GeriSeyahat Kitap
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Hürriyet Twitter
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi
Kitap

Kitap

Toplumbilim / Dergi

Teorik Bakış
Kolektif
Sel Yayıncılık

Günümüz Türk sosyolojisi dünyasının önemli akademisyenlerinden Ali Akay, yeni bir ‘toplumbilim’ dergisiyle geri dönüyor: ‘Teorik Bakış’. Daha önce, Türkiye sosyoloji alanında yeni bir hareketlenme getirebilmek için, yıllarca ‘Toplumbilim’ dergisini yönetmişti Akay. ‘Teorik Bakış’la kaldığı yerden devam ediyor. Arşivlerimizin nitelikli süreli yayınlarından olacak ‘Teorik Bakış’ın ilk sayısı, Türk edebiyatının nevi şahsına münhasır isimlerinden Bilge Karasu dosyasından oluşuyor. Yani Fatih Özgüven, Ali Akay, Hilmi Tezgör, Ahmet İnam, Mehmet Nemutlu gibi isimlerin başı çektiği yazar kadrosuyla müstakil bir Bilge Karasu okuması yapacaksınız. İlk sayı dolayısıyla Akay, derginin hayata geçme ihtiyaçlarını sıraladığı giriş yazısında, aynı zamanda günümüz Türkiye sosyolojisinin geçirdiği evreleri, bu süreçte yaşananları aktarıyor. Ondan sonra Bilge Karasu’ya farklı bakışların dile getirildiği yeni şeylerin söylendiği yazılar birbirini izliyor. Fatih Özgüven, Karasu’daki ‘göz/görme’ alegorisini, Mehmet Nemutlu yazarın metinlerinde gizli usta işi müziği açıklarken, Yıldırım Arıcı göstergebilimci bir metin okuması yapıyor. Karasu’nun radyo oyunlarını inceleyen Hülya Mete’nin yazısı ise sayının ihmale gelmez yazılarından. Daha birçok iyi yazıdan oluşan ‘Teorik Bakış’ sağlam süreli yayına aç dergi takipçilerini mutlu edeceği kadar, yeni Bilge Karasu okumalarına da kapı açıyor.

Deneme

Mostari
Gündüz Vassaf
YKY

16’ncı yüzyılda Mimar Hayreddin tarafından 456 kalıp taş kullanılarak yapılmış Mostar Köprüsü. Üstüne yapıldığı Neretva Nehri’nden 20 metre yükseklikte, 30 Metre uzunluğunda, 4 metre genişliğinde bir köprü. 20’nci yüzyılda ‘büyük Avrupa’ devletlerinin gözünün önünde Bosna Hersek’te yaşanan savaş sırasında yıkıldı. Önce 1992’de Sırplar tarafından yaralandı köprü! Sonra 1993’te Hırvat tanklarının seri bombardımanıyla öldürüldü. 456 kalıp taştan kalanlar birbiri ardına Neretva’nın yeşil sularına düştüler. Tüm dünyanın gözleri önünde! İki taraf arasındaki bağlantıyı kesmek, gibi büyük bir stratejik dehanın ürünüymüş yıkma fikri. Oysa o tarihe kadar, sevdiği kızın gözüne girmek isteyen delikanlılar 20 metre yükseklikten 5 metre derinlikteki Neretva’ya atlarlarmış. Yani tek bir din veya milletle sınırlandırılamayacak bir duygunun simgelerindendi Mostar, bölge için! Vurdular... 2004’te eskisiyle birebir olarak onarılsa da Mostar Köprüsü de aynı değildi, bölgedeki insanlar da. Artık birkaç dolar/euro bahşiş için atlıyorlar köprüden cesur delikanlılar. Turist kafileleri art arda. Köprünün altından çok sular akmış olsa da etrafında ölümün izleri hâlâ elle tutulur yoğunlukta! Köprünün diğer ‘şimdiki hal’leri nasıl peki? Gündüz Vassaf ‘Mostari’ isimli kitabında veriyor tüm cevapları.
Bir deneme kitabı olsa da Vassaf ‘ben’ diye seslense de ‘bir köprü bekçisinin günlüğü’ dese de alt başlığına Mostar Köprüsü’nün hüzünlü hikâyesini anlatıyor aslında. Most Boşnakça köprü demek, Mostari köprü bekçisi! Gündüz Vassaf elinde defter kalem, boynunda fotoğraf makinesi gündüzleri köprünün ayağında, geceleri köprüyü görebileceği bir noktada neredeyse kimseyle konuşmadan köprüyle bütünleşiyor anbean. Vassaf bir köprü bekçisine bürünüyor kısa süre sonra. Aklında, dilinde, kaleminde, objektifinde hep köprü var. Her şeyi köprüyle ilintili değerlendiriyor. Köprü oluyor en nihayetinde belki de köprü Vassaf aracılığıyla dile geliyor. Üstünden atlayan âşıkları, altından akan tarihleri, üstüne dökülen göz yaşlarını anlatıyor. Ciğerini paralayan mermileri, harcına sinen hüznü dillendiriyor. Mezarlığa dönmüş bir şehrin iki yakasını birbirine bağlayan, âşık öpüşmelerinin sessiz mekânı, cesur delikanlıların yoldaşı Mostar’ı anlatırken Gündüz Vassaf türler üstü bir kitaba imza atıyor. Bir çırpıda okuyacağınız, sonra tekrar tekrar okuyacağınız bir kitap.16’ncı yüzyılda Mimar Hayreddin tarafından 456 kalıp taş kullanılarak yapılmış Mostar Köprüsü. Üstüne yapıldığı Neretva Nehri’nden 20 metre yükseklikte, 30 Metre uzunluğunda, 4 metre genişliğinde bir köprü. 20’nci yüzyılda ‘büyük Avrupa’ devletlerinin gözünün önünde Bosna Hersek’te yaşanan savaş sırasında yıkıldı. Önce 1992’de Sırplar tarafından yaralandı köprü! Sonra 1993’te Hırvat tanklarının seri bombardımanıyla öldürüldü. 456 kalıp taştan kalanlar birbiri ardına Neretva’nın yeşil sularına düştüler. Tüm dünyanın gözleri önünde! İki taraf arasındaki bağlantıyı kesmek, gibi büyük bir stratejik dehanın ürünüymüş yıkma fikri. Oysa o tarihe kadar, sevdiği kızın gözüne girmek isteyen delikanlılar 20 metre yükseklikten 5 metre derinlikteki Neretva’ya atlarlarmış. Yani tek bir din veya milletle sınırlandırılamayacak bir duygunun simgelerindendi Mostar, bölge için! Vurdular... 2004’te eskisiyle birebir olarak onarılsa da Mostar Köprüsü de aynı değildi, bölgedeki insanlar da. Artık birkaç dolar/euro bahşiş için atlıyorlar köprüden cesur delikanlılar. Turist kafileleri art arda. Köprünün altından çok sular akmış olsa da etrafında ölümün izleri hâlâ elle tutulur yoğunlukta! Köprünün diğer ‘şimdiki hal’leri nasıl peki? Gündüz Vassaf ‘Mostari’ isimli kitabında veriyor tüm cevapları.
Bir deneme kitabı olsa da Vassaf ‘ben’ diye seslense de ‘bir köprü bekçisinin günlüğü’ dese de alt başlığına Mostar Köprüsü’nün hüzünlü hikâyesini anlatıyor aslında. Most Boşnakça köprü demek, Mostari köprü bekçisi! Gündüz Vassaf elinde defter kalem, boynunda fotoğraf makinesi gündüzleri köprünün ayağında, geceleri köprüyü görebileceği bir noktada neredeyse kimseyle konuşmadan köprüyle bütünleşiyor anbean. Vassaf bir köprü bekçisine bürünüyor kısa süre sonra. Aklında, dilinde, kaleminde, objektifinde hep köprü var. Her şeyi köprüyle ilintili değerlendiriyor. Köprü oluyor en nihayetinde belki de köprü Vassaf aracılığıyla dile geliyor. Üstünden atlayan âşıkları, altından akan tarihleri, üstüne dökülen göz yaşlarını anlatıyor. Ciğerini paralayan mermileri, harcına sinen hüznü dillendiriyor. Mezarlığa dönmüş bir şehrin iki yakasını birbirine bağlayan, âşık öpüşmelerinin sessiz mekânı, cesur delikanlıların yoldaşı Mostar’ı anlatırken Gündüz Vassaf türler üstü bir kitaba imza atıyor. Bir çırpıda okuyacağınız, sonra tekrar tekrar okuyacağınız bir kitap.

Roman

Yokuş Aşağı
Wolfgang Herrndorf
Çev.: Suzan Geridönmez
On8 Kitap

İnanıyorum ki birçoğunuzun başına gelmiştir. Bazen hızınızı almış giderken, ayağınız bir yere takılır ve düşmemek için direnirsiniz. Ama bu direnç daha hızlı koşmakla mümkündür. Bir süre yere paralel bir hal alırsınız. Ne doğrulmak mümkündür ne durmak! Yani en başta girmiş olduğunuz ‘yere kapaklanma’ finaline, deyim yerindeyse dört nala ilerlersiniz. Kaçınılmaz sonu geciktirirken, şiddeti daha da artar. Ya bir de doğrulabilseydiniz... Yaşayacağınız başarı hissi, sanki dünyanın en büyük kupasını kaldırmak gibi bir coşku verir insana. Hiç anlatmayın, kimse doğrulabildiğinize inanmayacaktır. O mükemmel düşüşü yaşadığınızı veya en azından o korku ânını, herkes bilir. ‘Yokuş Aşağı’nın kahramanı Maik’in yaşadığı şey tam da bu işte. Herrndorf bu koşar adım ilerleyen romanına, kahramanın sesiyle ve o düşme ânının hemen sonrasından başlıyor. Yani kaçınılmaz sonu ‘zaten’ bilerek başlıyoruz romana. Ama kahramanımız Maik, o ânı bir türlü anlatmıyor. Hep erteliyor bizi. Sürekli, hele bir dinleyin bunun öncesi var deyip okul sıralarına, tüm bu büyük finalin öncesine götürüyor bizi, bütün gençlik heyecanıyla. Çünkü çakılmıştır artık. Çıkış yolunu, o dillere destan doğrulamadıysam bir sebebi var, hikâyesinde aramaktadır. Ama hiç sıkılmıyorsunuz onun hikâyesini dinlerken. Sonucunda bize olağanüstü bir hayat hikâyeleri toplamı çıkarıyor. Aşktan dostluğa, aileden okula kadar uzanan.


Tarih/Biyografi

Büyük Düşünenler
Sylvia Nasar
Çev.: Berna Gülpınar
Altın Kitaplar

14 Mart tarihi, dünyayı değiştiren adamlardan birinin, Karl Marx’ın ölüm tarihiydi. Eduardo Galeano’nun hatırlattığı üzere, Londrada’ki cenaze törenine mezarcıyı da sayarsak 11 kişilik ‘kalabalık’ bir topluluk katılmış(!) Marx, ekonomi hakkında yazılmasına rağmen ekonomiden hiç anlamayanların bile (en azından) adını bildiği Kapital hakkında şöyle demişti: “Benim kadar az parası olup da para hakkında bu kadar çok yazan kimse olmadı. Kapital, onu yazarken içtiğim tütünün parasını bile karşılamayacak.” Oysa birkaç yıl önce yaşanan ve izleri hâlâ devam eden küresel ekonomik krizde, herkes Kapital’i yeniden okumuştu. Çünkü ekonominin en önemli kutsal kitaplarından Kapital, bugüne ve yarına dair onlarca şey söylüyordu, yıllar öncesinden! Ama son ekonomi dehası Marx değildi. Önce ona karşıt teoriler geliştiren, sonra daha başka teoriler dile getiren başka isimlerde var. Alfred Marshall, Sidney Webb ve karısı Beatrice Potter, Irving Fisher, Joseph Schumpeter, Wittgenstein’ın kuzeni Friedrich von Hayek, Maynard Keynes ve bugünkü ekonominin diğer kilometre taşlarından söz ediyorum. Sinemaya da uyarlanan, meşhur ‘Akıl Oyunları’nın yazarı ekonomist Sylvia Nasar bu kez dünyanın kaderini belirlemiş ekonomi dehalarının hayat hikâyelerini anlatıyor. Hem de olağanüstü bir dille. ‘Büyük Düşünenler’ sıkıcı biyografi veya tarih değil, iç içe geçmiş müthiş bir ekonomi romanı aslında.

Felsefe

Mit ve Anlam
Claude Levi-Strauss
Çev.: Gökhan Yavuz Demir
İthaki Yayınları

Hiç dolaştırmadan lafı belirtmek gerek; oldukça başarılı hazırlanmış bir Claude Levi-Strauss kitabı ‘Mit ve Anlam’. Öncelikle tertemiz bir çeviriyle Levi-Strauss gibi bir ismin, metnini Türkçeye aktardığı için, sonra kitabın başına yazdığı müthiş giriş yazısı dolayısıyla Gökhan Yavuz Demir’in hakkını teslim etmek gerek. Levi-Strauss için bir şey söylemeye zaten gerek yok! Mit ve Anlam, bu büyük bilim adamının hem yaptıklarını, hem de kendi ‘dünyasını’ apaçık izah ettiği bir metin. Yani Levi-Strauss ve eserlerini ilk defa, yeniden veya tekrar tekrar okumamız için kusursuz bir giriş metni. Levi-Strauss’un 1977 Massey Konferansları’nda Carole Orr Jerome’nin kendisine sorduğu sorulara verdiği, uzun cevaplar! Hem yapmaya çalıştıklarının hem yaptıklarının izahı Mit ve Anlam. Levi-Strauss dünyaya bakışını, bilimsel metodunu ve teorilerini o kadar lezzetli bir şekilde anlatıyor ki, anlamamak ikna olmamak mümkün değil. Örneğin birçok toplulukta ortak olan mitlerin ‘ikizler’ ve ‘tavşan (yarık) dudaklı olmak’ örnekleriyle o kadar net bir biçimde anlatıyor ki, Yaban Düşünce ve Hüzünlü Dönenceler kitaplarında ne söylediğini artık daha iyi anlayacaksınız! Bu yalın metni bütün yalınlığıyla çeviriyor Demir. Ama kaleme aldığı giriş yazısı bütün kapıları açacak bir anahtar veriyor elimize. O kadar derli toplu bir Levi-Strauss ve metni için sunuş yazısı. Tekrar tekrar okuyacaksınız.

False