« Hürriyet.com.tr

Kışın da rağbet gören rotalar

Reyan TUVİ
X
KARS

Kar ona yakışıyor

Doğu yolculuğumun en çok iz bırakan kenti oldu Kars. Buraya akın akın turist çeken Orhan Pamuk’un ’’Kar’’ /images/100/0x0/55eb3778f018fbb8f8b2f07aromanının etkisi bir yana, kent zaten kendi başına güçlü, kimlikli, gizemli bir karakter. Ülkenin doğusuna itilmiş, yoksul, yoksun. Ama bir taraftan da başka birçok kenti kıskançlıktan çatlatacak kadar özel bir tarihe sahip. Yağan karın dinginliğine sığındığında ise en güzel çehresiyle çıkıyor karşınıza. Kar yakışıyor ona, hem adının sonundaki s harfine eşlik ediyor, hem de onu daha alımlı yapıyor. Kar, kentin fırtınalı geçmişini; savaşları, işgalleri, kıyımları ve isyanları bastırıyor, her yaşananın üzerine yağdıkça, sanki Kars yeniden uyanıyor.

Karlı bir gecede, söğüt ve kavak ağaçlarının sıralandığı geniş caddelerdeki sokak lambalarının loş sarı ışığında yürüdüm, 40 yıllık Rus hakimiyetinin gölgesinde, müzelik taş binaların yanından geçtim, camları buğulu kahvelerde işsizlere, okuldan sonra geceleri haşlanmış yumurta satan çocuklara, dükkan camekanlarında kaşar tekerlerine rastladım, Türkiye’nin en büyük et deposu bu kentin ekmek kapısı Hayvan Pazarı’nda, yaşam mücadelesine şahit oldum, Kars Kalesi’ne çıkıp beyaza teslim olmuş kente baktım, Kars Çayı kıyısında kazlarının peşinden koşan kadınla selamlaştım, Ani Harabeleri’ni kara bata çıka üç saatte gezerken hayran kaldım, Sarıkamış’ta donarak şehit olan onbinlerce Türk askerinin şehitliğinde kanım dondu, dağa çıkıp ülkenin en kaliteli karının keyfini çıkaranları görünce geçmişle bağlantı kurmakta zorlandım, Çıldır Gölü’nde buzda balık avlayanları, göl üzerinde at arabasıyla yol alanları, peşlerinden koşan çoban köpeklerini gördüm ve Kars’ın nasıl pes etmediğine ve asla etmeyeceğine inandım.

KAPADOKYA

Kışın trekking süperdir yaza fark atar

Kapadokya’dayken karın yağması gerçek bir ayrıcalıktır. Şanssızlık değil aksine başınıza konmuş bir talih kuşudur. Bu bölgede gezmek kolaydır çünkü. Yollar kapanmaz, doğa acımasız değildir, hava tertemizdir. Lakabını yıllardır Kapadokya vadilerini arşınlamış olmasından alan Walking (Yürüyen) Mehmet’e (0532 382 20 69, 0384 271 20 64) sorun; ’’kışın trekking süperdir, yaza fark atar’’ der. Trekking merakınız varsa, Kapadokya kışın ve Mehmet’le çok başka bir keyif verebilir. Hava uygun olursa, bembeyaz Kapadokya’nın üzerinde, karlı peribacalarının yanıbaşında balonla salınmak için Kapadokya Balloons’u (Göreme, 0384 271 24 42, www.kapadokyaballoons.com) aramalı, uçuştan önce bavulunuzda ne varsa üzerinize giymeyi ihmal etmemelisiniz. Bildik rotaların dışında Ürgüp’e bir saatlik mesafedeki Ihlara Vadisi’nin sağ ayağının eteğinde, kayaya oyulmuş Selime Katedrali de kaçırılmamalı. Mustafa (0382 454 51 14, 0543 690 83 10), sizi gözden kaçıracağınız, muhteşem noktalara götürebilir. Yabancı turistlerin hayran kaldığı, hatta Göreme Açık Hava Müzesi’nde kartopu oynadığı, kış Kapadokya’sında, günbatımının klasik noktası Kızıl Vadi de olağanüstüdür.

KUZEY KIBRIS

Tebdili mekanda ferahlık

Eğer Kuzey Kıbrıs’ta illa denize girmek gibi bir iddianız yoksa, burası tebdili mekánda ferahlık olduğunu düşünenler için, kışın birkaç gün geçirebileceğiniz hoş bir alternatif. Özellikle casinoları ve plajlarıyla akıllarda yer eden Kuzey Kıbrıs’ın dikkate değer başka yönleri de var. Şubattan itibaren doğa yürüyüşleri başlıyor. Bu turlarda yabani çiçekleri, özellikle Kuzey Kıbrıs’ın meşhur orkidelerini görmek, kuş gözlemek, ortaçağ ve Osmanlı yapılara, Bronz Çağ mezarlara rastlamak, köylerin geleneklerini tanımak, hellim, pekmez ve köy ekmeği yapımına katılmak mümkün. Kuzey Kıbrıs’ın ’’turizm başkenti’’ Girne’yi bir üs olarak alıp birçok yeri günübirlik gezebilirsiniz. Kuzey Kıbrıs’ın en güzel kumsallarına sahip, yabani çiçeklere ilgi duyanlar ve bisikletle gezmeyi sevenler için, özellikle bahara doğru daha büyüleyici olan Karpaz Yarımadası Milli Parkı, Akdeniz’in surlarla çevrili en önemli limanlarından biri olan, ’’tarihi başkent’’ Gazimağusa, dünyanın bölünen son başkenti Lefkoşa’nın tarihi sokakları ve tabii Girne’nin en etkileyici yeri, limanın bir ucunda bulunan Girne Kalesi ile adanın en görkemli yapılarından olan 800 yıllık, gotik Bellapais Manastırı, görülmeye değer. Köyleri, camileri, manastırları, gotik kaleleri, mağaraları, müzeleri ve doğasıyla, Kuzey Kıbrıs’ta zamanınızın dolu dolu geçeceğine kuşkunuz olmasın.

EDİRNE

Mevsim ne olursa olsun aynı etki
/images/100/0x0/55eb3778f018fbb8f8b2f07c
Kubbeleri karla kaplıyken bile güçlü bakışlarından kurtulamazsınız Selimiye’nin. Mevsim ne olursa olsun, Edirne’de hangi sokağa girerseniz girin, hep aynı etkinin altında olduğunuzu hissedeceksiniz. Mimar Sinan’ın ’’ustalık eserim’’ dediği, muhteşem Selimiye Camii’nin varlığı kentin her yerindedir. Her sokağın sonunda, silueti, minareleri ya da sadece varlığıyla takip eder sizi. Belki yine karlı bir gecede, arka kapısından avlusuna girince, onu yalnızlığı içinde, kalkanı düşmüş olarak yakalayabilirsiniz. Türkiye’nin Avrupa’ya açılan kapısı Edirne’yle ilgili önerilerim sadece Selimiye’ye hayran kalmakla sınırlı değil. Küçük lokantalarında ünlü tava ciğerini tatmalı, Eski Cami’nin dev kaligrafilerini, Muradiye Camii’nin çinilerini, Kaleiçi’nin eski evlerini görmeli, Meriç Nehri üzerindeki köprüden geçmeli, Karağaç’ı solumalı, Tunca Nehri kıyısında, Sultan II. Bayezid Külliyesi’ndeki ödüllü Sağlık Müzesi’ni gezmelisiniz.

BERGAMA

Sisin içinde yağmurun altında bambaşka

Sisin içinden yükselen sütunlar ve yağmurun altında tozundan toprağından arınan, aralarında yabani otların büyüdüğü mermer kalıntılar... İşte çoğunlukla güneşin altında kavrulduğuna tanık olduğunuz bir antik kentten farklı görüntüler. M.Ö. 3. yüzyılda, Anadolu’da, sanatta yaşanan Batı ve Doğu sentezinin temsilcisi olan Bergama’yı, kışın böyle görebilirsiniz. Buraya gelen Yunanlılar, Anadolu medeniyetinden de yararlanarak, ünü sınır tanımayan bir sanat merkezi kurmuşlar, dünyanın dört bir yanından sanatçılar buraya eğitime gelmişlerdi. Bugün, Akropol’de durup bakınca, Bergama’nın heykeltıraşlık harikası Zeus Sunağı’nı hayal etmek imkansız. 1870’lerde Ege’den Almanya’ya taşınan sunağı bugün ancak Berlin’deki Bergama Müzesi’nde görebilirsiniz. Sunağın kabartmalarında, Bergamalılar’ın ezeli düşmanı Galatlar’la savaşı, devlerin ve tanrıların kıyasıya mücadelesiyle simgeleştiriliyor. Bergama’nın Akropol’ü kadar zamanında dolup taşan ve kapısında ’’Tanrılar Adına, Ölüm Buraya Giremez!’’ yazan sağlık merkezi Asklepion da görmeye değer.

FRİG VADİSİ

Kaydadeğer bir alternatif

Afyon’un Frig Vadisi’ne gitmek için en iyi zaman kuşkusuz kış mevsimi değil ancak İç Anadolu bölgesinde yaşayanlar ya da Afyon’un ünlü kaplıcalarında birkaç gün geçirmeyi planlayanlar için burası kaydadeğer bir alternatif. Kışın burası tamamıyla terk edilmiş bir görüntüye sahip. Valilik, yakın zamanda vadinin yollarının, ören yerlerine zarar verilmeden asfaltlandığını ve tabelaların tamamlandığını belirtiyor. Antikçağ’da Büyük Frigya olarak bilinen bu bölgede, kaleler, mezarlar ve bugünkü köylerle içiçe olan peribacaları var. Definecilerin cirit attığı vadide, Seydiler’deki peribacaları, Kırkinler Mağarası ve Antik Yol’un yanısıra en etkileyici yerlerden biri, İhsaniye’nin Ayazin Köyü ya da antikçağdaki ismiyle Metropolis. Kayalıklara ve dev peribacalarına oyulan, Frig ve Bizanslılar’ın yaşadığı mağaraların hemen önünde, köyün mezarlığı var. Frig Vadisi’ndeki yolların durumunu öğrenmek için, ADUYBİM’i (Acil Durum Yönetim ve Bilgi İşlem Merkezi- 0272 213 36 42- 213 90 09, www.frigvadisi.org) arayabilirsiniz. Arkeolog Mehmet Bozdağ ya da Aydın Güneş son derece yardımcı oluyor. Kütahya- Gazlıgöl- Ayazini- Seydiler güzergahı İscehisar’da Ankara yoluna bağlanıyor.

TİRE-BİRGİ-BOZDAĞ-GÖLCÜK

Biraz tarih, biraz alışveriş biraz tat, varsın havalar soğuk olsun
/images/100/0x0/55eb3778f018fbb8f8b2f07e
Ege Bölgesi’nin, kışın da rağbet gören rotalarından biri, Tire- Birgi- Bozdağ- Gölcük. Biraz tarih, biraz alışveriş, biraz da tatlarıyla, herkesi memnun edecek bir güzergah. Salı günü Tire’de olabilirseniz, Ege’nin en canlı pazarlarından biri burada kuruluyor. Bu satırları yazarken yok olmaya devam eden birçok zanaatın savaşçısına da burada rastlayacaksınız. Tire köftesi ve Tire Ovası’nın en güzel manzarasını ayaklarınızın altına seren Kaplan Yaylası’ndaki Kaplan Dağ Restaurant’ın (0232 512 66 52) yemekleri dillere destan. Ama kendinizi bir tek kuş sütü eksik bu sofrada şımartmadan önce kültürel olarak beslemenizde de yarar var. Tire’nin ufak tefek olduğuna bakmayın, tarihi yapılarının çokluğu şaşırtıcı.

Tire gibi korunmuş bir başka Ege kasabası da 2159 metrelik zirvesiyle İzmir’in en yüksek dağı Bozdağ’ın eteklerindeki Birgi. Birgi’de, Çakır Ağa Konağı’nı kaçırmayın. Çakır Ağa’nın biri İstanbullu diğeri İzmirli iki karısının memleket özlemini gidermek için, kentlerinin isimleriyle adlandırılan odaların duvarlarına yaptırdığı resimler görmeye değer. Birgi’nin 20 kilometre kuzeyinde, çam ağaçları arasından görünen, karaçam ormanlarıyla kaplı yaylanın ortasındaki krater gölü kıyısında Gölcük var. Burası yazın bir yayla gibi serin, kışınsa karla kaplı. Kışın bazı zamanlarda göl donabiliyor. Göl etrafında, otel, pansiyon ve kamping alanları var.

Bu bölgede oğlak etinden yapılan güveç ve sarmısak soslu yayın tavasının yanısıra Ödemiş köftesi ve sucuk da ünlü. Her ne kadar diğer kayak merkezleri kadar popüler değilse de Bozdağ’da kaymak isteyenler için Bozdağ Kayak Tesisleri’nde (0232 544 09 09, www.bozdagkayak.com) konaklamak mümkün.

PRENS ADALARI

Araçlardan arınmış bir İstanbul

Kış güneşi yüzünü gösterince, saatlerce Boğaz trafiğine takılmak yerine, İstanbul’un araçlardan arınmış tek yeri Prens Adaları’na doğru yola çıkmak gerek. Martıların yol arkadaşlığında, vapurda simit ve çay, İstanbul’un en tatlı keyiflerindendir. Bir zamanlar, çoğu gözü oyulmuş, prenslerin ve imparatorların sürülüp hapsedildikleri ve bu nedenle Bizanslılar’ın ’’Prens Adaları’’ olarak adlandırdığı bu adalar aynı zamanda keşişlerin inziva yeriydi. Bugün artık adaların nüfusunun çoğu, burada yaşayan ya da yazlıkları olan İstanbul’un gayrimüslimleri.

Vapur sırasıyla, Kınalıada (Proti), Burgaz (Antigone), Heybeli (Khalki) ve Büyükada’ya (Prinkipo) uğrar. Kırmızı topraklı Kınalı’dan daha yeşil olan Burgaz’ın ucundaki Kalpazankaya’ya faytonla ya da yürüyerek gidebilir, burada ormanda mangal yapabilirsiniz. Sahilde Barba’nın Meyhanesi (0216 381 24 04) var. Sait Faik’in yaşadığı evi gezmek mümkün ancak müze bir süredir restorasyonda. Heybeliada’da Lozan Zaferi Caddesi’ndeki eski evleri ve tarihi Halk Eczanesi’ni görebilir, İstanbul’un en eski otellerinden biri olan Halki Palas’ın (0216 351 00 25) manzaralı balkonunda mola verebilirsiniz. Hemen üzerinde Sanatoryum’un olduğu Çamlimanı, adanın en ünlü manastırlardan biri olan Terk-i Dünya, İsmet İnönü’nün bugün müze olan evi görülebilir.

Ümit Tepesi üzerindeki Ruhban Okulu’na ancak özel izinle giriliyor. Yemek için Mavi Restaurant’a (0216 351 01 28) uğrayın. Heybeli’den daha kalabalık ve popüler olan Büyükada’da büyük ve küçük olmak üzere iki ada turunu yürüyerek, bisikletle ya da faytonla yapabilirsiniz. Turunuz sırasında, Büyükada’nın en yüksek noktasındaki Aya Yorgi Manastırı’nın bulunduğu Yücetepe’ye çıkarsanız manzaradan etkileneceksiniz. 1911 tarihli Hotel Splendid (0216 382 69 50) adaya yakışır bir konaklama yeri. Çarşıdaki, Rum ustalardan kalma, 70 yıllık Büyükada Pastanesi’ne uğramayı ihmal etmeyin. Vapurla dönerken yanınızda lokumlu, ballı cevizli bisküvi, kalcunya ya da patlıcanlı börek olmalı.

YALOVA

Termal tatil sevenlerin favorisi

Atatürk’ün ’’Burası geleceğin su şehri olacaktır’’ dediği Yalova, termal tatil sevenlerin favorisi. Yalova Termal Kaplıca Tesisleri (Banyolar, 08.30- 22.00 arası açık. Tatil günlerinde, banyolara girmek için sıra oluyor. Havlu ücretsiz, kiralık mayo var. Tesis otellerinde kalanlar, termallerden ücretsiz yararlanabiliyorlar (0226 675 74 00, www.yalovatermal.com). Antik çağlardan bugüne gelen yapılarıyla, şifa arayanlar için hálá önemini koruyor. M.Ö. iki bin yılında bir deprem sonucu günışığına çıkan Yalova’nın termal suları, romatizmal, metabolizmal, böbrek ve idrar yolları, deri ve sindirim sistemiyle ilgili hastalıklara iyi geliyor. Burada, Hıristiyanlığı Bizans İmparatorluğu’nun resmi dini yapan ve annesi Helena’yla termallere sık sık gelen İmparator Constantinos, hastaların dinlenmesi için bir bina ile bir kilise, 6. yüzyılda da, İustinianos yeni bir saray ve hamam, 19. yüzyılda ise Sultan Abdülmecid’in romatizmadan çeken annesi yeni banyolar ve köşkler yaptırmıştı. Bugün, Yalova kaplıcaları dünyaca tanınmasını, 1929’da buraya gelen ve termali çok beğenen Atatürk’ün çabalarına borçlu. Atatürk’ün buraya dinlenmeye geldiğinde kaldığı ve bugün Atatürk Köşkü Müzesi (0226 675 70 28) olarak gezilebilen ahşap köşkte birçok reform kararı alınmıştı. 3800 dönümlük park, bahçe ve koruluğun içindeki binlerce ağacın arasında, Bizans dönemine ait Kurşunlu Sauna- Hamam, Termal Açık Havuz, Sultan Abdülmecid’in annesi Valide Sultan için yaptırdığı ve 50 yıl önce köylülerin bir yumurta karşılığı girdiği, Valide Banyo (kadın- erkek ayrı Türk hamamı), Atatürk’ün yaptırdığı özel Termal Sauna Hamam, buhar tedavisi ve mide suyu gibi bölümler var. Samanlı Dağları eteklerindeki Yalova Termal Kaplıca Tesisleri’nde Çamlık Otel, Çınar Otel ve Tarihi Termal Otel ve Apartları, konaklama seçenekleri. Günlük tur programlarına katılmak da mümkün. Bunların bazıları; Yalova’daki köşkler, Karaca Arboretumu, Çınarcık, Esenköy, İznik Gölü ve müzeleri, Bursa Ulu Cami, Yeşil Türbe, Kocaeli... Ayrıca grupların isteklerine göre Delmece Yaylası, Erikli Yaylası ve bakir bir ormanın içindeki Sudüşen Şelalesi parkurlarına doğa gezileri organize ediliyor.

ZİGANA DAĞI

Kayak, yürüyüş dağ evinde konaklama

Karadeniz kıyılarını Anadolu’nun içlerine bağlayan Zigana Geçidi, Çin’den başlayan İpek Yolu kervanlarının da geçtiği bir güzergahtı. Mallar, Trabzon limanına kadar gelir, buradan da Avrupa’ya gönderilirdi. Bugün Trabzon ile /images/100/0x0/55eb3778f018fbb8f8b2f080Erzurum’u bağlayan bu karayolu sıklıkla turistler tarafından kullanılıyor. Kışın daha çok Karadeniz bölgesinden, Ordu, Rize, Trabzon ve Gümüşhane’den gelenler burada kayıyor, yürüyüş yapıyor ve dağ evlerinde konaklıyorlar. Hazirandan itibarense Türkiye’nin her yanından doğa tutkunları geliyor. Yol dağa doğru, çam ormanları eşliğinde ve Karadeniz’in dağınık köy evlerinden geçerek tırmanıyor.

Trabzon’u Gümüşhane’ye bağlayan tünele yaklaştıkça Hamsiköy var. Buradan itibaren yol kenarlarındaki ’’kendin pişir kendin ye’’cilerin mangallarının dumanlarını göreceksiniz. Dağ havasını solurken mangal sefası yapabilir, Gümüş Kayak Merkezi’nde (0456 629 10 05) kayak yapabilirsiniz. Gümüşhane’ye yarım saat, Trabzon Havaalanı’na 45 dakika mesafedeki tesiste 1.5 kilometre ve 500 metre olmak üzere iki teleski var. Kayak kiralamak mümkün. Kayak sezonu aralık ayında başlayıp nisana kadar devam ediyor. Kayak merkezine beş kilometre mesafede, 1700 rakımda, dağ bungalovlarının bulunduğu Zigana Yayla Tatil Köyü (0462 542 62 62, 326 58 15, www.ziganatatilkoyu.com) var. Yürüyüş parkurları ve Sumela Manastırı, Vazelon Manastırı, Kuştul Manastırı, Gümüşhane Karaca Mağarası gibi civarda gezilecek yerlerle ilgili buradan bilgi alabilirsiniz. Ayrıca yöresel yemekler, semaverde çay, nargile ve meşhur Hamsiköy sütlacı için Zigana Yer Sofrası’na (0462 542 63 54) uğrayın. Yakınındaki mütevazı pansiyonlar da size çevredeki yürüyüş güzergahları ve kayak konusunda yardımcı olacaktır.

Kaynak: Reyan TUVİ

GezginGezgin
Garda Gölü'nün parlayan yıldızı: Sirmione
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Olağanüstü güzellikteki 8 kayıp şehir! Listede Türkiye'den iki yer bulunuyor...
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Türkiye'de terk edilmiş 9 köy
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Gümüşten boynuz takan ilginç kadınlar: Miaolar
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Dünyadaki en ilginç ülke sınırları
Seyahat HaberiSeyahat Haberi
Çölün tam ortasında 2000 yıllık göl!