaman kaydetme şansı buldum. Kendi kendime bir şeyler tasarlasam da belgeleme şansım olmamıştı. Tabii o alanda da yapmak istediğim çok şey vardı, şimdi sıra geldi. Bazı parçalarda buraların sesleri var. O da çalanlardan kaynaklanıyor.

Bu albümü hiç şart olmasa da diyelim paylaşırken etiketlemek için, kategorik olarak nasıl adlandırırız? Etnik caz mı, new age mi, fusion mı?
Aynı soruyu Kabak&Lin’den de sordular. Etnik müzik desen o başka bir şey, ya da World music de diyebilirsin ama o da değil aslında. Tanımlamaktan hiç hoşlanmıyorum çünkü tanımlamıyorum. Ama dünyanın işleyişi öyle değil bir şekilde. İsim koymak zorundalar, o zaman da caz. Ben hep cazla özdeşleştim galiba. Caz unsurları da var sonuçta, ben kendimi caz müzisyeni olarak görmüyorum. Müzik yapıyorum ve sevdiğim birçok şeyden unsurlar var. Biraz ondan biraz bundan olabiliyor. Caz geniş meşrepli bir müzik olduğu için bir sürü şey caz olarak o şemsiye altında toplanabiliyor. Mainstream cazın daha uzağında, kenar mahallelerinde geziyorum.

Gilad Atzmon ve Sebastian Studnitzky ile olanına az çok tanık olduk da Rashmi Bhatt ve Suren Asatryan’la nasıl bir araya geldiniz?
2002-2003 gibi Bodrum’a gitmek için havaalanında gitarımla otururken sarıklı birisi geldi, Hint. Diyarbakır uçağını sordu. İki dakika sonra yine geldi. “Sen müzisyensin herhalde, ben de tabla çalıyorum. Diyarbakır’da bir dünya müziği festivali var. Orada çalıp İstanbul’a geçeceğim” dedi. Ben de “Tamam gelince ara beni, sana kalacak yer de ayarlar, takılırız” dedim. O işte Rashmi Bhatt’tı. Döndüğünde, orada inanılmaz bir dudukçuyla çaldığını, hatta onun da İstanbul’da olacağını, birlikte bir şeyler yapabileceğimizi söyledi. O da işte Suren (Asaduryan).
Bu arada Rashmi, Asmalımescit’in oralarda takılıyor, Babylon’a gidiyor filan. Geçen sene Rashmi Cappadox’ta çaldıktan sonra Bodrum’a geldi, daha önce Pannoinica’da birlikte çalmıştık. Birlikte kayıt yaptık, benim parçalar hazırdı üzerine çaldırdım. Suren de 2015’te Türk ve Ermeni müzisyenlerden oluşan, barış köprüsü temalı bir albümde bir parçada çalmamı istedi. Galatasaray civarında bir stüdyoda buluştuk, bir türkü var dedi, açığa çalmış onu dudukla, ben de akorlarını yazdım. Sonra gittik stüdyoya, ondan vazgeçtik. “Sen beni takip et” dedi ben de o anda armonize etmeye çalıştım. “Hazır kuruluyken şimdi de benim için bir şey çalalım, güzel olursa ben de onu kullanayım” dedim, çaldık. Bu da o parça. Toplam 15 dakika kadar sonra paydos. Parçayı da çok sevdim. Adı ‘Suren’s.

Diğer parçalar nasıl kaydoldu?
Hepsini evde gitarla kaydettim. Bir tane bariton gitar yaptırmıştım, daha kalın sesli. Bas gitar iki parçada var. Bariton gitar nispeten o alanı da kaplıyor, hem gitar hem bas gibi. Her şeyi kaydettikten sonra sırayla insanlara gittim. Davulları Volkan’ın (Öktem) çalmasını istedim, ama onun dışında her parçaya bir misafir almak lojistik olarak mümkün. Genelde hep hücum kayıtla yaptım albümlerimi. Bunda o yolu o izlemediğim için her parçada farklı misafirler kullanma şansım vardı.

O kadar misafir kaydederken iyi de albümün konserinde kast mı kullanacaksın, nasıl olacak o iş?
Ben bu albümün konserini vermeyebilirim. Lansman filan gibi şeyler hiç ilgimi çekmiyor, biri gaza getirirse ancak olabilir. Kendi albümlerimin lansmanını yapmıyorum, çünkü kaydetmek yeterli oluyor.

Cazın kenar mahallelerinde geziyorum



Yorumları Göster
Yorumları Gizle