Avrupa nasıl ‘icat edildi’?

Güncelleme Tarihi:

Avrupa nasıl ‘icat edildi’
Oluşturulma Tarihi: Aralık 02, 2022 13:31

Emmanuelle Loyer’in etkili çalışması ‘Avrupa’nın Kısa Kültür Tarihi’nde, ulus devlet olarak icat edilen Avrupa’yı ele alıyor. İdeası 1870’lerde oluşan ulus devletin lokomotifi anlamında ele aldığı ‘kültür’ üzerinden bize bir tarih okuması sunuyor.

Haberin Devamı

Emmanuelle Loyer’in ‘Avrupa’nın Kısa Kültür Tarihi’ muhteşem ve çok önemli bir kitap. Kitabın adındaki adlandırma yanıltıcı olabilir. Yanıltmasın. ‘Avrupa’ derken, ideası Birinci Dünya Savaşı’ndan önce, 1870’lerde etkinleşen ama ancak savaş sonrasında inşa edilmiş Avrupa’dan söz ediyor Loyer. Başka bir deyişle söz konusu olan Avrupa, ulus devlet olarak icat edilen Avrupa’dır. Bu bakımdan kendi tarihimiz gibi ya da “Orada öyle icat edilen bizde nasıl icat edildi acaba” biçiminde de okuyabiliriz.
Loyer’in, modern ulus ya da ulusal kimliklerin oluşumunu dayandırdığı iki temel tezi var: 1. Ulusal kimliklerin oluşması uluslararası bir şeydir: “Modern uluslar 18. yüzyılın sonuyla 19. yüzyılın başında, birbirinden kopya çekerek Avrupa denilen bu uçsuz bucaksız ulus imalathanesinde yaratıldılar.” 2. “Ulusun kendisi liberal, siyasal ve ekonomik anlamda moderniteye bağlıysa da, aslında meşruiyetinin sağlam olması için hatırlanmayacak kadar eski zamanlara uzanması, şanlı atalara sahip olması (...) atalardan devralınan âdetlere dayanması gerekir.” Ve temel sorun şu: Var olmayan bu ulus malzemesi nasıl üretilir? Ulusun çok uzaklarda yatan kökenlerini icat etmek, bir devamlılığın olduğunu kanıtlamak gerekir. Kant’ın terimleriyle devam edelim: A posteriori devleti, askeri tarih yaratır, peki a prioro devleti kim imal eder? Âlimler, sanatçılar, bilginler, yazarlar, arkeologlar... Ulus devletin a priori boyutunu, Loyer’a göre, edebi bir tür olarak roman inşa etmiştir. Jane Austen’dan çok güzel bir örnek veriyor Loyer: Evlenip doğduğu evi terk eden genç kız, kocasının yanına, İngiltere’nin başka bir yerine gitmekle, yerelliğin köksüzleştirilmesi ile ulusal düzenin, sadece doğduğu yerde değil bütün sınırlarda tesis edilişini dile getirir.
Başlıktaki ‘kültür’ ifadesi de yanılmasın... Kültür çok geniş bir kavram; ekip biçmeden günlük eşyalara, âdetlerden kişisel bakıma devasa bir alanı kapsar. Öğrencilerden başka kim kültür tarihi okumak ister ki? Loyer kültür derken, burada tin anlamında kullanıyor, ideası 1870’lerde oluşan ulus devletin lokomotifi anlamında. Ona göre Avrupa’da, ulusal kültürün tinsel lokomotifini entelektüeller oluşturur. Entelektüeli hesaba kattığımızda, Avrupa kavramının sığası tekilleşir. Genelde Avrupa derken üç ülke kastedilir: Fransa, Almanya, İngiltere. 24 Kasım’da kaybettiğimiz, savaş sonrası Alman şiirinin en büyük şairi Hans Magnus Enzensberger, ‘Ah Avrupa!’ adlı deneme kitabında, bu üç büyükleri devre dışı bırakıp diğer Avrupa ülkelerine odaklanmıştı. Ama ‘entelektüel’, kavram ve olgu olarak Fransa’nın icadıdır ve ikinci, üçüncü ülkelere buradan ihraç edilir. Loyer, Fransız tarzı entelektüel için şöyle diyor: “Tarihin ereklerini dile getiren imtiyazlı kişi”. Ama bu yeterli değil. Entelektüel, kişisel olarak kendisini ilgilendirmeyen meselelere karışan kişi ya da “yurttaş adına tavır almak konusunda siyasal iktidarla rekabet eden kişi”. Entelektüelin Fransız sayılmasının nedeni, olgusal bakımdan Dreyfus meselesinden doğmuş olması nedeniyledir. (Roman Polanski’nin “J’accuse” filminde çok güzel dile getirilir bu mesele.) Loyer’a göre entelektüel kategorisi, 20’nci yüzyıl boyunca solun yanında yer almıştır.
Tarih ifadesi de yanıltıcı olmamalı... Tarih dediğimizde yaygın biçimde siyasal olanın ama en temelde de dışsal olanın gelişim seyrini anlarız. Loyer, mahremiyetin gelişimine de odaklanmaktadır. Buradaki tarih ifadesiyle kastedilen insan benliğinin oluşumudur. Öznenin, durmadan yeniden biçimlendirildiği fikrinin göz ardı edilmemesi gerekir. Modern bireyin oluşumu, mahremiyetin ortaya çıkışıyla ayırıcı özellik kazanır. Loyer’a göre, ev mekânının kutsallaştırılması oldukça yeni bir durumdur, 18’inci yüzyıla kadar kişi kendini kamusal hayat içinde var ederdi. Yoksulların mahrem denilecek bir alanları yoktu. Modern birey, mahremiyetin keşfiyle ortaya çıkar.

AVRUPA’NIN KISA KÜLTÜR TARİHİ

Avrupa nasıl ‘icat edildi’

Emmanuelle Loyer
Çeviren: Alp Tümertekin
İş Kültür, 2022
272 sayfa.

BAKMADAN GEÇME!